8. bölüm / 14
Yolun sonu7.bolum
Bölümler 14Şu an: 7.bolum
- 1 Karakterler15 kelime
- 2 1. Bölüm343 kelime
- 3 2. Bölüm176 kelime
- 4 3.bolum373 kelime
- 5 4.bolum353 kelime
- 6 5.bölüm341 kelime
- 7 6.bölüm494 kelime
- 8 7.bolum1.626 kelime · Okuduğun bölüm
- 9 8.bölüm757 kelime
- 10 9. Bölüm633 kelime
- 11 10.bolum1.065 kelime
- 12 11. Bölüm1.649 kelime
- 13 12. Bölüm914 kelime
- 14 13. Bölüm9 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Gece çökmüştü.
Ev sessizdi… ama o rahatsız edici sessizlikten.
Ekim yanımda yatağın kenarında oturuyordu. Dizlerini kendine çekmişti.
"Hiç güvenmiyorum bunlara," dedi fısıldayarak.
"Zaten güvenmeyeceksin," dedim. "Sadece oynayacağız."
"Ne oynayacağız?"
"Hangi oyunu oynuyorlarsa… daha iyisini."
Kapı tıklandı.
Cevap vermemizi beklemeden açıldı.
Emir.
Kapı eşiğinde duruyordu. Üstünde siyah tişört, elleri cebinde.
"Gelmeyecek misiniz?" dedi.
"Nereye?" dedim.
"Aşağı. Toplanıyoruz."
Gözlerimi kıstım.
"Toplantı mı var?"
"Herkesin olması gereken bir şey," dedi kısa keserek.
Ekim’e baktım. İkimiz de ayağa kalktık.
Salona indiğimizde herkes oradaydı.
Kuzey koltuğun arkasına yaslanmıştı. Bora yine elinde bir şey yiyordu. Parla ise bize bakıp göz devirdi.
"Ne bakıyorsun?" dedim direkt.
"Hiç," dedi ama bakmaya devam etti.
"Kesinlikle hiç."
Emir ortada duruyordu.
"Dinleyin," dedi. "Eralp meselesi bitmedi."
"Bitmediğini biliyoruz," dedim.
"Bilmiyorsunuz," dedi sertçe. "Bugün onu aldık… ama bu işte yalnız değil."
Kaşlarımı çattım.
"Ne demek istiyorsun?"
Kuzey öne çıktı.
"Eralp biriyle çalışıyor."
O an içimde kötü bir his oluştu.
"Kim?" dedim.
Emir başını iki yana salladı.
"Bilmiyoruz."
"Harika," dedim alayla. "Süper bir plan."
"Plan bu yüzden var zaten," dedi.
Masanın üstüne bir dosya attı.
"Bu, Eralp’in son bir ayda görüldüğü yerler."
Dosyayı açtım.
Fotoğraflar.
Haritalar.
Notlar.
Ama bir şey dikkatimi çekti.
"Bu… düzenli," dedim.
"Ne?" dedi Bora.
"Bu hareketler rastgele değil. Biri yönlendiriyor."
Emir bana baktı.
"Ben de aynısını düşünüyorum."
Ekim sessizce konuştu:
"O zaman… bizi niye kaçırdı?"
Herkes sustu.
Sorunun cevabı ağırdı.
Parla dudak büktü.
"Belki de hedef sizdiniz."
Ekim gerildi.
"Saçmalama," dedim.
"Hiç de saçma değil," dedi Parla. "Adam yıllardır senin kardeşine takıntılı. Şimdi seni de işin içine çekti."
Emir araya girdi.
"Yeter."
Sonra bana döndü.
"Eylem… sen onun geçmişini en iyi bilen kişisin."
"Ve?"
"Bize yardım edeceksin."
Kollarımı bağladım.
"Zaten ediyorum."
"Hayır," dedi. "Gerçekten edeceksin."
Göz göze geldik.
Bu sefer bakışı farklıydı.
Daha ciddi.
Daha… kararlı.
"Yarın dışarı çıkıyoruz," dedi.
Kuzey başını kaldırdı.
"Nereye?"
Emir gözlerini benden ayırmadan cevap verdi:
"Eralp’in bıraktığı izleri takip etmeye."
"Ve Chaewon’u bulmaya," diye ekledi Emir.
O an ortam yine sessizleşti.
Kaşlarımı çattım.
"Demek gerçekten var."
Emir bana sert bir bakış attı.
"Var."
"Ve kayıp," dedim.
Cevap vermedi.
Bu bile yeterliydi.
Ekim bana yaklaşıp fısıldadı:
"Bu kız onun için çok önemli galiba."
