Kraliyet Balosu Bölüm-2

Vaveyla Yazarı: Foxy ikBAL

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 5Şu an: Kraliyet Balosu Bölüm-2

" Selam kızlar."

Pamela'nın merakına yenik düşmesiyle beni de sürükleyerek diğer iki kızın bulunduğu o daya girmişti.

"Ben Pamela, buda o da arkadaşım Coraline." diyerek bizi tanıtma gereği duydu.

"Ben Anabel, memnun oldum kızlar." diyerek içten bir gülümseme bahşetti bize.

Çakır gözlere sahipti, koyu kıvırcık saçlarını topuz yapmış, üstünde bordo, kadife bir elbise vardı. Sert bir imaja sahip olsa da kişiliği nazik ve sıcakkanlıydı.

Ardından:

"Memnun oldum, ben de Laura." dedi. Gün ışığı renginde parlak sarı saçlara ve gök kadar açık mavi gözlere sahip kız. Laura isimli bu kız sarı saçları sayesinde ne kadar yumuşak bir yüze sahip olsa da bir o kadar soğuktu sanki. Yeşil tülden bir elbisenin içinde zayıf bedeni daha çok ortaya çıkmış, ihtişam ve asillikle koltukta sanki bir prenses edasıyla oturuyordu.

"Sizinle tanışmak için geldik kızlar, rahatsızlık verdiysek affedin."

"Beş kız olduğumuzu sanıyordum?" diyerek, şaşkınlığını belli eden bir ifade takındı Anabel.
Bu sefer konuşmaya ben girdim

"O gelmeyi tercih etmedi, uyumaya ihtiyacı varmış."

"Faylinn yine egosundan ödün vermedi desene." dedi Laura, göz devirerek.

"Tanışıyor musunuz?"

"Eskiden aynı kasabadaydık onla Coraline. Sonra Sunshire'a taşındılar ailecek. O zamanlarda bile egosundan taviz vermezdi hiçbir zaman."

"Sen nerelisin ki?" diyerek lafa atladı Pamela.

"Ben Steeprun'lıyım"

Anladığını belli eden bir kafa hareketinin sonunda sessiz kaldı Pamela. Ama ardından bu o daya neden geldiğimiz aklına gelmiş olacak ki:

"Yaşlarınız kaç kızlar" dedi.

"Kasımda yirmi olacağım." dedi Anabel doğum gününe beş ay kalmasının sevinciyle.

"Bende yirmi bir yaşımdayım."

Laura'nın da dördümüz gibi aynı yıl doğduğunu fark etmek hayretle birbirimize bakmamızı sağladı.

"İki yüz yaşında olduğumuzu söylemedik kızlar, korkmanıza gerek yok" diyerek kıkırdadı Laura. Anabel'de ona eşlik ederek gülümsedi.

"Anlatın bakalım sizi telaşa sokan şey nedir?"

"Coraline ve Faylinn'e sorduğumda da aynı yirmi bir yaşına gireceklerini öğrendim kızlar ve trajikomiktir ki bende yirmi bir yaşıma girdim iki gün önce."

Pamela'nın paniğe sokan konuşma tarzı beni dahi germiş bulunuyordu.

"Nasıl yani hepimiz aynı yıl mı doğduk?"

Anabel telaşlanmışa benziyordu, sakinleştirmek adına konuşmaya dahil olmak istedim:

"Yarın öğreneceğiz her şeyi, hadi yatın siz. Sabah dinç bir şekilde kalkıp güzel bir güne hazırlıklı olmalıyız" sözlerim elbette hiç içten ve inandığım şeyler değildi. Fakat kimsenin bizim yüzümüzden gerilmesine lüzum görmemiştim.

Pamela'nın da iyi geceler dilemesiyle sessiz adımlarla bize ayrılan o dada yerimizi aldık. Faylinn güzellik uykusundaydı. Benim için yatağıma koyulmuş olan gece elbisesini giyip, saçımın üstündeki örgüyü çözerek yatağın içine girdim ve uyumayı dileyerek gözlerimi kapattım. Günün yorgunluğu göz kapaklarıma ağırlık yapıyordu. Bir sürenin ardından uyku ile uyanıklık arasında mekik dokurken, kulağımın dibinden gelen sesle yerimden sıçradım.

