5. bölüm · AKER KOLEJİ
Olaylı gün
Bazen insanları anlamak gerçekten zordu. Herkesin içinde biraz iyilik olduğunu düşünmek isterdim ama bazı davranışlar buna inanmayı zorlaştırıyordu. İnsanların birbirine karşı bu kadar kolay kırıcı olabilmesi garipti.
Sanki karşısındaki insanın da duyguları olabileceğini unutuyorlardı.
Belki de bazı insanlar için başkasını incitmek, egosunu tatmin etmenin en kolay yoluydu.
"Kızım daldın gittin."
Babamın sesi ile düşüncelerimden sıyrıldım.
"Sınav tarihleri atılmış. Yarın sınavım vardı da ona daldım"
Sınavların bu kadar erken başlayacağını düşünmemiştim.
"Hangi ders canım"
Anneme cevap verdim.
"Tarih"
"Neyse ben yarın ki sınava çalışacağım"
Babamın yanağından öptüm.
"İyi geceler babacım"
Annemin yanağından öptüm.
"Sultanım yemek çok güzel olmuş ellerine sağlık ve iyi geceler"
"İyi geceler kızım"
Hızlıca odama girdim. Tabletimi şarja takan meleğim olan anneme dua ederek tableti elime aldım ve çalışma masama oturdum. Birkaç tarih videosu izledim ve tek anladığım İbrahim Müteferrika bey amcanın matbaayı kurmuş olması.
Tarih dersinde oldum olası berbattım. Telefona gelen bildirim ile telefonumu elime aldım. ACİL DEDİKODU HATTI grubundan mesajlar ekranıma düştü.
"Ben bu antlaşmaların içine sıçayım"
Derin'in yazdığına güldüm. Gerçekten de fazlasıyla antlaşma vardı.
"Abi bu küçük Kaynarca antlaşması var ya, Allah o antlaşmayı tarihten yok ede"
Eylül'ün bahsettiği anlaşmalardan yalnızca biriydi.
"Bir dakika karlofça antlaşmasının tarihi neydi?"
"Yanılmıyorsam 1699 parantez içi emin değilim" yazdım
"Evet emin değilsin çünkü sen durusun"
Derinin yaptığı espriye yüzümü buruşturdum.
"Iyy çok kötü espri"
"Birşey diyim mi beni alan yaşadı yemin ediyorum. Güzellik desen var, yemek desen var komiklik desen var"
"Desene Emir'e yaşadı diye" yazdı Hazal.
"Evet nerede kalmıştık karlosça antlaşması"
Derin'in konuyu değiştirme hızına kıkırdadım.
"Karlofça o karlosça değil cahil"
Eylüle hemen cevap verdi derin.
"Çok biliyorsun sen sakar"
Derinin eylüle kaan'ı hatırlatmak için bilerek sakar dediğini anlamıştım
"Eylül gruptan ayrıldı"
Hazal Eylül kişisini ACİL DEDİKODU HATTI grubuna ekledi
"Ya onu bunu bırakın fulya'nın çekip gitmesi peki"
Fulya en son sınıftan gittiğinden beri gidiş o gidiş ne kendisini ne de mert'i görmüştük.
"He valla aşk-ı memnu Nihal gibi triplendi gitti" dedi derin.
"Kesin bir işler peşinde... Neyse boş versenize yakında çıkar kokusu"
Eylül doğru söylüyordu ne de olsa yarın anlardık bir işler çeviriyor mu? çevirmiyor mu?.
Kızlarla biraz daha sohbet ettikten sonra gruptan çıktım. Çalışma masamdaki notlarımı toparladım. Ders programı mı ayarlayıp yatağa geçtim.
Karanı aklıma getirmemeye çalışsam da pek başarılı olamadım. Ona karşı neden böyle garip hissediyordum bilmiyorum. Aslında ben Karanıda anlayamıyorum bir an bana gülerken başka bir an bakışları ile insanı ürkütüyordu bazen baktığımda ise çatık kaşları ile beni izlediğini fark ediyorum. Ama sebebini bir türlü bulamıyorum. Acaba onun da aklına hiç geliyormuydum.
Saçmalama Duru uyu kendime kızarak gözlerimi kapattım.
Sabah alarm sesiyle uyandım. Yani uyanmaya çalıştım. İnsan görünümlü bir panda gibi esnedim ve yataktan çıktım. Banyoya girdim. Tipimin kaymışlığına aldırmadan yüzümü yıkadım. Umuyordum ki suratımdaki yastık izleri geçerdi.
Formamı giydim ve saçlarımı salık bıraktım bileğime de bir toka taktım. Belki sıcak olurda toplarsam diye, aşağı indim annem ve babam masaya oturmuştu bile bende hemen kahvaltımı yaptım.
