Bölümler 7Şu an: TAKİP
- 1 ÖNSÖZ184 kelime
- 2 AŞK2.161 kelime
- 3 MEZARLIK1.413 kelime
- 4 FOTOĞRAFLAR1.344 kelime
- 5 MAGAZİN1.376 kelime
- 6 KIRMIZI1.467 kelime
- 7 TAKİP1.533 kelime · Okuduğun bölüm
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
-CHAPTER 6-
Sabahın ilk ışıklarıydı. Yatak odasının karartılmış perdesinin aralık kalan küçük bir kısmından içeri sızan gün ışığı, Asya'nın önce yüzünü buruşturmasına, ardından gözlerini yavaşça aralamasına sebep oldu.
Yatakta doğruldu. Yüzünü ekşitip gece özenle kapattığını sandığı, aslında düzgün kapatılmamış yamuk perdeye baktı. Yüzünde, bir yırtıcının avına bakarken takındığı türden bir ifade vardı.
Perdeye sinirlenmiş gibi duruyordu. Yataktan hafifçe doğrulup parmaklarını saçlarının arasından geçirdi. Duvar gibi bakışlarını önce ayaklarına, sonra da perdeye dikti.
Yataktan yavaşça kalkıp perdeyi sertçe çekerek kenara itti. Ardından camı sertçe açıp derin bir nefes çekti içine ve gözlerini kapattı.
Sabahları bu camı açıp şehrin kirli havasını içine çekmek ona iyi geliyordu. Sanki bu rutin, hedefine daha da odaklanmasına yardımcı oluyordu. Camdan hafifçe geri çekilip kapattı. Yatağını özenle topladı.
Telefonunu alıp merdivenlerden aşağı indi. Sakin ve kararlı bir şekilde, her zamanki gibi kahvesini içmek için mutfağa yöneldi. Tezgâhın üzerinde duran buket, şok geçirmesine sebep olmuştu. Olduğu yere mıh gibi çakıldı.
Solmuş siyah karanfillerden oluşan bir buket...
Elindeki telefon yere düştü. O ifadesiz, ruhsuz Asya'nın yüzünde şimdi her duygu vardı. Şaşkınlık, korku, öfke...
Duyguları karma karışıktı. Hemen yüzüne ifadesiz bakışlarını takıp etrafına göz gezdirdi. Bir gariplik var mıydı? Dikkatlice baktı. Her şey yerli yerindeydi.
Hızla bukete yaklaşıp üzerinde, kenarları sanki çakmakla yakılmış gibi duran yanık izleri ve yanık kokusu olan siyah kartı eline aldı.
Yavaşça önce burnuna götürüp yanık kokusunu içine çekti. Gözlerini kapattı. Keskin yanık kokusu burnuna buram buram dolmuştu. Tekrar açtığında ise gözlerinde, bir katilin kurbanını öldürmeden önce yüzünde beliren sinsi ve soğukkanlı o ifade vardı.
Hızla kartın üzerindeki nota baktı.
“Buketiniz aldım. Tercihinize bayıldım. Umarım siz de benimkini beğenirsiniz.”
Asya notu okuduğunda yüzünde tek bir mimik bile kıpırdamamıştı. Alp savaş ilanını kabul etmişti. Asya bunu kurumuş siyah karanfillerden anlamıştı. Ona kan akacak demişti. Alp ise ölü birinden kan akmayacağını ama yakılabileceğini net bir dille anlatmış olmuştu. Güvenli alanını, evini ihlal ederek yapmıştı bunu bir de. Orda bile güvende değilsin demekti bu.
Asya bu mesajı çok net almıştı.
Ellerini kurumuş karanfillerin arasında gezdirdi. Ardından iki parmağı arasında bir karanfil yaprağı tuttu. Dümdüz karşıya, boşluğa bakıyordu. Karanfil yaprağını parmakları arasında dairesel hareketlerle döndürerek kopardı.
Elinde tuttuğu karanfil yaprağına baktı.
“Bakalım kim kimi yakacak!”
Kendi kendine mırıldandı.
