19:43 kitap kapağı

6. bölüm / 6

19:43

İşaret

Vaveyla Yazarı: Barlas Özel

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 6Şu an: İşaret

Ormanın içinden, uzakta bir dal kırılma sesi geldi.

Dokuz kişi aynı anda sesin geldiği yöne döndü.

Antonio elini kaldırdı.

“Kimse ani hareket etmesin.”

Birkaç saniye boyunca hiçbir şey olmadı.

Sonra çalılıkların arasından bir adam çıktı.

Yaklaşık otuz yaşlarındaydı. Üzerinde ince bir mont, sırtında küçük bir çanta vardı. Nefes nefeseydi. Yüzünde korku ve yorgunluk birbirine karışmıştı.

Adam onları görünce olduğu yerde durdu.

“Merhaba,” dedi. “Korkutmak istemedim. Yardıma ihtiyacım var.”

Antonio’nun yüzündeki sert ifade hemen yumuşadı.

“İyi misin?” diye sordu.

Adam başını salladı ama nefesi hâlâ düzensizdi.

“Sanırım. Sadece… arkadaşlarımdan ayrıldım.”

Mia bir adım öne çıktı.

“Yaralı mısın?”

“Hayır. Ayağım biraz ağrıyor ama yürüyebiliyorum.”

Antonio çantasını yere bıraktı ve içinden küçük bir su şişesi çıkardı.

“Önce biraz su iç.”

Adam şişeyi iki eliyle aldı.

“Teşekkür ederim.”

Kimse onu sorguya çekmiyordu. Antonio, adamın gerçekten yardıma ihtiyacı olduğunu anlamıştı. Ormanda kaybolan birini daha fazla korkutmak, onu yanlış kararlar almaya itebilirdi.

Adam birkaç yudum içtikten sonra derin bir nefes aldı.

“Arkadaşlarımla kamp yapıyorduk. Öğleden sonra kısa bir yürüyüşe çıktım. Geri dönerken patikayı kaçırdım. Onlardan ayrılalı bir saatten fazla oldu.”

Mia çantasından küçük bir ilk yardım kiti çıkardı.

“Bileğine bakabilir miyim?”

Adam şaşırdı.

“Bileğim mi?”

“Yürürken aksıyorsun.”

Adam sağ ayağını gösterdi.

“Bir köke takıldım. Çok kötü değil.”

Mia çömeldi ve ayakkabısının bağını kontrol etti. Bağcık gevşemiş, ayakkabının kenarı da çamurla kaplanmıştı.

“Şişlik var mı?”

“Biraz.”

Mia bileğini dikkatlice yokladı.

“Burkulma gibi durmuyor. Ama fazla zorlamaman iyi olur.”

Antonio çevreye baktı.

“Arkadaşlarının kamp alanının yönünü biliyor musun?”

Adam eliyle arkasını gösterdi.

“Şu tarafta olması lazım. Fakat bir süre sonra patika kayboldu. Sonra aynı yere dönüp durduğumu fark ettim.”

Antonio telefonunu çıkardı.

“Telefonun çekiyor mu?”

Adam kendi telefonunu gösterdi.

“Hayır. Pilim de yüzde on iki.”

Antonio ekranına baktı. Kendi telefonunda da sinyal yoktu. Harita uygulaması daha önce kaydedilmiş rotayı gösteriyordu ama çevredeki patikalar birbirine benziyordu.

“Arkadaşlarının kamp alanında ateş var mıydı?” diye sordu.

“Evet. Büyük bir ateş yakmışlardı. Akşam için yemek hazırlıyorlardı.”

“Çadırların rengi?”

“İki çadır vardı. Biri turuncu, diğeri gri.”

Antonio başını salladı.

“Güzel. Bu bilgiler işimize yarar.”

Adam şaşkınlıkla baktı.

“Bana yardım edecek misiniz?”

“Tabii,” dedi Antonio. “Önce seni güvenli bir yere götüreceğiz. Sonra arkadaşlarını bulacağız.”

