ZEHİR kitap kapağı

4. bölüm / 7

ZEHİR

BEYAZIN ARDINDAKİ KARANLIK

Vaveyla Yazarı: Ümmühan Gönültaş

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 7Şu an: BEYAZIN ARDINDAKİ KARANLIK

Defne, aynanın karşısında öylece duruyordu.
Üzerindeki gelinliğin beyaz eteği yere kadar uzanıyor, ince danteller omuzlarından beline doğru zarif bir şekilde işleniyordu. Başına yerleştirilen duvak, koyu renk saçlarının üzerine düşmüş; yüzünü olduğundan daha solgun göstermişti.
Dışarıdan bakan biri, karşısında gelinliğini bulmuş mutlu bir gelin görürdü.
Oysa Defne’nin gözlerinin ardında, kimseye anlatamadığı bir çaresizlik vardı.
Nermin Hanım aynanın önüne yaklaştı.
“Şu hâline bak kızım. Maşallah, sanki bu gelinlik senin için dikilmiş.”
Defne dudaklarını birbirine bastırdı.
“Güzel olmuş.”
Sesi o kadar kısık çıkmıştı ki Melis duymakta zorlandı.
“Güzel mi olmuş? Defne, harika olmuş! Bir de duvağı arkadan takalım, öyle bakalım.”
Melis heyecanla gelinlik görevlisine döndü. Kadın, uzun duvağı dikkatlice Defne’nin saçlarına yerleştirdi. Ardından eteğin arkasını düzelterek genç kızı yeniden aynanın karşısına geçirdi.
Defne başını hafifçe çevirdi.
Beyaz tül, arkasından uzun bir yol gibi uzanıyordu.
Bir an için çocukluğunda kurduğu hayaller geldi aklına. Küçükken annesinin dolabından aldığı beyaz örtüyü başına geçirir, odasında dönerek gelin olduğunu hayal ederdi. O zamanlar büyümek, kendi kararlarını verebilmek demekti onun için.
Şimdi büyümüştü.
Ama kendi hayatına dair verebildiği tek bir karar bile yoktu.
Gözleri doldu.
Hemen başını eğdi.
Melis bunu fark etti.
“Defne, ağlıyor musun?”
“Hayır.”
“Ama gözlerin…”
“Bir şey yok, Melis. Sadece biraz yoruldum.”
Melis’in yüzündeki neşe yavaşça kayboldu. Defne’yi birkaç gündür tanıyor değildi; onun neşeli olmaya çalışırken bile gözlerinin nasıl hüzünle dolduğunu fark edebiliyordu.
Yanına yaklaşıp koluna dokundu.
“İstersen başka bir gelinlik deneyelim.”
Defne başını kaldırdı.
“Hayır. Bununla devam edelim.”
Nermin Hanım da konuşmaya katıldı.
“Bence de. Bu gelinlik olacak. Hem düğüne de fazla zaman kalmadı. Artık karar vermemiz gerekiyor.”
Defne’nin içinden, Ben kararımı çoktan verdim. Ben bu evliliği istemiyorum, diye haykırmak geldi.
Ama sustu.
Yine sustu.
Çünkü bu evde onun sözleri hiçbir şeyi değiştirmiyordu.
Öğleye doğru gelinlik seçimi tamamlandı. Gelinlik, ölçülerinin alınması ve son düzeltmelerin yapılması için mağazada kalacaktı. Defne kendi kıyafetlerini giyip kabinden çıktığında, sanki az önce aynada gördüğü gelin başka birine aitti.
Melis, çantasını omzuna taktı.
“Şimdi bir şeyler yiyelim mi? Annem sabah kahvaltıdan beri konuşuyor, ben acıktım.”
Nermin Hanım kızına döndü.
“Ben mi konuşuyorum? Asıl senin ağzın hiç durmuyor.”
Melis gülerek annesinin koluna girdi.
“E, ben senin kızınım.”
Defne de istemeden hafifçe gülümsedi.
O küçücük gülümsemeyi gören Melis’in yüzü aydınlandı.
“İşte! Böyle gülünce çok daha güzelsin.”
Defne’nin gülümsemesi hemen silinmedi ama içindeki sıkıntı da kaybolmadı.
Mağazadan çıktıklarında Mardin’in dar sokaklarında öğle güneşi taş binaların üzerine vuruyordu. Çarşının kalabalığı her zamanki gibi hareketliydi. Esnaf dükkânlarının önünde müşterileriyle konuşuyor, sokaklardan insan sesleri yükseliyordu.