"Fazlasıyla," dedim kısık sesle.
Ertesi sabah.
Hava griydi. İç sıkıcı.
Hepimiz hazırlanmıştık.
Bu sefer kimse şakalaşmıyordu.
Arabaya bindiğimizde Emir direksiyona geçti. Kuzey ön koltuğa, ben ve Ekim arkaya. Bora ve Parla da diğer araca geçti.
"İlk durak neresi?" dedim.
Emir kısa cevap verdi:
"Son görüldüğü yer."
Yarım saat sonra eski, terk edilmiş bir binanın önünde durduk. Emir arabanın çekmecesinden iki silah çıkartıp bize uzattı.
"Kendinizi kollayın"
Arabadan indigimizde Bora ile Parla nın bizi beklediğini fark ettik.
"Burada mı?" dedi Bora.
"Evet," dedi Emir.
Bina… ürkütücüydü.
Camlar kırık, kapı paslı.
İçeri girdik.
Adımlarımız yankı yapıyordu.
Ekim koluma girdi.
"Hiç iyi hissetmiyorum."
"Ben de," dedim.
Emir önden yürüyordu. Gözleri her detayı tarıyordu.
Bir odaya girdik.
Duvarlar kirliydi… ama bir şey dikkatimi çekti.
"Dur," dedim.
Herkes bana baktı.
Duvara yaklaştım.
Parmağımla tozu sildim.
Altından ince bir yazı çıktı.
Korece.
Emir bir anda yanıma geldi.
"Ne yazıyor?" dedi gergin bir sesle.
Yutkundum.
"‘Ben buradaydım’… yazıyor."
Emir’in çenesi sıkıldı.
"Emin misin?"
"Kesinlikle."
Ekim şaşkınlıkla baktı.
"Yani… bu kız buradaydı?"
"Evet," dedim. "Ve bilerek iz bırakmış."
Kuzey etrafa bakındı.
"O zaman başka da vardır."
Araştırmaya başladık.
Dakikalar geçti.
Sonra Bora seslendi:
"Buraya bakın!"
Hepimiz koştuk.
Yerde küçük bir kolye vardı.
Emir eğilip aldı.
Elinde tuttuğu an…
Yüzü değişti.
"Bu onun," dedi kısık sesle.
İlk defa…
Emir Atalay’ın gerçekten sarsıldığını gördüm.
Tam o sırada…
Üst kattan bir ses geldi.
Gıcırttı.
Herkes dondu.
Kuzey silahını çekti.
"Yalnız değiliz."
Emir başını kaldırdı.
Gözleri karanlığa odaklandı.
"Yukarıda biri var."
Kalbim hızlandı.
Ekim kolumu daha sıkı tuttu.
Emir yavaşça konuştu:
"Herkes dikkatli olsun."
Sonra ilk adımı attı.
Merdivenlere doğru.
Ve biz…
Onu takip ettik.
Herkes nefesini tutmuştu.
Üst kat tamamen karanlıktı.
Bir adım daha…
Bir ses.
“Tık…”
Hepimiz donduk.
Kuzey silahını kaldırdı.
"Orada biri var," dedi fısıltıyla.
Emir elini kaldırdı, sessiz olmamızı işaret etti.
Yavaşça yukarı çıktı.
Biz de peşinden.
Koridor dar ve uzundu. Duvarlar eskiydi, boya dökülüyordu.
Ekim kulağıma fısıldadı:
"Bu çok kötü bir fikir gibi hissediyorum."
"Cidden mi?" dedim kısık sesle. "Ben en başından beri öyle hissediyorum."
Koridorun sonundaki kapı hafif aralıktı.
Işık sızıyordu.
Emir kapıya yaklaştı.
Elini uzattı…
Tam o anda kapı bir anda açıldı.
Ve biri çıktı.
Hepimiz geri çekildik.
Karşımızda duran kişi…
Genç bir kadındı.
Soğuk bakışlı, kendinden emin.
Ve elinde bir silah vardı.
Silah direkt Emir’e doğrultulmuştu.
O an ortam buz kesti.
Emir kıpırdamadı.
Kadın gözlerini kıstı.
"Geç kaldınız," dedi sakin bir sesle.
Ekim fısıldadı:
"Kim bu…"
Emir’in sesi ilk kez değişti.
Daha düşük, daha sert.
"Chaewon…"
Herkes dondu.
Bora bile.
Kadın hafifçe başını eğdi.
"Abi," dedi.
O an sanki dünya durdu.
Emir bir adım attı.
"Silahı indir."
Chaewon gülmedi.
"Siz buraya gelmemeliydiniz."
Kuzey fısıldadı:
"Bu… Emir’in kardeşi mi?"
