3. bölüm · AKER KOLEJİ

Bazı gerçekler

Mine Çakır

Karan sınıftan çıktığından beri derin düşünceler içerisindeydim. Kaybetmeyi sevmem derken neyden bahsediyordu.

Kafam allak bullak olmuştu.

"Duru ne oldu iyi misin"

Hazal'ın sesi ile kendime geldim. Kafamı kaldırdığımda karşımda Hazal Eylül ve Derin'i gördüm.

"İyiyim iyiyim bir şeyim yok" dedim

"Emin misin yarım saattir duru diyoruz"

"Duymamışım sadece... Neyse kızlar matematikten ödev var mıydı?"

"Yok be keltoş konuyu zor anlatıyor bir de ödev mi verecek."

Derinin söylediğine kıkırdadım.

Kızlara baktığım esnada hazal'ın üzerindeki kahve lekesini, Eylül'ün üzerindeki çikolata lekesini gördüm. Yalnızca derin'in üstü temizdi.

"Sizin üzeriniz neden kirli" dedim

Gerçekten savaştan çıkmış gibilerdi.

"Hiç sorma salak yiğit ve Kaan yüzünden oldu" dedi Hazal.

"Bizim ne suçumuz var çilli?"

Sınıfa giren Yiğit Emir ve Kaan üçlüsüne baktık. Kaanın üzerinde çikolata, yiğitin üzerinde ise kahve lekesi vardı.

"Sizin ne suçunuz mu var. Sen bana çarpmasaydın kahve üzerimize dökülmezdi!"

"Bilerek çarptık sanki"

"Beklerim senden"

Hazal ve yiğit'in tartışmasını bölen Kaan oldu

"Bana bak sakar kantin sırasında bir daha yanımda durma"

"Ay ben çok meraklıyım senin yanında durmaya ekmek sırası gibi dizilmişti herkes kantin de yer yoktu"

"Sakar işte ne beklersin durup dururken kendi ayağına takılıp üzerime düştüğü yetmezmiş gibi elindeki tüm çikolatayı da formama bocaladı!"

Kaan'ın isyanı üzerine Eylül küçük bir kahkaha attı.

"Ne var be renk geldi biraz"

Eylül'ün söylediğine güldüm. Ve derine döndüm.

"Sen ne yapıyordun o sırada?"dedim

"Yemek alıyordum"

Derinin cevabı üzerine Emir alaycı bir şekilde güldü

"Aynen boyun yetseydi alırdın"

"Kes be! ayrıca ben kısa değilim sen çok uzunsun"

Derine bakarken bir şey fark ettim. Sağ eli ile sol elinin bileğini tutuyordu.

"Hayır anlamıyorum ki anaları bunlara ne yediriyor... Zaten öküzün biri de bileğime nasıl çarpmaksa artık öteki dünyaya gidip geldim"

Bu söylediği üzerine emir'in bakışları derinin bileğine kaydı ve birkaç dakika boyunca inceledi.

"Git revire uğra"

Emir'in ciddi sesi derin'i afallattı. Birkaç dakika sonra konuştu.

"Sana ne be gitmiyorum revire"

"Evet bana ne zaten gitme"diye mırıldandı Emir.

Teneffüs zilinin çalması ile herkes sıralarına geçti. Sınıfa giren karana gözüm takıldı. Bana kısa bir bakış atarak sırasına geçip oturdu.

Miraç hoca sınıfa girdi ve ders başladı.

Dersi dikkatlice dinleyip önemli noktaları not aldım. Sınavlar yaklaşıyordu eve gittiğimde tekrar yapmayı aklımın bir kenarına yazdım.

"Evet çocuklar herkes bir sayfa çıkarsın sözlü yapacağım"

Sınıftan ağlamaklı sesler geldi. Bu sesler arasında bizim kızların ki de vardı. Bu sözlünün olmaması gerekiyordu çünkü henüz konu hakkında hiçbir şey bilmiyordum. Eğer ki sözlü olursak sıfır alacağım kesindi

"Kızlar ben hiçbir şey bilmiyorum" Telaşlı bir şekilde arkamı döndüm.

"Ben de bilmiyorum sözlüden sıfır alırsam sınıfta kalırım!"dedi eylül

"Şerefsiz keltoş bula bula bugünü mü buldu sözlü yapacak"

Normal bir zamanda olsa derinin bu dediğine kahkahalarla gülerdim ama durum şu an vahimdi.

"Tamam sakin olun bir şey bulmalıyız bu sözlü bugün olmamalı"

Hazal'ın söylediğine katılıyorduk.

