15. bölüm · AKER KOLEJİ

Korku evi

Mine Çakır

Aşkın ne olduğunu herkes farklı anlatır. Kimine göre bir heyecan, kimine göre bir alışkanlık, kimine göre de insanın hayatında bir kez karşısına çıkan büyük bir histir.

Bana göre ise aşk, birini sevmekten çok daha fazlasıydı.

Birini düşünürken yüzünde fark etmeden oluşan gülümsemeydi. Onun mutluluğunu kendi mutluluğun kadar önemsemekti. Yanında hiçbir şey söylemeden bile huzurlu hissedebilmekti.

Ama aşkın en güzel hâli, sevginin karşılık bulduğu zamandı.

Çünkü insan sevmeyi biliyordu da sevilmenin nasıl bir his olduğunu ancak yaşayınca anlıyordu. Birinin seni gerçekten önemsediğini, seni seçtiğini ve hayatında sana ait bir yer olduğunu hissetmek...

Bazen bütün dünyaya bedeldi.

Doğru insanı bulmak da belki buydu. Sana sürekli sevgisini kanıtlamaya çalıştırmayan, hislerinden şüphe ettirmeyen, yanında kendin olmaktan korkmadığın biri.

Onun yanında dünyanın en güzel kızı olduğunu düşünmek değildi mesele.

Onun gözlerinde kendini öyle hissetmekti.

Çünkü gerçek sevgi, insanı değiştirmeye çalışmazdı. Eksik hissettirmezdi. Tam tersine, olduğu kişiyle değerli olduğunu hatırlatırdı.

Ve belki mutluluk da bundan ibaretti.

Kalbinin birine ait olduğunu bilmekten çok, o kalpte senin de bir yerin olduğunu bilmek...
Sevdiğin insan tarafından aynı içtenlikle sevildiğini hissetmek.

Sanırım aşkın en güzel tarafı buydu: İnsan sonunda yalnızca birini bulmuş olmazdı; kendini yanında huzurlu hissettiği birini bulurdu.

Düşüncelerime ara vererek yemeğime odaklandım. Bugün okulda farklı bir şey yaşanmamıştı yalnızca Eylül eve gitmişti.

Yemeğimi yedikten sonra şarkı eşliğinde mutfağı topladım. Tarih ödevimin olduğunu hatırlayınca hemen odama çıktım bir sürede tarih ödevi ile uğraştıktan sonra direkt yatağa girdim.

Telefonumdan gelen rahatsız edici alarmla zorda olsa uyandım hemen üstümü giyindim. Ölü balık gibi durduğum için yüzüme bir iki bi şey sürdüm. Saçlarımı açık bıraktım ve aşağı indim.

"Günaydın canım ailem"

"Günaydın kızım"

"Günaydın fıstığım"

Annem ve babama gülümsedim. Kahvaltımı yaptıktan sonra hemen okulun yolunu tuttum.

Okula vardığımda hızla sınıfa çıktım. Karan dışında kadro tamdı, bende sırama geçtim ve bizimkileri dinlemeye başladım.

"Abi yeter ya! yarım saattir atlar gibi cilveleşiyorsunuz."

Hazal yiğit'in elini tuttu ve derine baktı. Derin ise bu harekete yalnızca göz devirdi ve Emire döndü.

"Sırık sen niye konuşmuyorsun?"

Emir derine döndü ve gülümsedi.

"Ne o seninle ilgilenmemi istiyorsun değil mi?"

"Evet canım sıkılıyor"

"Sakar"

"Ne var! Allah'ın cezası ne... Bir saatir sakar diyip duruyon"

"Ne bağırdın ya iyi misin diye sorucaktım"

Eylül Kaana baktı ve yutkunarak konuştu.

"Sanane"

"İyi geber"

Eylül ve kaan'ı izlerken gozuma Hazal ve Yiğit takıldı ikisi de gülüyordu. Çok tatlı görünüyorlardı.

"Çilli?"

"Hiç vazgeçmiceksin değilmi bu kelimeden"

"Asla sevgilim"

Yiğit elini hazal'ın yününe koyarak elmacık kemiğini okşadı onlara bakarken Karan sınıftan içeri girdi. Müjdeli haberi sınıfa verdi.

