ZEHİR kitap kapağı

6. bölüm / 7

ZEHİR

DÜĞÜN

Vaveyla Yazarı: Ümmühan Gönültaş

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 7Şu an: DÜĞÜN

Aradan dört gün geçmişti.
Beyoğlu Konağı günlerdir düğün hazırlıklarıyla dolup taşıyordu. Bir yanda çeyizler hazırlanıyor, diğer yanda misafirlerin oturacağı yerler düzenleniyordu. Telefonlar susmuyor, konağın içinde sürekli bir hareketlilik yaşanıyordu.
Herkes düğünün yaklaşmasına sevinirken Defne, her geçen gün biraz daha içine kapanıyordu.
Kimse onun geceleri uyuyamadığını, bazen saatlerce penceresinin önünde oturup düşündüğünü bilmiyordu. Herkes gelinliğini, saçını, düğünde nasıl görüneceğini konuşuyordu. Oysa Defne’nin aklında tek bir soru vardı:
Kendi hayatı hakkında söz sahibi olamayacak mıydı?
Düğünden bir gün önce, öğleden sonra, Defne odasında hazırlanmak için bekliyordu. Yatağının üzerine bırakılan gelinliğine baktı. Beyaz danteller, odanın ışığında parlıyordu.
Ne kadar güzel olursa olsun, o elbise Defne için mutluluğun değil, istemediği bir hayata atacağı adımın simgesiydi.
Bir süre sonra annesi kapısını çaldı.
“Defne, aşağıya gelir misin kızım? Baban seninle konuşmak istiyor.”
Defne gözlerini kapattı. Babasının ne konuşacağını tahmin ediyordu.
“Şimdi mi anne?”
“Evet, kızım. Salonda bekliyor.”
Defne aynadaki yansımasına son bir kez baktıktan sonra odasından çıktı. Merdivenlerden ağır adımlarla indi. Salona girdiğinde Hazar Bey’i koltukta otururken buldu.
Babası başını kaldırıp kızına baktı.
“Gel, otur.”
Defne karşısındaki koltuğa oturmadı. Ayakta kaldı.
“Ne konuşacağız baba?”
Hazar Bey’in kaşları çatıldı.
“Yarın düğünün var. Hâlâ aynı tavırları sergiliyorsun. Biraz olsun kendine çeki düzen vermeni bekliyorum.”
Defne’nin yüzünde acı bir gülümseme belirdi.
“Nasıl bir tavır sergilememi bekliyorsun? Mutlu mu görünmeliyim?”
“Defne!”
“Ben bu evliliği istemediğimi sana defalarca söyledim. Beni neden hiç dinlemiyorsun?”
Hazar Bey oturduğu yerden kalktı.
“Çünkü bu mesele artık kapanmıştır. Yarın düğünün yapılacak.”
“Benim hayatım hakkında nasıl bu kadar kolay karar verebiliyorsun?”
“Ben senin babanım!”
“Babam olman, benim yerime yaşayacağım hayatı seçebileceğin anlamına gelmiyor!”
Salondaki hava bir anda ağırlaştı.
Hazar Bey kızına doğru bir adım attı.
“Sesini alçalt.”
Defne’nin gözleri dolmuştu ama geri adım atmadı.
“Hayır. Bu kez susmayacağım. Herkes benim ne giyeceğimi, nerede duracağımı, kiminle evleneceğimi söylüyor. Bir kere olsun bana ne istediğimi soran olmadı!”
“Yeter!”
“Ben Aras’la evlenmek istemiyorum!”
Hazar Bey’in yüzü öfkeden gerildi.
“Bu evlilik gerçekleşecek. Konu kapanmıştır!”
“Benim için kapanmadı!”
Defne’nin sesi salonda yankılandı.
“Beni hiç anlamadınız. Sizin için önemli olan yalnızca ailelerin adı, insanların ne diyeceği. Peki ya ben? Benim ne hissettiğimin hiçbir önemi yok mu?”
Hazar Bey bir an kızına baktı. Sonra öfkesine hâkim olamayarak elini kaldırdı.
Tokat Defne’nin yanağına indi.
Defne’nin başı yana döndü.
Salona bir sessizlik çöktü.
Genç kız birkaç saniye boyunca hareket edemedi. Yanağındaki yanma hissi yavaş yavaş belirginleşirken gözlerinden bir damla yaş süzüldü.
Sonra başını çevirip babasına baktı.
Hazar Bey’in yüzünde hâlâ öfke vardı.
“Yarın düğünün yapılacak,” dedi sertçe. “Bu konuyu bir daha açmayacaksın.”
Defne yanağını tuttu. Gözleri doluydu ama sesini alçalttığında bile söyledikleri açıktı.
“Bana vurabilirsin baba. Ama beni bu evliliği istediğime inandıramazsın.”
