10. bölüm · 𝓒𝓪𝓷𝓪𝓴𝓴𝓪𝓵𝓮’𝓷𝓲𝓷 𝓷𝓮𝓯𝓮𝓼𝓲
İki + Bir
Ahu kapıyı sertçe kapadı, sonra Murat’ı eliyle işaret etti.
Ahu
“Otur.”
Murat hiçbir şey demeden sandalye çekip oturdu.
Batur’u döverken elinin derisi açılmıştı.
Kan çok değildi ama deri soyulmuştu.
Ahu tıbbi çantayı açtı, masaya bıraktı,
Murat’ın elini avucuna aldı.
Murat başını kaldırıp Ahu’ya baktı.
Ahu ise yüzünü asmış, kaşlarını çatmıştı.
Ahu
“Sana kim dedi gidip döv diye, ha? Bir soruyorum!”
Murat
“Ben dedim.”
Ahu gözlerini devirdi.
Ahu
“Fazla zekâdan ölüyorsun o zaman.”
Murat hafif gülümsedi.
Murat
“Beni merak ettin mi?”
Ahu gözlerini ondan kaçırdı.
Ahu
“Edecek hal mi bıraktın? Elin dağılmış…”
Alkolü açtı.
Ahu
“Acıyacak. Kıpırdama.”
Pamuğu Murat’ın eline bastırdı.
Murat’ın yüzü buruşturuldu ama ses çıkarmadı.
Ahu inadına bastırdı.
Ahu
“Acıyor mu komutanım?”
Murat
“Hissetmiyorum bile.”
Ahu alaycı bir gülüş attı.
Ahu
“Artistlik yapma Murat. Elin yanıyor.”
Murat biraz Ahu’ya doğru eğildi.
Murat
“Sen ilgilenince iyi geliyor.”
Ahu dondurucu bir bakış attı.
Ahu
“Kes romantizmi. Ben hemşire değilim.”
Ama eli Murat’ın elinden bir saniye bile ayrılmadı.
Murat, onun parmaklarının titrediğini fark etti.
Murat
“Kızdın mı bana?”
Ahu pansumanı sıkıca sardı, koparttı.
Ahu
“Dövüşmene kızmadım.”
Bir an durdu.
Ahu
“Kavga çıkartmana kızdım.”
Murat başını yana eğdi.
Murat
“Sana yaklaşmasaydı kavga çıkmazdı.”
Ahu bir an sustu.
Sonra masaya yaslanıp derin bir nefes aldı.
Ahu
“Murat… insanlar benimle konuşabilir.
Ben kimsenin malı değilim.”
Murat sakin, karizmatik bir sesle:
Murat
“Biliyorum.
Ama sen… benim için önemlisin.
Bunu bil.”
Ahu’nun elindeki bandaj durdu.
Bir saniye boyunca sadece göz göze baktılar.
Ahu boğazını temizleyip toparlandı.
Ahu
“Tutturdun yine… tamam tamam.
Eline dikkat et. Bir şey olursa bana gel."
Murat hafif ayağa kalktı,
Ahu’nun elinden tutup yavaşça sıktı.
Murat
“Her şeyi sana gelerek çözerim.”
Ahu elini çekti.
Ahu
“Saçmalama. Çık git odamdan.”
Murat kapıya yürürken hafif bir tebessüm bıraktı.
Murat
“Pansuman her zamanki gibi güzel oldu.”
Ahu arkasından bağırdı:
Ahu
“Ben güzel yaparım zaten, sen sus!”
Kapı kapandı.
Ahu masasının kenarına oturdu, derin bir nefes verdi.
*********
Kılıç timinin bu akşam düğünü vardı, çiğdemle Kürşat bu gece evleniyorlardı, karargâhta ki turan timini ...pençe-kilit timini.. herkesi çağırmışlardı, büyük gündü bu gün.
Ahu odasında telaşla dolanıyordu.
Saçını yukarı mı toplasa, açık mı bıraksın karar veremiyordu.
Ahu
“Ya ben düğüne niye geliyorum ki zaten… ne işim var…”
Sonra aynaya baktı.
Bir anda durdu.
Ahu
“Lan… güzel oldum sanki?”
Kapı tık tık çaldı.
Ahu hızla toparlandı.
Ahu
“Kim o?"
Kapı aralandı.
İçeri Murat girdi.
Üzerinde siyah bir takım vardı…
Ahu’nun gözleri bir saniyeliğine büyüdü ama çaktırmamaya çalıştı.
