21. bölüm · ZORAKİ GECE
21- BENİMLE OYUN MU OYNUYORSUN?
Güneşin ilk ışıkları odanın içine sızarken, gece boyu süren o ağır ve gergin bekleyiş yerini sabahın mahmurluğuna bırakmıştı. İso, her zamanki gibi erkenden kalkmış, yerdeki battaniyesini çoktan toplayıp dolaba kaldırmıştı bile.
Fadime gözlerini açtığında, İso’nun aynanın karşısında düğmelerini iliklediğini gördü. Omuzları dik, yüzü ise mermer gibi ifadesizdi; sanki geceki o fırtınalı anlar hiç yaşanmamış gibiydi.
Fadime yataktan doğrulup dağılmış saçlarını elleriyle düzeltti. İso aynadan onun yansımasına baktı ama bakışlarını bir saniyeden fazla üzerinde tutmadı.
"Annem kahvaltıyı hazırlatmış," dedi İso, sesi sabahın serinliği kadar mesafeliydi. "Aşağıda bizi bekliyor. Yüzüne biraz renk ver, yine sorguya çekilmek istemiyorum."
Fadime iç çekerek ayağa kalktı. "Sorguya çekilen tek kişi ben değilim İso. Annene karşı bu 'mutlu evlilik' oyununu ikimiz oynuyoruz. Ama her sabah bu buz gibi havaya uyanmak..." Sözünü tamamlayamadı, boğazı düğümlendi.
"Bu havayı sen yarattın Fadime," dedi İso, saatini koluna takarken. Kapıya yöneldi ama çıkmadan durup ekledi: "On beş dakikan var."
Kahvaltı Masasındaki "Huzur"
Aşağı indiklerinde Melek Hanım neşeyle sofranın başındaydı. Önünde bir sürü bebek ismi yazılı olan bir defter duruyordu.
"Günaydın kuşlarım!" dedi Melek Hanım, gözleri parlayarak. "Gece iyi uyudunuz mu? İso, oğlum, çok yorgun görünüyorsun. İşleri biraz Selin’e devret artık, senin asıl işin bu evin içinde."
İso, annesinin yanına gidip alnından öptü. "Selin hallediyor anne, merak etme."
Fadime masaya oturduğunda Melek Hanım defteri önüne itti. "Bak kızım, isimler seçtim. Eğer erkek olursa 'Cihan' olsun diyorum, babasının ismi gibi heybetli... Kız olursa da 'Melek' koyarsınız belki, ne dersin?"
Fadime, İso’nun masanın altındaki bacağına değen dizini hissetti. İso yine o "rolünü yap" sinyalini veriyordu.
"Çok güzel isimler anne," dedi Fadime, sesi titremesin diye çabalayarak. "Hele Melek ismi... Sana çok yakışıyor, umarım kızı olursa ruhu da senin gibi temiz olur."
İso’nun çatalı tabağına sertçe çarptı. Fadime’nin "temiz ruh" vurgusu, İso’nun hafızasındaki o ihanet anını tetiklemişti. Tam o sırada kapı çaldı ve içeriye elinde bir kutuyla Selin girdi.
Selin, masadakilere profesyonel bir gülümsemeyle baktı. "Rahatsız etmiyorum umarım. İsmail, limandan acil evraklar geldi, imzalaman gerekiyor. Akşamki sevkiyatta bir sorun çıkmasını istemeyiz."
Fadime’nin iştahı o an bıçak gibi kesildi. Selin’in sabahın bu saatinde, evlerine bu kadar rahat girebilmesi canını yakmıştı. Üstelik Melek Hanım’ın "Selin kızım" diyerek onu masaya davet etmesi ateşi iyice körükledi.
İso ayağa kalktı. "Ben çalışma odasında bakarım belgelere. Selin, gel benimle."
Fadime, ikisinin arkasından bakarken Melek Hanım kulağına eğildi: "Kıskanma kızım, Selin eski hikaye. Senin yerin başka, bak daha bebek odasını yapacağız!"
Fadime sadece başını sallayabildi. Ama içinden geçen tek şey; o çalışma odasında sadece "evrak" imzalanmadığı korkusuydu.
