9. bölüm · 𝓒𝓪𝓷𝓪𝓴𝓴𝓪𝓵𝓮’𝓷𝓲𝓷 𝓷𝓮𝓯𝓮𝓼𝓲
Kim o Yanında ki Züppe herif?
Ahu kulağını kapatıp küçülerek yere çöktü. Çiğdem hemen onun önüne geçti.
Karanlığın içinden o uğursuz ses tekrar duyuldu.
Soğuktu, boğuktu… sanki aynı anda hem çok yakından hem çok uzaktan konuşuyordu.
Ses
Kaçamazsınız, daha oyun bitmedi.
Ahu titredi.
Çiğdem, lütfen, yine konuşuyor…
Çiğdem öfkeyle etrafı taradı.
“Çık karşıma! Ne istiyorsan söyle artık!”
Ses gülmeye benzer rahatsız edici bir tını çıkardı.
Ses
“…Korkuyorsunuz. Bu normal… Timiniz sizi terk etti sanıyorsunuz…
Ahu başını kaldırıp fısıldadı.
“Bizi kim izliyor? Neden yapıyor bunu?”
Birden ses bozulmaya başladı, kelimeler karıştı, metalik uğultular yükseldi.
Ses
“Kılıç… tim… geliyor…"
Çiğdem kaşlarını çatıp Ahu’yu kendine çekti.
Çiğdem
“Doktor mu dedi? Bu bir insan sesi… ama bizi nereden duyuyor?”
Tam o sırada ormanın bir köşesi aydınlandı.
Güçlü bir projektör ışığı yukarıdan düştü ve ardından mekanik bir iniş sesi duyuldu.
Ahu irkildi ama bu kez korkudan çok şaşkınlıkla.
Ahu
“Birileri geliyor…”
Ağaçların arasından kamuflajlı askerler hızla belirdi. Silahları hazırda, vizörleri ışık saçıyordu, Bunlar Kılıç timiydi.
Asena
“Temas kuruldu,Güvendesiniz!
Ahu derin bir nefes aldı, omuzları indi.
Çiğdem ise hâlâ tetikteydi ama belli ki rahatlamıştı.
Kılıç timi hızlıca onları çembere aldı.
Haydar
“Doktor’un sinyalini kestik. Sizi buradan çıkarıyoruz.”
Ahu hafifçe tırsmış bir bakışla Çiğdem’e tutundu.
Ahu
“Gerçekten… bitti mi?”
Çiğdem onun elini sıktı.
Çiğdem
“Evet. Artık bizimle uğraşamaz.”
Kılıç timi onları güvenli bölgeye doğru yönlendirdi.
Ormanın karanlığında artık sadece ezilen yaprak sesleri ve uzaklaşan adımlar vardı.
Her şey nihayet son bulmuştu.
*****
Ahuyla Çiğdem kurtulmuş,tim rahatça bir oh çekmişti, rahatlamışlardı,ahunun üzerinde hala bir korku bir düzensizlik vardı ama yeni gelen askerleri rapor etmesi lazımdı,kalbi ağzına gelicekti neden bu kadar korkmuştu? Bir şey mi olmuştu bu kadar önemli? Tabikide ahu'nun böyle can cekisen zebra gibi nefes alış verişi muratın dikkatini çekmişti.
Murat
Koçum bak bir şuraya.
Er Göktuğ YILMAZ
Emredin Komutanım!
Murat
Şurda oturan komutanını görüyor musun? Onu bana çağır Murat üsteğmen çağırıyor de hatta.
Er Göktuğ YILMAZ
Emdersiniz Komutanım!
Göktuğ bir çırpıda ahu'nun yanına gider ve onu komutanın çağırdığı söyler, ahu bir anlam veremez ama tamam diyip gider.
Murat
Sağol aslanım.
Er Göktuğ YILMAZ
Emredersiniz Komutanım!
Asker çıkar ve murat ahunun yanına gider, hafif diz çöker.
Murat
Ahu'm çok mu korktun?
Ahu
Komutanım hayır.
Murat
Komutanım demene gerek yok ahu ben varım sadece.