"Uyudun mu?"

Ses Pamela'ya aitti. Yüreğim ağzıma gelmişti korkudan. Yatağımın kenarındaki ahşap masadan sürahiyi alarak bir yudum su içtim -Annem korkunca su içmem gerektiğini söylerdi hep-

"Ne var Pamela, kan uykuma geçerken uyandırmana sebep nedir acaba? Gerekli bir açıklama yapsan çok iyi olur"

"Özür dilerim, uyuduğunu düşünmemiştim. Amacım Faylinn'i uyandırmamaktı. Ama sanırım fark etmeden seni uyandırdım"

"Tamam, söyle bakalım ne oldu?"

"Düşünmekten uyuyamadım da. Sence sabah neler olacak, Kraliçe neyin duyurusunu yapacak bize?"

"Tanrı aşkına, Pamela beni bundan ötürü uyandırmış olamazsın. Nerden bilebilirim neler öğreneceğimizi, müneccim değilim üzgünüm. Ama uyursan inan istediğin cevaba daha hızlı ulaşırsın. Bu yüzden yat ve uyu artık!"

Biraz sert çıkışmış olmalıyım ki, başını masum bir kız çocuğu edasıyla sallayarak yatağına tekrardan girdi.

Sabah pek sevinç duyacağımız şeyler olmayacağını dile getiren Tilkilerimden kurtulmayı umarak tekrar gözlerimi kapatmıştım. Uykum göz kapaklarımı kapatırken, kafamda bulunan ve susmak bilmeyen Tilkiler uyumamı istemezcesine fazla konuşuyorlardı.

Yeter artık! diye içten bir çığlık atmamın ardından; başarmıştım. Susmuşlardı.

Derin bir nefes verip uykumu bölmeye çalışan her şeye lanet ederek, gözlerimi uyanıncaya kadar açmamak adına kapattım. Ve uykunun pamuk şeker tadındaki hazzına kendimi bırakırken yine o ses ile irkildim... Güçlü, anlaşılmayan ama göğsümde hissettiğim o ses. Ve güneşe açılan kapı...

☽♔☾

"Uyanın hanımlar, sizin için hazırladığımız kahvaltı sofrası yenmeyi bekliyor"

Dedi yumuşak bir ses. Gözümü ovuşturarak nazik sesin sahibine baktığımda kırklı yaşlarında bir hizmetçiyle göz göze geldim.

"Günaydın Hanımefendi üstünüzü değiştirip benimle yemek odasına gelin lütfen. Kapıda bekliyor olacağım" diyerek dışarı çıktı hizmetçi, tatlı kadın. Gerinerek ayağa kalktım ve ardından daha uykuda olan kızları uyandırma kararı aldım.

"Kalkın hadi kızlar!"

"Coraline, sus lütfen, uyumak istiyorum." diye mırıltı içinde yarı anlaşılır dilde çıkıştı.
"Söylenmede kalk Pamela, o kadar bizim için kahvaltı hazırlamışlar. Ayıp olur"

Gözleri 'kahvaltı' kelimesini duymasıyla fal taşı gibi açılan Pamela yatakla bir süre boğuşmasının ardından hızla üstünü giymeye koyuldu.
Faylinn'den yumruk yeme riskini göze alarak yanına gittim:

"Faylinn, kalk hadi. Hizmetçi bizi bekliyor yemek odasını göstermek için."

Gözlerini kısarak yüzüme baktı.

"Efendim?"

"Hizmetçi diyorum, bizi bekliyor hazırlan hadi." diyerek gülümsedim.

Karşılık olarak tebessüm ederek ayağa kalktı. Aslında göründüğü kadar kaba bir kız değildi sanırım.
O da tıpkı Pamela gibi giysilerini eline alarak giyinmeye başladı, tek ben kalmıştım. Ardından bende üstümdeki gece elbiselerini çıkararak, ne zaman koyulduğundan bihaber olduğum yatağın ucundaki sırt dekolteli koyu yeşil elbiseyi giymeye başladım ve sonrasında yanında duran botları ayağıma geçirdim. Topuklu ayakkabıdan on kat daha rahat olduğuna yemin edebilirim.