Fadime, içindeki o kontrol edilemez kıskançlık ve şüpheyle yerinde duramadı. Melek Hanım’ın tesellileri bir kulağından girip diğerinden çıkıyordu. "Sadece evrak," dedi kendi kendine, "Sadece iş..." ama ayakları çoktan merdivenlere yönelmişti bile.
Sessizce yukarı çıktı. Kalbi göğüs kafesini zorluyordu. Çalışma odasının kapısına yaklaştı, nefesini tuttu ve kulağını ahşap kapıya yasladı. İçeriden kısık sesler geliyordu.
"İsmail, bu riskli..." diyordu Selin. "Eğer Fadime öğrenirse her şey mahvolur. Bunu ondan saklamak ne kadar doğru?"
İso’nun sesi daha boğuk ve sertti: "Öğrenmeyecek Selin. Bu mesele sadece bizim aramızda kalacak. Onun güvenliği için bu şart."
Fadime duyduklarıyla sarsıldı. Onun güvenliği mi? Yine benden ne saklıyorlar? diye düşünürken, daha iyi duyabilmek için kapıya biraz daha yüklendi. Tam o sırada içeriden bir adım sesi geldi ve Fadime daha ne olduğunu anlamadan kapı büyük bir hızla, aniden açıldı.
Fadime dengesini kaybedip ileri doğru sendeledi. Düşmekten son anda, kapının kolunu tutan İso’nun sert göğsüne çarparak kurtuldu.
İso, bir eliyle Fadime’nin kolunu kavrayıp onu dik tutarken, diğer eliyle kapıyı ardına kadar açtı. Yüzünde o dondurucu, hesap soran ifade vardı. Selin ise masanın kenarında durmuş, elindeki dosyalarla şaşkınlık içinde Fadime’ye bakıyordu.
"Kapı dinlemek senin yeni hobin mi Fadime?" dedi İso, sesi bir kamçı gibi şakladı koridorda.
Fadime, yakalanmanın verdiği utançla kıpkırmızı oldu ama geri adım atmadı. Kolunu İso’nun elinden hırsla kurtardı. "Asıl gizli kapılar ardında benden iş çevirmek sizin hobiniz olmuş! Ne saklıyorsunuz benden? Ne mahvolurmuş ben öğrenirsem?"
Selin, gergin bir tavırla dosyaları topladı. "Fadime, yanlış anladın. İşle ilgili bir durum..."
"İşle ilgili olsa kapılar kilitlenmez, fıs fıs konuşulmaz Selin!" diye bağırdı Fadime. Sonra İso’ya döndü. "Bana bak İsmail Karadağlı, annene karşı 'mutlu aile' rolü oynuyoruz diye her şeyi sineye çekecek değilim. Kimin güvenliğinden bahsediyordunuz?"
İso, Selin’e "çık dışarı" işareti yaptı. Selin hızla odadan çıkarken Fadime’nin yanından geçerken başını öne eğdi. İso, kapıyı bu sefer içeriden kapattı ve Fadime’nin üzerine doğru bir adım attı. Odanın içindeki hava bir anda elektriklendi.
"Güvenlikten bahsediyorduk, evet," dedi İso, sesi şimdi daha alçak ve daha tehlikeliydi. "Çünkü Serdar’ın adamları hala dışarıda ve sen, her şeye burnunu sokarak hedef tahtasını kendi üzerine çiziyorsun."
Fadime geri adım atmadı, sırtı kapıya yaslandı. "Bana yalan söylüyorsun. Selin’le aranda başka bir şey var, bunu iş kılıfına uyduruyorsun!"
İso, ellerini Fadime’nin başının iki yanına duvara dayadı. Aralarındaki mesafe yine yok denecek kadar azdı. "Selin’le aramda ne olduğu seni ilgilendirmez demek isterdim... Ama senin asıl derdin Selin değil, senin asıl derdin bana hala güvenmiyor olman. Tıpkı o gece annemin yerini söylerken güvenmediğin gibi."
Fadime’nin gözleri doldu. "Ben seni kurtarmaya çalışıyordum..."
