6. bölüm / 6
aida day&night • teoden•ep4
Bölümler 6Şu an: •ep4
- 1 giriş479 kelime
- 2 •ep1973 kelime
- 3 •ep2604 kelime
- 4 •ep3905 kelime
- 5 •ep41.193 kelime · Okuduğun bölüm
- 6 •ep51.000 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
O garip okul gezisinin üzerinden yaklaşık olarak bir hafta geçmişti. Her şey normal seyrinde gilerliyordu, kabusları azalmıştı hatta bu bir haftada bir kez kabus görmüştü. Şimdi yeni rüya konusu zihnini sürekli meşgul eden o melodi ve parıltıydı. Gözlerinin önüne yine rüyası geldi.
O her yanından ışık saçan şeyin ne olduğunu bilmiyordu ama bir kadın bedenini andırdığını biliyordu. Kafasını sağa sola salladı ve antrenmanına kaldığı yerden devam etmeye çabaladı.
"Daha sert vur Teo, aklını buraya ver ve nefesini kontrol et!" dedi koçu ona. Nefesini zaten kontrol ediyordu, aklını da olabilidiğince burada tutuyordu.
"Buradayım zaten." diye mırıldandı sadece, önümüzdeki bir saat boyunca da zihnini sadece önündeki adamın sağ ve sol eline geçirdiği boks eldivenlerine odaklamıştı.
•••
"Pixie benim başım ağrıyor!" diye sitem eder şekilde itirafta bulundum. Pixie o her zamanki tanıdık ifadesiyle gözlüğünün üzerinden bana ciddi olup olmadığımı anlamak istercesine baktı.
"Ne demek başım ağrıyor, bu imkansız." dedi yanıma gelerek. Ellerini şakağıma bastırıp gözlerini yüzümde gezdirirken bir yandan kafamı sağa dola çeviriyordu.
"Hmm," sakince bir süre bekledi, "bunu araştıracağım." kafa salladım sadece. Ona Teoman'dan ve garip rüyadan bahsetmemeliydim şimdilik. Hem belki baş ağrımın onunla alakası bile yoktu.
"Pixie bir şey soracağım?"
"Dinliyorum canım."
"Sence başımın ağrıması köyü bir şey mi? Hasta mı olacağım yoksa daha kötü bir şeyin habercisi mi?"
"Bilmiyorum kızım, şu an araştırma yapacağım buna neden olan ne olabilir diye sonrasında zaten seni çağırırım. Sen de dinlen ağrıların çok ise, bir ilaç hazırlayacağım akşam getiririm."
"Tamam, teşekkür ederim."
Yatağımda uzanmış öylece duruyordum. Teoman.. bir türlü aklımdan çıkmıyordu. Yine rüyama girecek miydi? Acaba çok istersem onun yanına gidebilir miydim? Gerçi daha nerede yaşadığını bilmiyordum ama belki öğrenebilirdim sonuçta kanatlarım vardı. Sağ omzumun üzerine dönüp yattım bu sefer, sırtüstü rahat edememiştim. Sadece uyuyup rüyamda onu görmek ve ona sorular sormak istiyordum. Tabii önce onun da beni görmesi gerekirdi. Yastığımın altındaki deniz kabuğunu avuçlarımın arasına alıp ellerimi sıkıca kapattım.
"Lütfen beni ona götür." gözlerimi sımsıkı kapatıp sadece onu düşünerek uykuya dalmayı bekledim. Nedenini bilmiyordum ama onu görmeye ihtiyacım olduğunu biliyordum. Bana nasıl olduğunu bilmediğim bir şekilde bağlıydı, amacım ise bunu bulmaktı.