Nermin Hanım çantasından telefonunu çıkardı.
“Aras’ı arayayım. Bizi almaya gelsin.”
Defne’nin kalbi, Aras’ın adını duyar duymaz sıkıştı.
Nermin Hanım aramayı başlattı. Telefon birkaç kez çaldıktan sonra açıldı.
“Efendim anne?”
“İşin bitti mi oğlum? Biz hazırız.”
“On dakika.”
“Tamam, bekliyoruz.”
Aras telefonu kapattı.
Ne bir soru sormuştu ne de günlerinin nasıl geçtiğini merak etmişti. Annesiyle konuşması birkaç saniyeden ibaretti.
Melis omuz silkti.
“Aras’ın klasik hâli. On dakika der, beş dakikada gelir. Bazen de bir saat bekletir.”
Nermin Hanım kızına sertçe baktı.
“Abin hakkında böyle konuşma.”
Melis sustu ama Defne, onun yüzündeki alışkanlıkla karışık çekingenliği fark etti.
Demirhan ailesinde de herkesin Aras’ın öfkesinden çekindiği belliydi.
Defne, onun yanında kendisini güvende hissetmek bir yana, ne zaman ne yapacağını kestiremediği için sürekli tetikte duruyordu.
Aradan birkaç dakika geçmişti ki siyah araç sokağın başında göründü.
Araç gelip önlerinde durdu.
Şoför kapıyı açmadan önce Aras çoktan araçtan inmişti. Üzerinde sabahki siyah gömleği vardı. Gömleğinin kollarını dirseklerine kadar kıvırmış, yüzüne her zamanki sert ifadeyi yerleştirmişti.
Önce annesine baktı.
“Bitti mi?”
Nermin Hanım başını salladı.
“Bitti oğlum. Gelinliği seçtik.”
Aras’ın bakışları annesinden ayrılıp Defne’ye döndü.
Defne, istemeden de olsa gözlerini kaçırdı.
“Beğendin mi?” diye sordu Aras.
Soru basitti.
Ama onun ağzından çıktığında Defne, sıradan bir soru gibi duyamadı.
“Evet,” dedi.
Aras birkaç saniye yüzüne baktı.
“Güzel.”
Tek kelime söyleyip arka kapıyı açtı.
“Binin.”
Melis annesiyle birlikte araca bindi. Defne de kapıya yöneldiği sırada Aras’ın sesiyle durdu.
“Defne.”
Genç kız yavaşça arkasını döndü.
“Efendim?”
Aras’ın yüzünde en ufak bir tebessüm yoktu.
“Gelinlik işini bitirdin diye her şey bitti sanma. Daha yapılacak çok şey var.”
Defne’nin kaşları çatıldı.
“Ne demek istiyorsun?”
Aras ona doğru bir adım attı.
“Duydun işte.”
“Ben sadece gelinlik seçtim.”
“Ben de sana sadece daha yapılacak işler olduğunu söyledim.”
Defne’nin içinde biriken öfke, korkusunun arasından başını kaldırdı.
“Her söylediğin şeyin altında başka bir anlam mı olmak zorunda?”
Aras’ın bakışları sertleşti.
“Benimle nasıl konuştuğuna dikkat et.”
Defne’nin kalbi hızla çarpıyordu. Birkaç saniye önce sormak istediği her şey aklından silinmişti. Aras’ın gözlerinde, kendisine karşı duyduğu sıradan bir hoşnutsuzluktan daha derin bir şey vardı.
Sanki Defne’nin bilmediği bir şey biliyordu.
Sanki onun yüzüne bakmak bile geçmişten gelen bir hesabı hatırlatıyordu.
Aras kapıyı biraz daha açtı.
“Arabaya bin.”
Defne cevap vermedi. Başını çevirip araca bindi.
Aras kapıyı kapattıktan sonra ön koltuğa geçti. Şoföre hareket etmesini söyledi.
Yol boyunca kimse konuşmadı.
Melis birkaç kez bir şey anlatmaya çalıştıysa da Aras’ın kısa cevaplarından sonra sustu. Nermin Hanım da oğlunun keyifsiz olduğunu düşünerek konuşmayı uzatmadı.
Defne camdan dışarı bakıyordu.
Az önce gelinlik mağazasında hissettiği hüzün, şimdi yerini başka bir duyguya bırakmıştı.
Korku.