"Beni kurtarırken bizi bitirdin Fadime," dedi İso. Gözleri Fadime’nin dudaklarına kaydı, öfkesiyle arzusu birbirine karışmıştı. "Şimdi çekil önümden. Annem aşağıda bekliyor. Oraya inip o kusursuz gelin rolüne geri dön. Çünkü bu odadaki gerçekler seni yakar."
Fadime, merdivenlerin başında durduğunda kalbi öfkeyle çarpıyordu. İso’nun o soğuk tavrı, Selin’le olan gizli konuşmaları ve üzerine bir de o "hainlik" suçlaması... Artık dayanamıyordu. İso’nun o buzdan duvarını yıkmak, ilgisini zorla da olsa üzerine çekmek istiyordu.
“Madem bana bakmıyorsun, madem beni görmezden geliyorsun... O zaman göreceksin İsmail Karadağlı!” diye geçirdi içinden.
Tam merdivenlerin ortasına geldiğinde, aşağıda Melek Hanım’ın mutfaktan çıkıp salona geçtiğini gördü. İso da hemen arkasından odadan çıkmış, merdivenlerin başına doğru geliyordu. Fadime derin bir nefes aldı ve ayağını bilerek basamağın boşluğuna bıraktı.
“Aaaah!”
Acı dolu bir çığlık atarak kendini merdivenlerden aşağı bıraktı. İki-üç basamak yuvarlanıp sahanlığın başında durdu. Aslında canı çok yanmamıştı ama sanki bütün kemikleri kırılmış gibi bir inilti kopardı.
“Fadime!” İso’nun sesindeki o anlık panik, Fadime’nin beklediğinden bile daha güçlüydü. İso, basamakları adeta uçarak indi ve saniyeler içinde Fadime’nin yanına diz çöktü.
“Fadime! İyi misin? Neren ağrıyor?” İso’nun elleri titreyerek Fadime’nin yüzünü avuçladı. O buz gibi adam gitmiş, yerine dehşete düşmüş bir aşık gelmişti.
Melek Hanım da feryat ederek yanlarına koştu. “Aman yarabbim! Kızım! Yavrum ne oldu sana? İsmail, bir şey yap! Torunum mu gitti yoksa?”
Fadime, gözlerini hafifçe aralayıp acı çekiyormuş gibi yüzünü buruşturdu. “Bileğim... İso, çok acıyor... Başım da dönüyor.”
İso, hiç düşünmeden Fadime’yi kucağına aldı. Onu tüy gibi hafifmiş gibi kaldırıp göğsüne bastırdı. Fadime, başını İso’nun boyun boşluğuna yasladığında, adamın kalbinin ne kadar hızlı çarptığını hissetti. Bu, oyunun en tatlı kısmıydı; İso’nun o sarsılmaz maskesi sonunda düşmüştü.
“Hastaneye gidiyoruz, hemen!” dedi İso, sesi otoriter ama endişe doluydu.
“Gerek yok... Odaya çıkarsak geçer belki,” diye fısıldadı Fadime, İso’nun ceketini sıkıca tutarak. “Sadece yanımda olsan yeter...”
İso, Fadime’nin bu sözüyle bir an duraksadı. Göz göze geldiklerinde Fadime’nin bakışlarındaki o hınzır parıltıyı yakalar gibi oldu ama o kadar korkmuştu ki buna ihtimal vermedi. Onu yukarı, yatak odasına taşıdı ve yatağa usulca bıraktı.
Melek Hanım aşağıdan bağırıyordu: “Ben hemen bir buz hazırlıyorum, bir de nane limon! Sakın kıpırdatma kızı İsmail!”
Oda kapısı kapandığında İso, Fadime’nin ayakucuna oturdu ve incinen (!) bileğini nazikçe eline aldı. “Gerçekten çok mu acıyor?” diye sordu, sesi bu sefer yumuşacıktı.
Fadime, İso’nun bu halini görünce zafer kazanmış bir komutan gibi gülümsedi ama hemen topladı. “Çok... Ama sen böyle bakınca sanki biraz geçiyor.”
İso, Fadime’nin yüzündeki o ifadeden bir şeylerin ters olduğunu anladı. Gözlerini kıstı, bileğini tutan ellerini biraz gevşetti. “Fadime... Sen gerçekten düştün mü, yoksa benimle mi oynuyorsun?”
