1. bölüm / 12
𝓒𝓪𝓷𝓪𝓴𝓴𝓪𝓵𝓮’𝓷𝓲𝓷 𝓷𝓮𝓯𝓮𝓼𝓲Bakma Bana Öyle Sert Kadın!
Bölümler 12Şu an: Bakma Bana Öyle Sert Kadın!
- 1 Bakma Bana Öyle Sert Kadın!1.309 kelime · Okuduğun bölüm
- 2 Komutanım Tekrar ediyorum Murat Komutan Vuruldu!1.453 kelime
- 3 Derinlik1.661 kelime
- 4 Kılıç Timi Geride Adam Bırakmaz.1.374 kelime
- 5 Ben Yandım,Sende yanıcaksın!1.583 kelime
- 6 Abla korkuyorum!1.611 kelime
- 7 Kim o Yanında ki Züppe herif?2.628 kelime
- 8 İki + Bir3.246 kelime
- 9 ÖZEL BÖLÜM3.637 kelime
- 10 Yasada böyle birşey yok komseeeerrrr bey!!2.176 kelime
- 11 Gökyüzü Kana Bulandı Anne.1.422 kelime
- 12 Aileye küçük murat katıyo muyuz?2.434 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Ankara, sabahın erken saatlerinde gri bir sessizliğe bürünmüştü.
Kara Harp Okulu’nun geniş avlusuna soğuk bir rüzgâr doluyor, bayrak direğinde dalgalanan kırmızı sessizliği bölüyordu.
Yeni gelen teğmenler sıraya girmişti. Aralarında Ahu Kurt da vardı.
1.75 boylarında, siyah gözlü, siyah saçlı genç bir kadındı.
Görünüşü kadar duruşunda da bir kararlılık vardı ama kalbinin derinlerinde, tanımadığı bir ortamın gerginliği hissediliyordu.
Yıllardır hayalini kurduğu bu yer artık onun hayatıydı.
Fakat herkesin dilinde aynı isim dolanıyordu: Yüzbaşı Asena.
Sert, dikkatli, emirlerinde asla tereddüt olmayan, Türkmen kökenli bir kadın subay.
Onu tanıyanlar “soğuk” derdi, ama tanıyan hiç kimse gerçekte onun içini bilmiyordu.
Ahu, Asena’yı ilk kez sabah içtimasında gördü.
Sanki rüzgâr bile onun adımlarına saygı duyuyordu.
Kumral saçlarını topuz yapmıştı, kara gözleriyle tüm birliği süzüyor, kimsenin cesaret edemediği bir sessizliği sağlıyordu.
Ahu’nun kalbi hızlandı.
Onu görünce içinden bir şey geçti — korku mu, hayranlık mı, yoksa başka bir şey mi, bilemedi.
Ama bir anlığına Asena’nın gözleri Ahu’nun üstünden geçtiğinde, garip bir his kapladı içini.
Tanıdık bir his.
Çocukluğunun bulanık bir köşesinden gelen bir yankı gibi.
O gün Ahu hiç konuşmadı onunla.
Sadece uzaktan izledi.
Asena emir verirken sesinin tok çıkışı, adımlarının ritmi, hepsinde bir düzen vardı.
Ama o düzende bir yalnızlık da vardı, Ahu bunu anlamadan hissedebiliyordu.
Akşam olduğunda, Ahu odasında sessizce defterine birkaç cümle karaladı:
“Yüzbaşı Asena… onu anlamak zor. Ama bir şey var, ne olduğunu bilmiyorum.”
Günler birbirini kovaladı.
Ahu okulun temposuna alıştı. Eğitimler, disiplin, sabah koşuları, brifingler…
Her şey belli bir düzende akıyordu.
Asena ise hep uzaktan izliyordu.
Yeni gelen teğmenleri gözlemler, hatalarını not ederdi.
Ama Ahu’da fark edemediği bir şey dikkatini çekiyordu: gözlerinin kararlılığı.
Birini hatırlatıyordu ama kimi, hatırlamıyordu.
Bir gün akşam eğitiminden sonra, Ahu’nun dosyası eline geçti.
“Teğmen Ahu Kurt.”
Soyadına bakakaldı.
Kurt.
Bir anda geçmişten bir kelime yankılandı zihninde.
Bir Türkmen masalında çocukken duymuştu: “Asena ve Kurt…”
Yüzünde belli belirsiz bir gülümseme belirdi ama hemen bastırdı.
“Tesadüf,” dedi kendi kendine.
Haftalar geçtikçe Ahu ile Asena’nın yolları kesişmeye başladı ama hep kısa anlarla.
Bir görevde, bir brifingde, bir koridorda selamlaşma kadar kısa anlar.