Aras’ın kendisinden ne istediğini bilmiyordu. Neden bazen ona bakarken sanki yıllardır tanıyormuş gibi davranıyor, neden bir sonraki anda kendisini hiç tanımadığı bir yabancı gibi görüyordu?
Daha önemlisi, neden onunla evlenmek istiyordu?
Aras gibi bir adam, istediği her şeye sahip olabilecek güçte görünüyordu. İstemediği bir kadını neden karısı yapmak istesindi?
Defne bu soruların hiçbirine cevap bulamıyordu.
Araç Şanoğlu Konağı’nın önünde durduğunda Aras önce annesinin ve kız kardeşinin inmesini bekledi. Ardından Defne’nin kapısını açtı.
Defne araçtan inerken ona bakmamaya çalıştı.
Fakat Aras’ın sesi onu bir kez daha durdurdu.
“Bu akşam hazır ol.”
Defne başını kaldırdı.
“Nereye gidiyoruz?”
“Bir yere.”
“Aras, nereye gideceğimizi bilmek istiyorum.”
Aras’ın yüzü taş kesildi.
“Her şeyi bilmek zorunda değilsin.”
Defne’nin parmakları çantasının askısına sıkıca tutundu.
“Ben seninle evleneceksem—”
“Evleneceksin,” diye sözünü kesti Aras.
Sesi alçaktı ama tartışmaya yer bırakmıyordu.
“Bunun değişmeyeceğini ikimiz de biliyoruz.”
Defne’nin gözleri doldu.
Aras ise onun gözyaşlarına bakıp yumuşamadı. Yüzünde acıma belirtisi bile yoktu.
“Akşam sekizde hazır ol,” dedi ve arkasını döndü.
Defne, siyah aracın yeniden hareket edişini izledi..
Beyoğlu üKonağı’nın ağır kapısı Defne’nin arkasından kapandığında, içerideki sessizlik dışarıdaki kalabalıktan çok daha ağır geldi.
Genç kız çantasını omzundan indirip merdivenlere yönelmek üzereydi ki salondan gelen babasının sesini duydu.
“Defne.”
Ayakları olduğu yerde kaldı.
Hazar Bey, salonun kapısında duruyordu. Üzerinde her zamanki gibi özenle ütülenmiş gömleği vardı. Bir elini pantolonunun cebine sokmuş, kızına bakıyordu. Yüzündeki ifade, kızının nasıl bir gün geçirdiğini merak eden bir babanın ifadesi değildi.
“Gel buraya,” dedi.
Defne başını hafifçe eğerek salona girdi.
“Buyur baba.”
Hazar, kızını baştan aşağı süzdü.
“Gelinlik işini hallettiniz mi?”
“Evet. Beğendiğimiz bir gelinlik bulduk. Ölçülerimi aldılar, birkaç düzeltme yapılacakmış.”
“Güzel.”
Hazar koltuğuna oturdu, ardından eliyle karşısındaki koltuğu gösterdi.
“Otur. Konuşacağız.”
Defne sessizce oturdu. Ellerini dizlerinin üzerinde birleştirdi. Babasının hangi konuyu açacağını tahmin ediyordu ama yine de duyacaklarından korkuyordu.
Hazar bir süre kızını izledi.
“Akşam ne yapacaksın?”
Defne şaşırdı.
“Ne demek baba?”
“Bu akşam için bir planın var mı?”
Genç kız bir an tereddüt etti.
“Aras, akşam sekizde beni almaya gelecekmiş.”
Hazar’ın yüzündeki ifade bir anda değişti.
“Ne?”
Defne irkildi.
“Bana öyle söyledi. Saat sekizde hazır olmamı istedi.”
“Sen de kabul mü ettin?”
“Baba, bana sormadı ki. Sadece söyledi.”
Hazar ayağa kalktı.
“Senin bu saatte bir adamla nereye gideceğin belli değil, öyle mi? Üstelik düğüne daha ne kadar kaldı? Herkesin içinde konuşulacak bir mesele çıkarmanın anlamı ne?”
Defne’nin boğazı düğümlendi.
“Ben de nereye gideceğimizi bilmiyorum.”
“Öyleyse gitmeyeceksin.”
Bu söz, Defne’nin içinde biriken bütün yorgunluğun üzerine düştü.
“Baba…”
“Ne var?”
“Ben ne yapacağım? Siz karar veriyorsunuz, ben susuyorum. Siz evlenmemi istiyorsunuz, kabul etmediğim hâlde bu evlilik hazırlanıyor. Şimdi de Aras bir şey söylüyor, sen başka bir şey söylüyorsun. Ben kimin sözünü dinleyeceğim?”
