Alaca kitap kapağı

2. bölüm / 6

Alaca

Maskelenmiş sırlar

Vaveyla Yazarı: Hezal Arcı

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 6Şu an: Maskelenmiş sırlar

Cumartesi akşamüstü, Şüheda çalıştığı fast-food dükkanının mutfağında, kızgın yağ kokularının ve bitmek bilmeyen sipariş seslerinin arasında saatlerdir ayaktaydı.
Üzerindeki döküntü üniforma, Balamir’in evindeki o ipek elbiselerin yanından bile geçemezdi. Tüm gün patates kızartıp burger paketlemekten elleri tahriş olmuş, uykusuzluktan gözlerinin altı morarmıştı. Akşam vardiyası bittiğinde, kazandığı üç kuruş yevmiyeyi cebine koyup yorgunluktan dökülen adımlarla evine döndü.

Yolda mahallenin bakkalının önünde ayak üstü çene çalan kadınlara başıyla selam vererek yürümeye devam etti.

Annesi ve babasından onlara miras kalan küçük sevimli müstakil evlerini ne kadar özlediğini farkederek adımlarını sıklaştırdı.

Eve girdiğinde ise onu bekleyen huzur değil, başka bir kabustu.

Kumar borçları yüzünden günlerdir kayıp olan abisi Neco, mutfak masasında oturmuş, sigara dumanının arkasından arsızca gülümsüyordu.

"Neredesin sen kızım bu saate kadar?" dedi Neco. Sesindeki o umursamaz, tekinsiz ton Şüheda’nın tüylerini ürpertti. "Para getirdin mi? Acil nakit lazım, kapıya dayanacaklar yine."

Şüheda, cebindeki yevmiyeyi sıkıca kavradı.

Aklına Balamir'in sabah masaya bıraktığı o buruşuk, yüksek meblağlı banknotlar geldi. Onları yatağının altındaki eski bir kutuya saklamıştı. Abisinin o parayı görmesi, Şüheda’nın sonu demekti.

"Sadece haftalığım var abi, o da faturalara yetmiyor," diyerek yalan söyledi. Abisinin öfkeli homurtularını duymazdan gelerek odasına kaçtı ve kapıyı arkasından kilitledi.

Bu evde de, o lüks malikanede de herkes kendi cehennemini yaşıyordu.

Şüheda odasının kapısına yaslanmış, kalbinin ritmini düzeltmeye çalışırken arkasından hafif bir tıklama sesi duyuldu. Sert ve tehditkar bir vuruş değildi bu; ürkek, neredeyse mahcup bir dokunuştu.
"Şüho... Canım, açar mısın kapıyı?"

Abisinin o dalkavuk ama içinde kötülük barındırmayan yumuşak sesini duyunca Şüheda’nın omuzları çöktü. Kapının kilidini çevirip açtı.

Neco, eşikte dikilmiş, az önceki o arsız maskesini tamamen indirmişti. Elinde, dükkandan gelirken aldığı, Şüheda’nın en sevdiği çikolatalı gofretlerden iki tane vardı. Mahcup bir çocuk gibi gülümsedi.

"Sana yük olmak istemiyorum, biliyorsun değil mi?" dedi Neco içeriye ürkek bir adım atarak.

Gofretleri yatağın üzerine bıraktı, gözleri Şüheda’nın fast food dükkanında çalışmaktan kızarmış ve tahriş olmuş ellerine kaydı. O an Neco’nun gözleri buğulandı. Kendine lanet okur gibi başını öne eğdi.

"Ben iyi bir abi olamadım sana, farkındayım. Babamız öldüğünden beri seni korumam gerekirken, hep sen benim arkamı topluyorsun."

Şüheda bir şey söylemedi ama içindeki o taş kesilmiş öfkenin erimeye başladığını hissetti. Neco dalkavuktu, zayıftı, hayatta hep yanlış yollara sapıyordu ama Şüheda biliyordu ki bu dünyada onun saçının teline zarar gelmesini istemeyecek tek kişi yine bu adamdı.

Neco adımını yaklaştırıp Şüheda’nın yorgunluktan çökmüş omuzlarından tuttu.

"Söz veriyorum Şüho, bu sefer o pisliklerden tamamen kurtulacağım. Bir iş buldum, haftaya başlayacağım. Her şey yoluna girecek. Seni o yağ kokan dükkandan çıkaracağım, okutacağım seni"
Sesindeki çaresiz ama samimi inanç Şüheda’nın gözünden bir damla yaşın süzülmesine sebep oldu. Neco kollarını açtı ve kız kardeşini göğsüne bastırdı.