•••
Yine aynı yerdeydim. Etrafımı ağaçların sardığı, ortasında çimenlerin olduğu o yerde, öylece duruyordum. Birini veya bir şeyi bekliyordum belli ki çünkü hareket etmiyordum. Etrafımı süzdüm, görünürde kimse yoktu. Çok uzakta, güneşin ışınlarıyla birlikte gözüme o tanıdık parıltı çarptı. Dudaklarım yukarı doğru kıvrılırken adım atmak istedim ama bedenimi hareket ettiremiyordum. Işığım bana doğru yaklaştıkça gözle görülür bir forma büründü. Demek ki gerçekti! Delirmemiştim. Tam karşımda tüm ihtişamıyla duruyordu. İlk defa gördüğüm zamanki gibi elimi uzattım ama anında vazgeçtim. Yine dokunduğum an yok olacak mıydı?
"Beni duyuyor musun?" herhangi bir cevap yoktu, belki de ben uyduruyordum. Zihnim deli olmadığımı kendime kanıtlamak istercesine zorlanmıştı ve bu aptal rüyayı görmüştüm. Elimi uzattım, o saydam duvar aramızdaydı. Bu sefer parçalanmamıştı. Elimi tekrar o duvara değdirdiğimde sanki bir bilim kurgu filminde gibi hissetmiştim. Elim, ardında ne olduğunu bilmediğim tarafa doğru geçiyordu. Ne kadar kabullenemesem bile korktuğum için elimi geri çektim ama sonra bunun bir rüya olduğunu fark ederek elimi tekrar içeriye doğru uzattım. Herhangi bir kırılma veya su baskını yoktu. O boşluk beni yutmak istiyordu ve ben geri adım atmayı reddederek kendimi o boşluğa doğru bıraktım.
•••
Saydam duvarın ardından bana seslendiğinde cevap verdim ama devamında soru sormadı. Sesim ona gitmiyor muydu? Bir süre sonra elini bana uzattı. Uzun biçimli parmaklarını kendi boyutumda görünce şaşırmıştım. Bu tarafa gelebiliyor muydu? Birkaç adım geri gittim. Birazdan her şey tuz buz olacaktı ve yine su beni evime götürecekti nasıl olsa. Ben sakince savrulmayı beklerken karşımda bir anda onu görünce istemsizce adını söyledim.
"Teoman?" şaşkındı, göz bebeklerı o kadar büyümüştü ki beni gördüğünü düşünüyordum.
"B-beni görebiliyor musun?" dedim en az onun kadar şaşkın bir halde. Bedeni kaskatı kesilmişti, ki haklıydı da.
"Sen.. parıltı veya ışık sen miydin?"
"Beni göremiyor olman lazımdı. Ayrıca boyutlarımız arasından da geçememeliydin." dedim ama aslında kendi kendime konuşuyordum. Kafası inanılmaz karışık gözüküyordu ama benimde öyleydi.
"Göldeki de sendin!" dedi beni işaret parmağıyla gösterek.
"Orada da mı gördün?" kafasını olumsuz bir şekilde salladı.
"Sadece bir yıldız gibi, parlak bir yansıma veya ışıkta diyebilirsin. Sadece bilmiyorum şu an seni beynim mi uyduruyor onu bile bilmiyorum."
"Uydurmuyorsun ama neden birbirimizi görüyoruz bilmiyorum. Bu olmaması gereken bir şey. Sen, sen insansın!"
"Sen değil misin?" dedi gülerek. Bir süre cevap vermediğim için yüzündeki ifade ciddileşti.
"Işığına geldim, sana geldim ve seni buldum." gözlerimi gözlerine sabitlediğimde bu cümleyi kendi kendime fısıldadığımı sanıyordum. Bunu nasıl biliyordu, nasıl haberi vardı? Onu gerçekten ben mi çağırmıştım? Birkaç adım geri gittim, bunlar olmaması gereken şeylerdi.
"N-nasıl?"
"Bu cümleyi bana aylardır kuruyorsun."
"Hayır, hayır. Bunu sana hiçbir zaman dem-" lafım yarıda kesildi. Başım ağrıdığı her an, bu cümleyi kurdum ama ağrılarım geçsin diyeydi bu. Annem öyle öğrettiği içindi, onun için değildi.