Ahu
Korkmadım murat.
Murat
Ahu
Ahu
Murat?
Murat
Öylr olsun bakalım,ama böyle inek gibi can çekişme olur mu?
Ahu
Ya murat sg.
Murat
Cok ayıp, başkası olsaydı karargâhın etrafında en az 40 adım koşardı,ahu değerini bil.
Ahu
öhö dögörönö bööl
Murat
Ahu içtin mi?
Ahu
Evet murat içtim.
Murat
Ne içtin?
Ahu
Caprisun
Murat
O mu kafa yaptı cidden?
Ahu
Hayırdır murat Şikayetin filan mı var?
Murat
Hay hay majesteleri.
Ahu
Vururum ha!
Ahu lafı bitirir bitirmez Murat sessizce ona doğru bir adım attı.
Ahu refleks olarak geri çekilmek istedi ama sırtı sandalyenin arkalığına çarpınca kıpırdayamadı.
Murat şimdi tam önündeydi.
Ahu oturuyor, Murat ise ayakta… gölgesi bile Ahu’nun üzerine düşüyordu.
Ahu’nun nefesi kesildi. Ellerini kaldırmak istedi ama sanki kolları ağırlaşmış gibiydi. Sadece gözlerini kaldırabildi.
Murat eğilip yüzünü Ahu’nun seviyesine getirdi. Aralarındaki mesafe neredeyse yoktu.
Murat
“Vuracaktın hani?”
Ahu’nun sesi çıkmadı. Boğazı kurumuştu.
Gözleri Murat’ın gözlerine takılı kaldı, istemsizce… hipnotize olmuş gibi.
Murat kaşlarını hafifçe kaldırdı.
Murat
“Bir şey yapamayacağını ikimiz de biliyoruz… değil mi?”
Ahu’nun kalbi deli gibi çarpıyordu.
Hâlâ oturuyordu, kıpırdayamıyordu. Çenesini sert tutmaya çalıştı ama sesi yine de titredi.
Ahu
“Murat… çekil biraz…”
Murat usulca, çok hafif bir tebessümle başını yana eğdi.
Murat
“Niye? Rahatsız mı oldun… yoksa başka bir şey mi?”
Ahu gözlerini kaçırmak istedi ama yapamadı.
Sanki Murat’ın bakışları onu yerinde tutuyordu.
Murat, Ahu’nun nefes alışındaki değişikliği fark etti.
Bir adım daha yaklaştı, ellerini koltuğun yanlarına koyarak Ahu’yu adeta çerçeveledi—ama dokunmadan, sadece yakın.
Murat
“Bu hâlin… hiç fena değilmiş.”
Ahu’nun dudakları aralandı ama kelime çıkmadı.
Murat, Ahu’nun gözlerine bir saniye daha baktı… sonra geriye çekilerek ayağa kalktı.
Murat
“Toparlan majesteleri. Biraz fazla sessiz kaldın.”
Ahu sonunda nefes alabildi, hemen arkasından gelir gibi kırılan bir nefesle.
Ahu, Murat’ın arkasını dönüp yürümeye başladığını görünce derin bir nefes aldı. Ama nefesini toparlaması birkaç saniye sürdü; Murat’ın kokusu bile hâlâ burnundaydı.
Murat iki adım atmıştı ki durdu.
Sessizlik çöktü.
Sonra yavaşça başını yana çevirip tekrar Ahu’ya baktı.
Ahu bir anda irkildi.
Murat
“Bir şey daha söyleyecektim.”
Ahu dudaklarını yuttu.
Ahu
ne?
Murat tam olarak geri dönmedi; omzunun üzerinden konuştu.
Sanki sesini sırf Ahu duysun diye alçaltmıştı.
Murat
“O kadar yaklaşınca nefesin hızlandı.
Bunu fark etmediğimi sanma.”
Ahu’nun kalbine biri yumruk atmış gibi oldu.
Ahu
“Ben… yani… şey… nefesim normaldi!”
Murat hafif bir gülüş çıkardı, kısa ve keskin.
Murat
“Tabii.”
Ahu oturduğu yerde gerildi.