Şüheda, abisinin boynuna sarılıp başını göğsüne yasladığında hıçkırıklarını daha fazla tutamadı. Neco onun saçlarını öpüyor, "Geçecek abisinin gülü, her şey geçecek..." diye fısıldıyordu.

Balamir’in o milyarlık malikanesinde asla bulamayacağı, parayla satın alınamayacak tek şey bu küçük, rutubetli odada, iki yetim kardeşin birbirine sarılışında gizliydi.

Ancak Şüheda içten içe biliyordu; abisinin bu bataktan kurtulması o kadar kolay değildi.

Neco dalkavuktu, zayıftı ve en büyük zaafı, geceleri sığındığı o pırıltılı, sahte dünyaydı. Mahalledeki o izbe pavyonda çalışan Melis adındaki bir kadına körkütük aşık olmuştu. Onun borçlarını ödemek, onu o hayattan çekip çıkarmak uğruna tefecilere, yeraltının karanlık adamlarına imzaladığı senetlerin haddi hesabı yoktu.

Neco ne zaman Şüheda’ya sarılsa, sırtında o tefecilerin borç gölgesi asılı duruyordu.

Şüheda’nın bu hayattaki tek sığınağı, sadece abisi değildi. Hem mahallede yan yana büyüdüğü hem de okulda aynı sırayı paylaştığı can dostu, sırdaşı Banu vardı. Banu, Şüheda’nın tam zıttıydı; neşeli, patavatsız ama arkadaşı için dünyayı yakacak kadar sadık bir kızdı.

Banunun ısrarlı aramaları sonucu kendini hızlıca duşa atıp hazırlanmaya başladı.

Banu iyi hoştu ama çok konuşan ısrarcı bir kızdı. Şimdi de mahalle düğününe gitmek için şühedayı sayısız kez arayıp darlamıştı.

Sonunda ondan kolay kolay kurtulamayacağını anlayan şüheda dolabından pembe eteği fırfırlı kısa yazlık bir elbiseyi düşünmeden üzerine geçirdi.

Hala ıslak olan saçları beline doğru inerken hafifçe ürperdi. Yüzüne hafif bir kapatıcı geçerek aynada kusursuz görünen yüzünü dikkatlice incelerken Neco’nun “ben önden çıkıyorum düğüne sen de erken gelmeye çalış Salih abime ayıp olur sonra” demesiyle makyajını yapmaya devam etti.

Çok geçmeden kapı alacaklı gibi çalındı. Gelen, mahallenin neşe kaynağı Banu’ydu. Şüheda kapıyı açtığında Banu onu tepeden tırnağa süzdü: "Kızım şu güzelliğe bak! Ömrünü o patates yağı kokan dükkanda çürütüyorsun. Hadi, bu akşam her şeyi hayatın derdini de tasasını da arkamızda bırakıyoruz!" diyerek Şüheda’nın koluna girdi ve onu sokağa, eğlencenin tam kalbine sürükledi.

Mahallenin göbeğine kurulan düğün alanı, sokağın tüm kasvetini silip süpürmüştü. Yere serilen eski kilimler, yan yana dizilmiş plastik sandalyeler ve tepede birbirine dolanmış, sokağı sarı bir sıcaklığa boğan ampuller...

Orkestranın çaldığı yüksek sesli oyun havası tüm mahalleyi inletirken, Banu daha ilk dakikadan kendini pistin ortasına atmış, mahallenin teyzeleriyle karşılıklı göbek atıyordu.

Onun bu patavatsız ama içten enerjisini izlerken Şüheda günlerdir ilk defa göğsünün ferahladığını, yüzünün güldüğünü hissetti. Plastik sandalyelerden birine oturup önüme konan bayat kuru pasta ve gazozdan bir yudum aldı.

Tam o sırada, halay başını çekenlerin arasında abisi Neco’yu gördü. Elinde mendille halayın en önündeydi. Beni görünce göz kırptı, sanki pavyondaki sevgilisi Melis uğruna tefecilere imzaladığı senetleri taşıyan adam o değilmiş gibi neşeyle mendilini salladı.

Banu şarkı bitince nefes nefese Şüheda’nın yanına koştu, yanakları al al olmuştu: "Kızım ne oturuyorsun duvar dibi gibi! Bak abin bile döktürüyor, hadi!" diyerek Şüheda’yı zorla ayağa kaldırdı. İki arkadaş el ele tutuşup kendilerini sokağın ritmine bıraktılar. En azından birkaç saatliğine her şeyi unutmak ne güzeldi...

Düğünün en coşkulu anında, Şüheda’nın gözü sokağın hemen girişindeki, lambaların aydınlatmadığı o karanlık köşeye kaydı. Müziğin yüksek sesine rağmen içini aniden kötü bir his kaplamıştı.