Hazar Bey cevap vermedi.
Defne birkaç saniye daha onun yüzüne baktıktan sonra arkasını döndü. Merdivenlere yönelirken annesi salona girdi. Kızının yüzündeki kızarıklığı görünce olduğu yerde kaldı.
“Defne…”
Defne durmadı.
Annesi peşinden gitmek istedi ama Hazar Bey’in sert sesi onu olduğu yerde tuttu.
“Bırak. Biraz yalnız kalsın.”
Kadın kocasına döndü. Gözlerinde hem öfke hem de çaresizlik vardı.
“Onunla böyle konuşmak zorunda mıydın?”
Hazar Bey cevap vermedi. Ceketini alıp salondan çıktı.
Annesi ise merdivenlerin başında bir süre bekledi. Kızının peşinden gitmek istiyordu ama Defne’nin kendisini görmek istemeyeceğini biliyordu.
Yukarıda, odasının kapısını kapatan Defne sırtını kapıya yasladı.
Yanağı yanıyordu.
Ama asıl acıtan, babasının kendisine vurması değildi. Onun gözlerinde, kızının acısını anlayacak en ufak bir yer bile görememiş olmasıydı.
Defne gözyaşlarını sildi.
Yarın düğünü vardı.
Ve o, hâlâ bu evliliği istemiyordu.
Akşam olduğunda Beyoğlu Konağı’nın avlusu kına gecesi için hazırlanmıştı. Avlunun dört bir yanına kırmızı örtüler serilmiş, ağaçlara küçük ışıklar asılmıştı. Ortaya kurulan alçak masaların üzerine şerbetler, lokumlar ve çeşitli ikramlar yerleştirilmişti. Kına tepsisi ise kırmızı tüller ve mumlarla süslenmiş, avlunun en dikkat çeken köşesine konmuştu.
Kadınların renkli kıyafetleri avluya canlılık katıyor, davul ve zurna sesleri konağın duvarlarında yankılanıyordu. Geleneksel türküler söyleniyor, bazı kadınlar ellerindeki mendilleri sallayarak ritme eşlik ediyordu.
Defne, kırmızı bindallısının içinde avlunun ortasında oturuyordu. Başındaki kırmızı duvak yüzünü kısmen örtüyordu. Üzerindeki işlemeler ışıkların altında parlıyor, fakat yüzündeki hüzün bütün o gösterişi gölgede bırakıyordu.
Etrafındaki kadınlar gülüyor, alkışlıyor ve ona güzel sözler söylüyordu.
Fakat Defne’nin yüzünde tek bir gülümseme yoktu.
Melis yanına eğildi.
“Biraz olsun neşelenmeye çalış, Defne. Herkes sana bakıyor.”
Defne gözlerini kalabalıktan ayırmadan cevap verdi.
“Baksınlar. Bugün herkes bana bakıyor ama kimse beni görmüyor.”
Melis sustu. Defne’nin sesindeki kırgınlık, söyleyeceği her sözü anlamsızlaştırmıştı.
Bir süre sonra kadınlar Defne’nin etrafında halka oluşturdu. Davulun ritmi yavaşladı, türküler daha hüzünlü bir havaya büründü. Annesi, elinde kına tepsisiyle kızının karşısına geçti.
Defne’nin annesi tepsiyi tutarken gözlerini kaçırmaya çalışıyordu. Kızının ellerini avuçlarının içine aldı.
“Güzel kızım,” diyebildi yalnızca.
Defne annesinin gözlerine baktı. Onun da bu evliliği istemediğini, fakat hiçbir şey yapamadığını biliyordu.
“Anne…” diye fısıldadı.
Annesi kızının ellerini daha sıkı tuttu.
“Dayan kızım.”
Bu söz Defne’nin içindeki bütün duvarları yıktı. Gözleri doldu ama ağlamamaya çalıştı.
Kadınlar kına türküsünü söylemeye başladı. Kına tepsisi Defne’nin etrafında dolaştırıldı. Mumların titrek ışığı, avludaki yüzlere vuruyor; bazı kadınlar duygulanıp gözyaşlarını siliyordu.
Defne ellerini uzatmadı.
Annesi onun ellerini nazikçe açmaya çalıştı.
“Defne, kızım…”
Defne başını iki yana salladı.
“İstemiyorum.”
Annesi bir an durdu. Sonra kızının kulağına eğildi.
“Biliyorum. Ama herkes bekliyor.”
Defne kalabalığa baktı. Herkesin gözleri üzerindeydi. Kimse onun gerçekten ne istediğini sormuyor, yalnızca törenin tamamlanmasını bekliyordu.
Yavaşça ellerini uzattı.
Kına, avuçlarının ortasına bırakıldı. Kadınlar alkışladı, türküler yükseldi. Annesi kızının ellerini tuttuğunda Defne’nin gözlerinden yaşlar süzüldü.
