14. bölüm · 𝓒𝓪𝓷𝓪𝓴𝓴𝓪𝓵𝓮’𝓷𝓲𝓷 𝓷𝓮𝓯𝓮𝓼𝓲
Aileye küçük murat katıyo muyuz?
Küçük minnak bir uyari!!
Yaşı küçük olanlar,ve midesi bulananlar bu bölümü geçebilir önceden soyliyeyim cok guzel şeyler olucak başlıktada yazdığı gibi😈😈😈iyi okuumaaaalaaaarrr
*********
Düğün, şehrin dışında sakin bir kır alanında yapılıyordu. Ne karargâh vardı ne de alışılmış askerî düzen. Sadece rüzgârda sallanan ışıklar, beyaz sandalyeler ve hayatlarında ilk kez gerçekten durup nefes alabildikleri bir an.
Murat ceketini düzeltirken Bayram yanına sokuldu.
“Gerildin mi?”
Murat kısa bir gülümsemeyle başını salladı.
“Tatbikatta bu kadar düşünmemiştim.”
Selçuk söze karıştı.
“Fark şu: Burada kaçış yok.”
Turan ve Kürşat gülmeye başladı. Kağan, uzakta annesi Selver Hanım’ın misafirleri organize edişini izliyordu.
“Annem bugün hepimizi yönetiyor,” dedi.
Burak omuz silkti.
“Alışığız.”
İlyas
Aynen komutanim ya
Emre
lan sen niye burdasin ya
Galip
aynen abi sen git kızların yanına git yardım bisey yap
İlyas
ya ben niye gidiyorum,burak abi gitsin
Galip
Aaaa..İlyascım biz bunu nasil dusunemedik.
Emre
Döverim lan seni,emir tekrarımı yapiyosun arıyorum suan albayı.
İlyas
ya of abi
*****
Ahu, çiçeklerle süslü yolun başında Asena’nın yanındaydı. Asena her zamanki sakinliğiyle etrafı süzüyor, ama bu kez sadece bir arkadaş gibi duruyordu.
“Hazırsan başlayalım,” dedi Asena.
Ahu derin bir nefes aldı.
“Hazırım.”
Çiğdem elbiseyi düzeltti, Yıldız heyecanla gözleri parlayarak baktı.
“Gerçekten oluyor,” dedi fısıltıyla.
İlyas gülümsedi.
“Oluyor.”
Müzik başladığında Murat başını kaldırdı. Ahu yürüyordu. O an, birlikte sustukları anlar, zor kararlar ve yarım kalan cümleler tek tek zihninden geçti.
Yan yana geldiklerinde Murat alçak sesle konuştu:
“Bugün kimse kimseye komutan demiyor.”
Ahu hafifçe gülümsedi.
“Bugün sadece Murat ve Ahu var.”
Nikâh memuru sorusunu sorduğunda Kağan arka sıralardan mırıldandı:
“En net karar bu.”
“Evet,” dediler aynı anda.
Alkışlar yükselirken Erdem koşup Murat’a sarıldı.
“Abi evlendin,” dedi gururla.
Murat güldü.
“Evet… sanırım başardık.”
Asena biraz geriden baktı. Kısa bir tebessüm etti.
“Tim tamam,” dedi kendi kendine.
Bu düğünde rütbe yoktu.
Emir yoktu.
Sadece yan yana alınmış bir karar vardı.
Ve bu karar, ikisinin de hayatındaki en doğru adımdı.
*************
Oda sessizdi. Fazla sessiz.
Murat kapıyı kapattıktan sonra anahtarı masanın üstüne bıraktı. Hareketleri netti, kontrollüydü. Ahu onu izlerken içinden, bu adam nikâh masasında da böyleydi diye geçirdi.
Ahu ayakkabılarını çıkardı, düzgünce yan yana koydu.
“Şey…” dedi.
Murat ona döndü.
“Evet?”