"Kızım bugün ya da yarın bir arkadaşımın evine yemeğe gideceğiz ona göre bir planın varsa haberim olsun"
"Ne arkadaşı baba tanıyormuyuz"diye merakla sordum
Babam tebessüm etti
"Yok sen tanımazsın liseden arkadaşlarım bir projeyi birlikte yürütmeye karar verdik"
"Anladım babacım ben duruma göre haber veririm"
Dedim ve masadan kalktım. Annemin "bir şeyler yeseydin"soylenmeleri eşliğinde evden çıktım. İçimdeki büyük hevessizlikle ve sıkıntıyla okulun yolunu tuttum.
Okula geldiğim de önce kantine indim. Uykumun açılması için sıcak, acı bir kahve aldım.
Benimle aynı sınıfta olan Cansu da buzlu kahvesini alınca birlikte sınıfa çıktık.
İçeri girer girmez öğretmenler masasında bacak bacak üstüne atmış ve bana sinsi gülümsemesi ile bakan bir adet fulya gördüm.
Sınıfta bizim kızlardan Eylül ve Hazal tek vardı derin daha gelmemişti.
Bana bakan siyah gözler ile o tarafa baktım. Karan bana bakıyordu, sınıfın hepsi büyük bir merakla fulya ile beni izliyordu.
Karanla bakışmamızı bölen fulya'nın konuşmasıydı.
"Hoşgeldin durucuk... Nasılsın"
"Seni görene dek iyiydim" dedim mesafeli bir sesle
Fulya küçük bir kahkaha attı. Öğretmenler masasından inip karşıma geldi.
"İyi ol daha yeni başlıyorum"
Ben daha ne dediğini anlamadan. Fulya elimdeki kahve bardağını sıktı ve tüm sıcak kahve gömleğimin üzerine döküldü. Canım acımıştı. Kahve sıcaktı tenimin yandığını hissettim.
"Duru!" Eylül ve hazalın bana doğru geldiğini gördüm.
"Ahh sorry bilerek yapmadım" diyen fulya'ya baktım.
Bakışlarımı karan'a çevirdim. Endişeli gözler ile üzerime bakıyordu.
Benden birkaç adım uzakta olan cansuyu gözüme kestirdim. Hızlıca yanına gittim elinden bardağı aldığım gibi fulya'nın gömleğine döktüm.
"Ama ben bilerek yaptım!"
Fulya ya baktığımda sinirli gözler ile üzerine bakıyordu.
Kolumdan sertçe tutulmamla acıyla inledim. Karşımdaki Mert ise kızgın gözler ile bana bakıyordu.
"Sen ne yaptığını zannediyorsun!"diye gürledi.
Mert'in kolumdan çekilen eli ile birkaç adım geri sendeledim. Eylülde hazalda hızlıca yanıma geldiler.
"Asıl sen ne yapıyorsun lan!" Karanın sert sesi sınıfta yankılandı.
Karan Mert'i yakasından tutmuş ve duvara sabitlemişti. Mert'in attığı yumrukla Karan geri savrulmuştu.
Karan ayağa kalkar kalkmaz kanayan dudağında ki kanı yaladı ve yere tükürdü. Karan'ın Mert'in yüzüne attığı yumruk o kadar sertti ki gözlerimi kapattım.
Şuan neden kavga ettiklerini idrak edemeyecek durumdaydım.
"Şerefsiz it!" karan'ın üst üste attığı yumrukların sesini duyuyordum.
Gözlerimi açtığımda derinin üzerime çatık kaşlar ile baktığını gördüm.
Sonrası ise kıyametti...
"Ben seni yolmaz mıyım!"
Derinin çığlık çığlığa fulyaya doğru koşmasına iri iri açılmış gözler ile baktım.
Derin fulya'nın saçını çekerken bir yandan da bağırıyordu
" Sen kimsin kızım! Paçavra"
Emir koşarak derini fulyadan ayırmaya çalıştı ama nafile
"Küçük enişte bıraksana kızın saçını"
"Ya! Bırak ya Emir bırak da göstereyim bu kıza gününü kancık"
Emir eli ile derinin ağzını kapattı.
Çevreme baktığım da Karanın Mert ile hâlâ kavga ettiğini gördüm. O yöne gidecektim ki Hazaldan gelen çığlık sesi ile o yöne baktım.
"Sen benim arkadaşıma göz mü devirdin! Ben mi yanlış gördüm"
Hazal fulya'nın yanında gezen Azra' nın saçına yapıştı.
"Senin gözlerini oyar eline veririm. Sürtük!"
Yiğit hızla hazal'ın yanına geldi.