Üstümü giyerken gözlerim Faylinn'in sırtındaki belirgin yara izine kaydı. Basit bir yara izine benzemeyen yaklaşık bir karış olan bu yarayı uygun bir anda Faylinn'e sormaya karar vererek giyinmeye devam ettim. En son birbirine girmiş olan saçlarımı tarayarak boydan boya ördüm. Artık hazırdım, diğer iki kızında hazır olduğundan emin olduktan sonra odadan çıktık.

Dediği gibi kapıda bekliyordu adını bilmediğim hizmetçi kadın.

Onu takip ederek üç merdiveni aşarak salonun yanındaki uzun koridorun sonunda bulunan yemek odasına vardık. İçeri girdiğimizde biz hariç herkes kahvaltıya oturmuştu bile. Bizde uzun masanın bizim için bırakılan kısmına oturup birbirimize afiyet dileyerek kahvaltıya başladık. Masada bir kuş sütü eksikti; Omletinden yağda kızartılmış mis gibi kokan ekmeklere, çeşitli çöreklerden mest eden kokusuyla kare sosis ve kızarmış patatesine kadar zengin ve özenle hazırlanmış bir menü vardı.

"Bunca güzelliği yememek hakaret olur" diye iç geçirip, nazik olmaya özen göstererek yemeye başladım.

Odaya girdiğimden beri bakışlarını üzerimde hissettiğim; uzun saçlı, gözlüklü çocuk başlarda takılmasam da giderek arttırdığı kelebek hissi rahatsızlık vermeye başlamıştı. Umursamamaya çalışsam da nafile, kalbimin hızlanması hoşuma gitmiyordu. Fakat tek bakışları üzerimde olan kişi o değildi, Douglas'da aynı şekilde röntgenimi çekiyordu adeta.

Dört tane gözün üzerimde olması bütün iştahımı kaçırmış, lokmalarımı boğazıma tıkamıştı. Ve çok geçmeden sıkkınlıkla sofradan kalkmış bahçeye doğru ilerliyordum.

"Nereye Gidiyorsunuz hanımefendi?"

"Hava almaya ihtiyacım var. Bahçede dolaşacağım muhafız bey"

Alayla karşılık vermem pek hoşuna gitmemiş olacak ki sessiz kalmayı tercih etti.

İçinde doğanın güzelliklerinden küçük bir parça bulunduran, rengârenk çiçekler ve yeşilin her tonuna sahip ağaçlara ev sahipliği yapan bu bahçe sarayın en az on misli büyüklüğündeydi. Ve ağaçları mesken edinmiş çeşitli egzotik kuşlar bulunuyordu bu büyük bahçede.

Mermer sütunlara bağlanmış, uzun asma köprünün altındaki durgun havuzun içinde "şenlik var!" diyen göz alıcı renkli balıkları da içinde barındırıyordu, akıllara durgunluk veren bahçeyi çevreleyen metrelerce yükseklikteki taş duvarlar.

Ön tarafını geçmiş sarayın yan tarafında ağaçların arasında dolanıyordum.

"Merhaba!"

Douglas'a ait olan sesi duymamla arkama dönmem bir oldu.

"Kaç yaşındasın?"

"Anlamadım?"

"Douglas, kaç yaşındasın?"

"Yirmi bir, ne oldu ki?"

"Hiç, sordum yalnızca"

Omuz silkip bahçede turlamaya devam ettim. Çok geçmeden kolumdan tutup kendine doğru çevirdi bedenimi.

"Ne olduğunu söyler misin Coraline? Rica ediyorum. Kafanı kurcalayan bir şeyler olduğuna eminim"

"Buradaki herkes sanırım aynı yıl doğmuş Douglas. Bu kafa karıştırıyor, sadece bu"

"Coraline, erinçli olur musun artık. Birazdan kraliçe açıklama yapacak zaten, kafanı yormayı bırakmalısın"

Sıkıntıyla nefes vererek çimenlerin üzerine uzanıp gökyüzünü seyretmeye koyuldum. Douglas'da yan tarafıma uzanarak benim gibi gökyüzünü izlemeye başladı. Kafamı dağıtmak adına aklıma gelen soruyu Douglas'a yöneltmeye karar verdim.

