6. bölüm · ~𝙷𝙰𝚈𝙰𝚃𝙸𝙽 𝙼𝙾𝙳𝙰𝚂𝙸~
{5.BÖLÜM}~SADECE YAŞAMAK MI GEREKİR? YAŞARKEN, YAŞAMAYI VE HAYATI ÖĞRENMEK GEREKMEZ Mİ?~
~Yaşamımız bizim iki dudağımızın arasında değil mi? Yaşarken bir şeyleri öğrenmek, yaşamak, bilmek, görmek gerekmez mi?~
--------------------
Bazen dilimde söyleyeceklerimi hep acı bir şey içer gibi yutmuşum sanki.
Yaşamım sanki beni yönetmeye çalışan insanların dudaklarında.
Ben ise öylece hükmümün verileceği dudaklara bakıp ,yaşamımı değiştircek cümleleri bekliyordum.
Yaşamım boyunca ögrenmem ve yaşamam gereken şeyler vardı. Aynı şuanda olduğu gibi.
Bir hafta boyunca konakta telaşe vardı. Bir hafta önce Adana'ya gelmiştik. İstanbul'da söz ve nişan için bir şeyler ayarlamıştık ve buraya getittirmiştik.
Yarın istemem vardı. Bir kaç gün önce Polat'ın babası, kardeşleri, babaannesi, dedesi ve iki tane amcası bizim konağa görüşmeye gelmişlerdi. Zaten büyükler öncedende tanıştığı için sohbet edilip bizim sahte -herkesin gerçek evlilik bildiği- evliliği konuşmuşlardı.
Yine herkes bizim hakkımızda kararlar veriyordu. Biz ise boyun eğiyorduk. Hepsi geleceğim içindi. Yine kendimi feda ediyordum kendim için.
Mutfakta yarın ki isteme için annem ve Ayşe yengem ile sarma sarıyorduk. Nasıl hissediyorum. Bilmiyorum. Heyecanlı. Gergin. Nedense mutlu ve bir o kadar da tuhaf. Tuhaf. Evet tuhaf hissediyordum. Belki de tüm yaşamım,duygularım birbirine karıştığı için öyle hissediyordum.
Polat ne kadar evlenmeyi kabul etsede severek etmediği zaten belliydi. Bende öyle. Polat kız kardeşinin geleceği yanmasın diye kabul etmişti. Herkes biliyordu Yakut onun göz bebeğiydi.
Sahte bir evlilikti. Bu işi yapana kadardı. Bu işi yapınca zaten Emily Hanımda artık bize karışamazdı. Bundan dolayıda kabul etmiştik evliliği ama hiç birimiz bilmiyorduk bu evliliğin ne gibi sonuçlar doğuracağını. Yaşayıp öğrenecektik.
"Kızım şu tezgahın üstündeki yaprakları da ver de saralım" Dedi annem. Düşüncelerimdem sıyrılıp tezgaha doğru yöneldim. "Anne sence de çok olmadı mı sarma" Yaprakları alıp masaya koydum. "Sus kız anca yeter o. Misafirlere mi tek bu sarma evvelsi gün akşam yemeğinde yeriz yani" Dedi. Evdeki herkes evleniyorum diye hevesliydi. Annem ve babam sevdiğim kişi ile evleneceğimi sanıyorlardı. Sahte evlilik olduğunu bilmiyorlardı. Ben mutluyum sanıp mutlulardı. İş öyle değildi. Ben bile bilmiyordum. Tek Buket sahte evlilik olduğunu biliyordu.
Babaannem duyduğu an herkese haber etmişti. Beni sevmiyordu evet ama zamanında okuma evlen dediğinde evlilik düşünmüyorum demiştim ama şimdi evleniyordum ya aklınca beni alt ettiğini düşünüyordu.
Hakan etrafta atom bombası gibi geziyordu. Bu bir hafta burnumdan gelmişti. Gördüğü her yerde bana sarıyordu. Berna ise babaannem gibi aşırı mutluydu. Kocası ben evlenince etrafımda dolaşmayacaktı. Umarım öyle de olurdu.
Abimse bugün yengem ile gelecekti. Çok özlemiştim onları. Abim ilk duyduğunda şaşırmıştı. İnanmamıştı. Babamla falan konuşunca o da normal bakmıştı evliliği ama pamuk gibi kız kardeşim evleniyor şu aralar ondan mutsuzum diye geziniyordu etrafta. En son görüntülü konuşmada beni zorbalıyordu da mutsuz olması ve bana pamuk gibi demesi gözlerimi yaşartmıştı.
"Nereye daldın öyle pamuk prenses" Diyen abimin sesini duyunca oturduğum yerden kalkıp abime sarılmıştım ama abim hemen geri çekilip " Iyy o yağlı ellerinle bana sarıldığını söyleme Melra. Üstümdeki beyaz bir de" Dediğinde " Şey ama canım abicim " Diyerek başımı suçlulukla yere eğmiştim. Annem ve Ayşe yengem ise gülüyorlardı. Abim bana ters ters bakıyordu.
Abimin karısı Olivia yengem yarım Türkçesiyle"Hey Mirza olmaz bir şey canım. Var makine. Çıkar leke etme merak." Demişti. Böyle konuşunca çok tatlı geliyordu bana. Doğal kızıl saçları çok güzeldi ama gelmeden önce açık turuncuya boyatmıştı. Şuan daha turuncuydu saçları. Babaannem sırf yengem yabancı diye onu da sevmiyordu. Bu kadın harbi kimseyi sevmiyordu. Kemal amcam ve onun ailesi hariç.