Murat
“Hazır mısın?”
Ahu, Murat’a yukarıdan aşağı baktı, sonra yüzünü çevirdi.
Ahu
“Hazırım da… sen ne geldinkı?”
Murat hafif gülümsedi.
Murat
“Yakışmadı mı?”
Ahu sert durmaya çalıştı.
Ahu
“Yani… normal… işte… neyse.”
Ahu saç tokasını bulamadı, bir sağa bir sola koştu.
Ahu
“Saçım bozuldu hay Allah kahretmesin!"
Murat kollarını bağladı.
Murat
“İstersen toplayım.”
YAZARIN YORUMU
murat tam bir erkek çocuğu bebe💕💕💕💕💕💕💕🥺🥺🥺🥺🥺🥺🥺🥺💕💕💕🤍🤍🤍🤍🤍🤍🤍🤍🤍🤍🤍
Ahu durdu, kaşlarını kaldırdı.
Ahu
“Sen? Saç mı toplarsın?”
Murat
“Operasyonda yaraya dikiş atıyorum Ahu.
Saç toplamak basit kalır.”
Ahu’nın ağzı açık kaldı.
Ahu
“Ciddi misin?
Tamam gel o zaman.”
Murat arkasına geçti, saçlarını nazikçe topladı, tokayı taktı.
Ahu aynada kendine baktı.
Ahu
“Vay anasını… güzel oldu.”
Murat
“Ben yaptım tabii.”
Ahu hafif kızardı ama hemen toparlandı.
Ahu
Üstümdeki nasıl? ben ilk başta biraz Yakıştırmadım kendime.
Murat
Ahu.
Ahu
Murat?
"Smoking cigarettes on the roof
You look so pretty and I love this view.."
Murat
Güzelliğini yazamam,bir resamma cizdiremem,bir psikologa anlatamam,destanlar yazamam,şiirlere dokemem.. umarım anlamışsındır.
Ahu
Gidelim yani,gidelim o zaman hadi.
*****
Asena sessizce odanın ortasında duruyordu.
Normalde fırtına gibi savurduğu cümleler yoktu,
ışık gibi dönen enerjisi yoktu.
Sanki biri içinden pilini çekmiş gibiydi.
Saç tokasını elinde evirip çeviriyordu.
Öyle dalmıştı ki kapı çalındığını bile duymadı.
Kapı açıldı; Kağan içeri girdi.
Bir şey söylemek üzereydi…
ama Asena’nın yüzünü görünce sustu.
Asena başını kaldırdı, zorlama bir gülümsemeye çalıştı.
Asena
“Ne oldu? Niye öyle bakıyorsun?
Hazırım işte…”
Kağan tek kelime etmedi.
Hafifçe kaşlarını çattı, Asena’nın yeleğini düzeltmeye uzandı.
Asena kıpırdamadı.
Normalde “dokunma lan!” diyecek olan Asena’dan eser yoktu.
Kağan elini onun omzundan çekmedi.
Ses tonu yumuşaktı ama hiçbir şey sormuyordu.
Kağan
“Şu kolunu kaldır.”
Asena kaldırdı.
Kağan düğmeyi ilikledi.
Asena gözlerini kaçırdı.
Asena
“Bakma öyle… bir şeyim yok.”
Kağan yine cevap vermedi.
Sadece yüzüne kısa bir bakış daha attı.
O bakışın içinde sorgu yoktu.
Zorlama yoktu.
“Söyle” demiyordu.
Ama “fark ettim” diyordu.
Asena yutkundu.
Asena
“Gerçekten iyiyim…
Ya şey… bu düğün falan, çok şey oldu…
Benlik bir durum değil yani…”
Kağan sessizce yanına geçti, bel hizasında duran kemerini düzeltti.
Sonra sadece şunu söyledi:
Kağan
“Tamam.”
Hepsi bu.
Ne daha fazlası, ne daha azı.
Asena şaşırdı.
Asena
“Şey… sor… bir şey soracaksın sandım.”
Kağan başını iki yana salladı.
Kağan
“Hazır olunca çıkıyoruz.”
Asena kapıya yöneldi, sonra bir an durup ona baktı.
Asena
“Kağan…”
Kağan gözlerini kaldırdı.
Asena
“Teşekkür etmeyeceğim.
Yanlış anlama.”
Kağan hafifçe gülümsedi—nadiren olan, sessiz bir gülüş.
Kağan
“Etme zaten.”