Mia da başını salladı.

“Yalnız kalmana izin vermeyeceğiz.”

Adamın yüzündeki gerginlik biraz azaldı.

“Benim adım Max.”

“Antonio.”

“Mia.”

Max diğerlerine de baktı. Dokuz kişilik grubun tamamı sessizce onu izliyordu.

“Bunca kişiyi rotanızdan ayırmak istemem,” dedi Max. “İsterseniz bana yönü tarif edin, ben geri dönmeyi denerim.”

Antonio hemen başını iki yana salladı.

“Hayır. Tek başına geri dönmeyeceksin.”

“Fakat sizin de gideceğiniz bir yer var.”

“Gideceğimiz yere birlikte gideceğiz. Önce senin durumunu netleştireceğiz.”

Max itiraz edecek gibi oldu ama Antonio’nun sesindeki kararlılık onu durdurdu.

“Burası düşündüğünden daha karmaşık,” diye devam etti Antonio. “Aynı ağaçlar, aynı eğimler ve birbirine benzeyen patikalar insanı kolayca yanıltır. Bir kez daha yönünü kaybedersen seni bulmamız zorlaşır.”

Max başını eğdi.

“Tamam.”

Antonio grubuna döndü.

“İki kişi Max’in yanında yürüsün. Mia, bileğini takip et. Diğerleri aralığı korusun.”

Mia Max’in yanına geçti.

“Yavaş yürüyeceğiz. Ağrı artarsa hemen söyle.”

“Tamam.”

Grup, Max’in geldiği yöne doğru ilerlemeye başladı. Antonio en önde, Max ise ortada yürüyordu. Birkaç dakika sonra Max’in adımları yavaşladı.

“Burada bir şey hatırlıyorum,” dedi.

Antonio durdu.

Max çevresine baktı.

“Şu ağacın yanında küçük bir taş yığını vardı.”

Antonio ağacın yanına gitti. Gerçekten de kökün dibinde üst üste konmuş dört taş bulunuyordu.

“Bunu sen mi yaptın?”

Max başını salladı.

“Hayır. Ben geldiğimde de vardı.”

Antonio taşlara dokunmadı.

“Biri yol işareti bırakmış olabilir.”

Max’in yüzü gerildi.

“Arkadaşlarımdan biri mi?”

“Bilmiyorum. Ama bunu dikkate alacağız.”

Antonio grubun yönünü değiştirmedi. Max’in anlattığı ayrıntıları haritadaki konumla karşılaştırdı. Bir süre sonra Max, çalılıkların arasında daha belirgin bir iz fark etti.

“Buradan geçtim.”

Antonio yere baktı. Çamurda ayakkabı izleri vardı. Bazıları Max’in ayakkabısına uyuyordu, bazılarıysa daha küçüktü.

“Burada yalnız değildin,” dedi.

Max eğildi.

“Bu izler benim değil.”

Mia da yaklaştı.

“Çocuk ayakkabısı gibi.”

Antonio izleri dikkatle inceledi. İzler eski değildi. Çamurun kenarları hâlâ dağılmamıştı.

“Birileri buradan senden önce geçmiş.”

Max’in sesi titredi.

“Belki arkadaşlarımdan biridir.”

“Olabilir,” dedi Antonio. “Ama kesin konuşmayalım.”

İzleri takip etmek yerine önce Max’in güvenliğini sağlamayı seçti. Onu grubun ortasında tuttu ve kısa molalar vererek ilerledi. Yaklaşık yirmi dakika sonra ağaçların arasından zayıf bir duman çizgisi göründü.

Max’in yüzü aydınlandı.

“Orada olabilirler.”

Antonio elini kaldırdı.

“Herkes yavaşlasın.”

Dumanın geldiği yöne doğru ilerlediler. Birkaç dakika sonra küçük bir kamp alanına ulaştılar. İki çadır, sönmeye yüz tutmuş bir ateş ve yere bırakılmış birkaç sırt çantası vardı.

Fakat kimse görünmüyordu.