"Hoşgeldiniz kızım , hoşgeldiniz oğlum" Dedi annem ve ardından Ayşe yengemde " Hoşgeldiniz gençler" Demişti ve ikinci yağlanma vakası yaşanmasın diye ellerini silmişlerdi.Abim ve yengemde hoşbulduk deyip sarılmışlardı. Tabii ben hariç.
Geri oturup sarma sarmaya devam edince abimler dinlenmek için odaya geçmişlerdi.
--------------------
Biz gençler olarak kafeye gelmiştik. Büyükler evde kalıp avluda ki çardakta çay içiyorlardı. Bizde kahve içmeye kafeye gelmiştik. Eşsiz bir manzarası vardı.
Kahvemden yudum alırken karşımda oturan Hakan'la göz göze geldik. Son dakika bir olay çıkaracakmış gibi bir hali vardı. Şu düğün aksilik olmadan tamamlansın istiyordum.
Abim ve yengem, Hakan ve eşi, Hakan'ın abisi Fuat abi ve eşi Aynur, ben ve Buket gelmiştik. Topluca geldiğimiz için hiç memnun değildim. Daha doğrusu Hakanlar ile geldiğimiz için memnun değildim.
Abimler erkek erkeğe sohbet ederken Buket ise Aynur ve Olivia yengemle konuşuyordu. Berna ise telefona bakıyordu.
Ben ise boş boş etrafa bakıyordum. Hava biraz serindi. Artık sonbahar mevsimine girmiştik. Keşke ceket alsaydım. Olivia yengem kendisine alırken banada demişti ama ben ne kadar üşüyebilirim ki demiştim. Gerçekten de baya esiyormuş.
Çiçek gönderen kişi iki haftadır çiçek göndermemişti. Mesaj yazan kişide öyle. En son Polatla aileme evlenmek istediğimizi söylediğimizde çiçek ve mesaj gelmişti.
Belkide sözleneceğimi öğrenmiştir. Ondan ne mesaj ne de çiçek geliyordur. Hala Sancaktan şüpheleniyordum.
Polat'ı iki kere görmüştüm. Birincisi aileler görüşmeye gelince. İkincisi dün söz için kıyafet alışverişi yaparken. Orda da zaten çok yanımızda durmamıştı.
Telefonuma düşen bildirim sesiyle telefonumu elime aldım.
𝘗𝘰𝘭𝘢𝘵== Napıyorsun?
Bildirimin ondan geldiğini görünce heyecanlanmıştım. Tatlı bir telaşa bürünmüştüm.
𝘉𝘦𝘯== Oturuyoruz kafede. Sen napıyosun?
Anında çevrimiçi olup
𝘗𝘰𝘭𝘢𝘵== Bende oturuyorum balkonda öyle.
𝘗𝘰𝘭𝘢𝘵== Kafede kimlesin?
Beni mi kıskanmıştı o. Ne alaka Melra adam belki öylesine konu olsun diye sormuştur. Hemen ne diye kıskanmaya bağlıyorsun aşık sanki ya diyerek kendime kızıyordum.
𝘉𝘦𝘯== Abimler , kuzenlerim falan oturuyoruz öyle.
𝘗𝘰𝘭𝘢𝘵== Teras tarzında kafeyse üşürsün belki hava soğuk çünkü. Üstüne bir şey almışsındır umarım.
Şimdi de beni mi düşünmüştü. Yine ne alaka adam kibarlıktan dolayı soruyordu ne diye üstüne alındın ki tekrar. İç sesim mutlu düşüncelerimin katiliydi.
𝘉𝘦𝘯== Evet teras tarzında bir kafedeyiz.Hayır ceket almadım malesef ki.
𝘉𝘦𝘯== Ve evet soğukmuş ve üşüyorum.
𝘗𝘰𝘭𝘢𝘵== Üstüne alıp örtebileceğin başka bir şey yok mu ki.
Beni düşünüyordu bence ama burada gerçektende üstüme örtebileceğim bir şey yoktu. Kıçım donmuştu. Neyse.
𝘉𝘦𝘯== Malesef ki hayır.
𝘗𝘰𝘭𝘢𝘵== O zaman çok durmayın. Hasta olursun.
Beni düşünmesi içimi kıpır kıpır ettirmişti. Acaba ondan etkilenmiş miydim. Gerçi etkilenmemek elde değildi. Mavi gözleri, kumral saçı, biçimli yüzü ve uzun boyuyla herkesi etkisi altında bırakırdı.
Belkide uzun süredir bir erkekle muhattap olmadığım için öyle gelmişte olabilirdi.
𝘉𝘦𝘯== Tamam durmayız. Söylerim birazdan kalkarız.
𝘗𝘰𝘭𝘢𝘵== Tamamdır. Bir şey olursa yazarsın o zaman.
𝘉𝘦𝘯== Tamam yazarım. Dikkat et sende kendine.
𝘉𝘦𝘯== İyi geceler Polat.
𝘗𝘰𝘭𝘢𝘵== İyi geceler Zerina.
Mesajına kalp bırakıp çıkmıştım uygulamadan.
"Hayırdır Melra iki saattir kimle yazışıyorsun? " Demişti abim. Yengem ise abime sus diye bakarak"İstediği kişi ile kız konuşur. Belki yazıyor müstakbel nişanlısına" Dedi. Ben ise yengeme hafif tebessümle karşılık verdim.
"Tamam yazar da az sohbete mi dahil olsa acaba" Diyerek dalgalı koyu sarı saçlarını eliyle düzeltip ceketini çıkarttı abim ve omzumun üstüne yerleştirdi. "Buz gibi olmuşsun Melra sonra Gülay anne kızacak" Dedi dalga geçer şekilde. Üvey abim olsada çok seviyordum onu. Gerçek abi kardeş gibiydik. Abimin verdiği ceketi giyip sıkıca abimin boynuna sarıldım.