"Şu gözlüklü çocuk kim?"

"Kim Kendric mi?" dedi rahatsız bir ses tonuyla. Demek Kendric'di Gözlüklü Gizem'in adı.

"İsmini bilmiyorum."

"Tamam, Kendric işte. Ne olmuş ona?" diyerek umursamaz bir tavır takınmaya çalıştı. Ama başarılı olmuş muydu muammaydı. Gözlerinin hafiften kararması onu öfkelendirdiğini işaret ediyordu ama sanki cevabı hiç merak etmeyen biri gibi davranmaya çalışıyordu hâlâ.

"Kahvaltıda senin gibi onunda bakışları üzerimdeydi."

"Farkındayım Coraline, ama hangi niyetle baktığını bilemiyorum. İstersen konuşabilirim."

"Gerek yok, ben hallederim. Peki, sen niye bakıyordun? Kahvaltımı burnumdan getirdiniz."

"Ben sadece... Hoş görünüyordun. Özür dilerim rahatsız ettiysem." diyerek başını utançla kaşıdı.

"Evet, rahatsız ettin Douglas. Tamam, dün dans etmiş olabiliriz fakat sanma ki sana karşı bir his oluştu içimde. Benim için sadece bir arkadaş olabilirsin."

Sözlerim kırıcıydı evet, fakat yılanın başını küçükken ezmeliydim. Babamdan ben böyle öğrenmiştim. Yılan olan Douglas değildi elbette, yılan olan onun sınır bilmez davranışlarıydı.

"Üzgünüm Coraline."

Cevap vermeyeceğimi anladığında uzaklaşmaya başladı dolmuş gözlerini saklamayı deneyerek. Sanırım ağırdı sözlerim ama bin bir emekle örmüş olduğum duvarların işgaline de tahammülüm olmamalıydı. Umursamamaya çalışarak gökyüzünün eşsiz güzelliğini izlemeye devam ettim. Kafamda çalan hiç duymadığım melodiler ağrı yapmaya başlamıştı. Her yalnız kaldığımda susmak bilmeyen Tilkiler ve melodiler yersiz olunca sinirlerimde bir oyuncak gibi oynuyordu.
Sarayın ön tarafından gelen sesle beraber ayaklanarak sesin olduğu tarafa doğru ilerlemeye başladım. Douglas dâhil bütün gençlerin yanlarındaki saray görevlileri ile dışarda olduğunu gördüğümde aralarına girerek Pamela'nın yanına yaklaştım:

"Ne oluyor Pamela?"

"Kahvaltı bittikten sonra herkesi sarayı gezdirmek için dışarı çıkarttılar. Bahçeden sonrada sarayın içini gezecekmişiz"

Başımı sallayarak anladığımı belli ettikten sonra önüme döndüm. Bir tarafımda Pamela diğer tarafımda ismi Kendric olan gizemli çocuk duruyordu. Bu sefer bakmak bir kenara dursun kafasını yanında olmama rağmen benim olduğum tarafa dahi çevirmiyordu. Kendric nasıl denir biraz şeydi; Farklı. Kendine has bir duruşa sahipti. Bakışları ne flörtüz nede nefret besleyen bir bakıştı. Duygusuz bir ifade ile etrafı inceliyor, anlam kazandırmaya çalışıyordu sanki. Saçları kahvenin en koyu rengiydi, teni buğdaya çalıyor, yüzü ise olabildiğince keskin hatlara sahipti.
Benim onu incelediğimi anlamış olacak ki yüzünü bana çevirerek "Ne oldu?" dercesine tek gözünü kıptı. Tepki vermeden kafamı tekrar önüme çevirdim. Fakat bu sefer önümde duran Douglas'ın öfkeyle bakan yüzünü görmem kafamı nereye çevireceğimi şaşırttı. Önemsememeyi deneyerek bahçenin yeşile bürünmüş enerjisini dikkatle incelemeye başladım.

"Bunlar bahçemizin emektar bahçıvanları."

Kafamı görevlinin gösterdiği tarafa çevirdiğimde yaklaşık on kişinin bahçeyle ilgilendiğini gördüm.
Bu büyük bahçenin üstesinden anca bu kadar kişi gelebilirdi zaten. diye iç geçirip bir taraftan bahçenin güzelliklerini izliyor bir taraftan topluluğun içinde yürümeye devam ediyordum.