"Çilli sen de kızı dövmek için bahane arıyorsun ha"
Yiğit hazalın ellerini kızın saçından çekmeye çalışırken. Eylüle baktım.
Eylül pür dikkat kaan'a bakan kıza ters bakışlar atmakla meşguldü. En azından o kızın saçına yapışmıyor derken, şom ağızlığıma tüküreyim Eylül kızın üzerine atladı.
"Sen geçen yıl beni müdüre şikayet etmiştin demi yelloz!"
Kızı döven eylüle şoklar içersinde baktım. Geçen seneki olayı bahane ederek kızı ayak üstü dövüyordu.
"Kız sakar sen ne yapıyon şimdi takılıp bir yerini kıracan"
Kaan da Eylül'ün yanına koşarken Allah'ım nerelere düştüm ben diye kendi kendime söyleniyordum
"Ya bıraksana Emir!"
"Bırakmıyorum fare bırakırsam kızı öldüreceksin"
"Geri zekâlı bırakmazsan da ben öleceğim boğdun beni!"
Emir derin'e arkadan sarmış ve ellerini göğsünde toplamıştı. Birakmazsa gerçekten boğulacaktı
"Çilli! kızın gözleriyle derdin ne?"
"Tutma beni onun o gözlerini oyup dürüm edip ona yedirmezsem bende Hazal değilim"
"Tövbe bismillah o nasıl tehtit kız... Ben bile korktum"
"Bana bak domuz! Bırak beni "
Yiğit hazalı kucakladığı gibi azradan uzaklaştırdı.
"Çilli?" Sakinleştirici bir sesle hazalla konuştu.
"Ne var!"
Yiğit hazalın kulağına doğru eğildi.
"Sakinleş iyisin... Bir şey yok"
Yiğitin sesi ile Hazal sanırım sakinleşmişti
"Tamam bırak iyiyim"
Yiğit yavaşça hazalı bıraktı.
"Seni kaşar!" diyen hazal azraya doğru koştu.
"Çilli! Bırak kızı"
Eylüle baktığımda durum içler acısıydı, eylül kızın üzerine oturmuş bildiğimiz kızı tokatlıyordu.
"Sakar tamam dur artık hıncını çıkardın"
"Ya sen hangi hakla beni müdüre şikayet edersin ya pislik!"
"Allah'ım hâlâ müdür diyor... Sakar geçen sene yaşanmış olay bırak kızı"
"Ne oluyor burada!" Tarih hocası Cemal hoca öyle bir bağırdı ki tüm sınıf bir anda durdu .
Sınıfa bakınca tam olarak bir cennet mahallesi havası veriyordu. En şaşırdığım ise derinin emirin sırtında emirin saçını tutması olmuştu. Sanırım emiri yoluyordu.
"Oha! sırık sen dünyayı böyle mi görüyorsun çok yüksek"
Derinin söylediğine Emir dahil hepimiz gülmemek için kendimizi tuttuk.
"Orada havalar nasıl Derin Özkaya!"
Hocanın söylediğine derin ciddi ciddi cevap verdi.
"Biraz rüzgarlı ho...cam" sona doğru sesi kısılmıştı.
"Sırık beni yere indirsene"
Emir derini yere bıraktığında derin boğazını temizledi ve söze girdi.
"Gök Tengri yardımcımız olsun ahbaplar"
Emir başını arkaya çevirdi ve gülüşünü gizledi.
"Şey... hocam ben sınava çok çalıştım. Ne zaman sınav olucaz"
"Çilli az önce kızın gözlerini dürüm yapıyordun. Şimdi nasıl da kedicik oldun"
Yiğitin söylenmesi üzerine Hazal bakışlarını kaçırdı. Ama kırmızı yanaklarının hepimiz farkındaydık
"Utanınca...çiller daha turuncu oluyor"
Sınıfça yiğite baktığımızda. Yiğit çatık kaşlar ile sınıfa baktı.
"Dışımdan mı söyledim ben onu "
"Sus kardeşim sus konuştukça batıyorsun"
Emir hazala baktığında Hazal artık başını hiç yerden kaldırmıyordu.
Bu durum emirin dudaklarının kıvrılmasını sağladı.
"Çıkışa gel çıkışa"
"Bak hâlâ çıkışa çağırıyor... Sakar kızın yürüyecek dermanı kalmadı"
Eylül kaan'a bakarak konuştu.
"Sana buradan bir çarparım konuşacak dermanın kalmaz... Allah'ın salağı bir de elimi tutuyor yapma etme diye"
"Lan kızı döveceğine bütün tokatları bana attın ya!"