Hazar’ın çenesi gerildi.
“Ben senin babanım. Benim sözümü dinleyeceksin.”
Defne’nin gözleri doldu.
“Peki, benim sözümü kim dinleyecek?”
Salonda kısa bir sessizlik oldu.
Hazar kızının yüzüne baktı. Bir an için cevap verecek gibi oldu, fakat sonra bakışlarını başka tarafa çevirdi.
“Bu konu burada kapanmıştır,” dedi. “Akşam hiçbir yere gitmiyorsun.”
Defne başını önüne eğdi.
Tam o sırada salona annesi girdi. İkisinin arasındaki gerginliği fark etmesi uzun sürmedi.
“Ne oldu yine?”
Hazar karısına döndü.
“Kızına sor. Akşam Aras onu almaya gelecekmiş. Nereye gideceği belli değilmiş ama gitmeye hazırlanıyormuş.”
Defne annesine baktı.
“Anne, ben sadece sana söylediğim gibi onun beni almaya geleceğini söyledim.”
Annesi önce kızına, sonra kocasına döndü.
“Hazar, biraz sakin ol.”
“Sakin mi olayım? Kızımın akşam saatlerinde nereye gideceğini bilmeden çıkmasına izin mi vereyim?”
Kadın derin bir nefes aldı.
“Aras artık onun eşi olacak.”
Hazar sertçe karısına baktı.
“Daha olmadı.”
“Olacak,” dedi kadın, bu kez daha kararlı bir sesle. “Düğün hazırlıkları yapılıyor. Aileler kararını verdi. Aras’ın onu almaya gelmesinde ne var? Hem Defne’yi herkesin içinde mahcup etmenin bir anlamı yok.”
Hazar cevap vermedi.
Kadın devam etti:
“Sen de biliyorsun, bu evlilik artık iki ailenin meselesi. Her seferinde kızın önüne geçerek bir yere varamayız. Aras’la baş başa konuşacakları şeyler de olacak. Birbirlerini tanımaları gerekiyor.”
Defne annesinin sözlerini duyunca başını kaldırdı.
“Anne, ben onu tanımak istemediğimi söyledim.”
Annesinin yüzünde yorgun bir ifade belirdi.
“Biliyorum kızım. Ama artık her konuşmamızın aynı yere gelmesinden ben de yoruldum.”
“Sen de mi beni anlamıyorsun?”
“Ben seni anlamıyorum demedim.”
“Ama kimse beni dinlemiyor!”
Defne’nin sesi yükseldi. Son kelimeler ağzından çıkarken gözyaşları yanaklarından aşağı süzüldü.
Hazar yeniden konuşmak üzereydi ki karısı ona baktı.
“Yeter, Hazar.”
Bu kez sesi daha keskindi.
“Kız zaten üzgün. Bir de üstüne gitme.”
Hazar birkaç saniye boyunca ikisine de baktı. Ardından ceketini koltuğun üzerinden aldı.
“Benim söyleyeceğim başka bir şey yok.”
Salondan çıkarken Defne’ye son bir kez baktı.
“Akşam ne yapacağını unutma.”
Ayak sesleri koridorda uzaklaştı.
Defne, babasının arkasından bakakaldı.
Annesi yanına oturdu.
“Kızım…”
Defne yüzünü ellerinin arasına aldı.
“Anne, ben bu evlilikte ne yapacağım? Babam bile bana güvenmiyor. Aras’ın yanında ne söyleyeceğimi, nasıl davranacağımı bile bilmiyorum.”
Annesi kızının saçlarını okşadı.
“Her şeyi bugün düşünme. Önce biraz sakinleş.”
“Sen olsan gider miydin?”
Annesinin eli durdu.
Defne başını kaldırıp onun yüzüne baktı.
“Sen benim yerimde olsan, istemediğin bir adamla evlenmeye razı olur muydun?”
Kadın hemen cevap veremedi.
Gözlerini kızından kaçırdı. Yüzündeki ifade, Defne’nin duymak istemediği bir cevabı daha söylemeden anlatıyordu.
“Anne…”
“Ben senin üzülmeni istemiyorum.”
“Öyleyse neden kimse beni bu evlilikten kurtarmıyor?”
Kadının gözleri doldu.
“Çünkü bazı kararlar alındığında, geri dönmek düşündüğün kadar kolay olmuyor, kızım.”
Defne annesinin elini tuttu.
“Peki ya benim hayatım?”