Max hızla öne atılmak istedi.

“Bekle,” dedi Antonio. “Önce çevreyi kontrol edelim.”

“Arkadaşlarım burada.”

“Eşyaları burada. Bu iyi bir işaret. Ama onları nerede bulacağımızı bilmeden koşmak doğru değil.”

Max durdu. Antonio ve iki kişi kamp alanının çevresini kontrol etti. Çadırlardan birinin içinde uyku tulumları vardı. Diğer çadırın kapısı açıktı. Yerde yarısı yenmiş yiyecekler duruyordu.

Mia ateşin yanına çömeldi.

“Bu ateş çok eski değil.”

Antonio külü ince bir çubukla karıştırdı.

“En fazla bir saat önce söndürülmüş.”

Max çadırların çevresinde dolaştı.

“Buradaydılar. Eminim.”

Antonio yerdeki izlere baktı. Üç farklı ayakkabı izi kamp alanından kuzeye doğru ilerliyordu.

“Arkadaşların bu yöne gitmiş.”

Max rahatladı.

“Onları bulabiliriz.”

“Evet,” dedi Antonio. “Ama önce neden gittiklerini anlamamız gerekiyor.”

Çadırların yanında küçük bir kâğıt parçası buldular. Üzerinde aceleyle çizilmiş bir ok ve tek bir harf vardı: M.

Max kâğıdı görünce kaşlarını çattı.

“Bu onların yazısı değil.”

Antonio kâğıdı dikkatle inceledi.

“Bunu daha önce gördün mü?”

“Hayır.”

Mia, kamp alanının biraz ilerisindeki ağaçlara baktı.

“Burada başka izler de var.”

Ağacın gövdesinde küçük bir çizik bulunuyordu. Çiziğin altında iki dal çapraz biçimde yerleştirilmişti.

Antonio çömeldi.

“Bu işaretleri biri bilerek bırakmış.”

Max’in yüzü soldu.

“Arkadaşlarım kaybolmuş olabilir mi?”

“Henüz bilmiyoruz,” dedi Antonio. “Ama onları bulmak için doğru iz üzerindeyiz.”

Max bir an sessiz kaldı.

“Beni burada bırakmayacaksınız, değil mi?”

Antonio ona doğrudan baktı.

“Hayır. Seni de yanımıza alacağız. Fakat ne görürsek görelim, kimse tek başına hareket etmeyecek.”

Max başını salladı.

Bu kez itiraz etmedi.

⸻

Yaklaşık kırk dakika sonra ormanın yapısı değişmeye başladı. Ağaçlar sıklaşıyor, zemin yumuşuyordu. Yürüdükleri belirgin bir patika yoktu. Antonio, uygulamanın gösterdiği yönü yalnızca referans olarak kullanıyor, asıl rotayı araziden çıkarıyordu.

Max’in bileği ağrımaya başladığında Mia kısa bir mola verdi. Bileğini elastik bandajla sardı ve ona biraz daha su verdi.

“Böyle devam edebilir misin?”

Max ayağa kalktı.

“Evet. Yavaş yürürsem sorun olmaz.”

Antonio çantasından ince bir dal çıkardı ve Max’e uzattı.

“Bunu baston gibi kullan.”

Max dalı aldı.

“Teşekkür ederim.”

“Yardım istemek zayıflık değildir,” dedi Antonio. “Ormanda herkesin desteğe ihtiyacı olabilir.”

Bu söz Max’in yüzünde kısa bir gülümseme oluşturdu.

Bir süre sonra Mia’nın çantasının yan tarafındaki küçük bir kayış koptu.

“Harika,” dedi Mia.

Antonio durdu.

Çantayı eline aldı.

“Bekle.”

Yakındaki ince bir daldan kısa bir parça kesti. Kabuğunu sıyırıp kayışın iki tarafından geçirdi.

Mia baktı.

“Bunu gerçekten yanında taşıyor musun?”

“Ne?”

“Böyle şeyler yapmayı.”

Antonio omuz silkti.