Ahu bir an durdu.
“Biz şimdi ne yapıyoruz?”
Murat kaşlarını çattı.
“Evliyiz.”
“Bunu biliyorum,” dedi Ahu ciddi ciddi. “Sıralama soruyorum.”
Murat cevap vermedi. Yaklaştı. Mesafeyi bilerek kapattı. Ahu refleksle başını kaldırdı ama geri çekilmedi
.
“Sen her şeyi planlamayı seviyorsun,” dedi Murat.
Ahu başını salladı.
“Evet. Kaos bana göre değil.”
“Ben de,” dedi Murat. “O yüzden şu an plansız olmam beni rahatsız ediyor.”
Ahu dudaklarını bastırdı.
“Romantik olmak için tuhaf bir cümle.”
Murat gözünü kırpmadı
.
“Romantik olmaya çalışmıyorum.”
Murat ceketini çıkardı, sandalyeye astı. Sonra Ahu’nun karşısında durdu.
“Bugün seni kimseye emanet etmedim,” dedi. “Ama artık…”
Ahu sözünü kesti.
“Bak burada dur.”
Murat durdu. Gerçekten durdu.
“Devam et.”
“Bu ‘artık benim’ tonunu biraz azaltalım,” dedi Ahu. “Ben seninle evlendim, sana katılmadım.”
Murat’ın çenesi gerildi.
“Ben sahiplenirim.”
“Biliyorum.” Ahu sakin konuşuyordu. “Ben de sınır çizerim.”
Bir an sessizlik oldu. Sonra Murat başını hafifçe eğdi.
“Bu evlilik zor olacak.”
Ahu’nun ağzının kenarı kıpırdadı.
“Kolay olsaydı ben sıkılırdım.”
Murat bir adım daha yaklaştı. Eli Ahu’nun beline geldi. Bu kez sert değildi ama kararlıydı.
“Burada durmak istiyorum,” dedi.
Ahu nefes aldı.
“Durmak derken?”
“Kontrolü kaybetmeden,” dedi Murat. “Ama geri de çekilmeden.”
Ahu hafifçe güldü.
“Ne kadar Muratça bir cümle.”
Murat cevap vermedi. Başını eğdi, dudakları Ahu’nun boynuna değdiğinde durdu.
“Şimdi dur desem dururum,” dedi.
Ahu’nun sesi biraz daha alçaktı.
“Demiyorum.”
Murat’ın eli biraz sıkılaştı.
“Net ol.”
“Netim,” dedi Ahu. “Ama acele etme.”
Bu cümle Murat’ı gerçekten dururdu. Geri çekildi, gözlerinin içine baktı.
“Ben acele ederim.”
“Biliyorum,” dedi Ahu. “O yüzden yavaşlatıyorum.”
Murat alnını Ahu’nun alnına yasladı.
“Ben ciddi bir adamım.”
Ahu aynı ciddiyetle cevap verdi:
“Farkındayım. Ama bazen gevşemen gerekiyor.”
“Bunu öğrenmem zaman alır.”
“Evliyiz,” dedi Ahu. “Zamanımız var.”
Murat onu yatağa doğru yönlendirdi. Hareketleri kontrollüydü ama niyeti gizli değildi
.
“Bu gece mükemmel olmayacak,” dedi.
Ahu yastığa yaslanırken gözlerini kaldırdı.
“Zaten mükemmel olsaydı şüphelenirdim.”
Murat ilk kez gerçekten gülümsedi. Kısa, belli belirsiz.
“Sen benim sinir sistemimsin.”
Ahu ciddi bir ifadeyle başını salladı.
“Maalesef evet.”
Işık kapandığında Murat’ın sesi yine ciddiydi:
“Pişman mısın?”
Ahu hiç düşünmeden cevap verdi:
“Hayır. Ama sabah kahvesini sen yapıyorsun.”
Murat bir an durdu.