"Bir dakika! Senin yüzünden mi aylardır başım ağrıyor?! Seni bana bağlayan ne, ne tür bir şey yaptın?"
"Öncelikle ben bir şey yapmadım. Daha kimsin nesin onu bile bilmiyorum. Hem zaten bu bir rüya değil mi ben kendi bilinç altımda seni yarattım ve saçma sapan şeyler üretiyorum." diyerek elini havaya kaldırdı ve ardından indirdi. Kahkahamı durduramadım.
"Aptal. Beni sen yaratmadın ben zaten vardım. Yıllardır varım ve olacağımda."
"Aynen öyle deniz kızı." ağzım açık bir şekilde ona bakıyordum.
"Bak gördün mü seni ben zihnimde yarattım. Adını bile ben koydum."
"Adım Deniz evet ama bu bir tesadüf beni sen yaratmadın, ben yıllardır var olan bir periyim."
Kahkahası o kadar uzun sürdü ki bir ara susması için ona vurmak istedim. Ki beni engelleyen bir şey yoktu, koluna bir tane geçirdim. Durup bana baktı,
"Bana gerçekten zihinim seni uydurmadığını kanıtla sana inanayım."
"Kampa geldiğiniz zaman, sen göle atladığında orada şarkımı mırıldanıyordum, beni duydun ama arkadaşın seni su yüzeyine çıkardı."
"Bunu yaşadım hala zihnimin ürettiği bir şeysin."
"Seni çeken arkadaşının videosunu izle. Seni çıkardıkları zaman ilgin sadece göldeydi transa girmiş gibiydin, etrafına bile bakmıyordun. Ateşin başına gidene kadar uzun saçlı kız arkandan baktı ve yanına diğer arkadaşını yolladı." dudaklarını büzüp kafa salladı.
"Seni bir daha göremezsem ne olacak?" gülümsedim ve elimi yanağına uzattım. Gözleriyle elimi takip etti ardından tekrar yüzüme baktı.
"Göreceksin çünkü ışığıma geldin ve beni buldun." elimi geri çektiğim anda sanki kör olmuşum gibi etraf kapkaranlık oldu.
•••
Nefes nefese gözlerimi araladım. Bu gördüklerim tamamen zihnimin bana oynadığı oyundu. Yok periymiş yok boyutmuş falan hepsi bu aptal kafamın içinde dönen şeylerdi. Hatta internet sitesi yüzünden onu Deniz adında bir peri olarak kodlamıştım. Kafamı sağa sola salladım. Yanağımdaki elinin sıcaklığı o an tıpkı şu anki gibi bana huzurlu hissettirmişti. Ailemden görmediğim sıcaklığı zihnim kendi yarattığı karaktere yüklüyordu. Tamamen saçmalıktı, saati umursamadan Ezgi'ye videoyu bana göndermesi için mesaj attım.
Yataktan çıkıp üzerimi değiştirdim, biraz koşup zihnimi ve bilincimi açmam gerekiyordu. Ayaklarım beni sahile getirmişti. Köşedeki banka oturdum, uzunca bir süre denizi izledim. Boyutlarımız arası geçmemeliydin demişti yani alternatif bir evrende miydi? Gerçekten kafam allak bullak olmuştu. Kahverengi gözleri, yine kahverengi uzun dalgalı saçları vardı. Beyaz teni ve bedenini saran ışık hüzmeleriyle gerçekten bir peri gibi duruyordu ama kanatları yoktu bu yüzden zihnim yetersiz çalışmıştı.
Peki ya gerçekleri söylüyorsa, ya benim rüya sandığım şey aslında onun dünyasında gerçekten yaşanıyorsa?
Telefonum titrediğinde Ezgi'nin uyanık olmasına şaşırmıştım. Hızlıca videoyu açıp ileri sardırdım. Gölden çıktığım andan itibaren Deniz ne dediyse gerçekleşmesini izliyordum. Yani o gerçekti ve ben delirmemiştim. Benim şahsıma ait bir perim mi vardı yani? Bu çok eğlenceli olacaktı.