Kağan
Asena bir sey diyicem.
Asena
Söyle
Kağan
gittikçe babana daha cok benziyosun.
Asena başını eğip gülümsedi.
Moralinin bozukluğu hâlâ vardı…
ama biraz daha hafifti.
İkisi de hiçbir şey söylemeden yan yana koridora çıktılar.
*******
Düğün salonunun kapısı açıldığında içerideki uğultu bir anda yükseldi. Işıklar loştu, hafif müzik çalıyordu. Kürşat, siyah takım elbisesiyle sahnenin yanında bekliyor, heyecandan elini nereye koyacağını bilemiyordu.
Çiğdem’in gelinliği sahnenin ışığını yakalıyor, o da aynı heyecanla nefesini tutmuş gibi duruyordu.
Tim yavaş yavaş içeri dolmaya başladı. Emre ve Galip yine yan yana yürürken birbirlerine bir şeyler fısıldıyor, arada kıkırdıyorlardı. Bayram’ın kolunda Hatice vardı, her zamanki gibi Bayram’ın üstünü başını düzeltiyordu. Haydar, Gökçen’e bir şey anlatıyor ama kadın onu ciddiye almıyordu. Selçuk, Turan, İlyas, Serdar ve Burak yan yana dizilmiştimsi şekilde ilerlerken Murat arkadan ağır adımlarla içeri girdi. Onu gören tim üyeleri hafif başlarıyla selam verdi.
Ahu gelin masasına yakın bir yerde oturmuş, Çiğdem’in heyecanını paylaşıyordu. Asena da yanında, biraz da kendi kendine dalmış haldeydi ama göz ucuyla ortamı izliyordu.
Sonra kapı tekrar açıldı ve Kağan içeri girdi. Üzerindeki siyah takım elbise ona tam oturmuş, yüzündeki sert ifade hiçbir davetlinin gözünden kaçmamıştı.
Arkasından annesi Selver teyzeyle kız kardeşi Yıldız geliyordu. Kağan tüm timi hızlıca süzdü, sonra Çiğdem’le Kürşat’ın olduğu tarafa baktı. Asena uzaktan onu izliyor ama belli etmemeye çalışıyordu.
Nikâh memuru mikrofonu eline alıp masaya doğru yöneldi.
Salonda hafif bir sessizlik oldu. Çiğdem ile Kürşat yan yana oturdu. Memur birkaç resmi cümle kurduktan sonra gözlüğünün üzerinden çiftlere baktı.
“Sayın Çiğdem ülgen. Hiçbir baskı altında kalmadan, kendi özgür iradenizle… Kürşat Demirer ile evlenmeyi kabul ediyor musunuz?”
Çiğdem’in gözleri hafifçe doldu. Ahu dayanamayıp gülümsedi, Asena onu koluyla dürttü. Timdeki herkes nefesini tuttu. Kürşat titreyen bir nefes verdi.
Çiğdem gözlerini Kürşat’a çevirdi, dudakları heyecanla kıpırdadı.
“Evet,” dedi.
Sesi önce ince bir fısıltı gibi çıktı, sonra güçlendi.
“Evet, kabul ediyorum.”
Salonun bir bölümü alkışladı, diğer bölümü tezahürat yaptı. Tim ayağa kalkıp birbirine omuz attı ama abartmadan, düğünü bozmadan. Kürşat rahat bir nefes aldı, dudaklarının kenarında kocaman bir gülümseme belirdi.
Memur bu kez damada döndü.
“Sayın Kürşat kınık.Siz de hiçbir baskı altında kalmadan Çiğdem Karaca ile evlenmeyi kabul ediyor musunuz?”
Kürşat gözlerini karısından ayırmadan, gülümseyerek cevap verdi.
“Evet. Hem de çok.”
Alkışlar bir kez daha yükseldi. Gelinle damat imzalarını attıktan sonra memur onları “karı koca” ilan etti.
Salonda müzik değişti, herkes ayağa kalktı. Gelin ve damat pistin ortasına geçti.
Derken ışıklar bir anda hafifçe kısıldı. Davulun kalın vuruşu duyuldu. Ardından zeybek melodisi çalmaya başladığında tüm salon bir anda sessizleşti. Bu, timin en sevdiği şeylerden biriydi.
İlk adımı Kağan attı. Sessiz, sakin ve ağır duruşuyla. Ardından Murat yanına geçti. Sonra Selçuk, Serdar ve Burak da katıldı. Kürşat ve Çiğdem pistin ortasında kalmışken tim onların yanında yarım bir halka oluşturdu.
