Bölümler 7Şu an: FOTOĞRAFLAR
- 1 ÖNSÖZ184 kelime
- 2 AŞK2.161 kelime
- 3 MEZARLIK1.413 kelime
- 4 FOTOĞRAFLAR1.344 kelime · Okuduğun bölüm
- 5 MAGAZİN1.376 kelime
- 6 KIRMIZI1.467 kelime
- 7 TAKİP1.533 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
-CHAPTER 3-
Evine geldiğinde, arabasını binanın tam önünde bulunan açık otoparka park etti. Hızla arabadan inip binanın içine girdi.
Kapıda duran güvenliğe başıyla selam verdi. Güvenlik de aynı şekilde karşılık verdi. Asya, ritmik topuklu ayakkabısının sesleriyle asansöre bindi ve on beşinci kata bastı. Asansör durduğunda hızla inip evinin kapısının kilidini açarak içeri girdi. Kapıyı ardından kapatıp kilitledi. İlk işi topuklularından kurtulmaktı.
Hızla topuklularını elleriyle tutup çıkardı ve köşeye fırlattı.
Trençkotunu ve atkısını da çıkarıp koltuğun üzerine gelişigüzel attı. Çantasını açıp içinden sigara paketini çıkardı. Bir dal alıp dudaklarının arasına yerleştirdi. Hızla yakıp çantasını da olduğu yere bıraktı.
Loft evinde fazla eşyası olmayan, yalnızca gerekli eşyaları kullanan bir kadındı Asya. Bir köşe koltuk, mutfak masası, dört sandalye; üst katta ise bir yatak, dolap ve makyaj masası vardı. Kalabalığa karşı da takıntısı vardı.
Hızla merdivenlere yönelip üst kata çıktı ve giysi dolabını açtı. Uzun montlarını kenara itti. Sigarayı, bir gözünü kapatarak dudaklarının arasına yerleştirdi. Dolabın arkasında bulunan büyük tahta parçasını kaldırıp dolabın dışına koydu. Kafasını içeri sokup ışık düğmesini yaktı. Vücudunu eğerek çok da büyük olmayan delikten içeri girdi ve ortada duran masanın başındaki sandalyeye oturdu. Sigarasından derin bir nefes daha alıp küçük ve gizli odasının duvarlarına baktı.
Asılı duran Rüzgâr'ın fotoğrafları...
Rüzgâr'ın her anı, her saniyesi şu an gözleriyle incelediği bu gizli odasının duvarlarındaydı.
Sigarasından derin bir nefes daha aldı. Önünde duran laptopu açtı. Hızla şifresini girdi. Ekran açıldığında Rüzgâr'a ve kendisine ait eski zamanlardan kalma fotoğraflar vardı. Hızla kenarda duran uygulamaya girdi.
Bu uygulama, Rüzgâr'ın değişmeyen telefon numarasına entegre olan konumunu gösteren bir uygulamaydı. Evdeydi ama artık yeni evindeydi.
Rüzgâr, babasının vefatıyla birlikte babasından kendisine kalan şirketi ve işleri doğru düzgün ilerletememişti. Bu yüzden bir evlilik yapmak zorunda kalmıştı.
Leyla Koraltan... Öyle bir kadındı ki Rüzgâr'ın Baykan soyadını almamış, hâlâ kendi soyadını kullanıyordu. Hiçbir yerde Rüzgâr'ın soyadını geçirmiyordu. Hatta adını da geçirmiyordu. Arada bir Rüzgâr'la etkinliklerde veya açılışlarda boy gösterip mutlu çift pozu veriyor, sonra kenara çekiliyorlardı.
Asya olsa her dakika Rüzgâr'ın ensesinde durur, onu rahat bırakmazdı. Çünkü Rüzgâr, boş kalınca gözü dışarıya kayan biriydi.
Onu boş bıraktığın an aldatılmayı göze almalıydın. Bu yüzden hep ensesinde olacaktın. Aslında bunu Asya yapmıştı, yine de aldatılmıştı. Terk edilmişti ve daha önemlisi, deli damgası yemişti. Demek ki sıkmakla da ilgili değildi bu konu. Yapmak isteyen, yapıyordu.
Sigarasının son dumanını çekip masanın üzerindeki küllüğe doğru bastırarak söndürdü. Ayağa kalkıp karşısında duran duvara yaklaştı. Ellerini göğsünde birleştirdi. Arkasında kalan masaya kendini hafifçe yasladı.
Karşısında, sanki bir suç çetesini takip eden polis gibi, birbirine bağlanmış ipler, fotoğraflar ve yazılar vardı. Bu, dışarıdan gören biri için karışık bir puzzle gibi dursa da Asya için çok açıklayıcı bir tabloydu.