Melis hemen yanına gelip onun omzuna dokundu.
“Defne…”
Defne başını eğdi.
“Herkes bunun mutluluk olduğunu sanıyor.”
Melis’in gözleri doldu.
“Ben sanmıyorum.”
Defne ona baktı.
“Öyleyse neden kimse beni buradan götürmüyor?”
Melis cevap veremedi.
Kına gecesi ilerledikçe kadınlar dans etti, türküler söyledi. Defne ise avlunun ortasında sessizce oturdu. Kınalı ellerine bakıyor, parmaklarının arasındaki kırmızıya sanki hayatının son izleriymiş gibi bakıyordu.
Bir ara annesi yanına oturdu.
Mutlu olmaya bak kızım ” dedi kısık sesle.
Defne acı bir gülümsemeyle başını kaldırdı.
Gece ilerledikçe konuklar yavaş yavaş dağıldı. Avludaki ışıklar hâlâ yanıyor, yerdeki kırmızı örtüler rüzgârla hafifçe dalgalanıyordu. Davul ve zurna sesleri kesilmiş, konağın içinde ağır bir sessizlik başlamıştı.
Defne odasına çıktığında bindallısını çıkardı ve aynanın karşısına geçti. Kınalı avuçlarını yan yana getirdi.
Kırmızı renk, ellerinde belirgin bir iz bırakmıştı.
Ertesi gün gelin olacaktı.
Ama gelin olmak, onun bu evliliği kabul ettiği anlamına gelmiyordu.
Defne yatağın kenarına oturdu. Kınalı ellerini dizlerinin üzerine bıraktı. Gözlerini kapattığında avludaki türküler hâlâ kulaklarında çınlıyordu.
Herkes onun için dilek dilemişti.
Kimse onun kendi dileğini sormamıştı.
Ertesi sabah Beyoğlu Konağı erkenden uyandı.
Kuaför gelmiş, Defne’nin saçları hazırlanmıştı. Makyajını yapan kadın, genç kızın yüzündeki solgunluğu kapatmaya çalışıyordu. Annesi ise arkasında sessizce duruyordu.
“Çok güzel oldun, kızım,” dedi sonunda.
Defne aynadaki yansımasına baktı.
“Öyle mi?”
“Evet.”
Annesi elini kızının omzuna koydu.
Defne cevap vermedi.
Bir süre sonra gelinliği getirildi. Dantelli beyaz elbise dikkatlice giydirildi, duvağı saçlarına yerleştirildi. Eteği yere kadar uzanıyor, ince işlemeleri ışığın altında parlıyordu.
Defne ayağa kalkıp aynaya baktı.
Gözleri doldu.
Bugün herkes onu gelin olarak görecekti. Fotoğraflar çekilecek, tebrikler kabul edilecek, insanlar onun ne kadar güzel olduğunu söyleyecekti.
Ama hiçbiri bu gelinliğin altında nasıl bir kalp taşıdığını bilmeyecekti.
Aşağıdan sesler yükseldi. Demirhan ailesi gelmişti.
Melis’in neşeli sesi salondan duyuldu.
“Defne hazır mı?”
Nermin Hanım’ın sesi onu takip etti.
“Biraz sabret kızım, hazırlanıyordur.”
Defne derin bir nefes aldı. Annesi duvağını düzeltti.
“Hadi kızım. Herkes seni bekliyor.”
Defne odasından çıktı.
Merdivenlerden aşağı inerken bütün gözler ona çevrildi. Melis heyecanla gülümsüyor, Nermin Hanım memnuniyetle başını sallıyordu.
Aras ise salonun diğer ucunda duruyordu.
Siyah takım elbisesinin içinde her zamankinden daha sert görünüyordu. Çevresindekiler onunla konuşurken dikkatli davranıyor, kimse gereksiz yere sesini yükseltmiyordu.
Defne son basamağa geldiğinde Aras başını kaldırdı.
Bakışları genç kızın üzerinde durdu.
Uzun bir süre hiçbir şey söylemedi.
Defne de ona baktı. Aras’ın yüzünde hayranlıkla karışık bir mutluluk yoktu. Sanki bu düğün, yapılması gereken bir işin son aşamasıydı.
Sonunda yanına yaklaştı.
“Hazır mısın?”
Defne’nin dudakları hafifçe titredi.
“Hazırım demem gerekiyor, değil mi?”
Aras’ın bakışları sertleşti.
“Ne söylemen gerektiğini ben söylemeyeceğim.”
Defne başını hafifçe kaldırdı.
“En azından buna sen karar vermiyorsun.”
Aras cevap vermedi.
Dışarıdan korna sesleri yükseldi. Düğün konvoyu hazırlanmıştı.