Ahu
“Murat dalga geçme benimle.”
Murat bu kez yüzünü tamamen ona döndü.
Adımları ağır ama kararlıydı, tekrar Ahu’nun önünde durdu.
Ahu sandalyesinin arkalığına doğru itti kendini ama kaçacak yer yine yoktu.
Murat yavaşça eğildi.
Ahu’nun gözleri büyüdü; nefesi istemsizce kesildi.
Murat
“Dalga geçmiyorum, Ahu.”
Sesi… askeri bir sertlikle değil, beklenmedik bir sakinlikle çıkmıştı.
Murat
“Sen beni ittiriyorsun, sonra neden bu kadar yaklaştığımı soruyorsun.”
Ahu’nun kelimeleri boğazında takıldı.
Ahu
"ben seni ittir…'
Cümle bitti. Devamı gelmedi.
Murat kaşını hafifçe kaldırdı.
Murat
“Yalan söylemeyi beceremiyorsun zaten.”
Ahu’nun yüzü yangın gibiydi. Ellerini yumruk yaptı ama Murat’ın göğsüne bile uzatamadı.
Ahu
“Murat… lütfen böyle yaklaşma. Kafam karışıyor.”
Murat’ın bakışları yumuşadı, ama tonu hâlâ derindi.
Murat
“Zaten karışsın diye yaklaşmıyorum.
Sen karışınca daha gerçek oluyorsun.”
Ahu’nun nefesi göğsünde bir anlığına takıldı.
Murat biraz daha yaklaştı, ama dokunmadı.
Aralarındaki mesafe sadece birkaç santimlik sıcaklıktı.
Murat
“Korktun mu?”
Ahu’nun sesi fısıltıdan ibaretti.
Ahu
“Hayır… sadece…”
Murat başını çok hafif yana eğdi.
Murat
“Emin misin?”
Ahu gözlerini kaçırmaya çalıştı ama yine yapamadı.
Baktıkça daha çok içine çekiliyordu.
Ahu
“Murat… ben böyle şeylerde… iyi değilim.”
Murat’ın yüzünde belli belirsiz bir gülümseme belirdi.
Murat
“Ben de çok iyi sayılmam.
Ama bir şekilde… sen olunca fazla düşünmüyorum.”
Ahu nutku tutulmuş halde sadece ona baktı.
Murat doğruldu, yavaşça geri çekildi. Ahu nihayet rahat nefes alabildi ama bu kez boşluk daha ürkütücü geldi.
Murat kapıya yönelirken son kez konuştu.
Murat
“Hazırlan. On dakika içinde eğitim alanına ineceğiz.
Geç kalırsan… yine böyle yakında bulurum seni.”
Ahu sandalyesinde kaskatı kesildi.
Murat ise ağır adımlarla dışarı çıktı.
Kapı kapanınca Ahu ellerini yüzüne kapadı.
Ahu
“Bu adam… beni mahvedecek…”
Ahu
“Ben neye izin veriyorum ya…”
Sonra bir anda aklına Murat’ın son cümlesi geldi:
“Geç kalırsan yine böyle yakında bulurum seni.”
Ahu’nun yüzü kıpkırmızı oldu.
Ahu
“Yine böyle yakınmış… bekle sen!”
Ahu çemkirdi.
Ahu
“Komutanım da… mal komutanım o zaman!”
Murat bir an durdu, gözlerini kırpıştırdı.
Murat
“Mal komutanım mı? Bu yeni çıktı herhalde.”
Ahu yaklaşarak parmağını Murat’ın göğsüne dürttü.
Ahu
“Evet! Çünkü aklı olan insan böyle şeyler söylemez!
Gelmiş yakınlaşıyorsun, sonra da sanki ben bir şey yapmışım gibi konuşuyorsun!”
Murat parmağına baktı, sonra Ahu’ya.
Murat
“Ahu, dürtme. Askeri literatürde ‘dürtme’ yoktur.”
Ahu yine dürttü.
Ahu
“Şimdi var!”
Murat kahkaha atmamaya çalışırken yanağındaki gamze ortaya çıktı.