Fotoğraflarda Leyla ve Rüzgâr vardı. En üstte, altında Leyla ile bağlantılı olarak Alp bulunuyordu. Alp, Leyla'nın erkek kardeşiydi. Ama evin babası, abisi, kardeşi diyebiliriz; onun istediği şekilde hepsi hayatını yaşardı.
Alp'in işleri pek güven veren ve şeffaf işler değildi. Leyla'nın aksine onu hiçbir zaman magazinlerde, açılışlarda göremezdiniz. Alp, geri planda kalan ana beyin takımı gibiydi. Reklam, Leyla'nın işiydi.
Leyla ve Alp ile bağlantılı olan fotoğraf ise iki kişiye aitti, Tülin Hanım ve Ziya Bey'e. Leyla ve Alp'in annesi ve babasına...
Ziya Bey, Alp gibi pek de şeffaf işler yapmadığı düşünülen bir adamdı. Bu sebeple yaşlandığı zamanlarda bir silahlı çatışmaya maruz kalıp öldürülmüştü. O zamanlar Alp on altı yaşındaydı, Leyla ise Alp'ten bir yaş büyüktü on yedi yaşındaydı.
Bu mutlu aile tablosu, Ziya Bey'in ölümüyle değişmişti. Henüz küçük yaşta ailenin reisi olmaya zorlanan Alp...
Ardından gözleri tekrar Rüzgâr'ın görseline kaydı. Asya derin bir nefes aldı. Bu, nefes almaktan çok bir iç çekiş gibiydi.
Rüzgâr'ın babasının ölümünün ardından, lojistik şirketi Alp'in de müşterisi olduğu taşımalar yaparken Rüzgâr'ın umursamazlığı ve yönetimi becerememesi sebebiyle iflasa doğru ilerlemeye başlamıştı. Babasının kemikleri sızlamıştır, diye düşündü Asya.
Bu sebeple Alp, yarı hisseyi Rüzgâr'dan satın alıp akıllıca şirkete destek vererek onu tekrar düzene sokmuştu. İdareyi de Rüzgâr'dan alıp kendisi üstlenmişti.
Aslında Alp bunu kendi çıkarları için yapmıştı. O tırlarda her ne taşıyorsa bunu kendi ismiyle veya kendi şirketi üzerinden yapmıyordu.
Bunun üzerine, nasıl tanıştıklarını henüz Asya'nın da bilmediği bir şekilde Leyla ile tanışıp evlenmişlerdi. İnternette aşk evliliği haberleri vardı. Ama Asya, Rüzgâr'ı tanıyordu. Rüzgâr evlenecek bir adam değildi. Hele de aşk için... Rüzgâr, kendisi dışında kimseyi sevmezdi.
Leyla ve Rüzgâr'ın evlenmesinin üzerinden tam iki yıl geçmişti fakat hâlâ çocukları yoktu.
Asya'nın gözü biraz daha aşağı kaydığında Helen ve Zekiye Hanım'ı gördü.
Dudakları hafifçe kıvrıldı. Helen, Alp'in eski eşiydi. Boşanmışlardı fakat evleri zamanında tarandığı için artık hepsi aynı evde yaşıyordu. Helen ve Zekiye Hanım da onlarla kalıyordu. Neden boşandıkları hâlâ bilinmemekle beraber ilişkileri zaten büyük bir sır taşıyordu.
"Ben, eski karım, kardeşlerim ve annem mutlu bir aileyiz."
Dudaklarında sinsi bir tebessümle demişti bunu Asya. Aslında söylediklerinde haklıydı. Alp, tam olarak dışarıya bu imajı çiziyordu.
Ailenin son üyesi ise küçük Pelin Koraltan'dı. Küçük denildiğine bakmayın, kendisi yirmi yaşında genç bir kızdı. Asya'nın elinde ona ait fazla bilgi yoktu. Sosyal medyada kendi fotoğraflarını paylaşmayan bir hukuk öğrencisiydi. Alp, hepsini görünmez olma konusunda iyi öğütlemişti.
Bir de Alp'in kara kutuları vardı. Sarp ve Cihad... Bunlar Alp'in kara kutuları ve kardeşim dediği arkadaşlarıydı.
Hepsi beraber, kaleden farksız evlerinde yaşıyordu. Alp Bey'imizin bir çiftliği vardı. Kapıda duran izbandutları ve çevrenin dronlarla yedi gün yirmi dört saat tarandığı, üst düzey güvenlikli bir cezaevi... Yanına yaklaşılması bile zor olan bir kaleden bahsediyoruz.