Hazar Bey salona geldiğinde Defne’yle göz göze geldi. Kızının yanağındaki kızarıklık neredeyse geçmişti ama aralarındaki sessizlik, dün yaşananları unutturmuyordu.
Defne babasına bakıp başını çevirdi.
Hazar Bey bir şey söyleyecek gibi oldu, fakat kelimeler dudaklarından çıkmadı.
Defne onun yanına gitmedi. Babası da kızına yaklaşmadı.
Aralarında kalan mesafe, salondaki bütün kalabalıktan daha ağırdı.
Defne annesinin elini tuttu. Kadın kızının elini sıktı, gözleri doldu.
Sonra Defne, Aras’ın yanına geçti.
Aras elini uzattı.
Defne birkaç saniye boyunca o ele baktı. Ardından elini uzatıp tuttu; bunu isteyerek yaptığı için değil, herkesin gözleri üzerlerinde olduğu için.
Birlikte kapıya yöneldiler.
Aras alçak sesle konuştu.
“Yürü.”
Defne’nin bakışları sertleşti.
“Ben kendim yürüyebilirim.”
Aras’ın çenesi gerildi ama cevap vermedi.
Defne, başı dik bir şekilde onun yanında yürüdü.
Düğün alanı Mardin’in geleneklerine uygun şekilde hazırlanmıştı. Geniş alana kurulan masalar, ışıklarla süslenmiş sahne ve davul zurna sesleri geceye hareket katıyordu.
Beyoğlu ve Demirhan ailelerinin yakınları birer birer geliyordu.
Defne ile Aras alana girdiklerinde konuklar ayağa kalktı. Alkışlar yükseldi, fotoğraf makinelerinin flaşları peş peşe patladı.
Defne gülümsemeye çalışmadı.
Sadece yürüdü.
Aras yanında ilerliyor, çevresindekilerin selamlarını kısa baş hareketleriyle karşılıyordu. Birkaç adam gelip onu tebrik ettiğinde genç adam soğuk bir ifadeyle teşekkür etti.
Kimse onun yüzünde büyük bir mutluluk aramaya cesaret edemiyordu.
Defne gelin ve damat için hazırlanan masaya oturdu. Eteğini düzeltti, ellerini kucağında birleştirdi.
Melis yanına geldi.
“Defne, biraz gülümsesene. Herkes sana bakıyor.”
Defne ona döndü.
“Gülümsemek istemiyorum, Melis.”
Melis’in yüzündeki neşe azaldı.
“Biliyorum ama…”
Cümlesini tamamlayamadı.
Çünkü Defne’nin gözlerindeki ifadeyi görünce söyleyecek söz bulamamıştı.
Müzik başladı. Konuklar piste çıktı. Davulun sesi gecenin karanlığında yankılanırken Defne masasında oturup kalabalığı izledi.
Bir süre sonra Aras ayağa kalktı ve ona elini uzattı.
“Dans edeceğiz.”
Defne eline baktı.
“Ben istemiyorum.”
Aras’ın yüzü değişmedi.
“Şimdi burada tartışmayacağız.”
“Ben de tartışmak istemiyorum.”
Defne ayağa kalktı. Aras’ın elini tuttu ama bunu isteyerek yaptığı söylenemezdi.
Birlikte piste çıktılar.
Kalabalığın ortasında yavaşça hareket ederlerken Defne, Aras’ın yüzüne baktı.
“Bugün mutlu görünmemi mi bekliyorsun?”
Aras gözlerini ondan ayırmadı.
“Hayır.”
Defne şaşırdı.
“Hayır mı?”
“İstemediğin bir şey için mutlu rolü yapmanı beklemiyorum.”
Defne bu cevabı anlamlandırmaya çalıştı.
“Öyleyse neden buradayız?”
Aras’ın eli belinde sabit kaldı.
“Çünkü düğünümüz.”
“Bu bir cevap değil.”
“Şimdilik bu kadar.”
Defne gözlerini kaçırdı.
Müzik devam ediyordu. Etraflarında insanlar gülüyor, dans ediyor, birbirlerine iyi dileklerde bulunuyordu.
Fakat Defne ile Aras’ın arasında, o kalabalığın bile kapatamadığı bir mesafe vardı.
Şarkı bittiğinde Aras onu masaya geri götürdü.
Defne oturduğunda derin bir nefes aldı.
Artık geri dönüşü olmayan bir noktaya geldiğini biliyordu.
Ama bu, yaşananları kabullendiği anlamına gelmiyordu.
O gece Beyoğlu ve Demirhan aileleri için bir düğün gecesiydi.
Defne içinse hayatının en uzun gecesi yeni başlıyordu.
Aras Demirhan ise yanındaki kadına bir kez daha baktığında yüzünde hâlâ okunması mümkün olmayan o sert ifade vardı.
Sanki herkesin kutladığı bu evlilik, onun için bambaşka bir anlam taşıyordu.