Murat
“Bak, yine vuracaksan önceden haber ver. Emir komuta zincirinde böyle şeyler.
Ahu bir tane daha patlattı koluna.
Ahu
“SENİN emir komutan TİNERİNİ—”
Murat güldü.
Murat
“Emir komuta zinciri Ahu.”
Ahu
“Sus! Zaten beynimi yakıyorsun!”
Murat kendini toparlayıp ciddileşmeye çalıştı.
Murat
“Ben senin komutanınım sonuçta. Bana ‘salak’ demen—”
Ahu
“Komutanım salaksınız!”
Murat’ın yüz ifadesi: Bir şey diyemiyorum ama hâlâ komutanım, değil mi?
Murat
“Bak… En azından ‘komutanım’ ekledin. Gelişme var.”
Ahu sinirle ellerini iki yana açtı.
Ahu
“Allah’ım sabır! Böyle komutan mı olur?!”
Murat omuzunu ovalayıp homurdandı.
Murat
“Böyle asker olur mu peki?
Küçücük yumrukla kolumu morarttın. Bu ne öfke?”
Ahu gururla gerindi.
Ahu
“Daha hafif vurdum ya! Ağlama.”
Murat ona doğru bir adım attı. Ahu refleksle geri sıçradı.
Murat
“Korkma. Sadece diyeceğim şu...
Bir daha komutanına ‘mal’ falan dersen, seni sabah koşusuna çift tur çıkarırım.”
Ahu kaşlarını çattı, parmağını tekrar kaldırdı.
Ahu
“Mal
Murat parmağı havada yakaladı.
Murat
“Deneme Ahu.”
Ahu’nun yüzü bir anda düştü.
Ahu
“Tamam ya… of… salak komutanım…”
Murat
“Duydum.”
Ahu
“Duy diye söyledim!”
Murat başını iki yana sallayıp yürüdü.
Ahu arkasından mırıldandı:
Ahu
“Ben bununla nasıl görev yapacağım ya… Böyle komutan mı olur, bildiğin itiraz eden komutan…”
Murat uzaktan seslendi.
Murat
“Duyuyorum Ahu!”
Ahu
"Duy da gurur duy!”
"*****""
Ahu raporlarını önüne yaymış, yeni gelen askerlerin dosyalarını inceliyordu.
Gözleri yorgundu, ama yine de ciddiyetini koruyordu.
Kapı hafifçe çalındı
Ahu
“Gelin!”
Kapı açıldı. İçeri Teğmen Batur Öztürk girdi.
Uzun zamandır birlikte görev yaptıkları için artık rahat konuşuyorlardı, ama Ahu hâlâ ona yüz vermiyordu.
Batur
“Çalışıyor musun yine Ahu?”
Ahu dosyadan başını kaldırmadan konuştu.
Ahu
“Evet, görüldüğü üzere çalışıyorum. Ne oldu?”
Batur masaya doğru bir iki adım attı, ama eskisi gibi dalga geçer gibi değil—yavaş, tedirgin, ama alıştığı sıcak tavrıyla
Batur
“Bir şey olduğu yok… uzun zamandır odana uğramıyordum.
Boş vaktin var mı, bir kahve içelim diyecektim.”
Ahu kaşını kaldırdı.
Ahu
“Boş vaktim yok. Rapor yetiştirmem lazım.”
Batur hafif güldü.
Batur
“Seni bilmesem inanırım da…
Sen iş bitse bile boş vakit yaratmazsın.”
Ahu dosyayı kapatıp ona baktı.
Ahu
“Ne diyorsun sen?”
Batur
“Yani… hep meşgul görünüyorsun.
Belki de kaçıyorsun.”
Ahu kalemi bırakıp geriye yaslandı.
Ahu
“Kimden kaçıyormuşum ben?”
Batur hafifçe gülümsedi.
Batur
“Benden mesela.”
Ahu gözlerini devirdi.
Ahu
“Teğmen Öztürk, senden niye kaçayım ben ya?”
Batur omuz silkti.
Batur
“Bilmiyorum.
Ama ne zaman konuşmaya gelsem… sanki hep bir adım geri gidiyorsun.”