Kadın kızının elini sıktı ama yine cevap veremedi.
Defne elini yavaşça geri çekti.
Artık ağlamaktan yorulmuştu. Annesinin yüzünde bile aradığı cevabı bulamayınca ayağa kalktı.
“Ben odama çıkıyorum.”
Annesi arkasından seslendi.
“Akşam için hazırlan. Aras gelecek.”
Defne durdu ama arkasını dönmedi.
“Babam izin vermiyor.”
“Babanla ben konuşurum.”
Defne hiçbir şey söylemeden merdivenleri çıktı.
Akşam ağır ağır çökerken Mardin’in taş sokakları günün son ışıklarıyla kızıl bir renge bürünmüştü.
Şanoğlu Konağı’nda akşam yemeği hazırlanmış, hizmetliler sofrayı kurmuştu. Hazar Bey ise yemekten sonra çalışma odasına çekilmişti.
Defne odasında pencerenin önünde oturuyordu.
Saatine baktı.
Yediyi yirmi geçiyordu.
Aras’ın gerçekten gelip gelmeyeceğini bilmiyordu. Gelirse babasıyla karşı karşıya geleceği açıktı. Gelmezse de bu kez neden gelmediğini düşünmek zorunda kalacaktı.
Kendine kızdı.
Neden onun ne yapacağını merak ediyordu?
Neden bir adamın birkaç kelimesi bütün akşamını huzursuz etmeye yetiyordu?
Telefonunu eline aldı. Aras’tan herhangi bir mesaj yoktu.
Zaten ondan mesaj beklediğini de kendine itiraf etmek istemiyordu.
Kapı çalındı.
“Gir.”
Annesi içeri girdi. Elinde koyu renk, sade bir elbise vardı.
“Bunu giyebilirsin.”
Defne elbiseye baktı.
“Anne, ben gitmek istemiyorum.”
Kadın elbiseyi yatağın üzerine bıraktı.
“Biliyorum.”
“Öyleyse neden hazırlanmamı istiyorsun?”
“Çünkü bu akşam gitmezsen yarın yine aynı tartışmayı yaşayacaksınız. Baban daha da öfkelenecek, Aras da bunu başka türlü anlayacak. Hiç değilse sakin bir şekilde konuşun.”
Defne dudaklarını birbirine bastırdı.
“Ben onunla ne konuşacağım?”
“Bunu senin bilmen gerekiyor, kızım.”
“Anne, onu tanımıyorum bile.”
Kadın kızının karşısına oturdu.
“Öyleyse tanımaya çalış. Bir insanın nasıl biri olduğunu anlamak için bazen onunla baş başa konuşmak gerekir.”
Defne acı acı gülümsedi.
“Ya tanıdıkça daha çok korkarsam?”
Annesinin yüzündeki ifade değişti.
Bu soruya verecek hazır bir cevabı yoktu.
Bir süre sessiz kaldıktan sonra kızının elini tuttu.
“Bir şey seni gerçekten korkutursa bana anlat. Bunu unutma.”
Defne annesinin yüzüne baktı. İlk defa o gün, annesinin sözlerinde kendisini teselli etmekten daha fazlasını duydu. Belki annesi de her şeyin yolunda olmadığını hissediyordu. Belki o da Aras hakkında bilmediği şeyler olduğunu düşünüyordu.
Ama bunu sormaya cesaret edemedi.
Annesi ayağa kalktı.
“Hazırlan. Birazdan gelir.”
Kapıya yöneldi, sonra durup yeniden kızına baktı.
“Defne… Ne olursa olsun, kendini ezdirme.”
Bu sözleri söyledikten sonra odadan çıktı.
Defne uzun süre kapıya baktı.
Ardından yatağın üzerindeki elbiseyi eline aldı.
Saat tam sekize yaklaşırken konağın önünde bir araç sesi duyuldu.
Defne pencereye koşmadı. Yerinden kalkmadan, elbisesinin eteğini düzeltti ve aynadaki yansımasına baktı.
Saçlarını açık bırakmıştı. Yüzüne hafifçe dokunup gözlerinin çevresindeki kızarıklığı gizlemeye çalıştı.
Aşağıdan babasının sesi geldi.
“Aras Bey.”
Defne’nin elleri durdu.
Hazar, gelen misafiri kapıda karşılamıştı.
Aras’ın sesi duyuldu.
“Hazar Bey.”
İki adamın selamlaşması kısa sürdü. Ardından salona geçtiler.