Emir gözünü ondan ayırmıyordu.
"Evet," dedi kısık sesle.
Chaewon’un parmağı tetiğin üstüne gitti.
"Son kez söylüyorum," dedi.
"Buradan gidin."
Ekim bana baktı.
"Bu kız… tehdit gibi konuşuyor."
"Çünkü öyle," dedim.
Emir bir adım daha attı.
"Ben seni bırakmam."
Chaewon’un eli hafifçe titredi.
Ama silah hâlâ doğrultuluydu.
"Yaklaşma," dedi.
Sessizlik…
Ve sonra…
Koridorun diğer ucundan bir ses geldi.
Alkış sesi.
Tak… tak… tak…
Herkes döndü.
Karanlıktan bir adam çıktı.
Gülüyordu.
"Ne güzel aile buluşması."
Eralp.
Eralp’in yüzü gözü mosmordu. Dudak kenarında kurumuş kan vardı. Ama buna rağmen gülüyordu.
Yavaş yavaş ışığın altına girdi.
"Ne güzel aile buluşması," dedi tekrar.
Emir’in çenesi kilitlendi.
"Sen…" dedi kısık sesle.
Eralp omuz silkti.
"Ben ne?"
Chaewon silahı hâlâ tutuyordu ama gözleri Eralp’e kaymıştı. Bir anlık tereddüt… sadece bir an.
Emir bunu fark etti.
"Chaewon, dikkatini dağıtma," dedi sertçe.
Ama çok geçti.
Eralp bir adım daha attı.
"Silahı indir kızım," dedi sakince. "Zaten kullanamayacaksın."
Chaewon dişlerini sıktı.
"Yaklaşma!"
Eralp güldü.
"Bak hâlâ aynı inat."
Bir anda Kuzey öne çıktı ama Emir elini kaldırıp durdurdu.
"Kimse karışmayacak," dedi Emir.
Gözleri Eralp’taydı.
"Onu ben halledeceğim."
Eralp başını yana eğdi.
"Önce beni mi halledeceksin? Yoksa kız kardeşini mi ikna edeceksin?"
O an ortam tekrar buz kesti.
Eralp Chaewon’a döndü.
"Bak küçük kız… seni buraya kim getirdi sanıyorsun?"
Chaewon cevap vermedi.
Eralp devam etti:
"Kaçtığını sanıyorsun ama hep aynı yerde döndün."
Emir bir adım daha attı.
"Yeter."
Eralp bu sefer Emir’e baktı.
Ve gülümsemesi daha da iğrenç bir hal aldı.
"Sen hâlâ onu kurtarabileceğini mi sanıyorsun?"
Emir’in sesi düştü.
"Silahı indir."
Chaewon bir an nefes aldı.
Ve o an…
Eralp çok hızlı hareket etti.
Bir adım.
Bir hamle.
Chaewon’un bileği sarsıldı.
Silah yere düştü.
Tak!
Eko gibi ses tüm binada yankılandı.
Ekim irkildi.
"İşte bu kadar," dedi Eralp sakin bir sesle.
Ama iş bitmemişti.
Çünkü Emir artık tamamen öfkeliydi.
Gözleri kararmıştı.
Ve o an…
İlk yumruğu attı.Chaewon ise dizlerinin üstünde sessizce ağlıyordu.
Bora yavaşça yaklaşarak Emir’e baktı.
"Yeter kanka," dedi. "Bitti."
Emir sonunda geri çekildi.
Ama gözleri Eralp’ten ayrılmadı.
"Bu bitmedi," dedi kısık sesle.
Eralp gülmeye çalıştı ama yüzü mosmordu.
"Hiçbir şey bitmez zaten," dedi.
Ben Emir’e döndüm.
"Şimdi kontrolü kaybetme," dedim.
O bana baktı.
Sonra sadece başını salladı.
Bir anlık sessizlik oldu.
Eralp yavaşça nefes aldı ve gülümsedi.
"Yeter," dedi kısık sesle.
O anda hızlıca hareket etti.
Chaewon’un yanına bir anda çöktü, kolundan sertçe tuttu ve onu yerden kaldırdı.
"Çek elini!" diye bağırdı Emir.
Ama Eralp çoktan Chaewon’u kendine çekmişti.
Chaewon tepki vermeye çalıştı ama dengesizdi, hâlâ yaşadığı şoktaydı.
Eralp cebinden küçük bir gaz kapsülü çıkardı.
"Dur!" diye bağırdı Bora.
Ama Eralp kapsülü yere attı.
Bir anda yoğun bir duman yayıldı.
"Ekim, nefes alma!" dedim.
Herkes geri çekildi.