“Bu kabul edilebilir bir bedel.”
O gece sakin değildi.
Ama kontrollüydü.
Ve ikisi de tam olarak neye girdiklerini biliyordu.
********
Sabahın sessizliği mutfağa sinmişti. Kahveler hâlâ sıcak ama Murat ve Ahu’nun arasında küçük bir gerilim vardı.
“Bunu düğün sırasında gördüm,” dedi Murat, sesi derin ve ciddi, gözleri Ahu’ya kilitli.
“Ne gördün?” Ahu sakin ama meraklı bir tonla sordu.
“Kim olduğunu kimsenin bilmediği o adam… sana bakıyordu. Değişik değişik, seni rahatsız edecek şekilde,” dedi Murat.
Ahu gözlerini kırptı.
“Bunu abartıyorsun.”
Murat bir adım yaklaştı, sessizce ama gözleri kıskançlıktan parlıyordu.
“Abartmıyorum. Bu yüzden tartışıyoruz. Sen bana güvenmiyor musun?”
Ahu hafifçe başını salladı.
“Güveniyorum. Ama sen… çevreyi, bakışları fazla kafana takıyorsun.”
Murat dudaklarının kenarını kıvırdı, derin bir nefes aldı.
“Güveniyorum sana, ama çevre… bakışlar… bu tamamen benim kıskançlığım. Senin hatan değil.”
Ahu gülümsedi, hafifçe kaşlarını kaldırdı.
“Yani ben suçlu değilim, tamam.”
Murat omuzlarını salladı ama gözleri hâlâ ciddi, karizmatikti.
“Tamam. Ama bunu konuşmamız gerekiyordu. Beni dinlediğin için teşekkürler.”
Öğleden sonra okuldaydılar. Murat yanında duruyordu, Ahu yanından geçerken elindeki bir kağıdı Murat’ın üstüne atmak için kaldırdı.
“Dur, yapma,” dedi Murat, sesi sakin ama karizmatik, kollarını hafifçe kaldırarak durdurmaya çalıştı.
Ahu hafifçe dudağının kenarını kıvırdı.
“Yani bana güvenmiyorsun?” dedi alaycı bir tonla.
Murat gözlerini Ahu’nun gözlerine dikti, sesi derin ve ciddi:
“Güveniyorum sana. Ama seninle aramızda her şey net olmalı. Çevre, bakışlar… bunlar benim kıskançlığım. Sen suçlu değilsin.”
Tam Ahu arkasını döndü ve kağıdı Murat’a fırlatacakken, Murat bir adım attı. Onu yakaladı, kollarından tuttu ve duvara hafifçe itti. Kontrollü, güçlü, ama sert değil.
Gözleri Ahu’nun gözlerinde kilitlendi.
“Biliyorum… sen harika görünüyorsun, çekicisin, etkileyicisin,” dedi Murat.
Ve her kelimesinin ardından, Ahu’nun dudağına, elmacık kemiğine ve çenesine küçük küçük öpücükler kondurdu.
Ahu nefesini tuttu, hafifçe arkasını dayadı, ama karşı koymadı.
Murat elini Ahu’nun beline sardı, derin ve karizmatik bir sesle:
“Sen… sadece sen… gözlerimden bir saniye bile kaybolamazsın.”
Sonra onu nazik ama güçlü bir şekilde yatak odasına doğru çekti. Ahu sessizce, hafif bir gülümsemeyle karşılık verdi.
Kapı kapandığında, odada sessizlik ve derin bir yakınlık kaldı.
**********
Sabah, Ahu’nun burnuna gelen bir nefesle başladı.
“Üflemeyi keser misin…” diye homurdandı.
Murat hiç bozuntuya vermedi.
“Nefes alıyorum.”
“Boynuma,” dedi Ahu gözlerini açmadan. “Normal insanlar yüzüne alır.”
Murat hafifçe güldü, kolunu beline biraz daha doladı.