"Burada da meyve ağaçlarımız bulunuyor; portakal, mandalina, limon, muz gibi yazlık meyveler şu an çıkmış durumda."

Sıcak bir iklime sahip olan krallığımızda sıcak iklim meyveleri daha fazla bulunmaktaydı. Bu ayrıcalık bize avantaj sağlıyor, diğer krallıklarla ticareti daha çok arttırıyordu.

Cıvıl, cıvıl kuşların mekânı haline gelmiş meyve bahçesinden ayrılıp kokuları ile mest eden çiçeklere doğru ilerledik.

"Burada ise sardunya, lavanta, begonya gibi çiçek türlerimiz bulunuyor."

Diyerek çitlerle çevrili çiçekleri gösterdi saray görevlisi. Peri masalından çıkmış gibi olan çiçekleri uzakta bırakıp biraz daha ilerledikten sonra "Artık geri dönebiliriz" diyerek, arka taraftaki sarmaşıkları ve dikenli telleri göstermek istemezcesine geri çevirdi bizi.

"Sarayın diğer tarafı da tıpkı burası gibi ağaç, meyve ve bitkilerle kaplanmış durumda. Ekstra olarak çeşitli balık türleri ile dolu bir havuz bulunmakta. Ama görmek isterseniz orayı da gezebiliriz."

Herkes sarayın içini merak ettiği için bahçe pekte ilgilerini çekmemiş olacak ki kimseden onay çıkmadı. Ardından sarayın içine doğru ilerlemeye başladık grupça. Muhafızların kapıyı açmasıyla girerek ilk kattan gezmeye başladık salonu bile en az on ev boyutundaki sarayı.

"İlk katımızda yemek odası, mutfak ve şu an içinde bulunduğunuz ana salon var. Alt katta ise hizmetçiler ve diğer saray görevlilerinin odaları bulunuyor "dedi ve ikinci kata Kraliçenin duyuru yaptığı balkonlu kata çıktık.

Sağ ve sol olarak iki tarafa ayrılıyordu ikinci kat. Önce sağ tarafta bulunan; kütüphane, sanat odası ve enstrüman odasını gezdik. Odalar -Özellikle kütüphane- en az bir dönüm arsanın yarısı büyüklüğündeydi. Kütüphane en çok Herman ve Anabel'in ilgisini çekmiş olmalı ki içeri adım attıklarından itibaren hissettikleri sevinç gözlerinin ışıltısından anlaşılıyordu. Enstrüman odası ise Pamela'nın ilgi odağına benziyordu girdiği anda:

"Burası şahane" diyerek hayranlıkla bakması Enstrümanlar ile haşır neşir olduğunu gösteriyordu.

Sol tarafa geçtiğimizde ise erkeklerin ilgi odağı olan savunma ve saldırı eğitim odası bulunuyordu. Ama bu odanın mutlu ettiği tek kişi erkekler değildi elbette. Faylinn' de tıpkı benim gibi bu o dayı gördüğüne sevinmişti.

Onun dışında prensesin ders görmesi için yapılmış ve soylu insanlara görgü kuralları eğitimi için olan iki ayrı sınıf daha bulunuyordu. Birde boş bir sınıfı andıran oda vardı. Saray görevlisinin dediği kadarıyla orada biz ders görecektik, ama dersin ne hakkında olduğundan bahsetmeden sınıftan çıkarttı. Hâlâ niçin burada olduğumuzu bilmemek rahatsız hissettirmekle kalmayıp Tilkilerimin daha çok konuşmasına sebep oluyordu.

"Biz ne için eğitim alacağız bayım?" dedim merakla.

"Maalesef kraliçenin emri dışında sizi bilgilendiremem Bayan Coraline." diyerek gerilmiş yüz ifadesini saklama isteğinden ötürü arkasını döndü.

"O zaman beni kraliçenin yanına götürün."

"Üzgünüm fakat bu isteğinizi gerçekleştiremeyeceğim. Gezintimiz bittikten sonra zaten onun yanında olacaksınız."

