3. bölüm · ZORAKİ GECE
3-
3. BÖLÜM: BARUT VE KAN
Malikanenin devasa demir kapıları gürültüyle sarsıldığında, İso salonda dosya inceliyor, Fadime ise akşamki davet için gönderilen elbiselere nefretle bakıyordu. Dışarıdan gelen bağırış sesleri mutfağa kadar ulaştı.
"Açın ulan şu kapıyı! İsmail efendi! Çık dışarı ulan korkak herif!"
Fadime bu sesi nerede olsa tanırdı. Abisi Fırat’tı bu. Korkusuz, deli dolu ve ağzı bozuk Fırat... Fadime yerinden fırlayıp bahçeye doğru koştu ama İso çoktan kapının önüne dikilmişti bile.
Fırat, dört korumayı birbirine katmış, birinin boğazına yapışmış halde avlunun ortasındaydı. İso’yu görünce korumayı bir çuval gibi kenara fırlattı.
"Fırat? Dur!" diye bağırdı Fadime, ama Fırat’ın gözü dönmüştü.
Fırat, İso’ya doğru yürüyüp tam karşısında durdu. Boyu posuyla İso’ya kafa tutabilecek nadir adamlardan biriydi. "Lan it!" diye kükredi Fırat, "Kardeşimi borç karşılığı buraya kapatmak ne demek ha? Sizin o sülalenizi de, raconunuzu da s*kerim ben!"
İso’nun adamları silahlarına davrandı ama İso elini kaldırarak onları durdurdu. Yüzünde o meşhur, sinir bozucu derecede sakin ifade vardı.
"Fırat... Hoş geldin," dedi İso buz gibi bir sesle. "Girişin biraz gürültülü oldu ama senin tarzın bu, biliyorum."
Fırat, İso’nun yakasına yapıştı. "Bana bak İsmail, senin o karanlık dünyan beni ırgalamaz. Fadime’yi almadan buradan gitmiyorum. Eğer o kızı üzersen, yemin olsun o malikaneni kafana yıkarım senin döl israfı!"
"Abi yapma!" diye araya girdi Fadime, Fırat’ın koluna yapışarak. "Olaylar sandığın gibi değil..."
"Kes sesini Fadime! Sen sus!" diye bağırdı Fırat, sonra tekrar İso’ya döndü. "Kardeşimi bir mal gibi satın aldığını mı sanıyorsun lan sen? Kaç para ulan borcumuz? Canımla mı ödetirsin, kanımla mı? Söyle ulan mezhep*iz herif!"
İso, yavaşça Fırat’ın elini yakasından indirdi. Bu hareketinde gizli bir güç vardı. "Fırat, senin gücün bana sökmez. Fadime artık benim karım. Onu buradan ancak ben istersem alabilirsin. Şimdi..." İso bir adım yaklaştı, sesi artık bir tehdit gibi çıkıyordu: "Eğer bir daha benim evimde, benim karımın önünde küfür edersen, o dilini koparır eline veririm. Şimdi s*ktir git ve sakinleşince gel."
Fırat bir kahkaha attı, ama bu sinirden gelen bir sesti. "Demek öyle? Karın ha?" Fadime’ye baktı, gözlerinde hayal kırıklığı ve öfke vardı. "Madem bu herifin soyadına sığındın Fadime, o zaman başına geleceklerden de sen sorumlusun. Ama şunu unutma..."
Fırat, İso’nun göğsüne parmağını bastırdı. "Onun saçının teline bir şey olsun, senin o imparatorluğunu ciğerine kadar yakarım İsmail Karadağlı!"
Fırat arkasını dönüp, kapıdaki korumalara omuz atarak çıktı gitti. Fadime, abisinin arkasından bakarken titriyordu. İso ise ceketini düzeltti, sanki az önce hayatı tehdit edilmemiş gibi Fadime’ye döndü.
"Abin..." dedi İso, sesi hafifçe yumuşamış mıydı yoksa bu yeni bir fırtınanın sessizliği miydi? "Gerçekten de dedikleri kadar güçlüymüş. Ama fazla cesur. Ve cesaret, bu dünyada insanı çabuk öldürür."
Fadime başını kaldırıp İso’nun gözlerine baktı. "Ona bir şey yaparsan..."
"Ben yapmam Fadime," dedi İso yürüyüp yanından geçerken. "Ama o, kendi sonunu hazırlamak için elinden geleni yapıyor."