"Amına koyim bu sözlüden de düşük alırsam. Bir daha eve kesin giremem"

Yan taraftan gelen seslere doğru döndük.

"Siktir ya! Babam bu sefer motoru alacak elimden"

Kara'nın söylediğine şaşırdım. Motoru olduğunu yeni öğreniyordum. Gerçi bahçede birden fazla motor vardı lakin bunların birinin karan'a ait olduğunu düşünmemiştim.

"Miraç hoca sözlüyü çok mu zor yapıyor"

Bu söylediğime kızlar ve duymuş olacakki Karan da alaycı bir tavırla güldüler.

"Bu sözlüden elli üzeri alan henüz olmadı" dedi eylül

"Dersi kaynatmaya çalışsak"

Hazal'ın dediğine Yiğit güldü

"Bunu yeni gelen kız sorsaydı gülmezdim çilli, sanki bu hocayı tanımıyormuş gibi konuşuyorsun"

"Ne bileyim ya stres yaptım işte!"

"Duru sen yeni geldin ya hani acaba sen mi hoca ile konuşsan"

Derinin söylediğine cevap veremeden karandan küçümseyici bir tepki geldi.

Ben de karana dönüp konuştum.

"Ne o yapamayacağımı mı düşünüyorsun?"

"Düşünmüyorum boncuk yapamayacağını biliyorum"

Bu söylediğine sinirlendim. Nasıl bu kadar emin olabilirdi ki

"Peki o zaman izle de gör"

Sanki bunu dememi bekliyormuş gibi dudakları yukarı kıvrıldı.

"Tamam sakin ol yapabilirsin, başarabilirsin duru kendine güven kızım"

Kendi kendime mırıldandığım esnada yan taraftan gelen gülme sesi ile başımı çevirdim. Bana çok komik bir şey varmış gibi gülen karana baktım.

"Ne gülüyorsun ya kolaysa sen yap"diye çıkıştım.

"Yapamıyorum demiyorsun da kolaysa sen yap diyorsun"

"Ne! Ben mi asla bak gör nasıl yapıyorum"

Bizi şaşkınlıkla izleyen kızlara hiç dönmeden anlık bir gaz ile parmağımı kaldırdım. Sorular ile ilgilenen Miraç hoca kaldırdığım parmağıma baktı ve söz hakkı verdi işte şimdi sıçmıştım.

Sonunu düşünen kahraman olamaz mantığı ile söze girdim.

"Şey hocam...ımm şey"

Kızlardan gelen kısık gülme seslerini aldırmadan içimden utancımı yaşıyordum.

"Ne oldu kızım iyi misin yüzün solmuş"

Bismillah dedim ve role girdim.

"Ayy ay! Ben çok kötü oldum hocam"

"Ne oldu kızım neyin var"

Miraç hocanın endişeli bir şekilde yanıma gelmesi ile vicdanım sızlamadı değil. Ama sözlüden sıfır aldığımda annemin otuz sekiz buçuk numaralı terliğini malum yerlerimde hissedince vicdanımı bir köşeye bıraktım.

"Hocam karnım çok ağrıyor"dedim.

Kızların ve karanın küçük kahkahasını duydum. Sınıftakiler bana gülmemek için kendilerini tutuyorlardı sanki ne olduğunu anlamamıştım ta ki miraç hoca'nın konuşmasına kadar

"Kızım karnım ağrıyor diyorsun başını tutuyorsun"demesi ile kalakaldım

Buradan nasıl çevireceğimi düşünürken elimi başımdan çekmedim.

"Hocam başım da ağrıyor bakın şimdi de midem bulandı"

"Allah allah yediğin bir şey mi dokundu acaba ailene haber vermemi ister misin?"

"Yok! Olmaz"

Ani çıkışım ile tüm kızlar ellerine alınlarına vurdular.

"Neden?"

"Şey hocam benim dün akşam babaannem öldü de... Annem ve babam cenazede"

Söylediğim yalan ile başımı utancımdan önüme eğdim ve karanın kısık sesini duydum.

"Yalancı Pinokyo" demesine karşılık

"Kes sesini kaç dakika kaldı zilin çalmasına" dedim mırıltı şeklinde

Bir yandan da ağlamaklı sesler çıkarıyordum.

Miraç hoca hemen öğretmenler masasındaki çantasına doğru gitti.

"15 dakikan var saçmalamaya devam et"

Karanın söylediğine Şok oldum bana bir saat gibi gelen süre 15 dakika tek miydi.