"İyi ki varsın abicim" Dedim ve abimde" Sende iyi ki varsın pamuk prensesim" Dedi. Abim hep bana pamuk prenses derdi küçüklüğümden beri. Aynı bir pamuk gibi naifmişim. Prenses gibi de güzelmişim. Neden pamuk prenses diyorsun dediğinde böyle demişti abim bana.
-----------------------
O kadar gergin ve telaşlıydım ki sanki gerçekten nişanlanıyordum. Şuan böyleysem gerçekten ve sevdiğim biri ile evlenirsem nasıl olacaktım acaba.
Saat altıydı. Bir saate gelirlerdi ve ben hala hazır değildim. Eve çağırdığımız kuaför aksilik çıktığı için gelemeyeceğini söylemişti. Bizde şimdi başka bir kuaför bekliyorduk.
"Ya kızım bir sakin olsana sanki gerçekten evleniyorsun" Dedi Buket elindeki yelpazeyi açarak. "Kız bağırmasana birisi duyacak şimdi" Dedim. Buket ise omuz silkti.
Kapı açıldığında Aynur yenge ve yanında iki kadın gördük. Kuaförlerdi yüksek ihtimalle. Aynur yenge Bernaya göre daha samimiydi ama pek muhabbetimiz yoktu.
"Hadi hanımlar şimdi çok geç olmadan saç ve makyaja başlayalım" Demişti daha uzun ve yapılı olan kuaför. Onaylar şekilde kafa sallayıp aynalığın önündeki tabureye oturunca saçım için çantasından saç maşalarını çıkartmıştı.
--------------------
Kırk veya kırk beş dakikanın sonunda hazırdım. Kendime baktığımda beğenmiştim. Kahve gözlerime açık kahve tonlarında makyaj yapmıştık. Sade ama bir o kadar da şık bir makyajdı.
Saçlarımı dalgalı yapıp arkadan bir iki tutam tutturmuştuk ve bir kaç tane inci takmıştık.
Üstüme ise toz pembe , omuzları açık, hafif göğüs dekolteli, omuz kısımlarında birer tane pembe çiçek vardı. Çok beğenmiştim kendimi.
"Ay çok güzel oldun Zerina" Dediğinde Bukete döndüm. "Gerçekten mi Buket" Nedense beni Polat'ın da güzel bulmasını istiyordum. "Evet güzelim gerçekten de güzel olmuşsun" Dedi. "Teşekkür ederim. Sende çok güzel olmuşşun canım" Dediğimde annem ve babam odaya girmişti.
"Çok güzel olmuşsun kızım" Dediğinde gözleri hafif dolmuştu. Anneme sıkıca sarıldım. Babamda" Evet kızım çok güzel olmuşsun" Dediğinde annemle sarılmayı bırakıp bu sefer babamla sarıldım.
Babamla sarılırken odanın kapısı tekrar açılmıştı. "De hayde ne duruyorsunuz öyle misafirler gelecektir" Diyen babaannemle babamla sarılmayı bırakmıştım. Babaanneme göz devirirken babam " Tamam ana geliyoruz şimdi" Demişti. Hep beraber odadan çıktığımızda kapı çalmıştı.
Öylece yerimde dururken Buket bana dönerek" Kız kapıyı açsana. Kendi kendine mi açılcak" Dediğinde telaşlı halde kapıyı açmaya gitmiştim. Umarım güzel geçerdi. Sorun olmaması için dua ederken kapıyı açmıştım.
Kapıyı açtığımda ilk Polat'ın dedesi ve babaannesini gördüm. Hoşgeldiniz diyip ellerini öptüm. Ardından amcaları ve bir tane amcasının karısı da içeri girdiğinde hoşgeldiniz diyip aynı şekilde ellerini öptüm.
Ardından Mercan, Mahir, Yakut, Yavuz ve Mert girdi. Onlara da hoşgeldiniz deyip kadınlarla sarılıp, erkeklerle el sıkıştım.
En son elinde çiçek ve çikolata ile Polat girince ona bakakaldım. Çok yakışıklı olmuştu. Traş olmuştu. Saçlarını biraz kısaltmıştı ve az olan sakallarını sıfıra vurmuştu. Üstünde ki siyah takım elbise ile adeta göz kamaştırıcı duruyordu.
Onunda beni süzdüğünü fark ettim. Derince yutkunduğunu gördüm. Gözlerinden okyanustaki deniz feneri gibi mavi ışık saçılıyordu. Hatta direkt okyanus gibiydi. Okyanusun parıltısı yeterdi ışık niyetine. Öyle bir mavi göz rengi vardı.
Elindeki çiçeği ve çikolatayı bana uzattığında bende bekletmeden aldım. Çiçeğe baktığım da kalbim daha da hızlanmıştı.
𝘡𝘦𝘳𝘪𝘯𝘢 𝘪𝘴𝘮𝘪𝘮𝘪𝘯 𝘢𝘯𝘭𝘢𝘮ı 𝘰𝘭𝘢𝘯 𝘢𝘭𝘵ı𝘯 𝘤𝘪𝘤𝘦𝘨𝘪 𝘢𝘭𝘮ı𝘴𝘵ı...
Bu sefer altın çiçek bana gizemli kişiden değil Polat'tan gelmişti. Gizemli kişiden çok Polat'ın alması daha çok hoşuma gitmişti.
"Beğendin herhalde çiçeğini" Diyen Polatla ona doğru baktım. Ona bakmak için kafamı yukarı kaldırmam gerekti. Benim 1.68 boyuma göre baya uzundu.