“Yerini değiştir.”
Ahu döndü, bu sefer Murat’ın göğsüne yüzünü gömdü.
“Şimdi oldu.”
Murat saçlarını okşadı.
“Sabah sabah çok talepkârsın.”
“Uykuluyum,” dedi Ahu. “Uykulu insanlar serbesttir.”
Bir süre sessizlik oldu. Tam her şey huzurluyken Ahu’nun yüzü yine ekşidi.
“Hmm…”
Murat refleksle doğruldu.
“Ne oldu?”
“Bir şey olmadı,” dedi Ahu hemen. “Sadece midem bana trip atıyor.”
Murat kaşlarını çattı.
“Mideni karşına alıp konuş.”
Ahu güldü.
“Ciddiyim bak.”
Murat eliyle karnına dokundu.
“Burada mı?”
Ahu irkildi.
“Oraya dokunma, daha çok bulanıyor.”
Murat elini geri çekti.
“Tamam, özür dilerim mide hanım.”
Ahu kahkaha attı.
“Bak, onun adı bu. Mide Hanım.”
Tam o sırada Murat’ın telefonu çaldı. Ekrana baktı, iç çekti.
“Karargâh.”
Ahu başını yastığa gömdü.
“Gelsin tabii… ben tam rahatlamışken.”
Murat telefonu açtı.
“Emredersiniz.”
Kısa sürdü. Kapattığında Ahu göz ucuyla baktı.
“Git.”
“Gitmem gerekiyor,” dedi Murat.
Ahu dramatik bir şekilde kolunu alnına koydu.
“Dul kalıyorum.”
Murat kaşını kaldırdı.
“İki saatlik görev.”
“Dul,” diye ısrar etti Ahu.
Murat gülmemek için dudağını ısırdı.
“Sen evde kal.”
Ahu hemen doğruldu.
“Nasıl yani?”
“İzin alırım,” dedi Murat ciddi ciddi. “Dinlen.”
Ahu şaşkındı.
“Sen hasta mısın?”
“Hayır.”
“Peki neden bu kadar normalsin?”
Murat yatağın kenarına oturdu.
“Çünkü sabah sabah midem bulanık bir eşimi görevde istemiyorum.”
Ahu gözlerini devirdi ama içi ısındı.
“Bak romantikleşme. Sonra alışırım.”
Murat eğilip alnına öpücük kondurdu.
“Alış."
Ahu gözlerini kapattı.
“Bir şey söyleyeceğim.”
“Dinliyorum.”
“Eğer birazdan tekrar midem bulanırsa…”
Murat ciddileşti.
“…beni arama.”
Murat kaşlarını çattı.
“Niye?”
“Çünkü panik yapıyorsun. Panik yapan Murat istemiyorum.”
Murat gülümsedi.
“Panik yapmam.”
Ahu gözlerini açtı.
“Dün ekmeği ters kestim diye panik yaptın.”
Murat sustu.
“Konumuz o değil.”
Ahu kahkaha attı.
Murat kalktı, giyindi. Çıkmadan önce dönüp baktı.
“Bir şey yemezsen kızarım.”
Ahu gıcık bir gülümseme takındı.
“Emredersiniz komutan.”
Kapı kapandı. Ahu yatağın içinde döndü, karnına baktı.
“Sen kimsin bakalım…” diye fısıldadı.
Ama gülümsüyordu.
*********
Kızılay aracı köy meydanında durduğunda herkes yerini aldı. Asena Yüzbaşı etrafı süzerken bir an durdu.
“Emre… Galip?” dedi sakin ama net bir sesle.
Sessizlik.
Asena kaşını kaldırdı.
“Emre? Galip?”
Bir anda aracın arkasından iki kafa belirdi.
Emre koşarak geldi.
“Buradayız komutanım!”
Galip arkasından nefes nefese yetişti.
“Biz… şey… çevre güvenliği.”