Ahu
“Ben geri gitmiyorum.
Ben sadece… işime bakıyorum,askerim ben batur.
Batur, Ahu’nun masasına elini koydu ama fazla yaklaşmadı—araylarındaki sınırı bildiğini belli edecek kadar dikkatliydi.
Batur
“Ahu… seninle bu kadar zamandır beraber çalışıyoruz.
Ben seni kırmak istemem.
Ama seni görmek hoşuma gidiyor.
Sana bir şey yapmaya çalışmıyorum, sadece… konuşuyorum.
Tamam mı?”
Ahu bu sefer gerçekten başını kaldırıp ona baktı.
Bakışları yumuşamıştı, ama yine de sert görünmeye çalıştı.
Ahu
“Batur… ben böyle şeyleri pek… sevmem.”
Batur başını salladı.
Batur
“Biliyorum.
Zaten o yüzden acele etmiyorum.
Sadece… yanında olayım isterim.
Sen izin verdiğin kadar.”
Ahu dudağını ısırdı, sonra kafasını tekrar dosyaya gömdü.
Ahu
“İzin falan…
Ben çalışıyorum işte. Fazla bir şey bekleme.”
Batur hafif bir kahkaha attı.
Batur
“Tamam Ahu.
Beklemem.
Ama yine de…
Sen benim için hep bir taneciksin.”
Ahu hemen kafasını kaldırdı.
Ahu
“O kelimeyi bana söyleme dedim!”
Batur
“Tamam tamam! Özür!
Alışkanlık işte.”
Ahu sinirli gibi yaptı ama yanaklarının kızardığını Batur fark etti.
Ahu
“Hadi çık git. Rapor yazacağım.”
Batur kapıya yönelirken gülümsedi.
Batur
“Tamam.
Ama yarın bir kahve getiririm sana. İstemesen de alırsın.”
Ahu
“Batur!”
Batur
“Tamam tamam, gidiyorum!”
Batur odadan çıkınca Ahu elindeki kalemi masaya fırlattı.
Ahu
“Offf…
Bir yandan batur bir yandan şu deli teğmen le uğraşıyorum!"
Ama yine de hafifçe gülümsediğini fark edince yüzünü elleriyle kapattı.
*****
Murat eğitim sahasından yeni çıkmıştı. Üzerinde hâlâ antrenmanın teri, yüzünde hafif bir yorgunluk vardı.
Ahu’nun odasına doğru yürürken kapının önünde bir hareket gördü.
Batur, Ahu’nun odasından çıkıyordu.
Murat bir anda durdu.
Bakışları keskinleşti.
Batur kapıyı kapattı, döndüğünde Murat’la burun buruna geldi.
Murat
“N’apıyorsun burada Teğmen Öztürk?”
Ton sert değildi ama içinde gizli bir “hesap soruyorum” havası vardı.
Batur hiç geri adım atmadı.
Batur
“Konuşuyorduk. Ahu’nun raporları vardı, yardımcı oldum.”
Murat kaşını kaldırdı.
Murat
“Yardımcı oldun ha?
Görev tanımında var mıydı bu?”
Batur gülümsedi, ama o gülümseme “sinir bozucu derecede sakin”di.
Batur
“Yok komutanım…
Ama insan arkadaşına yardımcı olur.”
Murat’ın omuzları hafifçe gerildi.
Murat
“Arkadaş… öyle mi?”
Batur bir adım yaklaştı—gereksiz bir yakınlık.
Batur
“Evet. Ahu iyi bir asker.
Ayrıca iyi bir insan.
Yanında durmak isteyen çok olur yani… normal.”
Bu cümle Murat’ın sinirini görünmez bir yerden çekip çıkardı.
Gözleri kısıldı.
Ama ters bir şey demedi, sadece dişlerinin arasından konuştu.
Murat
“Görev saatleri dışında odalarda çok oyalanmayın Teğmen.
Disiplin dağılır.”
Batur iki parmağıyla selam verdi gibi yaptı.
Batur
“Anlaşıldı komutanım.