"Evet çok beğendim. İkinci ismimim anlamı zaten. Çok güzeller. " Dedim. Gözlerimi çekmeden gözlerine bakıyordum. "Evet senin ikinci isminin anlamı diye aldım. Seversin diye düşündüm. Ve evet senin gibi çok güzeller Zerina. " Demişti. Son sözüyle kalbim yarışır gibi hızlıca atıyordu. Heyecanlı olduğumu gizleyememiştim çünkü Polat bana sırıtarak daha çok eğlenir şekilde bakıyordu. "Sende çok güzel ay aman çok yakışıklı olmuşşun Polat" Dediğimde sırıtışı büyümüştü. Gülümsemeye dönmüştü. İlk defa sırıtmak dışında az da olsa gülümsüyordu. Heyacandan biraz saçmalamıştım. Adama güzel olmuşşun demiştim. Neyse artık.
"Sağol hanımefendi de beni içeri almıyacaksın galiba" Dedi yine eğlenir şekilde. O diyene kadar kapının önünde onun geçemeyeceği şekilde durduğumun farkında değildim. "He şey yok yani alcaktım tabii. " Ne zaman şu heyecanım geçecekti çünkü heyecandan iki kelimeyi bir araya getiremiyordum. "Hoşgeldin bu arada Polat" Deyip geçmesi için kenara çekilmiştim. Tekrardan beni süzerken "Hoşbuldum Zerina" Demişti ve içeri geçmişti. Bir kez daha beni süzmüştü ama daha çok elbisemi inceler gibiydi.Bakmaya doyamıyordu herhalde bana. Sanki gerçekten evleniyor gibiydik. Hiç bir şey sahte değil gibiydi.
O yukarı salona çıktığında bende çikolatayı mutfağa bırakıp çiçekle yukarı salona çıktım.
Salona geldiğimde Polatla benim için özel ayarlanmış organizasyon yerine geçtim ve Polat'ın yanına oturdum. Yan tarafımda duran organizasyon ile gelen, küçük,süslenmiş ve yuvarlak olan masaya çiçeği koydum. Bu çiçeği hep saklayacaktım.
Heyecandan gerilmiştim. Büyükler oturup sohbet ederken biz ise Polatla arada birbirmize alttan bakış atıyorduk.
Annem yanıma gelip" Hadi kızım aşağı kahve yapmaya gidin kızlarla. Söyledim onlara hadi oyalanmadan yapın" Dediğinde ayağı kalkmıştım. Polat ise ayağı kalktığımdan dolayı bana bakmıştı ardından ona sorulan soruyla cevap vermek için Kemal amcama dönmüştü. "Ee delikanlı sever misin Melrayı" Dedi. Umarım yanlış bir şey demezlerdi. Özellikle de Hakan. Bakışlarından belliydi. Hiç de normal bakmıyordu. Elinde olsa Polat'a saldıracak gibiydi.
Annemin kolumu dürtmesiyle kapıya doğru yürümüştüm. Ben salondan çıkınca Polat , Kemal amcama cevap verdiğini duydum ama çoktan ilerlediğim için pek anlamamıştım.
Mutfağa geçtiğimde Buket, Yakut ve Mercan gelmişti.
Yavuz'un evli olduğunu o gece öğrenmiştim ama neden şuan isteme gününde karısının burda olmadığını anlamamıştım.
"Nasılsın Melra. Çok güzel olmuşsun" Diyen Yakut ile elimde ki kahve kutusunu tezgaha bırakıp ona döndüm.
"İyi olmaya çalışıyorum. Sanki gerçekten evlenir gibi bir heyecan vardı üstümde ve teşekkür ederim sizde çok güzel olmuşsunuz" Dediğimde Mercan ve Yakut aynı anda teşekkür etmişlerdi. Ardından Yakut"Gerçekten tekrar kusura bakma ama benimde elimde olan bir şey değildi. İyi ol lütfen. Belki abimle seversiniz birbirinizi bilemeyiz." Dedi.
Bilmiyorum tarzında omuz silktiğimde Mercan" Evet Yakut haklı olabilir ve heyecanlı olman gayette normal. Bence Mahirle bizden önce evleneceksiniz gibi duruyor "dediğinde hafif gülüp cevzeye koyduğum kahveyi ocağa koydum. Buket ise diğer kişilere tencerede kahve yapıyordu. Bir tık kalabalıktıkta.
Mercan'a dönüp cevap vereceğim sırada mutfak masasının üstündeki telefonum çalmıştı. Telefonu aldığımda Ebru arıyordu.
Telefonu açtığımda Ebru "Alo napıyorsun. Geldiler mi? " Diye sormuştu Ebru. Ebru'nun bacağı hala iyi olmadığı için nişana gelememişti. "Şuan kahve yapıyorum. Evet geldiler. Sen nasıl oldun? " Diye sorduğumda Yakut ile Mercan mutfaktan çıkmışlardı. Bende artık olmuş kahveyi fincana dökmüştüm.
"Bende iyiyim. Bacağımda ki alçıyı çıkarttılar ama hala sarılı ve üstüne çok basmamamı söylediler. Dinleniyorum şuan canım. " Dedi. Bende" İyi canım. Ben şimdi kahveyi getiricem. Gece konuşalım mı? "Dediğimde Bukette tenceredeki kahveleri kepçe yardımıyla fincanlara dolduruyordu. " Tamam canım. Hayırlı olsun tekrardan görüşürüz" Demişti. Bende " Sağol canım. Görüşürüz " Dedim. Ebru da biliyordu sahte evlilik yaptığımızı. Planın evlilik olmasına o da şaşırmıştı. Zaten Polatla siz onayladıysanız sıkıntı yok demişti.