"O sen miydin bende arkada kim can çekişiyor diyorum"
"Eli ağır yiğido... O yüzden öyle bağırdım"
Gözlerim Karanı ardı ama bulamadı galiba sınıftan çıkmıştı. Ben de hemen sınıftan çıktım
" Duru nereye!" Cemal hocanın seslenmelerini yanıtsız bıraktım.
Koridorlarda baktığımda karan'ı göremedim, bahçeye çıktı. Ve neden dersi olan sınıflar dışında da kimse göremedim. Arkamı döndüm ve son sürat kantine doğru koştum.
Koridoru dönüyordum ki sert bir bedene çarptım yere düşeceğim esnada belime dolanan eller buna engel oldu.
"Dikkat etsene! düşüyordun"
Karan'ın sesi ile gözlerimi açtım.
"Düşmedim mi?"
Karan gözlerini devirdi.
"Sence boncuk düşmüş müsün?"
"Off ne bileyim ya bir anda sen çıkınca kesin düştüm, yuvarlandım öldüm zannettim"
"Çok film izliyorsun boncuk... Ayrıca üç saniyede bunları mı düşündün"
"Evet neyse sen onu bunu boşver nereye gittin sen"
Biraz hesap sormuş gibi olmalıyım ki Karan tek kaşını yukarı kaldırdı.
"Yani sakıncası yoksa öğrenebilir miyim?" Dedim ve tatlı tatlı güldüm.
"Revire gittim" dediğinde acilen kollarından kurtuldum.
"Ne oldu bir yerine bir şey mi oldu? iyi misin?"
Karan yutkunarak bakışlarını benden çekti
"Ne oldu ya kötü bir şey mi dedim"
Karan gözlerimin içine baktı ve alaycı gülümsemesi ile devam etti.
"Demedin boncuk... Yani bu son sorduğun soruyu duymayalı uzun zaman olmuştu"
İşte bunu demesini beklemiyordum. Annesinin üç sene önce öldüğünü biliyordum. Karan aslında fazlasitile yalnız duruyordu . Ne kadar arkadaşları yanınada olurlarsa olsunlar onun sanki ihtiyaç duyduğu şey bu değildi. Babasının nasıl biri olduğunu bilmiyordum. Ama karan'ın sevgiye ihtiyaç duyan biri olduğunu düşünmeye başlamıştım.
"Her neyse revire senin için gitmiştim. Üzerine sıcak kahve döküldü..."
Elinde ki kreme baktım.
"... Bunu kullan yanık kremi iyi gelir"
"Teşekkür ederim"
Elindeki kremi alırken gözüm elinde ki yaralara takıldı Mert ile kavgasından dolayı ellerinin üstü tahriş olmuş olmalıydı.
Kremi almadan elleini tuttum. Karana bakmadım vereceği tepkiden çekiniyordum.
"Ellerin çok kötü olmuş gel pansuman yapalım"
"Ne?"
Başımı kaldırdım ve bana siyahın en koyu tonuyla bakan karan'a baktım.
"Ne demek ne ellerin mikrop kaparsa kötü olur hadi gel pansuman yapalım"
Karanın cevabını beklemeden revire doğru çekiştirdim. İçeri girdiğimizde gözüme çarpan sedyeye Karani ittim.
"Geç otur sen malzemeleri getirim ben"
Karan oturmuş derin bakışlar ile bana bakıyordu. Malzemeleri aldım ve seyedeki karanın karşısına geçtim. Elini tuttum ve pansuman yapmaya başladım. Arada bir de üflüyordum.
"Yanlış kulvardasın boncuk" Karanın kısık mırıltısını elbette duymuştum. Ama duymamazlıktan geliyordum.
"Bitti" dedim
Teneffüs zilinin çalmasıyla beraber Karan ile revirden çıktık.
"Fulya'nın üzerine neden kahve döktün"
Evet bir de bu konu vardı.
"Çünkü o da benim üzerime döktü"
Bu dediğime Karan güldü
"Herşey karşılıklı diyorsun ha... Doğrumu anladım?"
"Doğru anladın zeki çocuk"
Sınıfın önüne geldiğimizde Karan kapıyı açtı önce ben ardında Karan sınıfa girdi.
Sınıfta bir gariplik vardı. Eylül ve Hazal bana endişeli gözler ile bakıyorlardı derine baktığım da sinirle fulya'ya bakıyordu.
"Ne oldu?" Dedim.
"Tarih sınav sorularını çalmak suçu ile yarın disiplin kuruluna çıkacaksın"
Şoklar içerisinde yiğite baktım. Karan ise bunu yapanın Fulya olduğunu hemen anlamış gibi yalnızca ona bakıyordu.
Ben ise hala şoklar içerisindeydim.
Gerçekten insanlara baktıkça iyi kalmanın insan olduğundan çok daha zor olduğunu düşünmeye başlamıştım...