Deri ceketli, mahalle dışından oldukları her hallerinden belli olan iki iri yarı adam, halaydan yeni çıkıp sigara yakmak için tenha köşeye doğru yürüyen Neco’nun arkasından sinsice yaklaşıyordu. Şüheda, Banu’nun elini yavaşça bıraktı. Kalbi küt küt atmaya başlamıştı. Kimseye çaktırmadan, kalabalığın arkasından dolanarak o karanlık sokağa doğru adımlarını hızlandırdı.

Duvarın gölgesine sığındığında, adamların Neco’yu iki bina arasındaki dar boşluğa kıstırdığını gördü. Adamlardan biri, Neco’nun temiz beyaz gömleğinin yakasını sertçe kavramış, onu duvara yaslamıştı.

"Bak Neco," diyordu adam, sesi pürüzlü ve ölümcül bir sakinlikteydi. "Süre bitti. Patronun şakası yok. O pavyondaki karı için harcadığın paraları kuruşu kuruşuna getireceksin. Yoksa bu mahallede bir daha yürüyemezsin."

Neco’nun az önceki o dertsiz yazar maskesi tamamen düşmüştü. Çaresizce kekeledi: "Abi valla haftaya ödeyeceğim... Bir iş buldum, yemin ederim kapatacağım borcu. Kardeşim var içeride, yalvarırım düğünün ortasında yapmayın..."

Şüheda nefesini tutmuş, eli ağzında bu sahneyi izliyordu. Adamlardan diğeri elini ceketinin içine, beline doğru götürdü. Neco’nun korkudan gözleri büyüdü. Şüheda tam o anda anladı; abisi gerçekten yolun sonuna gelmişti ve yatağının altında sakladığı, Balamir’in bıraktığı o yüksek meblağlı parayı bu adamlara vermezse Neco bu geceden sağ çıkamayacaktı.

Şüheda nefesini tutmuş, eli ağzında duvarın gölgesinden bu kabusu izliyordu.

Adamlardan iri yarı olanı, ceketinin önünü hafifçe aralayarak belindeki soğuk metalin kabzasını Neco’nun göğsüne doğru bastırdı. Neco’nun gözleri korkudan irileşirken, adam dişlerinin arasından tısladı:

"Sana tam bir hafta süre Neco. Önümüzdeki Cumartesiye kadar o para masada olacak."

Tam o sırada karanlık sokakta Şüheda’nın bastığı gevşek bir taş parçası ses çıkardı. İki adam da hızla kafasını o yöne çevirdi. Kaçamayacağını anlayan Şüheda, titreyen adımlarla gölgeden dışarı çıktı. Yüzü kireç gibiydi, gözleri abisinin yakasını tutan ellerdeydi.

"Bırakın abimi..." diyebildi sesi titreyerek.
Yakar yakalamaz, Neco’nun gömleğini tutan adam pis bir sırıtışla Şüheda’yı tepeden tırnağa süzdü. Bakışlarındaki o çiğlik, genç kızın tüylerini ürpertti. Adam Neco’yu sertçe duvara itip Şüheda’ya doğru bir adım attı.
"Bak sen..." dedi, sesindeki tehdit tonu katlanmıştı. "Demek evde böyle bir sermaye de var. İşimize gelir Neco. Seçim senin: Ya bir hafta içinde parayı getirirsin ya da kız kardeşini alır, pavyonda Melis'in yanına oturturuz. Borcunu öyle ödetiriz bize."
Neco duyduklarıyla adeta delirdi, "Ulan benim kardeşime dokunursanız..." diye öne atılacak oldu ama diğer adam göğsüne sert bir tekme indirerek onu yere yığdı.
"Cumartesi gecesine kadar süreniz var. Akıllı olun," diyerek arkalarını döndüler ve mahallenin karanlık sokaklarında gözden kayboldular.
Şüheda, nefes nefese yerde yatan abisinin yanına koştu. Neco, ağzından sızan kanı elinin tersiyle silerken gözlerini kız kardeşinden kaçırdı. İlk defa Şüheda’nın yüzüne bakamayacak kadar büyük bir utanç ve çaresizlik içindeydi. "Şüho... Özür dilerim," diye fısıldadı sesi ağlamaklı bir şekilde. Şüheda’nın kalbi taş kesilmişti. O pırıltılı malikanedeki Balamir’in bıraktığı o buruşuk paralar, artık sadece bir kaçış değil, hayat memat meselesiydi.