Buket kocaman tepsi çıkarırken Olivia ve Aynur yengem yardıma inmişti.
"Ben Polat'a kahveyi nasıl içtiğini sormadım. " Dediğimde Aynur yenge " Afferin sana" Demişti. Buket ise" Tuz koy veya bal. Öyle yapıyorlar hangisini koymak istersen" Demişti.
Öyle dediğinde balı alıp bir iki damla koymuştum. Buket" Kıyamazmışta sevdiğine" Deyince kızar şekilde ters ters ona baktım.
Buket yanıma yaklaşıp sadece ikimizin duyacağı şekilde " Ne var bunda en azından gerçekten evleniyor imajı verirsiniz diye dedim ne ters ters baktın ki. " Dedi. " Ya bak gerginim şimdi ters ters bakcam sana iyi bir şekilde" Dediğimde ağzını elini getirip hayali bir fermuar çekti.
Polat'ın kahvesini alıp yukarı çıktım. Salona girdiğimde konuşmayı kesip bana bakmışlardı. Ortam bir tık ciddiydi. Ne bakıyorsunuz öyle ya anksiyetem tuttu.
Kahveyi Polat'ın önüne koyduğumda arkamdan kızlarda gelip kahve tatlıları dağıtmışlardı. Bende yerime oturmuştum.
Polat kahvesinden yudum alırken pür dikkat tepkisine bakıyordum. Evet bal koymuş olabilirim ama tuz koyduğumu düşünmüş olabilir belki.
Yüz ifadesi normaldi. Bana dönüp" Ellerine sağlık. Çok güzel olmuş" Dedi. "Afiyet olsun." Dedim sadece.
Polat'ın babasıyla arasının soğuk olduğu çok belliydi. Her bize geldiklerinden sanki yabancıymış gibi davranıyorlardı birbirlerine. Daha doğrusu Polat öyle davranıyordu.
Polat'ın babası Arif Bey" Şimdi babam burdayken söz hakkı bana düşmez babam başlasın konuşmaya" Demişti. Polat'ın dedesi İsmail amca ise" Şimdi hiç uzatmayacağım. Hepimiz biliyoruz zaten. Gençler görmüşler. Sevmişler. Bize de onaylamak düşer. Allah'ın emri Peygamberin kavliyle kızınızı, oğlumuza istiyoruz " Demişti. Ben ise stresten tırnağımla diğer elimin etini yüzüyordum. Her stres olduğumda, gerildiğimde öyle yapıyordum. Neden bu kadar gergindim ki?
Polat'a döndüğümde onun ellerime kaşlarını hafif çatarak baktığını görmüştüm.
Babam" Doğru diyorsunuz. Bize pek söz hakkı düşmez gençler uygun gördüyse. Kızımı mutlu etsin ,üzmesin yeterdir. Bende o zaman verdim gitti" Dedi gözleri dolu şekilde. İçerde alkış kopmuştu.
Artık sahtede olsa nişanlıydık.
𝘕𝘪𝘴𝘢𝘯𝘭ı𝘺𝘥ı𝘬 𝘢𝘳𝘵ı𝘬...
Çok tuhaf geliyordu. Kim derdi ki Polatla sahte de olsa nişanlanacaktın.
Babaannem" Haydin, çoçuklar nişan yüzüklerini taksında kurdeleyi keselim" Dedi.
Buket elinde yüzük tepsisiyle yanımıza gelmişti. Her şey gerçek evlilik gibiydi ama sadece bir kaç kişi sahte olduğunun farkındaydı.
Polat yüzükleri almıştı. Nazikçe deminden beri tırnak etini yüzdüğüm elimi alıp avcunun içine koymuştu. Elinin sıcaklığı elime geçmişti. Kocaman avucunda küçük elim kaybolmuştu. Oda ellerimize bakıyordu. Daha sonra elindeki yüzüğü, yüzük parmağıma taktı. Bizim bir evlilik teklifi yüzüğümüz yoktu. Zaten sahte evlilikti ama kimsede neden yok diye sorgulamamıştı.
Polat'a da yüzük takmak için elimi avcundan çekmiştim. Elimi çekince boşluğa düşer gibi oldum. Elim üşümüştü sanki.
Polat'ın yüzüğünü alıp onunda yüzük parmağına taktığımda nişan kurdelesini dedesi kesmek için gelmişti. Makas kesmiyor demişti dedesi âdetleri yerine getirmek için. Polat'ın kardeşleri ve erkek kuzeni Buket'in tuttuğu tepsiye yüklü bir miktarda para koymuşlardı. Dedeside paranın koyulmasıyla kurdeleyi kestiğinde büyük bir alkış tekrar kopmuştu. Polat'ın bana doğru eğildiğini görmüştüm. Alnımdan öpmeden önce" Daha inandırıcı olsun diye öpüyorum haberin olsun" Deyip alnımı öpmüştü.
Alnımı öptüğünde gözlerimi kapatmıştım. Çok kısa sürmüştü. Varla yok arası bir öpücüktü. Öpmesi benim karnımda karıncalanmaya neden olsada dediği cümle nedense incitmişti beni. Sırf inandırıcı olsun diyen öpeceğini söylemişti.
Hep bir ağızdan hayırlı olsun denilmişti. Daha sonra herkesle sarılıp, büyüklerin eli öpüldükten sonra takı takmaya başladılar.
--------------------------------
Esen rüzgar saçlarımı yüzüme doğru savuruyordu. İkimizde sesizdik. Sessizlikte aynı bir rüzgar gibi ikimizin arasında savruluyordu.