Asya derin bir nefes alıp yere baktığı sırada masa üzerindeki laptopundan bir bildirim sesi geldi. Hızla arkasına tam dönmeden oraya doğru bir bakış attı. Ardından doğrulup masanın başına geldi ve hafifçe eğildi. Gözleri laptopun ekranındayken bir eliyle masadan destek aldı, diğer eliyle dar saten gömleğinin düğmesini biraz daha açtı ve kolyesine ulaşıp eliyle oynamaya başladı.
Rüzgâr kaleden çıkmıştı. Nereye gidiyordu bu saatte? Yoksa yine metresine mi gidiyordu?
Asya'nın yüzünde sinsi bir sırıtış belirdi. Hızla sandalyesine oturdu ve iyice yerleşti. Ayaklarını masanın üzerine uzattı. Alaycı ama sinirli bakışlarını ekrandan ayırmadan her bir adımı takip ediyordu.
Bir süre izledi. Rüzgâr'ın tanıdığı ve adresini bildiği bir sokağa girdiğini gördüğünde Asya'nın yüzünde nefret dolu bir tebessüm belirdi.
Ceyda!
Hâlâ Ceyda ile görüşüyordu gerçekten bu adam. Canına susamış gibi hâlâ Ceyda'dan kopamıyordu.
Ceyda ise onun evli olduğunu bildiği hâlde onunla görüşmeye devam ediyordu. Asya bunu kendine yediremiyordu. Onu hastaneye kapatanların, ona deli diyenlerin bu denli mantıksız hareketler yapması ona fazlasıyla ironik geliyordu.
Hızla masanın altındaki çekmeceyi açtı ve ekranı açıp VPN'e bağlandı. Ardından ona hiç de yabancı olmayan bir kişinin bilgilerini girip mesajlara tıkladı. Bu, Leyla'ya ait bir numaraydı.
Kocan Ceyda'ya geldi, yine.
Bu tek cümleyi yazıp Leyla'ya gönderdi. Sonra hattı çıkardı ve eliyle büktü. Ardından çöp kutusuna attı. Telefonu tekrar çekmeceye koyup çekmeceyi kapattı.
Leyla'ya neden iyilik yapıyordu? Veya kötülük mü yapıyordu? Yaşadıklarını şu an Rüzgâr'ın ona yaşatması zoruna mı gidiyordu? Leyla'yı kendi gibi mi görüyordu?
Bunların cevabını şu an kendisi de bilmiyordu Asya. Ama asıl merak ettiği bunların cevabı değildi zaten. Asıl merak ettiği, Leyla'nın Rüzgâr'ı ne zaman kapı dışarı edeceğiydi.
Leyla çok başarılı bir kadın doğum doktoruydu. Çok güzel ve zeki bir kadındı. Neden hâlâ Rüzgâr'ı yanında tutuyordu? Buna anlam veremiyordu Asya.
Gerçi kendisi de Leyla'dan pek farklı değildi. O da zorla Rüzgâr'ı yanında tutmak istemişti. Kendi başına tutamayacağını fark edince Rüzgâr'ın yanına kendisi sokulmuştu.
Rüzgâr'ın ise en başından beri istediği şey sadece Ceyda olmuştu.
Ceyda çok güzel bir kızdı. Siyah, uzun, düz saçları, muhteşem fiziği ve harika bir gülümsemesi vardı.
Her şeyden önemlisi son derece cilveli ve kadınsı biriydi. Kolay kolay hiçbir erkeğin karşı koyamayacağı bir kadındı. Flörtöz fakat umursamaz, peşinden koşturan tiplerdendi kısacası.
Böyle birine karşı kaybetmişti Asya. Zaten böyle bir kadın karşısında birçok kadının kaybedeceği kesindi.
Asya ise Ceyda'nın tam zıttı bir tipti. Kızıl saçları, beyaz teni ve ilişkilerinde erkek yerine her şeyi üstlenen tavrıyla kadınlıktan uzak, eril bir enerjiye sahipti. Bu, ona kaybettiriyordu. Kaybetmeyi sevmediği için savaşıyordu. Olmayacağını bilse bile... Ama bu, onu daha çok hata yapmaya zorluyordu.
Zaten kaybettiği bir savaşın üzerine akıl hastası damgası yemiş, ardından da gençliğinin yarısını hastanede geçirmişti.
Asya, ekranda Rüzgâr'ın arabasının hareketlendiğini gördüğünde Leyla'nın onu aradığını ve çağırdığını anladı. Yüzünde zafer gülüşüyle yerinde doğrulup ekranı kapattı.
Ardından saçlarını parmaklarıyla geriye doğru itti. Karşısında duran aile tablosuna son kez baktı. Sonra yerinden kalkıp delikten çıktı ve ışığı kapattı.
Tahta parçasını yerine koyup kıyafetlerini askıda özenle düzeltti ve dolabın kapağını kapattı.
Bölüm etkileşimi