Görüş tamamen kapandı.
Öksürük sesleri yükseldi.
Dumanın içinde sadece sesler duyuluyordu.
Emir öfkeyle ileri atıldı ama bir şey göremiyordu.
Bende hiç birsey göremesemde peşinden koşmaya başladım. Eralpi chaewon'u arabaya zorla bindirirken gördüm. Beni görünce arabaya binip kaçmaya başladı. Koşma yeteneğime güvenip peşinden koşmaya başladım. Bir süre sonra artık koşamayacağımı anladım ve cebimdeki silahla tekerleğe birkaç kez ateş ettim. Teker patladı.
Araba kontrolden çıktı.
Sola savruldu.
Direksiyon sesi, fren sesi…
Ve güm! diye kaldırıma çarptı.
Ben koşmayı bırakmadım.
Hızla arabaya yaklaştım.
Kapıya ulaştığım anda kapıyı çektim.
Ama kilitliydi.
"Çık dışarı!" diye bağırdım.
İçeride Eralp bana baktı.
Yüzü hâlâ mosmordu.
Ama…
Gülüyordu.
Sinirim daha da arttı.
Tam silahı kaldırdım ki—
Kapı bir anda açıldı.
Eralp dışarı fırladı.
Ve beni sertçe itti.
Dengemi kaybettim ama düşmedim.
Hemen toparlandım.
Silahı tekrar doğrulttum.
Ama o an…
Chaewon’un sesi geldi:
"Dur!"
Başımı çevirdim.
Chaewon arabanın içindeydi.
Gözleri doluydu.
Ve bana bakıyordu.
O bir anlık tereddüt…
Eralp’e yetti.
Koşmaya başladı.
"Kaçıyor!" diye bağırdım.
Ama bu sefer yalnız değildim.
Arkamdan Emir’in ayak sesleri geldi.Eralp hiç arkasına bakmadan koşuyordu.
Emir yanımdan fırladı.
"Bu sefer kaçamayacaksın!" diye bağırdı.
Kuzey ve Bora da arkadan geliyordu.
Sokak dardı.
Eralp sağa saptı.
Biz de peşinden.
Ayak sesleri yankılanıyordu.
Nefesim hızlanmıştı ama duramazdım.
Bu iş burada bitecekti.
Eralp bir anda önündeki çiti atladı.
Emir hiç düşünmeden peşinden atladı.
Ben de.
Ayağım yere sert indi ama dengemi kaybetmedim.
Eralp bir an tökezledi.
İşte fırsat.
Hızlandım.
Koluna uzandım—
Tam yakalayacakken kendini kurtardı.
Ama bu sefer Emir yetişti.
Arkasından yakaladı.
İkisi birlikte yere düştü.
Güm!
Emir üstüne çıktı.
"Bu sefer bitti," dedi dişlerinin arasından.
Eralp gülmeye çalıştı.
"Hiçbir şey bitmez…"
Ama cümlesi yarım kaldı.
Çünkü Emir yumruğu indirdi.
Bir tane.
Bir tane daha.
"Emir DUR!" diye bağırdım.
Ama duymuyordu.
Yine aynı şey.
Kontrol gidiyordu.
Koşup yanlarına geldim.
Kolunu tuttum.
"Yeter!"
Bu sefer bana baktı.
Nefesi hızlıydı.
Gözleri öfkeyle doluydu.
"Çekil," dedi.
"Hayır," dedim. "Onu bayıltacaksın."
Zaten Eralp yarı baygındı.
Yüzü kan içindeydi.
Kuzey geldi.
"Ellerini bağlayalım," dedi.
Bora cebinden ip çıkardı.
"Sonunda işe yaradı bu," dedi.
Eralp’in ellerini arkadan sıkıca bağladılar.
Emir ayağa kalktı.
Hâlâ sinirliydi.
"Bitmedi," dedi.
"Bitmeyecek de."
Ben arabaya baktım.
"Chaewon…"
Koşarak geri döndüm.
Kapıyı açtım.
Chaewon hâlâ oradaydı.
Şoktaydı.
"Geldik," dedim yavaşça.
Gözlerini bana çevirdi.
"Siz… gerçekten geldiniz…"
Arkamdan Emir’in sesi geldi:
"Onu götürüyoruz."
"Nereye?" dedim.
Kuzey cevap verdi:
"Konuşacağı bir yere."
Bora sırıttı:
"Eski bir depo var… tam ona göre."
Eralp’i sürükleyerek arabaya götürdüler.
Bu sefer kaçamayacaktı.
Ama içimde bir his vardı.
Bu kadar kolay bitmezdi.
Asla.
Bölüm etkileşimi