"Tamam ağlama kızım"

Miraç hocadan peçeteyi aldım. Ve sesli bir şekilde sümkürdüm.

Allah'ım rezilliğin daniskası

"Hay Allah ne yapsak ki... Hala ağrın varmı"

"Çoook" dedim abartılı bir şekilde

"Revire git istersen"

"Ben tek mi gideyim revire hocam. Ya merdivenlerden inerken başım dönerse ve ben kafamı yere vurup bayılırsam sonra kan kaybından ölürsem"

Sınıftakiler den gelen gülme seslerine aldırış etmeden rolüme devam ettim.

"O ne öyle kızım Hint dizisi gibi"

"Sizde mi izliyorsunuz Hint dizisi? Kuşi arnav falan"

Heyecanla sorduğum soruya karşılık Miraç hocanın kaşları çatıldı.

"İyi misin kızım sen"

Saçmaladığımı fark eder etmez gözlerimi kapattım içimden kendime sövdüm

Gözlerimi açtığımda tüm sınıfın bana bakması beni biraz germişti

"Ayyy ay karnım nasıl ağrıyor!"

"Ne oldu bu kıza şimdi"

Miraç hocanın yanima gelmesi ile eş değer olarak zil çaldı bende hemen kendimi toparladım.

"Çok iyiyim hocam ya bir an kramp girdi galiba"

"Yok kızım bu kramp işi falan değil gel biz bir revire gidelim"

"Teşekkür ederim hocam gerçekten ben iyiyim kusura bakmayın benim yüzümden dersiniz de boşa gitti tüh ya"

"Yok sorun değil sen iyi olda"

"Allah razı olsun hocam iyi oldum ben"

Miraç hoca başını sallayarak sınıftan çıktığından derin bir nefes alarak başımı masaya yasladım.

"Güzel oyundu boncuk oskarlık performans"

Kafamı kaldırdım ve karan'a baktım.

"Ne demezsin" diyerek sinirle baktım yüzüne

"Kızım ne yaptın sen başımıza taş yağacaktı o nasıl oyunculuk"

Derinin söylediğine ağlamaklı bakış attım resmen rezil olmuştum. Neyse ki sözlü olmamıştı

"Harbi ya bir ara bi de bayıl istersen Feriha diyecektim" diyen eylüle döndüm.

"Olan oldu sürece değil sonuca bakın"

"Konuş kız çilli"

"Bana bak yiğit elimin tersiyle Sana bir korum varya karşı duvarda fotokopin çıkar"

Yiğit küçük çocuk gibi kollarını göğsünde bağlayarak hazala baktı

"Aşk olsun çilli kırdın kalbimi küstüm sana"

"Ayy lütfen küs hatta zahmet olmazsa bir daha barışma"

"Neyse ne boşverin şunları da yemeğe gidelim"

Evet bir saatlik öğlen arasına girmiştik ve sınıfta bizler dışında birkaç kişi kalmıştı.

Kızlarla Eylül'ü onaylayıp sınıftan çıktık. Kantine gidip yiyecek bir şeyler aldık ve okulun çıkışındaki küçük parka doğru ilerledik, bulduğumuz boş bir banka oturduk.

Bir süre yemeklerinize odaklandık. Lakin benim öğrenmek gereken bazı cevaplar vardı.

"Kızlar şimdi ben bu okula yeni geldim bildiğiniz üzere"

Konuşmamla birlikte dikkatleri üzerine çektim ve devam ettim.

"Aklıma takılan çok fazla soru geliyor. Mesela derin sen ve emir'in, eylül ve kaan'ın neden böyle olduğu? Mert'in karan'a olan sinirli bakışlarını? Fulya'nın neden sadece benim ile kavga etmesinin nedeni? Mert'in fulyaya olan ilgili davranışlarına bir anlam veremiyorum"

Sorduğum sorular ile birlikte kızlar birbirlerine baktılar sanki bunları sorucağımı biliyorlarmış gibi

Derin elindeki köfte dürümünü bıraktı ve bana baktı

"Peki hâlâ sana kısaca özet geçeceğim"

Merakla derin'i dinlemeye başladım.

"Şimdi Eylül Hazal ve ben ortaokuldan tanışıyoruz. Hepimiz bu liseye ilk geldiğimizde aynı sınıfta değildik. Onuncu sınıfa geçtiğimizde aynı alan seçimi yaptık ve böylece aynı sınıfa düştük"

Sözü Eylül devraldı bu seferde dikkatle Eylüle baktım.