Zeybeğin ağır adımları yankılandıkça salona bir gurur havası çöktü. Tim, askeri disiplinle ama içten bir ritimle oynuyordu. Ahu ve Asena hayranlıkla izliyordu; Asena istemsizce gülümsedi. Bayram’ın adımlarıyla Hatice bile gururlanmıştı.
Davulun son vuruşunda herkes durdu, pist bir anlığına sessizleşti. Ardından alkışlar yükseldi; salon tamamen coşkuyla dolmuştu.
Kürşat, Çiğdem’in elini tutup alnına dokundurdu.
“Eşim oldun,” dedi kısık sesle, mutlulukla.
Çiğdem gülümsedi, gözleri parıldadı.
Düğün artık gerçekten başlamıştı.
Herkes sustu, gelin ve damadın dansı vardı, Kürşat çiğdem dansa kaldırmıştı, Kürşat çiğdem'in belinden tutup kendine çekmişti ayni zamanda dudaklarına yöneldi mekandaki herkes alkislamaya bağırmaya başladı.
***
Kalabalığın arasından geçerken Murat bir anda Ahu’nun bileğinden tuttu. Sert değildi ama “gel buraya” diyen bir otorite vardı parmaklarında. Ahu şaşırmadan, hatta çatık kaşlarla ona baktı.
Murat, kimsenin duyamayacağı bir köşeye çekti onu. Müzik, konuşmalar, kahkahalar… Hepsi arka plana düştü.
Ahu’nun bordo yırtmaçlı elbisesi hareket ettikçe ışığı yansıtıyordu. Murat’ın gözleri ne elbisedeydi ne bir ayrıntıda…
Direkt Ahu’daydı.
Siyah gömleği kaslarını belirginleştiriyor, damarları hafifçe geriliyordu. Burnundan sert bir nefes verdi.
Murat, sesini alçaltarak:
“Kaç tane gözünün üzerinde olduğunu sayabildin mi?”
Ahu kaşını azıcık kaldırdı.
“Bu yüzden mi zorla buraya çektin beni?”
Murat:
“Zorla değil. Gerekliydi.”
Ahu gözlerini devirdi ama geri adım atmadı.
“Murat, ben kimsenin bakışından rahatsız değilim. Ayrıca benim giydiğimle—”
Murat başını iki yana salladı, sözünü kesti.
Murat:
“Ben senin giydiğine karışmam. Karışacak değilim.
Sen ne giyersen giy… yakışıyor zaten.”
Ahu bir anlığına durdu.
Murat’ın kıyafete değil, insanların Ahu’ya bakma şekline sinirlendiğini anlamıştı.
Murat, daha da yaklaşarak:
“Benim derdim elbise değil…
senin üzerinde o kadar göz olması.”
Ahu kollarını göğsünde bağladı. Sert duruyordu, ama yanakları hafifçe kızarmıştı.
Ahu:
“Ne yapayım, gidip tek tek mi uyarayım?”
Murat başını eğdi, Ahu’nun nefesini kendi nefesinde hissettirecek kadar yaklaştı.
Ellerinden biri duvara yaslandı, diğeri Ahu’nun beline yakın bir noktada durdu ama dokunmadı. Sadece varlığı bile Ahu’nun kalp atışlarını hızlandırdı.
Murat:
“Hayır…
ben bakarım. Yeter.”
Gözleri kıskançlıktan kararmıştı ama sesi sakin, çok tehlikeli bir sakinlikti.
Ahu sert konuştu:
“Ben kendimi korurum.”
Murat:
“Biliyorum. Zaten o yüzden…”
Bir an durdu, gözlerini Ahu’nun gözlerine kenetledi.
“Zaten o yüzden aklım gidiyor.”
Ahu’nun gözleri istemsizce yumuşadı.
Bir adım daha yaklaşır gibi oldular ama öpüşmediler.
Murat fısıldadı:
“Ben seni kıskanıyorum, Ahu.
Ama nasıl giyindiğine değil…
sana bakanlara.”
Ahu hiçbir şey demedi.
Ama suskunluğu bile Murat’ı daha da çekiyordu.
Ahu tam konuşacakken Murat bir anda daha fazla yaklaşmıştı.
Aralarındaki mesafe neredeyse yok gibiydi; Ahu, Murat’ın nefesinin sıcaklığını yanağında hissediyordu.