Defne merdivenlerin başına geldiğinde ikisini karşı karşıya otururken gördü. Hazar’ın yüzü sertti. Aras ise koltuğa yerleşmiş, sanki bu evde bulunması son derece doğal bir şeymiş gibi sakin duruyordu.
Üzerinde koyu renk bir takım elbise vardı. Gömleğinin yakası açıktı. Bileğindeki saat, salondaki ışığın altında parladı.
Defne’nin merdivenlerden indiğini fark ettiğinde başını kaldırdı.
Bakışları bir an onun üzerinde durdu.
Sonra yeniden Hazar’a döndü.
“Defne’yi almaya geldim.”
Hazar arkasına yaslandı.
“Kızımın akşam saatlerinde nereye gideceğini bilmeden çıkmasına izin veremem.”
Aras’ın yüzünde herhangi bir değişiklik olmadı.
“Bunu anlayabiliyorum.”
Hazar, beklemediği bu sakin cevap karşısında bir an duraksadı.
“Öyleyse nereye gideceğinizi söyle.”
Aras gözlerini Hazar’dan ayırmadı.
“Birlikte yemek yiyeceğiz. Konuşacağız. Sonra da onu eve bırakacağım.”
Hazar’ın bakışları sertleşti.
“Ne konuşacağınızı ben de bilmek isterim.”
Aras’ın sesi değişmedi.
“Bunu Defne’yle konuşacağım, Hazar Bey. Sizinle değil.”
Salonda ağır bir sessizlik oluştu.
Defne merdivenin son basamağında durmuş, iki adamı izliyordu. Aras’ın sesini yükseltmesine gerek yoktu. Söylediği her kelime, karşısındakinin sınırını belirliyordu.
Hazar öne doğru eğildi.
“Karşında bir yabancı yok, Aras. Ben onun babasıyım.”
“Biliyorum.”
“Öyleyse üslubuna dikkat et.”
Aras birkaç saniye sustu. Sonra başını hafifçe eğdi.
“Saygısızlık etmek istemem. Ama Defne’yle konuşmak için sizden izin istemeye de gelmedim.”
Hazar’ın yüzü gerildi.
Ardından kızına baktı.
“Hazır mısın?”
Defne başını salladı.
“Hazırım.”
Hazar bir süre kızını izledi. Sonunda elini kaldırıp konuşmayı bitirdiğini belli eden bir hareket yaptı.
“Geç olmadan eve dönsün.”
Aras ayağa kalktı.
“Döner.”
Başka hiçbir şey söylemedi.
Defne annesine sarıldı. Kadın kızının kulağına eğilerek fısıldadı:
“Sakin ol. Ne söylemek istiyorsan açıkça söyle.”
Defne başını salladı.
Aras kapıya doğru yürüdü. Defne de arkasından gitti.
Konağın kapısından çıktıklarında Mardin’in serin akşam havası yüzlerine vurdu. Uzaklardan bir ezan sesi yükseliyor, taş sokakların arasından hafif bir rüzgâr geçiyordu.
Aras aracın kapısını açtı.
Defne binmeden önce ona baktı.
“Nereye gidiyoruz?”
Aras gözlerini ona çevirdi.
“Yemek yiyeceğiz.”
“Bunu biliyorum. Ama nereye?”
“Birazdan görürsün.”
Defne’nin kaşları çatıldı.
“Her soruma böyle cevap mı vereceksin?”
Aras kapının yanında durdu. Yüzündeki ifade sertleşti.
“Defne, daha arabaya bile binmedin. Şimdiden tartışmaya mı başlayacaksın?”
Genç kız dudaklarını sıktı.
“Ben sadece nereye gideceğimizi sordum.”
“Ben de birazdan göreceğini söyledim.”
Defne bir an ona baktı. Sonra daha fazla konuşmadan araca bindi.
Aras kapıyı kapatıp sürücü koltuğuna geçti.
Motor çalıştı.
Araç konağın önünden ayrılırken Defne geriye dönüp ailesinin evine baktı. Pencerelerden birinde annesinin silueti görünüyordu. Hemen yanında babası Hazar durmuş, siyah aracın uzaklaşmasını izliyordu.
Defne önüne döndü.
Aras gözlerini yoldan ayırmadan direksiyonu çevirdi.
İkisi de konuşmuyordu.
Fakat bu sessizlik, gün boyunca yaşananlardan daha ağırdı.
Çünkü Defne ilk defa Aras’la baş başaydı.
Ve onun hakkında bilmediği soruların, vereceği cevaplardan çok daha fazla olduğunu hissediyordu.