"Arkadaşlar öğleden sonraki dersler boşmuş"

Sınıfta herkes sevinç çığlıkları atmıştı.

Karan yanıma oturur oturmaz yanağımı öptü.

"Günaydın boncuk"

"Günaydın sevgilim"

"Bu sevgili sana ölsün"

Karan ellerini yanaklarıma koymuş severken ben kaşlarımı çattım.

"Ne öyle ölmek falan bir daha deme öyle şeyler"

"Emrin olur"

"Hep beraber bir şey yapalım"

Odak noktamız bu seferde derine döndü.

"Evet ya bencede" dedim.

Herkes ne yapacağız diye düşünürken derin sinsice sırıttı.

"Siz kendinizi bana bırakın size müthiş bir gün yaşatacağım"

"Aha bu gülüş tam bir bok yiyeceğim gülüşü"

Derin eliyle yanında oturan emirin ensesine vurdu.

"Kes lan pop kek"

"O ne la öyle kızım sen kızsın şunu bir anla"

"Kes sesini koçum bizde böyleyiz sıkıntı mı var"

"Şuna bak hele bir teşbih eksik"

"Hayırdır oğlum seni tesbih yapar sallarım"

Hepimiz derin ve Emire gülerken Emirde dalgın bir şekilde derine bakıyordu sanki böyle olması çok güzelmiş gibi sanki hep böyle kalmalıymış gibi"

Sınıftan giren matematik hocası ile ayağa kalktık.

"Oturun çocuklar"

Hepimiz oturduk.

"Ooo hocam bu ne güzellik"

"Teşekkür ederim kaancım sende çok yakışıklısın"

"Sakar duydun mu çok yakışıklıymışım hoca dedi"

"İyi git kurşun döktür bana bulaşma"

Kaan güldü ve önüne döndü. Matematik derslerini oldum olası hiç sevmezdim. Hoca tahtaya yazdığı soruyu tamamladıktan sonra sınıfa döndü.

"Kim cevaplamak ister?"

Herkes başını kitabına gömdü hoca bana bakınca hemen başımı başka tarafa çevirdim.

"Aaa şuradaki kuş mu?"

"Evet kesinlikle göçmen kuşlar bence"

Hiç Kaan ve yiğit'e gülümseyerek sınıf listesini eline aldı.

"O zaman listeden seçiyorum"

Gözlerimi kapattım ve söylenecek ismi heyecanla bekledim.

"Derin Özkaya"

"Hay ben böyle işi si..."

"Derin!"

"Özür dilerim hocam böyle üçgeni çarpılı soruya beni kaldırdırınca bir an ağzımdan çıktı"

Derin ayağa kalktı ve tahtaya çıktı. Emir ise derinin bu halini gülerek izliyordu.

Derin sınıfa arkasını döndü ve bir süre elindeki tahta kalemi ile bekledi sonra bir anda arkasını döndü.

"Ben yapamıyorum hocam"

"Derin denemedin bile"

"Hocam şimdi eğri oturup doğru konuşalım matematikten beş almış insanım nasıl çözeyim ben bu soruyu"

Hoca derine güldü ve sınıfa baktı.

"Var mı derin arkadaşına yardım etmek isteyen"

"Ben yapabilirim"

Sınıfta ki herkes konuşan kişiye döndü. Cenk sırasında derine gülümseyerek bakıyordu. Emir cenk'in nereye baktığını görünce yüzü kasıldı.

"O zaman cenk gel arkadaşına yardım et"

"Cevap 4"

Emirin bir anda soruyu cevaplaması ile hoca ona döndü.

"Doğru... Gel tahtada arkadaşlarınada anlat soruyu"

Emir hemen ayağa kalktı. Cenk yüzü asılmış şekilde yerine geri oturdu.

Emir soruyu anlattı. Sonra hoca başka soru sormadan zil çalmıştı. Öğle arasına kadar herşey gayet sıradandı öğeler arasına girdiğimizde hepimiz önce yemek yedik sonrada derine baktık ne yapacağımızı bulmuştu.

"Korku evine gideceğiz"

"Ne!"

"Ne!"

Derin herkese baktı ve heyecanla konuştu.

"Bakın kesinlikle gitmeliyiz bi kere çok eğlenceli"

Kimse önce istemesede derinin ısrarları sonucunda hepimiz kabul etmiştik.