Murat’ın gözleri karanlık, kararlı, kıskançlıkla sertleşmişti.
Ahu geri çekilmek için hafifçe kıpırdadı ama Murat’ın parmakları nazik ama otoriter bir şekilde onun beline dokundu—geri gitmesini engelleyecek kadar.
Murat, alçak ve sakin bir sesle:
“Dur.”
Ahu istemsizce durdu.
Göz göze geldiler.
Murat’ın bakışları yavaşça Ahu’nun gözlerinden dudaklarına indi.
Ahu’nun kalbini yerinden sökecek kadar ağır, derin bir sessizlik oldu.
Sonra Murat başını biraz eğdi.
Ahu nefesini tuttu.
Tam dudaklarına uzanacak sandı ama—
Murat hafif bir açıyla kaydı ve…
Ahu’nun dudağının kenarına kısa, kesin, tereddütsüz bir öpücük kondurdu.
Ahu’nun nefesi kesildi.
O kadar ani ve o kadar karizmatikti ki, tepki bile veremedi.
Murat geri çekildi ama çok değil—
yine tehlikeli derecede yakın duruyordu.
Murat, fısıltıya yakın bir tonla:
“Dokunmamam gerekiyordu… biliyorum.”
Gözleri Ahu’nun dudağında gezindi.
“Ama seninle ilgili hiçbir şeyi… olması gerektiği gibi yapamıyorum.”
Ahu kızarmadı, utanç göstermedi—
ama gözleri bir anlığına Murat’ın dudaklarına kayınca Murat’ın yüzünde hafif, çok hafif bir gülümseme belirdi.
Murat:
“Bir daha birinin sana öyle baktığını görürsem…”
Bakışı sertleşti.
“Bu sefer dudağının kenarıyla yetinmem.”
Ahu kaşlarını kaldırdı, karşılık vermek istedi ama sesi çıkmadı.
Murat’ın parmakları yavaşça Ahu’nun çenesine dokundu, yukarı kaldırdı.
“Anladın mı, Teğmen?”
Ahu sadece nefes alarak cevap verebildi.
*******
Kılıç timi son sohbetlerini ediyor, yavaş yavaş evlere dağılıyordu,herkes arabalarına binmiş giderken ahu dolmuş bekliyodu.
Murat
benimle geliyosun
Ahu
hayır
Murat
Benimle geliyosun?
Araba yavaşça ilerlerken Murat’ın bakışları yola sabitlenmişti ama aklı belli ki başka yerdeydi. Ahu ise sessizdi; Murat’ın normalden daha fazla düşündüğünü hissediyordu.
Murat sonunda derin bir nefes aldı ve direksiyonu biraz daha sıkı tuttu.
Murat: “Bu böyle gitmez.”
Ahu başını ona çevirdi.
Ahu: “Ne gitmez?”
Murat hiç dolandırmadı. Gözünü yoldan ayırmadı ama sesi kararlıydı.
Murat: “Aramızdaki şey.”
Ahu’nun kalbi hızlandı ama yüzünde hiçbir şey belli etmedi.
Ahu: “Ne var aramızda ki?”
Murat o an frene basıp arabayı yol kenarına çekti. Motoru kapatmadı ama elini direksiyondan çekip Ahu’ya döndü.
Gözleri sertti, kararlıydı.
Murat: “Bana bak.”
Ahu yavaşça döndü, bakışlarını kaçırmadan.
Murat sözlerini yutkunmadan,
düşünmeden, direkt söyledi:
Murat: “Ben seninle olmak istiyorum. Adı neyse, ne diyorsan de… işte onu istiyorum.”
Ahu şaşırdı ama bakışlarını bozmadı.
Ahu: “Ciddi misin?”
Murat dudaklarının kenarında çok hafif, belli belirsiz bir gülümsemeyle yaklaştı.
Murat: “Ben şaka yapan tip miyim Ahu?”
Ahu nefesini tuttu.
Murat biraz daha yaklaştı, sesi iyice alçaldı:
Murat: “Benimle ol. Net söylüyorum.”
Aralarında bir metre bile yoktu artık. Ahu’nun gözleri parladı, ama sesi yine kontrol altındaydı.
Ahu: “İstediğin buysa…”
Murat kaşını kaldırdı.
Murat: “Cevabın ne?”
Ahu kısa bir gülüşle:
Ahu: “Evet.”
Murat nefesini belli belirsiz bıraktı, rahatlamayla karışık bir memnuniyet vardı yüzünde.