“Ormanda işe yarıyor.”

Max onları izliyordu.

“Bunu nereden öğrendin?”

“Yıllar önce arama-kurtarma ekibindeydim.”

Max’in yüzündeki merak arttı.

“İnsanları mı arıyordunuz?”

“Çoğunlukla kaybolan yürüyüşçüleri. Bazen de yaralanan kampçıları.”

“Peki neden bıraktın?”

Antonio cevap vermedi. Mia onun yüzüne baktı ama konuyu açmadı.

Yola devam ettiler.

Birkaç yüz metre sonra Antonio aniden durdu.

Mia da durdu.

“Ne oldu?”

Antonio yere baktı.

İki küçük dal, birbirine çapraz şekilde yerleştirilmişti.

İlk bakışta önemsizdi.

Antonio çömeldi.

Dallara dokunmadı.

“Bunu biri yapmış.”

Max yaklaştı.

“Bu işaretleri kamp alanında da gördük.”

“Evet,” dedi Antonio. “Aynı kişi bırakmış olabilir.”

Mia baktı.

“Belki rüzgâr?”

Antonio başını salladı.

“İkisi de aynı uzunlukta. Biri diğerinin üstüne bilerek konmuş.”

Biraz ilerlediler.

Aynı işaretten bir tane daha vardı. Bu kez taşların arasında.

Antonio’nun yüzündeki ifade değişti.

“Bu tesadüf değil.”

Max’in sesi alçaldı.

“Arkadaşlarım bu yolu mu izledi?”

“Büyük ihtimalle.”

“Öyleyse onları bulmaya çok yakınız.”

Antonio cevap vermeden önce çevreyi dinledi. Uzakta su sesi vardı. Rüzgâr ağaçların arasından geçiyor, dalları birbirine sürtüyordu.

Bir süre daha ilerlediler.

Haritadaki mesafe azaldı.

2,1 kilometre.

1,4 kilometre.

Sonra 600 metre.

Antonio artık telefonuna daha az bakıyordu. Arazideki küçük ayrıntılara daha fazla dikkat ediyordu.

Bir taşın yanında yine iki çapraz dal.

Bir ağacın altındaki küçük taş yığını.

Ve biraz ileride, külle kararmış bir alan.

Antonio çömeldi.

Külleri eline almadı.

Sadece baktı.

“Burada ateş yakılmış.”

Mia’nın sesi alçaldı.

“Ne kadar önce?”

Antonio külün rengini ve çevredeki izleri inceledi.

“Birkaç saat önce.”

Max ateş alanının çevresinde dolaştı.

“Arkadaşlarım olabilir mi?”

“Olabilir.”

Ateş alanının yanında küçük bir metal parçası vardı.

Antonio onu aldı.

Bir termos kapağıydı.

Max kapağı görünce hemen başını salladı.

“Bu benim arkadaşım Leo’nun termosuna ait. Kapağı mavi renkteydi.”

Antonio kapağın kenarındaki mavi çizgiyi gösterdi.

“Bu mu?”

“Evet.”

Max’in nefesi hızlandı.

“Buradaydılar.”

Mia çevreye baktı.

“Peki nereye gittiler?”

Antonio cevap vermeden önce yerdeki izleri takip etti. Ateş alanından kuzeye doğru giden ayak izleri vardı. Fakat izlerin arasında daha küçük ayak izleri de bulunuyordu.

Max onları fark etti.

“Yine aynı izler.”

Antonio başını salladı.

“Evet.”

“Bir çocuk mu var?”

“Bilmiyorum. Ama bu izleri görmezden gelemeyiz.”

Max’in yüzündeki endişe arttı.

“Burada başka biri mi kayıp?”

Antonio ayağa kalktı.

“Bunu öğrenmenin tek yolu izleri takip etmek.”

⸻

MIA noktasına vardıklarında güneş biraz daha alçalmıştı.

Haritadaki işaret, ormanın içinde küçük bir açıklığın kenarında duruyordu.

Antonio etrafa baktı.