Korku evine gittiğimizde içimi bir ürperti sardı.

İçeri girdik ve gerekli maddeleri konuştuk. Telefonlarımızı bir kutunun içine koyduk. Ben hızla Karan'ın yanına gittim ve elini tuttum.

Hep beraber bir odaya girdik. Oda kırmızı renkler ile doluydu.

Hepimiz birbirimize sırnaşmış ilerliyorduk, hemen Karan'ın elini tuttum.

"Boncuk korktunmu"

"Biraz"

"İstersen çıkalım güzelim"

"Yok iyiyim"

Karan beni iyice kendine çekti. Hazala baktığımda o da yiğit'in elini tutmuştu.

"Çilli sakin ol daha bir şey olmadı titriyorsun"

"Soğuk o yüzden titriyorum"

Yiğit hazal'a kıyamayan gözler ile bakıyordu. Hemen üzerindeki yeleği hazala giydirdi.

Kaan eylül ve Emir derin kavga etmekle meşgullerdi tavandan metal bir ses geldi.

"Hoşgeldiniz"

Ses çok kalındı.

"Hoşbulduk canım" hepimiz derine baktık oda baize baktı ve omzunu silkti.

Odada bir anda bir kadının çığlık sesi duyulunca hepimiz çığlık attık.

"Kaan in kucağından!"

"Pardon sakar bir anda oldu"

"Salak bir de yol boyu benim gibi korkmayın rahat olun diyordu"

Metalik ses yine konuşmaya başladı.

"Bu ağlayan bir anne bebeği yan odada onu hemen getirin yoksa onun gazabından kurtulamazsınız"

"Dış ses bey yan odaya vahiy yolu ila mi gideceğiz"

"Çok hevesli görünüyorsun ufaklık"

Emir dış sesin derin'e söylediği şey üzerine kahkaha attı. Derin ise ters ters emir'e baktı.

"Bana bak oğlum sen hayırdır bana böyle ufaklık mufaklık diyorsun!"

İçeri bir anda pelerini biri girdi ve derinin üzerine doğru koştu.

"Tamam ya gelme üzerime katil!"

Herkes çığlık çığlığa koştu sonra maskeli adam geri dışarı çıktı ve metalik ses tekrar konuştu.

"Şimdi aranızdan bir çift gitsin ve o bebeği alıp gelsin"

Herkes birbirine bakarken kimse gitme taraftarı değildi. Bunu anlayan dış ses tekrar konuştu.

"İsimlerinizi söyleyin çabuk"

Hepimiz sırayla isimlerimizi söyledik.

"Eylül ve az önce onun kucağına atlayan yakışıklı gidin o bebeği alın ve gelin"

"Duydunuz mu bana yakışıklı dedi lan sen bana mı yürüyorsun!"

"Ay ben bu haydutla asla gidip o bebeği getirmem."

"5 dakika içerisinde o bebeği buraya getirmezseniz bu odadan bir daha çıkamazsınız"

Hepimizin zoruyla Eylül ve kan bebeği olmak üzere yan odaya girdi. Birkaç dakika sonra içeriden Çığlık sesleri geldi.

Bir anda etraf karanlığa boğuldu ben karana sarılırken o da beni iyice göğsüne çekti.

"Siktiğiminin çocuğu!"

Kaan ve eylül sonunda gelmişti ellerindeki bebeği teslim etmiş olmalılar ki elleri boştu.

Metalik ses tekrar konuştu.

"Şimdi yan tarafımızdaki tabelalara bakın herkes kendi eşiyle rengi olduğu odaya girsin."

DURU & KARAN

HAZAL & YİĞİT

EYLÜL & KAAN

DERİN & EMİR

"Ya hayır ya ben bununla takım olmam"

Derinin söylenmelerine Emir güldü.

"Ne saçma ben ve Kaan neden takım oluyoruz bu beceriksizle biz buradan zor çıkarız"

"Sakar ayıp ediyorsun ha"

"Ayıbın yolu kayıp kardeş"

"Fare bu ne ya kamyon arkası söz gibi"

Hepimiz kendi takım arkadaşı ile renklerin olduğu odaya girdi karanla benim girdiğimiz odanın rengi maviydi.