11. bölüm / 14
Yolun sonu10.bolum
Bölümler 14Şu an: 10.bolum
- 1 Karakterler15 kelime
- 2 1. Bölüm343 kelime
- 3 2. Bölüm176 kelime
- 4 3.bolum373 kelime
- 5 4.bolum353 kelime
- 6 5.bölüm341 kelime
- 7 6.bölüm494 kelime
- 8 7.bolum1.626 kelime
- 9 8.bölüm757 kelime
- 10 9. Bölüm633 kelime
- 11 10.bolum1.065 kelime · Okuduğun bölüm
- 12 11. Bölüm1.649 kelime
- 13 12. Bölüm914 kelime
- 14 13. Bölüm9 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Eve önüne gelmistik benim hem çok uykum vardı hemde biraz acıkmıştım. Ben böyleysem Ekimi hayal bile edemiyorum. Kendisi zaten yemeğe çok düşkündü. Arabanın kapısı açıldı. Emir hadi dercesine bakıyordu arabadan ilk Ekim indi. Bende çıktım. Emirrabanın kapısını kapattı. Eve doğru yürümeye başladım. Ne kadar yorgunsam sağa sola yalpalayarak gidiyordum. Emir arkamdan gelip
"İyi misin?" diye sordu. Evet anlamında başımı salladım. Birşeyim yoktu ama basım dönüyordu
Emir kaşlarını hafifçe çattı, bakışlarını üstümden çekmedi. Yanıma biraz daha yaklaştı, sanki düşecekmişim gibi hazır bekliyordu.
“Hiç iyi görünmüyorsun ama…” dedi, sesi bu sefer daha yumuşaktı.
Bir şey demeye çalıştım ama tam o sırada gözlerim karardı gibi oldu. Adım kayınca refleksle kolumu tuttu. Dengemi onun sayesinde toparladım.
“Tamam, bu kadarı yeter.” dedi kararlı bir sesle. “Açsın ve uykusuzsun, belli.”
Ekim arkadan gülerek yaklaştı: “Ben demiştim, önce yemek! Aç insan dramı yaşıyoruz burada.”
Emir ona kısa bir bakış attı. “Şaka sırası değil.”
Sonra tekrar bana döndü: “İçeri geçiyoruz. Önce bir şey yiyeceksin, sonra da dinleneceksin. İtiraz yok.”
Kapıyı açtı, içeri girdiğimizde evin sıcaklığı yüzüme çarptı. Bir an gerçekten ne kadar yorulduğumu fark ettim. Ayakkabılarımı bile zor çıkarıyordum.
Ekim çoktan mutfağa yönelmişti: “Ben bir şeyler hazırlıyorum! Açlıktan ölüyorum!”
Emir ise hâlâ yanımdaydı. “Yürüyebiliyor musun?” diye sordu bu sefer daha sakin.
Başımı salladım ama bu sefer pek ikna edici değildim.
İç çekti, sonra hiç beklemediğim bir şey yaptı. Kolumu omzuna aldı, yavaşça destek olarak beni salona götürdü.
“Biraz otur. Zorlamanın anlamı yok.”
Koltuklara oturduğumda başım hafifçe geriye düştü. Ekimin yanına gittim. Mutfağa girdiğimde Ekim tezgâhın başında uğraşıyordu ama ortalık dağınık değildi, sadece eksikler vardı. Kısa bir bakış attım, durumu anladım.
“Tabakları çıkarıyorum,” dedim sakin bir sesle.
Ekim başını salladı: “Tamam, ben de yemeği bitiriyorum.”
Dolabı açıp tabakları aldım, masaya düzenli bir şekilde yerleştirmeye başladım. Hareketlerim yavaştı ama kontrollüydü. Yorgunluk hâlâ vardı ama iş yapmak zihnimi toparlıyordu.
Ekim arada bana baktı: “İyi misin şimdi?”
“İdare eder,” dedim. “Geçer.”
O sırada Emir kapıdan içeri girdi.
“Burada ciddi bir ekip çalışması var gibi.”