Asya çok büyük bir savaşa girmişti. Bu savaşı kazanması imkânsıza yakındı. Alp gibi biri, yarışılacak biri değildi. Ama Asya bunu Rüzgar için göze almıştı.
Peki, Rüzgar buna değer miydi?
Hızla buketi alıp çöpe attı. Sigarasını ve çakmağını tezgâhtan aldı. Elindeki notla hızla üst kata çıktı. Suratı dümdüz, duvar gibiydi. Duygu yoktu, ruhu bile yok gibiydi. Şu an aklından neler geçtiği bile belirsizdi.
Hızla dolabının kapağını açtı. Montlarını askılıkta sertçe itti. Tahta parçasını çıkarıp kenara koydu. Hızla ışığı yakıp küçük odaya girdi. Ardından masanın önünde duran sandalyeyi çekti. Sigara paketinden titreyen elleriyle bir dal aldı ve hızla yaktı.
Derin bir duman çekti. Gözlerini kapatıp başını geriye attı. Tavana çevirdi kafasını.
Düşünüyor gibiydi ama çıkmaza girmiş gibi de bir hâli vardı. Gözlerini açtı, başını aşağı eğip karşısında duran ağaca tekrar baktı. Bu sefer bakışları Rüzgar'da değil, Alp'teydi.
Sigarasını yavaşça dudaklarının arasına götürüp tek gözünü kapattı ve derin bir nefes daha çekti. Ardından yavaşça ama sertçe üfledi.
Hızla laptopunu açtı. Rüzgar'ın nerede olduğuna baktı. Şirketteydi. Hayret edilecek bir durumdu. Asya da buna şaşırmıştı, kaşları hafifçe havaya kalktı.
Muhtemelen o haber olayından sonra dikkatleri üzerlerine çektikleri için kendilerince bir rutin oluşturmuşlardı. Klasik işe gidip gelen iyi adam Rüzgar ve hastanenin en iyi kalpli doktoru Leyla ilişkisi...
Bu düşünceyle Asya alaycı bir tebessüm etti. Dudakları hafifçe kıvrıldı. Bu kadar basit düşünmeleri ona göre alay edilesi bir durumdu.
Muhtemelen Alp de şirketteydi. Bu haber olayıyla tüm aile bir süre sessizliğe bürünecekti. Alp yapmasına rağmen haberi, o da bu olaydan payını almıştı. Bu, Asya için güzel bir fırsat olabilirdi. Ama karşısındaki adam da normal biri değildi. En az Asya kadar takıntılı ve patolojik bir akıl hastasıydı. Bu yüzden Asya'nın daha detaylı düşünmesi gerekiyordu.
Hızla yerinden kalktı, ardından sigarasını söndürdü. Işığı kapatıp küçük mağarasından çıktı.
Tahta parçasını yerine koydu. Geri çekilip ellerini beline koyarak durdu. Burası fazla açıkta kalıyordu. O an arkasını döndü. Köşede, bir sergiden aldığı ve henüz paketi açılmamış tabloyu gördü. Hızla onu alıp tahtanın önüne koydu.
Bir nevi o alanı kendince gizlemişti.
Kıyafetlerini özenle düzeltti. Askıda aralarında eşit mesafe kalacak şekilde ayarlayıp arka arkaya sıraladı.
Hızla giyeceği kıyafetlerini aldı. Bugün bir gözcüydü. Dikkat çekmemesi gerekiyordu.
Asya bunu daha önce çok yapmıştı ama Alp'e değil, Rüzgar'a yapmıştı.
Siyah dar pantolonunu, siyah kapüşonlu sweatshirt'ünü ve siyah montunu giydi. Siyah botlarını giyip bağcıklarını bağladı. Siyah şapkasını taktı. Ardından siyah maskesini ve güneş gözlüğünü aldı.
Makyaj masasının çekmecesini sakince açtı. Hızla büyük takı kutusunu çıkarıp açtı. İçinden sar9'u çıkardı elinde sıkıca kavradı.
