7. bölüm · ZORAKİ GECE
7-
~PEMBE BELA~
Fadime, başındaki o korkunç ağrıyla ve İso’nun dalga geçmelerinin verdiği sinirle yataktan fırladı. O kadar öfkeliydi ki, üzerindeki pembe, altı kısa, üstündeki iki düğmesi zaten açık kalmış ipek pijamalarına bakmak aklının ucundan bile geçmedi. Tek amacı aşağı inip o "ayılma çorbası" dediği şeyi İso’nun kafasından aşağı dökmekti.
"Görürsün sen İsoş’u!" diye söylenerek merdivenlere yöneldi. Saçları darmadağındı, ayakları çıplaktı ama inadı yerindeydi.
Merdivenlerin yarısına geldiğinde aşağıdan gelen uğultulu sesleri duydu ama umursamadı. "İsmail! Neredesin be adam? Gel de boyunun ölçüsünü alayım!" diye bağırarak son basamakları indi ve geniş salonun ortasına daldı.
Ancak olduğu yerde donup kaldı.
Salonda sadece İso yoktu. İstanbul’un en ağır abileri, İso’nun iş ortakları ve... en köşede sırıtan yüzüyle Arda Bozoğlu oradaydı. Hepsi takım elbiseleriyle ciddiyetle bir şeyler tartışırken, karşılarında pembe kısa pijamalı, düğmeleri açık, saçları "elektrik çarpmış" gibi duran bir Fadime bulmuşlardı.
Salona buz gibi bir sessizlik çöktü.
Arda Bozoğlu, elindeki tespihi durdurup Fadime’yi baştan aşağı süzdü ve ıslık çalmamak için kendini zor tuttu. "Vay arkadaş," diye mırıldandı Arda, gözlerindeki o tehlikeli parıltıyla. "Karadağlı, yengemiz de pek... ev haliyle bile çok misafirpervermiş."
İso’nun elindeki kalem çıt diye ortadan ikiye ayrıldı. O an salondaki hava basıncı sanki aniden düştü. İso, oturduğu deri koltuktan ağır çekimde ayağa kalktı. Bakışları önce Arda’nın üzerinde gezindi, sonra Fadime’nin açık kalan düğmelerine ve çıplak bacaklarına düştü. O an İso’nun gözlerinden kelimenin tam anlamıyla ateş fışkırdı.
Fadime, durumu yeni fark ederek elleriyle üstünü kapamaya çalıştı. "Ben... ben mutfak sanmıştım..." diye kekeledi, geri geri gitmeye çalışırken.
İso üç dev adımda Fadime’nin yanına ulaştı. Kendi ceketini bir çırpıda çıkarıp Fadime’nin omuzlarına, onu tamamen örtecek şekilde doladı. Ceketin düğmelerini elleri titreyerek, sanki bir suç mahallini gizliyormuş gibi sertçe ilikledi.
Fadime’nin kulağına eğildi, sesi sadece onun duyabileceği ama iliklerini donduracak kadar düşük bir frekanstaydı: "Eğer bir saniye daha burada kalırsan, bu odadaki herkesi kör ederim Fadime. Çabuk yukarı!"
Fadime, İso’nun ceketinin içinde kaybolmuş bir halde, arkasına bile bakmadan merdivenleri dörder dörder çıktı.
İso arkasını dönüp salondaki adamlara baktığında, bakışları birer namlu gibiydi. Özellikle Arda’ya bakarak, "Toplantı bitmiştir," dedi. "Kapıyı korumalarım açacak. Ama bir dahaki sefere biriniz bile kafasını kapıdan içeri çevirirse, o kafa gövdenize ağır gelir."
Arda ayağa kalkıp ceketini iliklerken sırıtmaya devam etti. "Sakin ol şampiyon. Yengeyi bu kadar kıskanacağını bilseydik, pembe rengin bu kadar tehlikeli olduğunu önceden tahmin ederdik."
Arda dışarı çıkarken İso, hayatında ilk kez birini öldürmemek için kendini bu kadar zor tutuyordu. Ve bu sefer öfkesi sadece Arda’ya değil, yukarıdaki o "pembe belaya"ydı.