Asena etrafa baktı.
“Çevre dediğin şu üç keçi mi?”
Emre hiç bozulmadı.
“Komutanım tehdit her yerden gelebilir.”
Galip başını salladı.
“Keçiler çok şüpheliydi.”
Bayram kıkırdadı.
“Köyde ilk defa keçi profillemesi görüyorum.”
Kürşat Emre’ye baktı.
“Oğlum siz bilerek mi kayboldunuz?”
Emre dürüstçe konuştu.
“Biraz evet.”
Murat istemeden sordu.
“Niye?”
Galip sırıttı.
“Komutan… sen mesaj bekliyordun ya.”
Bir an sessizlik oldu.
Asena yavaşça Murat’a döndü.
“Doğru mu bu?”
Murat boğazını temizledi.
“Göreve odaklıyım komutanım.”
Emre hemen atladı.
“Odaklıydı komutanım ama kalbi evdeydi.”
Asena güldü.
“Anlaşıldı. Emre, Galip—bir daha kaybolursanız keçilerle devriye yazıyorum.”
Galip ciddi ciddi başını salladı.
“Anlaşıldı komutanım. Keçiler disiplinli değildi.”
Tam o sırada Murat’ın telefonu yine titreşti.
Emre gözleri parlayarak sordu:
“Güncelleme var mı?”
Murat ekrana baktı.
“…çorba içmiş.”
Galip rahatladı.
“Oh çok şükür.”
Bayram kahkahayı patlattı.
“Arkadaşlar görev başarıyla tamamlandı. Mide Hanım lojistik desteği aldı.”
Asena başını salladı.
“Hadi toparlanıyoruz.”
Murat yürürken Emre fısıldadı:
“Komutan, eve gidince mesaj at. Merak ederiz.”
Murat durdu, baktı.
“…atmıyorum.”
Galip güldü.
“Atmazsan biz yazarız.”
Murat hızlandı.
Ama gülüyordu.
***********
Akşamın sessizliği evin içine yayılmıştı. Ahu koltukta oturuyordu ama oturduğu yerde duramıyordu. Battaniyeyi dizlerine kadar çekmiş, telefonu elinde çevirip duruyordu.
Derin bir nefes aldı ve Murat’ı aradı.
Telefon ikinci çalmada açıldı.
“Ahu,” dedi Murat. Sesi netti, sakindi. Arka planda kısa bir telsiz sesi duyuldu ama tonu hiç değişmedi. “Görev bitti sayılır.”
Ahu yutkundu.
“Güzel. Şey… eve geliyorsun değil mi?”
“Geliyorum,” dedi Murat. “On beş dakika.”
Ahu başını salladı.
“Tamam. Gelirken… eczaneye uğrar mısın?”
“Olur.”
Bu kadar basit cevap Ahu’yu biraz gerdi.
“Şey… bir şey alacaksın.”
“Ne alacağımı söylersen alırım,” dedi Murat sakinlikle.
Ahu bir an durdu.
“…gebelik testi.”
Telefonun diğer ucunda tek bir nefes sesi duyuldu. Murat duraksamadı, sesini de yükseltmedi.
“Tamam,” dedi sadece.
Ahu şaşırdı.
“Bu kadar mı?”
“Evet.”
“Hiç mi soru yok?”
Murat kısa bir gülümsemeyle konuştu.
“Var. Ama onları yüz yüze sorarım.”
Ahu dudağını ısırdı.
“Bak çok cool davranıyorsun, sinir oluyorum.”
“Panik yaparsam sana faydası olur mu?” diye sordu Murat. Sesi yumuşaktı ama kendinden emindi. “Şu an sakin olmam lazım.
”
Ahu bir an sustu.
“…olmaz.”
“Hangisini alayım?” dedi Murat.
Ahu düşünür gibi yaptı.
“En sade olanı. Fazla teknoloji istemiyorum.”
“Anlaşıldı.”