“Burada bir şey var.”

Mia da baktı.

Açıklığın diğer tarafında bir adam duruyordu.

Ellerini cebine koymuş, onları bekliyordu.

Antonio’nun adımları yavaşladı ama bu kez geri çekilmedi. Max’in önüne geçmek yerine elini kaldırıp grubun sakin kalmasını sağladı.

Adam yaklaşmadı.

Sadece baktı.

“Antonio.”

Antonio durdu.

Mia’nın yüzü değişti.

“Bizi tanıyor.”

Adam başını salladı.

“Seni tanıyorum.”

Antonio’nun eli çantasının kayışına gitti ama sesi sertleşmedi.

“Sen kimsin? Burada ne yapıyorsun?”

Adam birkaç saniye sustu.

“Uygulamanın geliştiricisiyim. Adım James.”

Mia şaşkınlıkla baktı.

“Ne?”

James gözlerini Mia’ya çevirdi.

“Telefonlarınızı araçlarda bıraktığınızı biliyordum.”

Antonio sakin kalmaya çalıştı.

“Bunu nasıl biliyorsun?”

“Çünkü uygulamanın sunucu tarafına erişimim var.”

Max geride duruyor, konuşulanları anlamaya çalışıyordu. Antonio onun yanında kalmasını işaret etti.

“Rotayı sen oluşturdun,” dedi Antonio.

“Evet.”

“Benim hesabımdan değil.”

James başını salladı.

“Senin hesabından değil.”

Mia’ya baktı.

“Mia’nın hesabından.”

Mia’nın yüzü gerildi.

“Neden?”

James cevap vermeden önce Antonio’ya baktı.

“Çünkü senin gelmeni istedim.”

Antonio birkaç saniye sustu.

“Beni buraya getirmek için mesajları sen mi gönderdin?”

“Evet.”

“‘08.17’de çıkma’?”

“Ben.”

“‘Uymadın’?”

James başını salladı.

“Ben.”

Antonio’nun yüzü sertleşti ama James’i terslemedi.

“Bizi takip ettin.”

“Evet.”

“Bunu neden yaptın?”

James derin bir nefes aldı.

“Çünkü başka türlü seni buraya getiremeyeceğimi düşündüm.”

Mia öne çıktı.

“İnsanlara haber vermeden onları yönlendirmek doğru değil.”

James gözlerini kaçırmadı.

“Biliyorum. Yaptığım şeyin yanlış olduğunu da biliyorum. Ama yardım istemek için başka bir yol bulamadım.”

Antonio, James’in sesindeki yorgunluğu fark etti.

“Bizi neden özellikle seçtin?”

James bir süre sessiz kaldı.

“Çünkü birini kaybettiğinde ne yapacağını biliyorum.”

Antonio’nun bakışları değişti.

James devam etti.

“Birini kaybetme ihtimali olduğunda geri dönmeyeceğini biliyorum.”

Mia Antonio’ya baktı.

James telefonu çıkardı.

“‘Mia’nın yanında kal’ mesajını da ben gönderdim.”

Antonio’nun dişlerini sıktı.

“Neden Mia?”

“Çünkü senin en güçlü refleksinin ne olduğunu biliyordum. İnsanları korumak.”

Antonio cevap vermedi.

James telefonu cebine koydu.

“Senin için başkasının güvenliği, kendi güvenliğinden daha önemli.”

Mia’nın yüzündeki ifade değişti.

Antonio’nun sesi alçaldı.

“Bizi korkutarak buraya getirdin.”

“Evet.”

“Peki neden?”

James ilk kez gerçekten çökmüş gibi göründü.

“Çünkü oğlum kayıp.”

Orman bir anda sessizleşti.

Max başını kaldırdı.

“Bir çocuk mu?”

James Max’e baktı.

“Evet. Oğlum üç gündür kayıp.”

Mia nefesini tuttu.

“Polise haber verdin mi?”

“Evet.”

“Arama ekipleri?”

“Aradılar.”

“Ve?”

James başını iki yana salladı.