Merak etmeyin… disiplin bende.”
Sonra rahat adımlarla uzaklaşmaya başladı.
Murat, Batur’un arkasından kısa bir an baktı.
Çenesini sıktı.
Murat
“Disiplin sende öyle mi… göreceğiz.”
Derin bir nefes aldı.
Sonra Ahu’nun kapısını çaldı.
Ahu masada, raporlarına gömülmüş haldeydi. Kapı açıldı.
Ahu
“Gir!”
Murat içeri adım attı.
Ahu başını kaldırınca gözleri büyüdü.
Ahu
“Murat…? Ne oldu?”
Murat kapıyı kapattı, ama yüzündeki gerginlik saklanacak gibi değildi.
Murat
“Bir şey… olmadı.
Geçiyordum, ışığın açıktı.
Raporların bitti mi diye bakayım dedim.”
Ahu kalemi bıraktı.
Ahu
“Bitiyor…
Niye böyle bakıyorsun?”
Murat birkaç saniye sustu.
Sonra masaya yaklaştı.
Murat
“Az önce… Batur çıktı odandan.”
Ahu arkasına yaslandı, iç çekti.
Ahu
“Evet. Yardım etmeye gelmişte… ben de başımdan savdım.”
Murat’ın kaşları oynadı.
Murat
“Savdıydın ha?
Pek savılmamış gibiydi.”
Ahu gözlerini devirdi.
Ahu
“Murat.
Batur uzun zamandır tanıdığım biri.
Aramızda bir şey yok.
Hem olsa sana ne—”
Cümlesi yarım kaldı.
Murat’ın bakışları sertleşti ama sesi alçaldı.
Murat
“Bana var.
Çünkü karışıyorum,o adam Allah'ın her günü niye odanda? Burası Asker..Burası askeriye..Bura..Bura askeriye iste! Disiplin gerekiyo o disiplinlinsiz gerizekalı sürekli senin odanda olamaz!"
Ahu’nun nefesi kesildi.
Bunu beklemiyordu.
Ahu
“Sen… niye karışıyorsun ki?”
Murat gülümsedi ama gergin bir gülüştü.
Murat
“Onu sonra konuşuruz.
Şimdilik…”
Bakışları kapıya kaydı.
Murat
“Benim Batur Teğmen’le halletmem gereken bir şey var.”
Ahu hızla doğruldu.
Ahu
“Murat, saçmalama! Kavga çıkarma!”
Murat kapıya yöneldi.
Murat
“Kavga etmeyeceğim.
Sadece ‘disiplini hatırlatacağım’. ”
Ahu sandalyesinden kalktı.
Ahu
“Murat! Dur dedim!”
Ama Murat çoktan kapıyı açmıştı.
Murat hızla Batur teğmenin odasına gidiyodu, kılıç timide oradaydı onlarda eğitimden yeni çıkmıştı,barut gibi giden murat teğmeni ve onun pesinden posan zebra ahuyu görmeden edemediler hemen olay yerini intikal ettiler.
Murat
Batur az bir baksana sen!
Asena
Lan noluyo
Haydar
babalar şenlik var şenlik
Emre
komutanım Mısır varmı?
Galip
Napcan lan mısırı?
Emre
galip Mısır ne icin yapılır nr için yetiştirilir güzel kardeşim?
Galip
doğru senin denizlide Mısır tarlalarin vardı
Selçuk
lan bi susun
turan
sizin yüzünüzden birşey kacirirsam varsa
Serdar
aman aman
İlyas
ben diyorumki murat Komutanım alır
Kürşat
alır o tabi
Çiğdem
Murat teğmen slmicakts kim alacak?
Kağan
Alnında kağan bozok yetistirmistir yazıyo
Haydar
Bencede
Asena
Lan hayırdır ben yetiştirdim onu
Emre
komutanım cekirdek?
Asena
Eyvallah
Burak
Banada ver banada
Bayram
Yav komutanım noldu ki gidiyo adamı dovmeyr bence ahuys bisi dediler
İlyas
bencede komutanım.
Kapının önünde Kılıç Timi toplanmıştı.