Murat: “Güzel.”
Motoru tekrar çalıştırırken sözlerini ekledi:
Murat: “O zaman artık biz varız.”
Araba geceye doğru ilerlerken Ahu camdan dışarı bakıyordu… ama yüzündeki hafif tebessümü saklayamıyordu.
***
Haftalar geçti… Düğünün üstünden epey zaman olmuştu.
Kürşat ile Çiğdem artık aynı evde, düzenlerini oturtmuş, sakin ama tatlı bir tempoda yaşıyorlardı. Çiğdem son günlerde normalden daha sessiz, daha yorgundu; sabahları mide bulantıları oluyordu ama bunu önce “yorgunluk” diye geçiştirmişti.
Kürşat ise her zamanki gibi farkında ama belli etmeyen tipti.
Bir sabah Çiğdem mutfakta otururken elini karnına götürüp kısa bir nefes aldı. Kürşat, gömleğini iliklerken kapıdan onu izledi.
Kürşat:
“Çiğdem… iyi misin yine?”
Çiğdem
“İyiyim bir şey yok… midem biraz garip sadece.”
Kürşat kaşlarını çattı.
Kürşat:
“Kaç gündür ‘bir şey yok’ diyorsun. Midem bulanıyor, yoruldum, başım döndü… bunlar normal değil.”
Çiğdem başını eğdi, dudaklarını ısırdı.
Söylemek istiyordu ama sesi bir türlü çıkmıyordu.
Sonunda Kürşat masaya yaklaşarak onun karşısına oturdu.
Kürşat:
“Bana bak.”
Çiğdem yavaşça başını kaldırdı.
Kürşat’ın sesi ne sertti ne yumuşak… tam ortası. Endişeli.
Kürşat:
“Bir ihtimal var… değil mi?”
Çiğdem derin bir nefes aldı ve sonunda itiraf etti:
ÇİĞDEM:
“Kürşat… galiba hamileyim.”
Kürşat’ın yüzündeki ifade bir saniyeliğine tamamen dondu. Ne korku, ne panik… sadece kocaman bir şaşkınlık.
Sonra kendini toparladı.
Kürşat:
“Test yaptın mı?”
Çiğdem:
“Yapmadım… korktum biraz.”
Kürşat hemen yerinden kalktı, askeri kararlılığıyla ama sakin bir ses tonuyla:
Kürşat:
“Tamam. Şimdi giyiniyorsun. Birlikte eczaneye gidiyoruz. Ne varsa beraber öğreniriz.”
Çiğdem hafif titreyerek ayağa kalktı. Kürşat onun elini tuttu, ilk defa bu kadar net bir şekilde destek verir gibi.
Kürşat:
“Yalnız değilsin Çiğdem. Ne çıkarsa çıksın… yanındayım. Beraber bakarız.”
Eczaneden döndükten sonra, Çiğdem testle banyoya girdi. Kürşat kapının önünde bir asker gibi dimdik bekliyordu ama elleri titriyordu azıcık.
Dakikalar geçmedi sanki.
Çiğdem sonunda kapıyı açtı, yüzü hem gergin hem heyecanlıydı.
Kürşat gözlerinin içine baktı.
Kürşat:
“Çıktı mı sonuç?”
Çiğdem elindeki testi ona doğru uzattı.
Testte tek bir sonuç vardı:
İki çizgi.
Kürşat testine baktı… sonra Çiğdem’e… sonra yutkundu.
Kürşat (kısık sesle):
“Hamileyiz…”
Çiğdem’in gözleri doldu.
Çiğdem:
“Korktun mu?”
Kürşat yavaşça ona sarıldı, alnını Çiğdem’in alnına yasladı.
Sesi sakin, kararlı, çok netti.
Kürşat:
“Korkmak mı? Çiğdem…
Ben seninle her şeye hazırım.”
Kürşat ilk kağanı aramıştı.
Kürşat
KOMUTANİM HAMİLEYİZ!
Kağan
Ne diyosun lan gene dingil!
Kürşat
YANİ KOMUTANIM ÇİĞDEM,YANİ BİZ BEN YANİ BİZ ÇİĞDEM KOMUTANIM BEBEĞİM OLUYO!!
Kağan
salak herif öyle desene,hayırlı olsun kardeşim.
Kürşat telefonu kapatıp bütün time haber vermişti.Baba olmanin gururu vardı üstünde.