Hızla şarjörünü açıp kontrol etti. Her zaman tetikteydi, elbette doluydu. Silahı elinde tutup nişan alır gibi doğrulttu, etrafında hafifçe döndü. Ardından beline sıkıştırdı.
Kutuyu kapatıp özenle yerine koydu ve çekmeceyi kapattı.
Islık çalmaya başlamıştı. Keyfi yerine gelmiş gibiydi. Hafif bir sesle sırt çantasını toparlayıp aşağı indi. Sanki spora gidiyormuş gibi bir havası vardı, pantolonu hariç tabii ki.
Hızla asansöre bindi, ıslık çalarak aşağı indi. Asansörden duvar gibi bakışlarla çıktı. Güvenliğe başıyla selam verip yanından geçerken durdu. Güvenliğe dönüp onu baştan aşağı, dümdüz bakışlarla süzdü.
“Asya Hanım, bir sorun mu var?”
Güvenlik, hafif titreyen ve suçlu gibi çıkan sesiyle sormuştu. Bu, Asya'nın dudaklarında belli belirsiz bir kıvrılmaya sebep oldu.
“Oldu... Dün geceye ait, benim daireme ait güvenlik kamerası kayıtlarını rica ediyorum.”
Asya'nın dümdüz sesi, güvenliğin yutkunmasına sebep oldu. Asya anlamıştı. Ondan kaçmazdı zaten.
“Ya da... polis çağıralım, ne dersin?”
Bunu derken Asya göz kırptı.
Güvenlik hâlâ Asya'nın ruhsuz, duygusuz bakışlarında gözlerini gezdiriyordu. Korku dolu bir hâli vardı. Elleri titremeye, alnı terlemeye başlamıştı.
Asya buz gibi bir sesle güvenliğe yaklaşıp dikkatlice baktı.
“Terliyorsun...”
Sanki ona acıyormuş gibi söylemişti bunu.
Güvenlik gerilmişti. Sertçe yutkundu.
“Asya Hanım... Ben...”
Asya, kurbanının yola gelmesinden memnun bir ifadeyle biraz daha yaklaştı. Aslında onu sıkıştırıyordu. Dümdüz sesiyle, fısıltı kadar alçak bir tonda seslendi.
“Sen ne?”
Sanki alay ediyordu.
Güvenlik daha fazla direnemeyeceğini anlamıştı.
“Ben girdim... Ama mecbur kaldım, Asya Hanım...”
Adamın bu itirafıyla Asya hiç şaşırmadı ve yüzündeki ifadeyi değiştirmedi. Başını onaylar anlamda sallayıp yerdeki boşluğa baktı. Dümdüz bakışlarını tekrar güvenliğe çevirdi.
“Bir dahaki sefere kapımı çal. Ben sana açarım. Böyle şeylerle uğraşma.”
Adam, Asya'nın bu tepkisiyle şaşırmıştı.
Asya hızla arkasını dönüp binadan çıktı. Arabasına binmeden yürüyerek taksi durağına ilerledi. Hızla boşta duran bir taksiye bindi. Şoför de araca geçince adama bakmadan telefonunu çıkardı.
“Merkeze.”
Dümdüz sesiyle söylediği bu cümleyle taksici hızla aracı hareket ettirdi.
Asya telefondan adresi açtı. Araç kiralama yerine ait bir adresti bu.
Merkeze geldiklerinde taksici, Asya'nın inmek istediği yere yaklaştı. Asya hızla araçtan indi ve ücretini ödedi. Ardından hızla mekâna girdi.
“Asya Hanım, bu ne sürpriz! Hoş geldiniz.”
Çalışanlar tarafından tanınan, sevilen ve saygı duyulan bir kadındı Asya. Başını onaylar anlamda bir kez sallayarak selam verdi. Ardından hızla, selam veren kişinin karşısındaki boş sandalyeye oturdu.
“Araç lazım bana.”
Dümdüz, kısa ve net bir şekilde ihtiyacını belirtmişti.
Kadın gülümseyerek başını salladı.
“Tabii ki. Segment tercihiniz var mıdır?”
Asya hayır anlamında başını iki yana salladı. Ardından elleriyle kadına işaret etti.