Hepsinin elinde gerçekten çekirdek vardı.
Sanki düğün salonunda kavga bekliyorlardı.
Emre
“Başlayacak gibi… bak Murat komutan geliyor.”
Selçuk
“Ben Batur’a bir tane koyar diyorum, şuraya yazıyorum.”
serdar
“Hadi lan sessiz olun! Başlıyo!”
Murat öfkesini gizlemeye bile çalışmadan kapıyı açıp içeri daldı.
Kılıç Timi kapının aralığından kafalarını uzatıp bakmaya başladı.
Murat Batur’un yakasına yapıştığı gibi duvara yapıştırdı.
Batur
“Ne yapıyorsun komutanım?!”
Galip
“Ufff başlangıç çok iyi beyler!”
Murat alçak, tehlikeli bir sesle konuştu.
Murat
“Ahu’nun odasından neden çıkıyorsun?”
Batur cevap veremeden Murat onu masaya itti.
Küt! diye ses yankılandı.
Bayram
“Of çok iyi vurdu! Yaz bunu yaz!”
Ahu kapıyı çarpıp açtı.
Ahu çekirdeğe baktı.
Ahu
“Bana da ver.”
Kılıç Timi hemen bir avuç çekirdek uzattı.
Ahu çıtır çıtır çıtlatmaya başladı.
Sonra dönüp içeri baktı.
Ahu
“Devam edin ya, iyi gidiyodu.”
Batur tam toparlanacaktı ki Murat onu tekrar yakaladı.
Murat
“Sen Ahu’ya yaklaşmayacaksın.”
Batur
“Nedenmiş?!”
Murat göğsüne bastırarak onu geri itti.
Murat
“Çünkü Ahu…
benim koruyacağım kişi.
Yanına kim geldiğini, kim konuştuğunu bilirim.”
Kapıdan Ahu’nun sesi geldi:
Ahu
“Aynen öyle! Devam!”
Kılıç Timi kahkaha attı.
Asena
“Ahu hanım tarafını seçti beyler!”
Batur öfkeyle Murat’a atıldı ama Murat çok hızlıydı.
Kolunu yakalayıp sertçe yere doğru bastırdı.
Haydar
“Of yine puan Murat’a babalar!”
Murat Batur’un kulağına eğildi—
Murat
“Ahu’ya bir daha ‘bir taneciğim’ dersen…
her eğitimde karşına ben çıkarım.
Anladın mı?”
Batur çenesini sıktı, bir şey diyemedi.
Ahu çekirdek poşetini elinde sallayarak içeri yürüdü.
Hiç utanmıyor.
Hatta kavga izliyormuş gibi rahat.
Ahu
“Tamam Murat, adamı öldürme… daha rapor yazdırıcam.”
Murat ona döndü.
Gözlerinde hâlâ öfke vardı ama Ahu’yu görünce tonu değişti,hafif yumuşadı ama karizma aynı kaldı.
Murat
“Merak etme Ahu.
Sen iste yeter…
ben seni kimseye bırakmam.”
Kapıdan Kılıç Timi toplu halde:
Kılıç Timi
“Oooo!”
Ahu hiç utanmadan omuz silkti.
Ahu
“İyi olur zaten.
Benim adamımı herkesle konuşturtmam.”
Murat bir anlık durdu,bu cümle onu fena etkiledi.
Murat
“Senin neyin?”
Ahu çekirdeği ağzına attı, çiğnerken konuştu.
Ahu
“Benim adamım diyorum!
Ne dedim başka?!”
Kılıç Timi:
Kağan
“Ulan bunlar evlenir ha ben size diyim.”
Burak
“Evlenir komutanım de biz düğünde halay başı oluruz.”
Murat hafif bir gülüşle Ahu’ya döndü.
Murat
“Tamam Ahu.
O zaman senin adamın…
görevini tamamladı.”
Batur ezik şekilde duvarda dururken, Ahu kapıya yöneldi.
Ahu
“Hadi Murat, gel. Rapor bekliyo.”
Ahu önde, Murat arkada yürürken
Kılıç Timi hâlâ çekirdek çitletiyordu.