“Bir de,” dedi Ahu hemen, “kasiyerle göz göze gelme.”
Murat gülümsedi.
“Göz göze gelmek suç değil.”
“Sen bakınca insanlar geriliyor.”
“Benim sorunum değil.”
Ahu istemeden güldü.
“Bak işte… bu karizma hiç yardım etmiyor.”
Murat kapıyı açarken konuştuğu belliydi.
“Beş dakika sonra eczanedeyim.”
“Tamam.”
“Ahu,” dedi Murat, duru bir sesle. “Ne olursa olsun, buradayım.”
Ahu’nun boğazı düğümlendi.
“…biliyorum.”
Telefon kapandı.
Ahu telefonu kucağına bıraktı. Karnına elini koydu.
“Duydun mu?” dedi fısıltıyla. “Adam sakin. Sen de sakin ol.”
Evin içinde volta attı. Aynaya baktı.
“Bence ben çok sakindim.”
Kapıya baktı.
“Yalan söyledim.”
Ama içi, Murat’ın sesi yüzünden biraz olsun rahattı.
*********
Kapı kapandığında evin içindeki sessizlik ağırlaştı. Murat poşeti sehpaya bıraktı, üstünü çıkarmadı. Üniformasıyla kaldı; sanki birazdan tekrar çıkacakmış gibi.
Ahu koltuğun kenarında oturuyordu. Başını kaldırdı.
“Geldin.”
“Geldim,” dedi Murat.
Poşetten testleri çıkardı. Yan yana koydu. Ahu bakmamaya çalıştı ama bakıyordu.
“Hazır mısın?” diye sordu Murat.
Ahu başını salladı.
“Hazır olmamak için.”
Banyoya yöneldi. Kapıyı kapattı. Murat koltuğa oturdu, ellerini dizlerinin üzerine koydu. Gözleri kapıya takılı kaldı ama bakmıyormuş gibi duruyordu.
İçeriden Ahu’nun sesi geldi.
“Bu kadar sessiz olma.”
“Konuşayım mı?”
“Hayır.”
Murat sustu.
Dakikalar geçmedi aslında ama öyle hissettirdi. Ahu kapıyı aralayıp çıktı. Elindeki teste bakmıyordu.
“Bakma,” dedi.
Murat bakmadı.
“Sen söyle.”
Ahu derin bir nefes aldı.
“Bir çizgi.”
Murat başını eğdi.
“Anladım.”
Testi sehpaya bıraktılar. Ahu yanına oturdu, ellerini birbirine kenetledi.
“Üzülmedim sanıyordum,” dedi Ahu. “Ama içimde bir boşluk oldu.”
Murat ona döndü.
“Ben de fark etmeden beklentiye girmişim.”
Ahu ona baktı.
“Sen de mi?”
“Evet,” dedi Murat. “Kısa bir an ama… oldu.”
Sessizlik yine aralarına girdi. Bu sefer daha yumuşaktı.
“Diğerini de yapalım mı?” diye sordu Murat.
Ahu başını salladı.
“Yapalım.”
İkinci test de aynıydı. Ahu bu kez bir şey söylemedi, sadece koltuğa yaslandı.
“Tamam,” dedi sonra. “Net.”
Murat kolunu onun omzuna doladı.
“Bugünlük net.”
Ahu gözlerini kapattı.
“Biraz kırıldım.”
“Normal,” dedi Murat. “Kırılacak bir şey vardı.”
Ahu hafifçe gülümsedi.
“Sen böyle konuşunca insan toparlanıyor.”
Murat testleri aldı, çekmeceye koydu.
“Bunlar burada dursun. Biz şu an buradayız.”
Ahu ona döndü.
“Bir gün olursa?”
Murat hiç düşünmeden cevap verdi.
“Sevinirim.”
Ahu’nun gözleri doldu ama bu sefer gülümsedi.
“İyi ki varsın.”