Takı merasimi bittikten sonra herkes salonda oturuyordu. Biz ise Polatla balkona çıkmıştık ama ikimizde geldiğimizden beri hiç bir şey konuşmuyorduk.
Polat elini cebine attığında sigara kutusunu çıkardığını gördüm. Sigara kokusuna astımım vardı. Sigara dumanı tarzında kokulara mağruz kalınca öksürüyordum. Eğer çok fazla mağruz kalırsam astım ilacımı kullanıyordum ama şuan yanımda değildi. Ondan dolayı Polat'a yanımda içmemesini söyliyecektim.
Sigarasını ağzına getirip elindeki çakmağı sigaraya yaklaştırıken koluna dokundum. İlk bir an duraksadı ve koluna dokunduğum elime baktı. Sanki bir ateşe koymuş gibi elimi hemen çekip yumruk yaparak indirdim.
"Benim sigara gibi kokulara astımım var." Dediğimde bana doğru baktı. Elindeki çakmağı geri cebine koyduktan sonra ağzında ki sigarayı balkondan dışarı atmıştı. Daha hiç kullanmamıştı ama atmıştı sigarayı.
"Bilmiyordum kusura bakma. Peki karşılaştığımız zamanlarda genelde sigara içiyordum nasıl o kokuyla durdun" Dediğinde önüme gelen saçımı arkama atmaya çalışırken" O zaman geldiğimde sigaran çoktan bitmiş oluyordu yani ben geldikten bir iki dakika sonra bitmiş oluyordu ama yinede azda olsa soluduğum için o kokuyu öksürüyordum. Eğer çok maruz kalırsam o kokuya astım ilacımı kullanıyorum. "Dedim.
Başını onaylar şekilde salladığında" Tamam bundan sonra daha çok dikkat etmeye çalışırım." Dedi. Bense hiç bir şey demeden sustum.
Yine aramıza sessizlik girmişti. Arada göz göze geliyorduk biz değilde sanki gözlerimiz konuşuyordu... Birbirimizi gördüğümüz ilk andan beri aslında bizim yerimize hep gözlerimiz konuşuyordu.
Polat elini bu sefer ceketinin cebine atınca uzun bir kadife kutu çıkardığın da heyecanlanmıştım. Kolye kutusu gibiydi.
Kutuyu açtığında kolye olduğunu görmüştüm. Çok güzeldi. Orta bir boyda kare bir taşı vardı. O kare yer mavi renkti. Aynı Polat'ın göz rengindeydi. Zinciri gümüştü. Karenin köşeleri ise parlak renkte elmastı. Bu çok eski bir kolye gibiydi ama bir o kadar da pahalı duruyordu.
"Bu annemindi. O ölünce tüm eşyalarını saklamıştım. Sana takmak istedim.Takmak istemezsen anlarım" Dediğinde annesinin olan bir eşyayı bana takmak istemesi beni hem mutlu etmiş hem de duygulandırmıştı.
"Tabi takarım. Neden takmayayım. Çok güzelmiş bu Polat." Dediğimde Polat kafasını sallayıp" Evet Zerina çok güzel. Annemde de çok güzel duruyordu. Sende de duracağını düşündüm. Manevi değeri benim için çok önemli. Bunu boynundan çıkarmanı istemem. Tabii sürekli takacaksın diye bir durumda yok ama en azında kaybetme. Sakla bu kolyeyi" Dedi.
" Hayır Polat kaybetmem. Saklarımda. Teşekkür ederim. Sonuçta severek evlenmediğin ,sahte evlilik yaptığın kişiye bu kolyeyi takmak istemen baya ince bir düşünce." Dedim. Kolyeyi kutusunda çıkarıp"Dön arkanı takayım " Dedi. Bende arkamı döndüğümde saçlarımı eliyle kenara çekmişti. Saçlarıma dokunması beni mayıştırmıştı. Sanki incitmekten korkar gibi dokunmuştu. Nefesini ensemde hissetmek bile tuhaf ve değişik hissetmeme sebep oluyordu. Titrek bir nefes vermiştim. Soğuk eli çıplak omzuma değince irkilmiştim. Çok yavaş şekilde hareket ediyordu veya bana öyle gelmişti. Bilmiyorum. Şu aralar zaten ne olduğunu bile bilmiyordum. Kolyeyi taktığında saçlarımı geri arkama almıştı. Bende geri önüme dönmüştüm. "Karşımda sen yerine başkasıda olsa veya severek evlendiğim kişide olsa bu kolyeyi ona yine de takardım Zerina. Çünkü kendime söz vermiştim. Kimle evlenirsem evleneyim ona bu kolyeyi takacağım diye" Dediğinde havanın soğukluğu mu yoksa sözlerinin soğukluğundan mı bilmem kasılmıştı yüzüm.
O kolyeyi tek bana özel olarak takmak istememişti. Ben yerime başkası olsa da takacakmış. Bu sözler beni niye incitmişti ki? Sevmiyordum zaten. Sevmemem gerekiyordu zaten. Sahte bir evlilikti. Yoksa olan bana olurdu. Bugünün gerginliğinden dolayı olsa gerek üzüldüğümü düşünüyordum. Birde reglim yaklaşıyordu. Zaten regl olacağım zaman benden daha fazla drame queen olacak birisi yoktur bence. Her ota boka duygulanıyordum ve her yerim ağrıyordu.
"Çok dalgın gibisin. Nereye daldın? " Diyen Polat'ın sesiyle dalgınlıktan çıkıp ona baktığımda " He evet. Öylesine dalmış gözüm." Diye söylemiştim. Bana inanmış gibi bakıyordu. Sonuçta düşüncelere daldığım çok belliydi ama yinede üstüme gelmemişti.