"Onuncu sınıfa yeni başladığımızda iki kişinin sınıfta kaldığını ve bu iki kişiyle aynı sınıfta olduğumuzu öğrendik. Bu iki kişi Karan ve Mert"

Bu dediğine şaşırmamıştım çünkü ikisi de zaten sınıftakilerden büyük duruyorlardı

Hazal devam etti

"İşte buradan sonrasında hikayemize Fulya giriyor. Biz onuncu sınıf iken Fulya bizim ile aynı sınıfta değildi onuncu sınıfın ortasında babasına ısrar ederek Kendini Karan ile aynı sınıfa aldırdı yani bizim bildiğimiz bu"

Bu dediği de pek şaşırtıcı değildi fulya'nın karana ilgisi olduğunu fark etmiştim. Derin'in konuşması ile ona baktım.

"Mert ve Karanın sınıfta kalmasının nedeni biraz da Fulya aslında"

"Nasıl?" dedim

"Mert, Karan ve Fulya çocukluk arkadaşlari aslında bu okul Karanın ve Mert'in babasının yani ikisi de ortak o yüzdendir ki okulun adı AKER koleji Karanın soy ismi Akın, Mert'in soy ismi Eren ikisinin soy isminin ilk iki harfini alıp birleştirince ortaya Aker çıkıyor"

Şoklar içerisinde Derine baktım. Bu okulun Mert ve Karanın babalarının olmalarını beklemiyordum tabii bir de çocukluk arkadaşı olayı vardı nasıl oldu da çocukluk arkadaşı olan iki kişi şu an da düşman gibilerdi.

Eylül şoku atlatmamı bekledikten sonra söze girdi

"Evet nerede kalmıştık... Mert,Fulya ve Karan liseye buraya geldiklerinde hâlâ en yakın arkadaşlarmış. Sonra Mert bir gün çocukluk arkadaşı olan fulya ya aşık olmuş.Karan'dan başkasına söylememiş. Mert Fulya ya açılma kararı aldığı gün Fulya da Karan'a Mert'in önünde çıkma teklifi etmiş. Bunu duyan Mert karanın cevabını dinlemeden Karana yumruk falan atmış. Karan olanlara hiçbir tepki vermemiş çünkü fulya'nın ona olan ilgisinin başından beri farkındaymış. Karanın farkında olmasının yanı sıra Fulya da Mert'in kendisine olan ilgisini başından beri biliyormuş"

"Ne yani böyle olmalarının sebebi bir kız kavgası mı yani" dedim

Anlatılanlara inanamıyordum. Mert Karan'ı dinlemeden nasıl böyle bir kesim de bulunabilirdi.

"Söylentiler bu yönde yani bunlara bizzat bizde şahit olmadık. Sınıfta kalmalarının sebebine gelicek olursak Karan ve Mert onuncu sınıf iken karanın annesi ölüyor bu yüzden dersleri boşluyor Mert ise babasının isteği üzerine sınıfta bırakıldığını biliyoruz"

Kara'nın annesinin ölmesine fazlası ile üzüldüm,nasıl öldüğünü açıkçası merak ettim.

Hazalın söylediklerini tamamlamasını bekledikten hemen sonra konuştum.

"Bu kadar kavga ediyorlar ise neden hâlâ aynı sınıftalar?"

Sorunun üzerine hiç beklemeden Eylül cevap verdi

"Çünkü babaları öyle istedi bir anda aralarının açılmasının nedenini ikisinin de babası bilmiyordu ve barışırlar umudu ile onları aynı sınıfta zorla tutuyorlar"

"Peki parçalar yavaş yavaş oturuyor lakin ben fulya'nın benim ile olan problemini anlamadım"

Bu söylediğime derin alayla güldü.

"Kızım sen salak mısın apaçık seni Karan'dan kıskanıyor işte"

Gözlerim şokla iri iri açıldı

"Ne!" Diye bağırdım

"Ne demek ne kara'nın sana olan bakışlarının tüm sınıf gayette farkında ayrıca Fulya biri ile uğraşıyorsa emin ol o kişiyi Karan'dan kıskanıyordur"

Derin'in cümlesini Hazal devam ettirdi.

"Fulya ilk gün bahçede neden sana bilerek çarptı zannediyorsun çünkü Karanın San olan bakışlarını gördü"

"İyi de ben ve Karan arasında bir şey yok ki" dedim.