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

39okunma 14beğeni 1yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.

Kategoriler ve Temalar

Okumak istediğin dünyayı bul.

Kitap Kategorileri 36

Kitap Temaları 138

abiabilerabilerimabimin arkadaşıabiminarkadasiacıAileajanAkademi / OkulaksiyonAnlaşmalı Evlilikanonimarkadaş grubuArkadaşlıkArkadaştan AşkaaskerAskeriaskeri kurguaskerikurguaşiretAşkAşk/Romantikaşk üçgeniAvukatayrılıkbabaBerdelBilim KurgubilimkurgublBüyücadıCinayetçocukluk arkadaşıÇocukluk Aşkıdark romancedarkromanceDistopyadoğaüstüdoktorDostluk#DramdüşmanDüşmandan Aşkaeğlenceenemies to loversFantastikGeçmişgenckurguGenç edebiyatgenç kurgugençlikgerçek ailegerçek ailemgerçekailemgerilimgizemGizli KimlikgücHayran KurguhukukHuysuz x NeşeliHüzünihanetİkinci Şansİlk görüşte aşkimkansızintikamİş Yeri AşkıkaderKaosKaradenizKardeşlikkatilKehanetkomediKomşudan AşkakorkuKraliyetkrallıkkurtadamKüçük KasabaLanetliseLise aşkılise kurgusumaceraMafyamahalleMardinmektupmitolojimizahmutluluknefretNefretten AşkaOkulölümörgüt#özlemPatron x ÇalışanpolisPolisiyePolitik EntrikaPsikolojiPsikolojikPsikolojik GerilimromantikRomantik komediromantizmSahte SevgililiksavaşSeçilmiş KişiSenkul Hobi Yazar:MaviduslersokagimSenKul:Maviduslersokagimsevda#sevgisırSırlarslowburnSporsuç#Şiir#takıntıTeodenTers KöşetextingtravmaTutkuüniversiteVampirwattpadyalnızlıkYasak AşkZıt KutuplarzorbalıkZorunlu Yakınlık+18