Murat alnını onun başına yasladı.
“Buradayım.”
************
Sabah, odaya yumuşak bir ışıkla girdi. Perdeler tam açık değildi; gün kendini ağırdan alıyordu. Yatakta Ahu Murat’a sırtı dönük yatıyordu. Saçları açıktı, omuzlarından aşağı dökülmüş, yastığa karışmıştı. Uyanıktı ama kıpırdamıyordu.
Murat arkasındaydı. Üzerinde hiçbir şey yoktu. Nefesi düzenliydi ama dikkati Ahu’nun üzerindeydi. Bir kolu yastığın altındaydı, diğeri Ahu’ya çok yakın duruyor ama dokunmuyordu. Yakınlık bilinçliydi.
Bir süre öyle kaldı. Sonra yavaşça eğildi.
Dudaklarını Ahu’nun omzuna, saçlarının hemen altına bıraktı. Tek bir öpücük. Derin ama acele etmeden. Ahu’nun omzu titredi; kaçmadı.
Ahu döndü. Yüzü Murat’a geldi. Gözleri ciddi, bakışı netti. Murat o bakışla karşılaşınca bir an durdu. Kendini hafifçe geri çekti. Mesafe bıraktı.
Sessizlik.
Ahu kaşlarını çattı.
“Niye durdun?”
Murat bakışlarını ondan ayırmadı.
“Bakıyorum.”
Ahu’nun nefesi hızlandı.
“Bu bakış… insanı unutuyor.”
Murat dudak kenarını çok az kıvırdı. Gülümseme değildi, sadece bir ifade.
“İyi.”
Ahu doğruldu, yastığa yaslandı.
“Üzerin açık,” dedi ciddi bir sesle.
Murat yorganı alıp Ahu’nun omuzlarına çekti. Önce onu örttü. Sonra kendisi olduğu gibi kaldı.
“Üşüme.”
Ahu bunu fark edince başını eğdi.
“Beni düşünüyorsun ama söylemiyorsun.”
Murat yaklaşmadan cevap verdi.
“Gerek yok.”
Ahu gözlerini kaldırdı.
“Böyle daha etkili.”
Murat bir adım yaklaştı. Dokunmadı. Aralarındaki mesafe bir nefes kadardı.
“Cilve yaptığını biliyorsun.”
Ahu gözlerini kaçırdı
.
“Yapmıyorum.”
“Yapıyorsun,” dedi Murat sakince.
Ahu dayanamadı, Murat’a doğru eğildi. Boynuna dudaklarını bıraktı. Tek bir öpücük. Sonra bir tane daha. Yavaş, bilinçli.
Murat gözlerini kapattı. Bir an. Sonra başını geri çekti.
“Dur.”
Ahu şaşırdı.
“Neden?”
Murat gözlerini açtı. Bakışı karanlık değildi ama derindi.
“Devam edersek sabahı gece ederiz.”
Ahu’nun yüzü kızardı. Yorganı çenesine kadar çekti.
“Bakma.”
Murat bakışlarını indirdi. Ama eli yorganın kenarına gitti, Ahu’nun omzunu açıkta bırakmayacak şekilde düzeltti.
“Tamam.”
Ahu gülümsedi.
“Çok naziksin.”
Murat cevap vermedi. Sadece Ahu’nun saçlarından bir tutamı parmaklarının arasından geçirdi. Yavaşça.
Ahu başını Murat’ın omzuna yasladı.
“Böyleyken daha çok yakışıklısın.”
Murat çenesini Ahu’nun saçlarına koydu.
“Uyumaya devam et.”
Ahu gözlerini kapattı ama sesinde oyun vardı.
“Gitme.”
Murat kolunu Ahu’nun arkasına aldı. Sarmadı ama oradaydı.
“Buradayım.”
Gün ilerlerken oda sessizdi.
Söylenmeyen şeyler, söylenenlerden daha ağırdı.