Ahu hâlâ ondan çekiniyordu.
Asena ise onunla konuşmaktan kaçınmıyordu ama mesafesini hep koruyordu.
Bir gün eğitim sırasında Ahu’nun ekibi bir hata yaptı.
Asena alanın ortasında durdu, sesi rüzgârı bile susturdu:
“Teğmen Kurt, ekibiniz hatalı hareket etti.”
Ahu hemen toparlandı. “Emredin komutanım, sorumluluk benim.”
Asena kısa bir süre baktı ona, o sert kara gözleriyle.
Sonra sadece,
“Güzel. Sorumluluk almak her zaman ilk adımdır.”
dedi ve yürüyüp gitti.
Ahu o gece uyuyamadı.
Korkusunun yerini artık saygı almıştı.
Ama hâlâ içinde bir şey kıpır kıpırdı.
O kadını bir yerden tanıyordu.
Ama nereden?
Bir gece, tesadüfen Harp Okulu’nun arşiv kısmında nöbetteyken, Asena’yla aynı göreve denk geldi.
Sessiz bir geceydi. Koridorlarda sadece ay ışığı ve kâğıt hışırtısı vardı.
Ahu, eski belgeler arasında kendi doğum yılındaki mezuniyet listesine baktı, meraktan.
Bir isim takıldı gözüne: Asena Türkmen.
Yanına küçük bir not düşülmüş: “Disiplin örneği.”
Gülümsedi. “Demek Türkmenmiş,” dedi sessizce.
O anda Asena içeri girdi, Ahu hemen toparlandı.
Asena bir an Ahu’nun elindeki dosyaya baktı ama hiçbir şey demedi.
Sadece kısa bir selamla geçti yanından.
Ahu’nun kalbi atıyordu.
“Türkmen…” diye mırıldandı kendi kendine.
Sonra küçükken ninesinin anlattığı bir hikâye geldi aklına:
Bir Türkmen köyünde iki küçük kız varmış, biri kurt sembolü taşırmış, diğeri asena adını.
Bir gün ayrılmışlar ama kader onları yeniden buluşturmuş.
Ahu gülümsedi ama aynı anda ürperdi.
İsimler aynıydı.
O gece not defterine yazdı:
“Asena Türkmen. Ne garip bir isim… bir şekilde tanıdık geliyor.”
Ve Asena, kendi odasında sessizce aynı anda eski bir kutuyu açtı.
İçinden solmuş bir çocuk resmi çıktı.
İki küçük kız gülüyordu.
Birinin kolyesinde küçük bir kurt sembolü, diğerinin bileğinde bir iğne vardı.
Kurt ve Asena.
Ama ikisi de o gece bunu bilmiyordu.
Henüz değil.
Kader ağır ağır örüyordu ağını.
*******
haftalar sessizce birbirini kovaladı
artık kara harp okulu’nun soğuk duvarları ahu’ya yabancı değildi
her sabah aynı disiplin, aynı yürüyüş, aynı komutlar ama içinde farklı bir huzur hissediyordu
çünkü artık alışmıştı
ve en çok da o sert yüzbaşıya alışmıştı
asena hâlâ aynıydı
soğuk, ölçülü, dikkatli
ama ahu fark etmeye başlamıştı — o sertliğin altında bir şey vardı
bazen gün batımında yalnız kaldığında yüzüne düşen o kısa hüzün
bazen eğitimin sonunda sessizce diğerlerine teşekkür edişi
bunları kimse fark etmiyordu ama ahu görüyordu
bir akşam eğitim sonrası herkes dağılırken, yağmur başlamıştı
ahu ıslanmamak için hangara sığındı
kapıdan içeri girdiğinde içeride asena’yı gördü
masanın üzerinde haritalar vardı, sessizce çalışıyordu
ahu hemen toparlandı, “rahatsız ettim komutanım” dedi
asena başını kaldırmadan “otur teğmen, zaten çıkamayacaksın bu yağmurda” dedi
ahu şaşırdı ama itaat etti
sessizlik uzadı
sadece yağmur sesi
bir süre sonra asena gözlerini kaldırdı
“nerelisin teğmen?”
“erzurum doğumluyum komutanım, ama ailem uzun yıllar izmirde yaşadı”
asena başını salladı, “soğuk iklimin insanı belli, kolay yılmıyorsun” dedi
ahu hafifçe gülümsedi, “siz komutanım?”
