4. bölüm · 13 Haziran

3

Yavuz Bakay

3. Bölüm — Aradaki Mesafe
Sabah olduğunda Sibel’in ilk yaptığı şey telefonuna bakmak oldu.Gece boyunca doğru dürüst uyuyamamıştı.Yavuz’un gönderdiği son mesaj hâlâ aklındaydı:“Sana karşı hislerimi anlamam için biraz zamana ihtiyacım var.”Bu cümle Sibel için hem umut hem de belirsizlik demekti.Bir insanın kalbine umut girdiğinde, en küçük ayrıntı bile anlam kazanmaya başlar.Telefonun ekranına bakmak…Bir mesaj beklemek…Çevrimiçi olup olmadığını merak etmek…Sibel bütün bunları yaparken kendisine kızıyordu.“Ben ne hale geldim?” diye düşündü.Ama kalp, aklın emirlerini her zaman dinlemiyordu.Diyarbakır’da ise Yavuz güne erken başlamıştı.İşe gitmek için hazırlanırken aklı yine Sibel’deydi.Sibel’in itirafı onu hazırlıksız yakalamıştı.Fakat asıl şaşırtıcı olan, bu itirafın onda uyandırdığı duygulardı.Yavuz kendisine dürüst olmaya çalışıyordu.Sibel’i düşündüğünde yüzünde istemsiz bir tebessüm oluşuyordu.Onunla konuşmak hoşuna gidiyordu.İstanbul’a gittiğinde onu görmek için fırsat kolladığını şimdi daha iyi anlıyordu.Peki bunların adı neydi?Yavuz bunun cevabını henüz bilmiyordu.Belki de insanın kendi kalbine sorması gereken en zor soru buydu:“Ben gerçekten ne hissediyorum?”Günler böyle geçti.Sibel ile Yavuz konuşmaya devam ediyordu.Fakat artık konuşmalarının anlamı değişmişti.Eskiden sıradan olan bir “Nasılsın?” cümlesi bile şimdi farklı geliyordu.Sibel, Yavuz’un yazdığı her kelimeyi dikkatle okuyordu.Yavuz ise Sibel’in sesindeki değişiklikleri anlamaya çalışıyordu.Aralarında görünmeyen bir bağ oluşmuştu.Fakat aynı zamanda görünmeyen bir mesafe de vardı.İstanbul ile Diyarbakır arasındaki kilometreler, artık ikisinin de düşündüğü bir meseleydi.Sibel bazen pencereden dışarı bakıp İstanbul’un kalabalığını izliyordu.Yavuz’un burada olduğu günleri hatırlıyordu.Onun gidişinden sonra evin nasıl sessizleştiğini…Bir insanın yokluğunun, varlığından daha fazla hissedilebileceğini o zaman anlamıştı.Bir akşam Yavuz aradı.Sibel telefonun çaldığını görünce birkaç saniye ekrana baktı.Sonra açtı.“Merhaba.”“Merhaba Sibel.”İkisinin de sesi biraz farklıydı.Sanki ikisi de konuşmaya başlamadan önce söyleyecekleri bütün kelimeleri zihninden geçiriyordu.Yavuz bir süre sustu.Sonra:“Beni bekliyor musun?” diye sordu.Sibel şaşırdı.“Ne demek istiyorsun?”“Cevabımı…”Sibel derin bir nefes aldı.“Evet,” dedi.Sonra ekledi:“Ama seni bir şeye zorlamak istemiyorum.”Telefonun diğer ucunda sessizlik oldu.Yavuz’un söyleyeceği cümle Sibel için çok önemliydi.“Bazen,” dedi Yavuz, “insan bazı şeyleri geç fark ediyor.”Sibel’in kalbi hızlandı.“Ne demek istiyorsun?”Yavuz hemen cevap vermedi.“Bunu yüz yüze konuşmak istiyorum.”Sibel sustu.“İstanbul’a geleceğim,” dedi Yavuz.Bu cümle, Sibel’in bütün gece boyunca düşündüğü tek şey oldu.Yavuz İstanbul’a gelecekti.Belki de her şey yüz yüze konuşulduğunda daha kolay anlaşılacaktı.Aradan birkaç gün geçti.Yavuz’un İstanbul’a geleceği gün yaklaşıyordu.Sibel’in heyecanı arttıkça korkusu da büyüyordu.Ya yüz yüze geldiğinde her şey farklı olursa?Ya Yavuz’un söyleyecekleri onun beklediği gibi değilse?Ya bu sevda yalnızca onun kalbinde büyümüşse?Bütün bu soruların cevabı çok yakında ortaya çıkacaktı.Çünkü Yavuz yola çıkmak üzereydi.İki şehir arasındaki mesafe kapanıyordu.Fakat Sibel’in bilmediği bir şey vardı.Yavuz İstanbul’a yalnızca onunla konuşmak için gelmiyordu.Beraberinde, Sibel’in henüz bilmediği bir karar da getiriyordu.Ve bu karar…İkisinin hikâyesinin yönünü değiştirecekti.