“Bulamadılar.”

Antonio çevreye baktı.

“Burası neresi?”

“Son görüldüğü bölgenin devamı.”

Antonio’nun gözleri yere indi.

Çapraz duran iki dala.

Kül izine.

Metal kapağa.

“Bu işaretleri oğlun mu bıraktı?”

James’in yüzü değişti.

“Bilmiyorum.”

Max bir adım öne çıktı.

“Bu kapak benim arkadaşımın termosuna ait.”

James kapağa baktı.

“Burada başka insanlar da mı vardı?”

“Evet,” dedi Antonio. “Kamp alanlarını bulduk. Arkadaşları kayıp değil ama bu bölgeden ayrılmışlar. Onların izleriyle oğlunun izleri birbirine karışmış olabilir.”

James’in sesi titredi.

“Oğlumun adı Elias. Bushcraft’a meraklıydı. Seni izliyordu. Paylaşımlarını, kullandığın yöntemleri… Hepsini biliyordu.”

Antonio tekrar yerdeki işarete baktı.

“Bunları o mu yaptı?”

“Bilmiyorum.”

“Sen de bilmiyorsun.”

“Hayır.”

“Öyleyse neden buradasın?”

James derin bir nefes aldı.

“Çünkü son sinyali bu bölgeden geldi. Telefonu burada kapandı.”

Antonio haritaya baktı.

MIA noktası.

Sonra yerdeki işarete.

Bir kez daha çevresine baktı.

“Bu rota senin oğlunun yeri değil.”

James şaşırdı.

“Ne?”

“Bu rota bizi buraya getirdi. Ama çocuk burada değil.”

“Bunu nereden biliyorsun?”

Antonio yerdeki çapraz dalları gösterdi.

“Çünkü buraya gelen biri geri dönüş yolunu kaybetmemek için işaret bırakmış.”

Sonra kül alanına baktı.

“Ve çocuk burada bir süre kalmış. Ateşi kendisi yakmış olabilir.”

James’in yüzü değişti.

“Yani hâlâ hayatta olabilir mi?”

Antonio kesin konuşmadı.

“Bunu bilmiyorum. Ama burada bulunmuş olması, iz bırakabildiğini gösteriyor. Bu da aramayı sürdürmemiz gerektiği anlamına geliyor.”

Max hemen araya girdi.

“Ben de yardım edeceğim.”

Antonio ona baktı.

“Bileğin?”

“Yürüyebiliyorum. Ayrıca bu işaretleri gördüm. Kamp alanından buraya kadar geldim. Belki başka bir şey hatırlarım.”

Mia başını salladı.

“Onu geride bırakmak daha tehlikeli olabilir.”

Antonio, Max’in kararlı yüzüne baktı.

“Tamam. Ama herkes birlikte hareket edecek.”

Elias’ın babası bir an tereddüt etti.

“Son görüldüğü yer kuzeyde. Oraya gitmek tehlikeli.”

Antonio ona baktı.

“Zaten bu yüzden yalnız gitmeyeceğiz.”

James başını eğdi.

“Beni de yanınıza alın.”

“Alacağız,” dedi Antonio. “Ama önce bize son gördüğün yeri göster.”

James ormanın daha derinlerini işaret etti.

“Şu sırtın arkasında küçük bir dere var. Elias en son oraya gideceğini söylemişti.”

Antonio haritayı kapattı.

“Öyleyse oradan başlayacağız.”

Mia çantasını düzeltti. Max baston olarak kullandığı dalı sıkıca kavradı. James, üç gündür ilk kez birilerinin gerçekten oğlunu bulabileceğine inanmak ister gibi derin bir nefes aldı.

Antonio son kez yerdeki küçük işarete baktı.

Sonra ormanın daha derinlerine çevirdi gözlerini.

Bu kez yolu uygulama göstermeyecekti.

Bir çocuğun bıraktığı izler gösterecekti.

Ve o izleri takip etmek için artık yalnız değillerdi.

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

1okunma 1beğeni 0yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.