“Türkmenim. Atalarım Orta Asya’dan göçmüş, çocukken hep o hikâyelerle büyüdüm.”
o an ahu’nun içinde bir sıcaklık hissetti
bilmiyordu ama sanki bir bağlantı vardı
gözlerinde bir anlık parıltı geçti
ama asena hemen konuyu değiştirdi
profesyonelliğini hiç bozmadı
o geceden sonra aralarındaki mesafe yavaş yavaş azaldı
asena bazen ahu’nun fikirlerini sormaya başladı
“teğmen, sen olsan şu senaryoda nasıl bir strateji uygularsın?”
ahu ilk başta çekinerek konuşurdu ama zamanla kendine güveni geldi
asena ise onun bu gelişimini sessizce izliyordu
gururlanıyordu ama belli etmiyordu
bir gün karargahta yeni bir duyuru yapıldı
şehir merkezine yakın yeni bir lojman bölgesi açılmıştı
bazı subaylar oraya taşınacaktı
ahu kalacak yer arıyordu, asena ise kendi dairesinde yalnızdı
tesadüf o ki, görev listesindeki dağılımda aynı lojman binasında yer aldılar
bir akşam ahu cesaretini toplayıp sordu:
“komutanım… eğer size uygunsa… ben de aynı daireyi paylaşabilirim. kira da yarı yarıya olur.”
asena kısa bir süre düşündü
önce sessiz kaldı
sonra sadece “olur teğmen, ama kural belli: görev ayrı, ev ayrı.” dedi
ahu gülümsedi, “emredersiniz komutanım.”
böylece iki asker aynı evin duvarlarını paylaşmaya başladı
ilk günler sessiz geçti
asena genelde salonda haritalarla ilgilenir, ahu mutfakta vakit geçirirdi
zamanla aralarındaki o resmi hava yerini sıcak bir dostluğa bıraktı
bir akşam birlikte yemek yerlerken asena birden güldü — nadiren yaptığı bir şeydi
ahu şaşırdı, “ilk defa gülüyorsunuz komutanım” dedi
asena hafifçe başını eğdi, “belki de uzun zamandır ilk defa biriyle gerçekten konuşuyorum”
o gece uzun süre sohbet ettiler
çocukluklarından, hayallerinden, asker olma nedenlerinden
ama hiçbir zaman geçmişteki ortak bağa gelmediler
henüz değil
zamanı değildi
aylar böyle geçti
ve bir sabah karargâha özel bir emir ulaştı
üst komutanlık yeni bir özel tim kurulacağını duyurdu
kod adı: kılıç timi
kılıç timi, sınır ötesi operasyonlarda görev alacak, seçkin askerlerden oluşacaktı
her bir üyesi alanında en iyilerden seçilecekti
komutanlığına da yüzbaşı asena türkmen getirildi
ve asena’nın ilk isteği şuydu:
“teğmen ahu kurt, timde görev alsın.”
bu karar kimseyi şaşırtmadı
ahu son dönemde gösterdiği cesaret, disiplini ve stratejik zekâyla dikkat çekiyordu
ancak ahu haberi duyunca hem gururlandı hem de içinde tuhaf bir his oldu
asena’nın güvenini kazanmak onun için büyük bir onurdu
ama aynı zamanda korkuyordu
çünkü artık her şey daha ciddi olacaktı
tim eğitimi uzun ve zorluydu
her sabah saat beşte kalkış, koşu, atış, arazi tatbikatı
asena timin başında bir gölge gibi dolaşırdı
herkes hata yapmaktan çekinirdi
ama ahu, diğerlerinden farklıydı
artık o sert bakışlardan korkmuyordu
aksine o bakışlarda güven hissediyordu
bir gece, yoğun bir tatbikatın ardından herkes yorgun düşmüşken
asena sessizce timin başında bekliyordu
ahu yanına geldi
“komutanım, tim gerçekten çok iyi ilerliyor”
asena başını kaldırdı
“bu senin de emeğin teğmen. sen olmasan bazıları çoktan bırakırdı.”
ahu utangaçça gülümsedi, “sadece sizin yöntemlerinizi izliyorum.”
asena gözlerini kısıp baktı,
“benim yöntemlerimi anlamak kolay değildir.”
“ama ben anlıyorum,” dedi ahu sessizce.
o an kısa bir sessizlik oldu
rüzgâr çadırın örtüsünü dalgalandırdı
ikisi de bir şey söylemeden birbirine baktı
ama gözlerinde artık sadece komutan ve teğmen değil
dostluk, güven ve geçmişin gölgesinde bir bağ vardı
asena o gece not defterine sadece bir cümle yazdı:
“kurt geri döndü, ama henüz bilmiyor.”
ve böylece kılıç timi doğdu
demir disipliniyle asena türkmen’in
ve cesur kalbiyle teğmen ahu kurt’un önderliğinde
henüz kimse bilmiyordu ama bu tim sadece bir görev birliği değil
kaderin yıllar önce ayırıp şimdi yeniden birleştirdiği iki ruhun hikayesiydi
Bölüm etkileşimi