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

49okunma 20beğeni 0yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.

Kategoriler ve Temalar

Okumak istediğin dünyayı bul.

Kitap Kategorileri 36

Kitap Temaları 136

abiabilerabilerimabimin arkadaşıabiminarkadasiacıAileajanAkademi / OkulaksiyonAnlaşmalı Evlilikanonimarkadaş grubuArkadaşlıkArkadaştan AşkaaskerAskeriaskeri kurguaskerikurguaşiretAşkAşk/Romantikaşk üçgeniAvukatayrılıkbabaBerdelBilim KurgubilimkurgublBüyücadıCinayetçocukluk arkadaşıÇocukluk Aşkıdark romancedarkromanceDistopyadoğaüstüdoktorDostluk#DramDüşmandan Aşkaeğlenceenemies to loversFantastikGeçmişgenckurgugenç kurgugençlikgerçek ailegerçek ailemgerçekailemgerilimgizemGizli KimlikgücHayran KurguhukukHuysuz x NeşeliHüzünihanetİkinci Şansİlk görüşte aşkimkansızintikamİş Yeri AşkıkaderKaosKaradenizKardeşlikkatilKehanetkomediKomşudan AşkakorkuKraliyetkrallıkkurtadamKüçük KasabaLanetliseLise aşkılise kurgusumaceraMafyamahalleMardinmektupmitolojimizahmutluluknefretNefretten AşkaOkulölümörgüt#özlemPatron x ÇalışanpolisPolisiyePolitik EntrikaPsikolojiPsikolojikPsikolojik GerilimromantikRomantik komediromantizmSahte SevgililiksavaşSeçilmiş KişiSenkul Hobi Yazar:MaviduslersokagimSenKul:Maviduslersokagimsevda#sevgisırSırlarslowburnSporsuç#Şiir#takıntıTeodenTers KöşetextingtravmaTutkuüniversiteVampirwattpadyalnızlıkYasak AşkZıt KutuplarzorbalıkZorunlu Yakınlık+18