"Kolye yakıştı sana" Dediğinde boynumda ki kolyeye bakıyordu. Elimi kolyenin üstünde gezdirdiğimde " Gerçekten mi Polat " Dediğimde" Gerçekten Zerina" Demişti ve tekrar kolyeye bakmıştı ama bu sefer gözleri açık gerdanımda dolaşıyordu. Yavaşça yutkunmuştu. Utanmıştım.
Şu aralar hep merak ettiğim bir soruyu sorcaktım. " Polat sen bana niye sürekli Zerina diyorsun? Hayır yani rahatsız olduğumdan değilde hiç Melra olan ismimi söylemedin. Herkes genelde bana Melra diyor da ondan sordum." Dediğimde dudakları hafif kıvrıldı."Herkesten bir farkım olsun diye Zerina. Nedense bu ismini kullanmak geliyor içimden" Dediğinde derin bir nefes alıp verdi. Ben ona hiç ikinci ismiyle seslenmemiştim. O bana ikinci ismimle seslenerek herkesten farkı olduğunu söylüyordu. Belkide ben onun için herkesten birisiydim. Bir farkım yoktu belkide...
-------------------------
Atılan adrese gelmiştik. Ebru şuan daha iyiydi. Sadece hafif topallayarak yürüyordu onun dışında sorun yoktu. Benim kolum ise çoktan iyileşmişti. İyi ki nişana kadar iyileşmişti.
Nişanın üstünden üç hafta geçmişti. Beş hafta sonra ise düğün vardı. Çoktan İstanbul'a dönmüştüm. Buket ise okullar açıldığı için gelmemişti.
Çiçek gönderen ve mesaj atan kişi hala ortalarda yoktu. Ne çiçek geliyordu ne mesaj. Belkide böylesi daha iyiydi ama insan merak ediyordu. Çiçeği gönderenin ve mesaj atanın aynı kişi olduğunu düşünmeye başladım. Sonuçta ikisi aynı anda kayboluyor veya aynı anda çiçek gönderip mesaj atıyordu yani aynı kişi gibilerdi. Sancaktan şühlenemeye devam ediyordum.
Geçen hafta ise Yakutlar ile aylardır üzerine çalıştığımız hatta sahte evlilik yaptığımız defile gercekleşmişti. Dikimimde Yakutta yardımda bulunmuştu.Hala en çok kimin elbise modelini beğendiğini açıklamamıştı Emily Hanım. Yüksek ihtimalle bizim evliliği bekliyordu. Düğün zamanı magazinlere evlilik haberini yayacaktık.İşte o zaman iş artışı başlıyacaktı ve Emily Hanımın istediği olacaktı.
Şimdi ise ben, Ebru, Mercan, Yakut ve Yavuz'un eşi geliyordu. Kadını hiç görmediğim için ismini falan bilmiyordum. Gidince tanıştırdık artık.
"Hadi inelim" dedi Ebru. Bende başımı sallayarak park ettiğim arabadan inip Nişantaşı'nda ki bir kafeye gelmiştik. Konum olarak burayı atmıştı.
Kafeden içeri girdiğimizde Yakut nerde olduklarını göstermek için el sallıyordu. Bende tebessüm ederek yanlarına gittim.
Hepimiz selamlaşıp oturduk. Yavuz'un eşi yani Elif biraz çekingendi. Daha doğrusu soğuk birisiydi. Sadece hoşgeldiniz diyerek el sıkışmıştı. Şimdi mantıken eltim olacaktı. Sonuçta Polat'ın kardeşinin eşiydi. Umarım evdekilerle anlaşabilirdim. Zaten bana karşı bir zararları yoksa benimde kimseye bir zararım dokunmazdı.
Yakutlar falan hepimiz sohbet ederken genelde Elif sohbet etmiyordu. Bir sıkıntısı yani bir derdi var gibiydi. Sürekli Yavuz gibi gözleri uzaklara dalıyordu. Çok konuşmuyordu Yavuz gibi.
Elif'e uzunca baktığımı fark ettiğimde rahatsız olmaması adına gözlerimi çekmiştim. O sırada kahvelerimizin ve tatlılarımız gelmişti ama Elif hiç bir şey istememişti. Mercan ve Yakut onun bu hallerine alışkın gibilerdi. Belki karakteri öyleydi. Bilemeyiz.
Mercan " Gelinlik seçtin mi veya aklında bir model var mı Melra" Demişti. " Aslında yetiştirebilirsem kendi gelinliğimi kendim dikmek istiyorum. Hep hayalimdi bu. Duruma göre bakıcaz yetişir mi diye düşünücem ilk önce. Zaten kafamda bir model var" Dediğimde Yakut" Ne kadar güzel , mantıklı bir şey evlenirsem kesin bende öyle yaparım. Tabii önce sevdiğim bana bir aşık olsa. Neyse ben sana yardım ederim Melra" Demişti.
Yakut'un sevdiği kişinin kim olduğunu bilmiyordum. Şimdi de sormayacaktım konu dağılmasın diye. Zaten Polatla evlendiğimde aynı evde yaşayacaktık. Anlatmak isterse anlatırdı.
" Teşekkür ederim Yakut."dediğimde tebessüm etmişti. Boynumda ki kolyeyi gözleriyle işaret ederek " O annemin kolyesi dimi" Demişti. Bende " Evet abin vermişti. "Dedim." Evet abim diyordu zaten bu kolyeyi kimle evlenirsem ona takcam diye.Yakışmış sana" Dediğinde galiba annesinden dolayı gözleri hafif buğulanmıştı. Bende tebessüm edip " Teşekkür ederim Yakut. Abin banada öyle dedi zaten." Dediğimde başını onaylar şekilde sallamıştı.