*********
Haftalar sakin geçtikten sonra Murat ve Ahu’nun ilişkisi de iyice oturmuştu. İkisi de karargahta ayrı koğuşlarda kalmaktan sıkılmış, boş zamanlarında sürekli birbirlerinin odasına gitmekten yorulmuşlardı. Sonunda Ahu bir akşam dosya kapatırken konuyu açtı.
Ahu:
“Murat… artık bir ev bakmamız gerekmiyor mu?”
Murat sandalyesini geriye yasladı, onu süzdü.
Murat:
“Düşünüyordum. Sen söyleyince netleşti.”
Ahu gülümsedi.
Ahu:
“O zaman yarın bakmaya gidelim.”
Murat, kararlı bir şekilde başını salladı.
Murat:
“Gidelim. Ama düzgün bir yer olacak, öyle rastgele değil.”
****
Hafta sonu izin günü gelmişti. Ahu hazırdı; Murat da hazırdı ama…
Ahu botlarını giymeye çalışırken Murat çoktan kapıda, Ahu’nun elini tutmuş şekilde bekliyordu.
Ahu:
“Murat, daha ayakkabımı giymedim?”
Murat:
“Takacağım ben. Sen elimi bırakma yeter.”
Ahu gözlerini devirdi.
“Ben bot giyiyorum, sen nasıl—”
Murat çömeldi, botu aldı.
Murat:
“Ben askerim Ahu, bağcık bağlamak benim işim.”
Ahu’nun içinden “Ciddiye bak ya…” geçiyordu.
Ve emlakçıya gittiler… Murat hâlâ Ahu’nun elini tutarak.
1. Ev — Felaket
Emlakçı kapıyı açtı. Rutubet kokusu.
Ahu burnunu buruşturdu.
Ahu:
“Burada kalırsak sabaha küf oluruz.”
Murat hiç elini bırakmadan Ahu’yu geriye çekti.
Murat:
“Çıkıyoruz. Bu evde seni sinek ısırsa emlakçıdan hesap sorarım.”
Emlakçı şaşkındı.
“Komutanım, sinek—?”
Murat:
“Sinekce bilmiyorum sanma. Devam.”
Ahu kahkaha attı.
2. Ev — Fare Sesli Ev
Bu ev daha yeni gibiydi… ta ki duvardan tıkırtı sesi gelene kadar.
Ahu ürperdi.
Ahu:
“Ne sesi o?”
Murat Ahu’nun elini daha sıkı tuttu.
Murat:
“Benim sinirimin sesi. Çıkıyoruz.”
Emlakçı ağzını açtı.
“Fare olabilir ko—”
Murat:
“Bir daha fare kelimesini duyarsam seni bu eve kilitlerim, devam.”
Ahu gülmekten iki büklüm.
Ev — İşte o ev
Emlakçı kapıyı açtı.
Geniş salon, güneş alan pencereler, yeni boyalı duvarlar… tertemiz bir 2+1.
Ahu’nun gözleri parladı.
Ahu:
“Burası güzel…”
Murat Ahu’nun elini tutarak evi kontrol etmeye başladı.
BİRLİKTE yürüyorlar. Gerçekten elini bırakmıyor.
Ahu mutfağa girmek istedi.
Murat:
“Ben de geliyorum.”
Ahu:
“Murat bıraksan?”
Murat:
“Niye bırakıyorum? Kaybolacaksın sanki.”
Ahu kahkaha attı.
“Mutfağa giriyorum sadece?”
Murat’ın cevabı netti:
Murat:
“Ben risksiz çalışırım.”
Emlakçı içinden, “Aman Allah’ım çift manyak çıktı…” diye geçirdi ama belli etmedi.
Ahu salona döndüğünde Murat onun önünde durdu, hâlâ elini bırakmamıştı.
Ahu:
“Ben bu evi çok sevdim.”
Murat ona dönüp kaşını kaldırdı.
Murat:
“Sen sevdiysen tamam. Kiralıyoruz.”
Ahu şaşırdı.
“Bu kadar mı?”
Murat hafif eğildi, sesi yarı ciddi yarı
komikti:
Murat:
“Benim kriterim sensin. Sen seviyorsan ev iyidir.”
Emlakçı “komutanım işlem yapalım” dediğinde bile…
Murat:
“Bekle. Ahu’nun elini bırakmam lazım.”
Ahu, kahkaha atarak elini çekmeye çalıştı.
Murat izin vermedi.
Murat:
“Elini bırakmak istemiyorum. Alıştım artık.”