Göz ucuyla baktım: “Öyle sayılır.”
Emir tezgâha yaslandı: “Ben de bir işe yarayayım mı, yoksa moral desteği yeter mi?”
Ekim gülerek: “Gel şu ekmeği kes, en azından.”
“Bak bu önemli görev,” dedi Emir, bıçağı alırken.
Arkasından Bora ve Kuzey de geldi. Kuzey etrafa bakıp: “Güzel kokuyor,” dedi sadece.
Parla da sandalyeleri düzeltti: “Masa hazır sayılır.”
Herkes küçük küçük bir şeylerle uğraşmaya başladı. Kimse abartmıyordu, kimse acele etmiyordu. Sadece birlikte tamamlıyorlardı.
Ben çatal-kaşıkları yerleştirirken Emir sessizce yaklaştı: “Biraz toparlamışsın.”
“Evet,” dedim kısa.
“İyi.”
Bu sefer şaka yapmadı. Sadece söyledi.
Masa hazır olduğunda herkes yerine geçti. Tabaklar paylaşıldı, yemek sessizce başladı. İlk birkaç dakika kimse konuşmadı, sadece günün yorgunluğu üzerlerinden akıp gidiyordu.
Sonra Bora: “Bugün gerçekten uzundu,” dedi.
Kuzey başını salladı: “Ama fena bitmedi.”
Ben bir an durup masaya baktım. Herkes sakindi. Gürültü yoktu, gereksiz şaka yoktu. Sadece… dengeliydi.
Emir bardağından bir yudum alıp: “Yarın daha iyi olur,” dedi rahat bir tonla.
Bir şey demedim ama içimden “olur” diye geçirdim. Ekim bir lokma alıp yüzünü buruşturdu: “Tamam, güzel ama… bir şey eksik.”
Bora kaşını kaldırdı: “Ne eksikmiş bakalım, şef?”
Ekim hiç düşünmeden: “Baharat.”
Bora hafifçe gülümsedi: “Sen her şeye baharat diyorsun.”
“Çünkü doğru,” dedi Ekim, ciddiyetle ama gözlerinde hafif bir oyun vardı. “Hayatın sırrı bu.”
Kuzey araya girdi: “Yok, hayatın sırrı uyumak.”
Parla başını salladı: “İkiniz de aşırı iddialısınız.”yine bir şey anlatırken: “Bak, ben diyorum ki…”
Bora araya girip: “Sen diyorsun diye doğru olmuyor.”
Ekim gözlerini devirdi: “Tamam tamam, anladık en komik sensin.”
Parla kıkırdadı, Kuzey ise sandalyeye yaslanmış izliyordu. Emir de arada gülüp geçiyor ama konuşmalara çok karışmıyordu.
Ben sandalyeden yavaşça kalktım. Yorgunluk tamamen geçmemişti ama en azından o baş dönmesi kalmamıştı.
Emir bunu fark etti: “Nereye?”
“Biraz hava alacağım,” dedim kısa bir şekilde.
Ekim hemen dönüp: “Daha yeni geldik ama…”
“Geçer,” dedim fazla uzatmadan.
Kimse üstüne gitmedi. Bu iyi bir şeydi.
Emir de ayağa kalktı, sandalyesini hafif geri itti: “Ben de çıkıyorum.”
Bora kaşını kaldırdı: “İkiniz aynı anda mı hava alıyorsunuz?”
Emir omuz silkti, rahat bir tonla: “Sigara içeceğim.”
Ekim hemen yüzünü buruşturdu: “Off Emir…”
Emir elini kaldırdı: “Başlamayalım.”
Kimse uzatmadı. Konu kapandı gibi oldu.
Ben kapıya doğru yürürken Emir de arkamdan geldi. Evden çıkınca serin hava yüzüme çarptı. İçerideki sıcaklıktan sonra iyi gelmişti.
Emir bir adım ileride durdu, sigarasını çıkarırken: “Bugün kalabalık iyi geldi mi?” dedi, daha çok sıradan bir sohbet gibi.
“Evet,” dedim. Kısa.