"Sana göre yok Fulya ya göre, sen ona bir rakipsin sence neden sadece sınıfta senin ile uğraşıyor neden ben derin ya da eylül değil"

Söyledikleri üzerine kalakaldım. Tamam doğruyu söylemek gerekirse Karanın yoğun bakışlarının bende farkındaydım ama ben buna farklı anlamlar hiç yüklememiştim.

"Tamam... Her şey yavaş yavaş oturdu ama hala bir şeyler eksik gibi ben Karan ile Mert'in aralarının bir kız için açıldığına inanmıyorum"

"Yani gerçeği onlardan başka kimse bilmiyor" dedi Hazal

Merak ettiğim bir diğer konuya girdim.

"Yiğit, Emir, Kaan ve Karan bu okulda mı tanıştılar"

"Evet burada tanıştılar"

Söylediğine karşılık Derine bir soru yönelttim

"Sen Emirle neden kanlı bıçaklısın"

Kızlar dediğime gülerken derin göz devirdi

"Hiç sorma öküz... Koridor da ilerlerken salak bana çarptı bende yere düştüm. Ben de buna körmüsün falan dedim. Sırık da bana görmemişim cüce ayak altında gezme dedi. O gün bugündür böyleyiz"

Anlattığı olaya kahkahalarla güldüm. Eylüle baktım peki sen ile Kaan"

"Kantinden sınıfa çıkarken merdivenlerde ayağım takıldı bu da beni tuttu düşmeyeyim diye teşekkür etmeyi düşünüyordum ki odun beni bir anda bırakınca yerle buluştum bir de üstüne sakar diye söylenerek gitti"

"Evet kesinlikle çok kötü bir karşılaşma daha romantik bir şey beklerdim"dedim

"Tıpkı sizinki gibi değil mi Duru hanım" diyen hazala ters bakışlar attım.

"Bence kalkalım zaten on dakika kalmış gidip üzerimizi değiştirelim"

Kızlar da bana katıldı ve soyunma odasına gittik. Üzerimizi değiştirdik kabinden çıkıp kızlara baktım.

Hazal siyah crop, siyah eşofman giymişti.

Derin gri sıfır kol bir crop ve gri takım şort giymişti.

Eylül beyaz tişört, açık gri İspanyol paça eşofman giymişti.

Ben ise mavi tişört ve siyah şort giyinmiştim. Ama tişörtüm biraz uzundu bu yüzden şortum görünmüyordu.

"Kanka sen böyle tek tişört giymiş gibisin"

Derinin söylediğine eylül ve Hazal da katılmıştı.

Daha fazla geç kalmadan sınıfa çıktık. İçeri girdik bakışlar bize döndü gözüm karan'a kaydı beyaz tişört ve siyah eşofman altı giymişti ve gerçekten yakışıklı olmuştu.

"Çilli?"

Hazal bıkkınca cevap verdi

"Ne var"

Yiğit sırıtarak yanındaki kaan'a döndü

"Bak gördün mü nasiltda biliyor ismini"

Hazal göz devirdi ve sırasına oturdu.

"Sakar"

Kaanın eylüle seslenmesine karşılık eylül kaan'a bakmadan orta parmağını gösterdi. Yiğit ve Emir kahkaha atarken bizde kendimizi gülmemek için tuttuk

"Cık cık hiç yakışıyormu sana"

Eylül bu seferde kaan'ın gözlerinin içine bakarak Orta parmağını gösterdi Kaan yüksek sesle güldü.

"Fare"

Emir'in Derine seslenmesinin hemen ardından derinden cevap gelmişti.

"Siktir git sırık seninle uğraşamam"

Emir güldü ve yanındakilere döndü

"Bak bu da biliyor ismini"

Bakışlarımı emirden karana cevireigimde Karanı çatık kaşlarla üzerimi süzerken gördüm. Bakışlarını bana çevirdediginde benimde ona baktığımı fark etti "ne"anlamında başımı salladım o da "birşey yok" anlamında omuzlarını kaldırdı.

Zilin çalması ile bahçeye indik ve kerim hocayı bekledik.

Hocanın gelmesi ile hazır ola geçtik ve sayım falan yaptık

"Evet arkadaşlar bu gün bizim için yorucu bir ders olucak evet kızlar şınav pozisyonu alın" demesiyle sınıftaki bütün kızlardan aynı anda "ne" kelimesi çıktı tabii erkeklerden de gülme sesleri

Karana döndüğümde dudağında ki kıvrımla bana baktığını gördüm.

İşte bundan sonrasını Allahu Teala'ya bıraktık...