Yakut Ebruya ayağının nasıl olduğunu sorarken ben ise Mercan'a dönüp" Sizin düğün ne zamandı. Sanki defileden iki ay sonra demiştin diye hatırlıyorum" Demiştim. O da kafa sallayarak" Evet öyle. Yani sizin düğünden bir hafta sonra." Demişti. Onaylar şekilde başımı sallamıştım. Ardından kahvemi içip tatlımdan yemiştim.
-----------------------
Mağaza mağaza dolaşmıştık. Bir iki tane de gelinlik modeli bakmıştım belki kafamda biraz daha model olur diye.
Şimdi ise ayakkabıcından çıkıp yürüyorduk. Ebru koluma girip kulağıma eğildiğinde" Sence Elif neden böyle soğuk gibi. Acaba karakterimi öyle yoksa bizden mi memnun olmadı." Dedi. "Bilmiyorum ki belki karakteri öyledir. Belkide memnun olmamıştır bizden. Bilmiyorum. Bir zararı olmadığı için sıkıntı yok bence. Zaten kendi halinde takılıyor" Dediğimde kafasıyla onaylayıp " Doğru diyorsun. Fazla dalgın belkide bir derdi vardır. Her neyse"Demişti. Bende sadece "olabilir"demiştim ve ardından"Sen nasılsın ayağın falan iyi dimi" Demiştim. "Evet iyiyim. Bu onuncu soruşun falan canım" Demişti. "Sürekli düşecek gibi oluyorsun canım. Ondan soruyorum" Dedim. Gülümseyerek " Merak etme iyiyim." Dediğinde bende gülümsemiştim.
Hepimiz ara sokağa park ettiğimiz arabalarımızın yanına gelmiştik. Daha doğrusu benim arabam burdaydı. Yakutları almak için Polatlar gelecekti. Yakut benim arabamın olduğu yerde beklemelerini söylemişti. Polatla en son defilede görüşmüştük. Bir kaç kez de yazışmıştık.
Arabalara yaklaştığımız da Yavuz, Mahir ve Polat arabaya yaşlanmış duruyorlardı. Polat beni görünce daha yeni yakmış olduğu belli olan sigarasını yere atıp ayağıyla ezdi. Bu düşüncesi yüzümü gülümsetmişti. Daha dikkatli davranıyordu.
Mahir ile Mercan birbirlerine sarılmışlardı. Yavuz ve Elif'e baktığımda sanki yabancı gibi yan yana duruyorlardı. Sanki evli değiller gibiydi. Aralarında bir şeyler olduğu kesindi. Belki bundan dolayı durgundu ikiside. Yavuz eliyle koyu sarı saçını karıştırıp arabasına bindi.Ardından Elif'te yanına binmişti. Yavuz dış görünüş olarak Mert ile daha çok benziyorlardı. Polat ise Yakut ile daha çok benziyordu ama Polat ve Yavuz'un karakterleri aynı gibiydi. Yakutla da Mert'in karakterleri daha çok birbirine benziyordu.
Mercan da bana ve Ebruya görüşürüz diyip ve sarılarak Mahir ile arabalarına binmişlerdi.
Yakut" Bende arabadayım abi. Siz Melra ile konuşun biraz" Dedi ve ardından Ebru ve bana dönerek "Hadi görüşürüz Ebru. Görüşürüz Melra" Diyerek bize sarılmıştı. Ebru da arabanın anahtarını isteyip arabaya geçmişti.
Polat ile baş başa kalmıştık ama bizi araban izlediklerini fark ediyordum. Sadece Yavuz ve Elif hariçti çünkü onlar arabaya bindikleri gibi gitmişlerdi.
Gözleri taktığım kolyeye kaymıştı ve üst dudağı hafif kıvrılmıştı.
"Nasılsın Polat" Demiştim. "İyiyim Zerina sen nasılsın" Dediğinde elini yeni çıkan saklarına getirip yanağını kaşımıştı." Bende iyiyim" Dedim. " İyi ol zaten" Demişti. Şuan öylesine sohbet olsun diye konuştuğumuz belliydi.
"Olurum sende ol. Görüşürüz Polat" Dediğimde tekrar aynı diyaloğu yapacağımız tahmin etmiştim. " Bende ederim. Görüşülsün o zaman Zerina" Dediğinde ikimizde hafifçe tebessüm etmiştik.
𝘏𝘦𝘱 𝘢𝘺𝘯ı 𝘥𝘪𝘺𝘢𝘭𝘰𝘨...
𝘉𝘦𝘭𝘬𝘪 𝘥𝘦 𝘧𝘢𝘳𝘬𝘭ı 𝘩𝘪𝘴𝘭𝘦𝘳...
𝘐𝘬𝘪𝘮𝘪𝘻𝘥𝘦 𝘨𝘰𝘳𝘶𝘴𝘮𝘦𝘬 𝘪𝘴𝘵𝘪𝘺𝘰𝘳𝘥𝘶𝘬...
𝘎𝘰𝘻𝘭𝘦𝘳𝘪𝘮𝘪𝘻 𝘥𝘦 𝘣𝘦𝘭𝘬𝘪 𝘣𝘪𝘻𝘪𝘮 𝘨𝘪𝘣𝘪 𝘣𝘶 𝘥𝘪𝘺𝘢𝘭𝘰𝘨𝘶 𝘴𝘰𝘺𝘭𝘶𝘺𝘰𝘳𝘭𝘢𝘳𝘥ı 𝘣𝘪𝘳𝘣𝘪𝘳𝘭𝘦𝘳𝘪𝘯𝘦...