Bir süre sessizlik oldu. Sadece sokak sesi vardı.
Emir sigarasını yakarken başını hafif yana çevirdi: “Az önceki olay… Ekim fazla büyüttü gibi.”
Göz ucuyla baktım: “Büyütmedi.”
Omuz silkti: “Sen de önemsemedin zaten.”
“Önemli değildi,” dedim net bir şekilde.
Bu kadar. Üzerinde durmak istemiyordum.
Emir bunu anladı, konuyu uzatmadı. Sadece bir nefes daha aldı.
Ben bir adım kenara çekildim, duvara yaslandım. Hava iyiydi, gece sakindi.
Bir süre sonra Emir hafifçe: “İyi misin şimdi?” dedi.
Bu sefer cevap vermeden önce düşündüm.
“Evet,” dedim. Bir süre sonra Ekim bize bağırdı
"Hadi gelin ne bok yiyorsunuz orda"
"Tamam geliyoruz"
İçeri girdik masada biraz oturduk Ekim ve Bora yine atıştılar.
Kuzey esneyerek ayağa kalktı: “Ben direkt uyuyorum, kimse beni rahatsız etmesin.”
Bora da arkasından: “Aynı. Yarın konuşuruz.”
Parla odasına geçerken: “İyi geceler,” dedi.
Ekim de sandalyesini geri itti: “Ben de bittim. Eylem, geliyorsun değil mi?”
Başımı salladım: “Geliyorum.”
Odaya geçtiğimizde Ekim yatağa kendini bıraktı: “Bugün gerçekten uzundu.”
“Evet,” dedim kısa bir şekilde.
Işığı kapatmadan önce üstümü değiştirdim, sonra yatağın diğer tarafına uzandım. Oda sessizdi. Ekim birkaç dakika daha bir şeyler mırıldandı ama sonra sesi kesildi. Çok geçmeden uyudu.
Ben ise tavana bakıyordum. Uykum vardı ama hemen gelmiyordu.
Bir süre sonra sessizce kalktım. Ekim’i uyandırmamaya dikkat ederek odadan çıktım.
Salon karanlıktı. Balkona doğru hafif bir ışık vuruyordu. Kapıyı araladığımda serin hava tekrar yüzüme çarptı.
Emir balkonda, korkuluğa yaslanmıştı. Elinde sigara vardı. Duman yavaşça havaya karışıyordu.
Beni görünce başını hafifçe çevirdi: “Uyumadın mı?”
“Uyuyamadım,” dedim.
Başını salladı: “Ben de.”
Yanına geçtim ama çok yaklaşmadım. Balkon sessizdi, sadece uzaktan gelen şehir sesleri vardı.
Emir sigarasından bir nefes alıp: “Gün bitince kafa daha çok doluyor,” dedi.
“Doğru,” dedim.
Bir süre kimse konuşmadı.
Sonra Emir hafifçe: “İçeride iyiydin ama… kendini çok zorluyorsun bazen,” dedi.
Gözlerimi balkondan aşağı kaydırdım: “Alışkanlık.”
“Değiştirilebilir,” dedi.
Kısa bir nefes verdim: “Belki.”
Emir sigarasını söndürdü, bu sefer daha ciddi bir tonla: “Yalnız değilsin, bu arada.”
Cümle basitti ama boş değildi.
Ona bakmadım, sadece hafifçe başımı salladım.
“Biliyorum.”
Gerçekten biliyordum.
Gece serindi, ama rahatsız etmiyordu. İçerideki herkes uyumuştu. Balkon ise sanki ayrı bir dünyaydı—daha sessiz, daha net.
Ve ilk defa o gün… hiçbir şey ağır gelmiyordu.
⭐⭐⭐⭐⭐⭐⭐⭐⭐⭐⭐⭐⭐⭐⭐⭐⭐⭐⭐⭐⭐⭐⭐⭐⭐⭐⭐⭐
Arkadaşlar kitaba YouTube hesabı açtım adı: @yolunsonu.vaveyla
Bölüm etkileşimi