“Acelem var. En hızlı neyse o olmalı.”
Kadın, Asya'nın aceleci tavrıyla başını onaylar anlamda salladı ve işlemleri hızlandırdı.
Asya, Rüzgar'ı takip ettiği zamanlarda da buradan araç kiralardı. Burası hem onu tanıyor hem de tüm bilgileri ellerinde olduğu için aracı alması hızlı oluyordu.
Kadın hızla yerinden kalktı.
“Ben size eşlik edeyim, araca kadar.”
Gülümseyerek söylediği cümleyle Asya hızla kadını takip etmeye başladı. Arka tarafta duran, her yerde görülebilecek, dikkat çekmeyen beyaz aracın yanında durdular.
“En hızlı bunu verebiliyorum.”
Kadın gülümsedi.
Asya memnun olmuştu. Derin bir nefes verdi.
“Kart bilgilerim sizde var. Ücreti oradan alabilirsiniz.”
Kadın başıyla onaylayıp köşede duran dolaptan anahtarı aldı ve Asya'ya uzattı.
“İyi yolculuklar.”
Asya cevap vermeden hızla kapıyı kapatıp ilerledi.
Kadın arkasından baktı. Arabaların başında duran adama döndü.
“Nemrut falan ama uğraştırmıyor. Seviyorum bunu.”
Gülümseyerek söylerken adam da gülmüştü.
O sırada Asya çoktan ilerlemeye başlamıştı. Daha yeni takmadığını fark ettiği emniyet kemerini takıyordu. Hızla şirketin bulunduğu yere doğru sürdü. Telefonunu açıp navigasyondan şirketin konumunu belirledi.
Şirketin önüne geldiğinde birkaç araç geriye, girişini görebileceği şekilde park etti.
Hızla koltuğunu geriye aldı. Maskesini yüzüne, güneş gözlüğünü gözlerine taktı.
Sabırla beklemeye başladı.
Sabretmeyi o hastanede öğrenmişti.
Sahi, hastane demişken bugün doktor randevusu vardı.
O an Asya elini kafasına vurdu.
Hızla doktor asistanının numarasını aradı. Maskesinin ağız kısmını eliyle çenesinin altına indirdi.
“Mustafa Kabul'un telefonu, buyurun.”
“Merhaba, ben Asya Taşdelen. Bugün Mustafa Bey'le randevum vardı.”
Biraz öksürdü. Yalandan ama gerçekçi bir şekilde.
“Bugün kendimi pek iyi hissetmiyorum. Yarın için erteleyebilir miyiz?”
Asya'nın sözleri üzerine kadın durdu, dinledi.
“Tabii, yarın diyelim. Saat on ikide.”
Asistanın sesi itiraz kabul etmez gibiydi.
“Uygundur, teşekkürler.”
Asya randevuyu oluşturup hızla telefonu kapattı. Bu durum Mustafa Bey'i şüphelendirecekti. Bunu iyi biliyordu.
Onu inandırmak için kaybedeceği zamanı düşündü. Kolunu dayadığı camdan dışarı baktı ve maskesini yukarı çekti.
Elini başına dayadı. Girişi izleyerek beklemeye devam etti.
Gün batmaya, yerini karanlığa bırakmaya başlamıştı. Hava en güzel rengine, kızıl maviye bürünmüştü.
O sırada içeriden yavaşça çıkan Rüzgar'ı gördü. Biriyle telefonda konuşuyordu. Aniden yürüyüşü durdu. Geriye dönüp bir şey söyledi ama Asya duyumayacak kadar uzaktaydı.
Rüzgar hızla koşar adım geri dönüp arabasına bindi. Ardından içeriden hızlı adımlarla çıkan Alp'i gördü.
Asya neler oluyordu?
Neden bu kadar acele ediyorlardı?
İç geçirip kendi kendine düşündü.
Arabalar hareket ettiğinde o da aracını çalıştırıp peşlerine düştü. Ağzından araç içine yayılan tek kelime çıktı,
“Başlıyoruz!”
Bölüm etkileşimi