"Her şeyi mahvettin mutlu olmalısın" dedi Şüheda, sesi ruh gibi hissiz çıkmıştı. "Seninle konuşmak istemiyorum"

Şüheda, bacakları titreyerek düğün alanına geri döndü. Kulakları yüksek sesli oyun havasını duymuyor, gözleri önündeki insanları seçemiyordu. Gidip o ilk oturduğu plastik sandalyeye yığıldı ve öylece kaldı.

Önündeki gazoz bardağına, rüküş sarı ampullerin ışığına boş gözlerle bakıyordu. Kulaklarında sadece adamın o korkunç cümlesi çınlıyordu: "Ya para, ya kız kardeşin..."

Banu, elinde iki bardak taze çayla kalabalığın arasından sıyrılarak yanına geldi. Yanakları hâlâ al al, neşesi yerindeydi. Şüheda’nın yanındaki sandalyeye çöküp bardağın birini önüne bıraktı. Olan bitenden tamamen habersizdi.

"Kız Şüho, nereye kayboldun sen? Abini de göremedim, halay bitti herhalde," dedi çayından bir yudum alırken. Şüheda’nın yüzündeki o donuk, donmuş ifadeyi fark edince duraksadı. "Şüho? İyi misin kızım? Rengin atmış senin, yoruldun mu yoksa?"

Şüheda, Banu’nun sesini çok uzaktan gelen bir uğultu gibi duydu. Zoraki bir şekilde yutkunup gözlerini gazoz bardağından ayırmadan fısıldadı:

"İyiyim... Sadece biraz başım döndü Banu. Gürültüden herhalde."
Banu arkadaşının omzuna şefkatle dokundu ama Şüheda o plastik sandalyede, sokağın ortasında sanki bir buz kütlesine dönmüştü. Zaman o andan sonra durdu. Cumartesi gecesinin neşesi, yerini bir haftalık ölümcül bir geri sayıma bırakmıştı.

Pazartesi sabahı okulun paslı demir kapısından içeri birlikte girerlerken, Banu her zamanki gibi Şüheda’nın koluna girmiş, mahalledeki dedikoduları anlatarak arkadaşının yüzünü güldürmeye çalışıyordu.

Şüheda’nın uykusuz ve bitkin halini gördüğü an duraksadı.

"Yine o dalkavuk abin yüzünden uyumadın değil mi?" diye çıkıştı Banu, şefkat dolu bir kızgınlıkla. "Şüho, yiyeceğim o ellerini, bak yine patates yağından her yerin yara olmuş !"

"Boş ver Banu," dedi Şüheda gözlerini kaçırarak. "Alıştım artık."

"Alışma kızım, alışma! Sen bu okulun en başarılı kızısın, buralardan kurtulacaksın," diyerek Şüheda’nın omzuna destek verircesine sarıldı Banu.

İki kız koridorda yürürken, kalabalığın arasında aniden keskin bir sessizlik oldu. Öğrenciler duvar kenarlarına çekiliyor, fısıldaşmalar bir anda bıçak gibi kesiliyordu.

Balamir, üzerinde okulun en pahalı ceketini savurarak koridorun diğer ucundan belirdi.

Hafta sonu o rutubetli odada sayıklayan, ağzından kan gelen o çaresiz çocuktan eser yoktu şimdi. Gözlerindeki o çiğ, aristokrat kibirle etrafındaki insanları ezerek, adeta zemine basmıyormuş gibi yürüyordu.

Şüheda ve Banu’nun tam önünden geçerken, adımları saliselerle ölçülecek kadar yavaşladı.

Balamir, Şüheda’yı tamamen görmezden gelerek, bir yabancıya bakar gibi dümdüz geçti gitti. Ama tam o geçiş anında, Şüheda onun siyah gözlerinde hafta sonundan kalan o karanlık hesaplaşmanın ve kırgınlığın izini yakaladı.

Balamir ne kadar gizlemeye çalışsa da, koridorda Şüheda’ya doğru yürürken adımlarındaki o mesafeli, dikkatli izleyiş genç kızın gözünden kaçmamıştı. Balamir kızı görmezden geliyordu ama tüm algısı Şüheda’nın üzerindeydi.

Banu, Balamir’in arkasından bakıp Şüheda’nın kulağına fısıldadı:

"Şuna bak... Şehrin sefiri mübarek. Hafta sonu babasının holding hisseleri fırlamış diyorlar, kasıntı herif. Ama Şüho, fark ettin mi? Geçerken sanki gözü sendeydi..."

Banu haklıydı. Balamir beni görmezden geliyordu ama okulun o kalabalık, gürültülü koridorunda ikimiz de biliyorduk: Aramızdaki o karanlık sır, ikimizi de yavaş yavaş kendi içine çekiyordu.

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

42okunma 1beğeni 0yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.