Emlakçı dayanamadı:
“Komutanım… sözleşme iki el ister…”
Murat homurdandı.
Murat:
“İki saniye sadece. Sonra geri vereceğim.”
Ahu artık gözünden yaş gelene kadar gülüyordu.
Sözleşme imzalandı, anahtar verildi.
Murat Ahu’nun elini yeniden tuttu, sanki ödül almış gibi.
Murat:
“Hadi Ahu. Yeni evimize gidiyoruz.”
Ahu:
“Elimi her yerde tutacak mısın gerçekten?”
Murat ciddi ciddi baktı.
Murat:
“Tabii. Bırakırsam kaybolursun.”
Ahu kahkaha attı.
“Murat ben çocuk muyum?”
Murat gururla:
“Benim çocuğum değilsin ama benim Ahu'msun. Aynı şey.”
Ahu’nun kahkahası binayı inletti.
********
Akşam karargâhın koridorları neredeyse boşalmıştı. Gün boyu eğitim, raporlar, hazırlık derken herkes odasına çekilmişti.
Ama Asena hâlâ dosyalar elinde, yavaş yavaş yürüyordu.
Gözleri yorgundu, yüzünde o klasik solgun ifade vardı
Kağan uzaktan onu görünce adımlarını yavaşlattı. Asena’nın hâlini üç gündür gözlüyordu; eskisi gibi enerjik değildi, kimseyle şakalaşmıyordu, gülmüyordu. Sessizleşmişti.
Kağan sonunda dayanamadı.
Sakin ama ciddi bir tonda seslendi:
Kağan:
“Asena.”
Asena hafif irkildi, döndü.
Asena:
“Ha… Kağan. Ne oldu?”
Kağan ona biraz yaklaştı, dudak kenarı hafif sıkılıydı.
Kağan:
“Ben sana onu soruyorum.”
Asena başını yana eğdi, sanki gizlemek istermiş gibi.
Asena:
“Bir şeyim yok gerçekten. Yorgunluk işte.”
Kağan gözlerini kısarak onu inceledi.
Kağan:
“Üç gündür yorgunum diyorsun. Ama bu başka.”
Asena sessiz kaldı.
Kağan ısrar eden biri değildi, ama Asena’nın böyle içine kapanınca kendi kendini harap ettiğini biliyordu.
Kağan:
“Bak… ben seni tanıyorum. Bir şeye moralin bozulduğunda böyle sessizleşirsin
.
Asena dudaklarını sıkıp yere baktı.
Bir süre konuşmadı.
Sonunda kısık bir sesle:
Asena:
“Her şey üst üste geldi sadece. Kafam dolu. Bir şey yok yani, abartılacak.”
Kağan’ın omuzları hafifçe indi.
Yine de kontrolü kaybetmeden konuştu:
Kağan:
“Tamam. Üstüme gelme demek istiyorsan gelmem.”
Asena başını kaldırdı, hafif şaşırmıştı.
Kağan (daha yumuşak bir sesle):
“Ama bir gün konuşmak istersen… bil ki buradayım. Boğulma tek başına.”
Asena’nın gözleri dolmadı ama o “sıkışmış” ifade biraz çözüldü.
Asena:
“Sağ ol Kağan. Şimdilik gerçekten kendi içimde halletmem lazım.”
Kağan başını salladı.
Ne kızdı ne kırıldı.
Sadece anlayışla baktı.
Kağan:
“Tamam. Ama kendini bu kadar kapatma. Gerekirse gece üçte bile çağır, gelirim.”
Asena istemsizce hafif gülümsedi
Asena:
“Üçte falan çağırmam ya…”
Kağan omzunu silkti.
Kağan:
“Ben ihtimali söyledim. Değerlendirirsin.”
Sonra iki adım geri çekildi.
Ama gitmeden önce son kez söyledi:
Kağan:
“İyi olman benim için önemli. Bunu bil.”
Ve döndü, sessizce koridordan uzaklaştı.
Asena onu izlerken yüzündeki o mutsuzluk ilk kez biraz hafifledi.
*****
günler geçti,
Çiğdem izne çıktı
kılıç timi toplandı
dertler ve tasalar kenara koyuldu
aşk gitti
emir komuta geldi
saka gitti
ciddiyet geldi
romatizim bitti
intikam vakti geldi
intikam vakti gelince
operosyan kokusu geldi.
Albay:Bes dakika içinde hepiniz hazır olsun!
Hareketler seri beyler!