Kabullenerek hiçbir gereği olmayan gezintimize devam ettik. Sıradaki kat bizim kaldığımız kattı. Bu katta bize ayrılanın haricinde sağ tarafta üç oda daha vardı. Erkeklerin kaldığı sol tarafta da birkaç odanın bulunduğuna emindim. Ama buna rağmen o katı es geçerek dördüncü kata doğru yol aldık.

"Bu katımızda ise prenses Amaya'nın odası bulunmakta. Ondan hariç Kral Earl Brown'un çalışma odası ve sadece Kraliyet ailesine özel olan aktivite odaları var. En üst katta Kral ve kraliçenin yatak odaları ve birkaç oda yer alıyor." Diyerek kattan inmemizi rica etti.

Elbette daha yeni gördükleri kasabalı insanlara sarayın her yerini göstermemeleri normaldi fakat en azından bir bahane üretmeyi akıllarına getirselerdi. Çünkü şuan herkesin kafasında gizli olan odaların içinde ne olduğu döndüğüne emindim.

Kattan ineceğimiz sırada "Bay Gleen burada ne arıyorsunuz?" diyen sesle hepimiz arkamızı döndük.

Kelimenin şiddetini azaltacak kadar naifti kulaklara melodi gibi gelen ince ses. Papatya sarısı saçları, koyu mavi gözleri ve ihtişamlı pembe giysisi ile Prenses Amaya'dan başkası değildi gördüğüm asil ama bir o kadar zarif kişi.

İsminin Gleen olduğunu yeni öğrendiğim bu görevli saygıyla karşısında eğilerek konuşmaya başladı:

"Kraliçe Catherine konuklarımızı gezdirmem için görevlendirdi majesteleri."

"Anladım, fakat benden de izin almanızı isterdim. Bu katta annemin değil benim odam bulunuyor çünkü." diyerek karşılık verdi kırmamaya özen gösteren prenses.

"Haklısınız Majesteleri. Özrümü kabul edin lütfen."

"Önemi yok Gleen sadece bir dahakine daha dikkatli olmanı istiyorum. Uygun bir anımda olmayabilirdim. Buna özen gösterirseniz çok minnettar olurum"

Görevli tekrar Prenses Amaya'nın huzurunda eğildikten sonra bizde prensesi selamlayıp kattan indik.
Bildiğim kadarıyla Prenses bu yıl on sekiz yaşına basmıştı. Bu yaştaki kraliyet üyesi olmasına rağmen egosuna yenik düşmeyip insanlara olabildiğince yardımcı olan biriydi işittiklerime göre. Bahsi geçenden daha kibar ve hoş bir görüntüye sahipti kalplere işleyen görüntüsüyle. Prenses Amaya kraliyet ailesinin tek çocuğuydu ve bundan dolayı Brown ailesinin bütün baskıları üzerinde büyümüştü. Buna rağmen ailesinin aksine fazlasıyla hoşgörülü bir yapıya sahipti.

"Şimdi ne yapacağız Bay Gleen?"

Ses yabancı olduğu için sesin sahibini görmek adına arkamı döndüğümde sesin Kendric'e ait olduğunu gördüm. Sesi duyabileceğim en asil ve erkeksi bir tona sahipti. Şaşkınlıkla ona bakışım hoşuna gitmiş olacak ki dudağının kenarını kıvırarak Bay Gleen'e doğru tekrar kafasını çevirdi.

"Kraliçe Catherine hepinizi salonda bekliyor Bay Kendric. Önemli duyurusunu hepinizin duymak istediğini düşünüyorum. Yoksa yanılıyor muyum?"

Sevinçle yerinde zıplayan Pamela hepimizin yerine cevap vermişti ve teker teker aşağı inmeye başlamışlardı. Ben ise durarak sadece Kendric ve ikimizin kalacağı zamanı bekledim.

"Hey! Kendric bakar mısın?"

Ne olduğunu sorar gibi tekrar tek gözünü kırptı. Bu hareketin içimdeki çocuğu nedensiz sevindirmesine göz yumdum.

"Konuşabilir miyiz?"

"Tabi, ne oldu?"

"Kahvaltıda bana bakmanda bir neden var mıydı?"

Kahvaltı bahaneydi amaç onu tanımaktı. Yaydığı farklı enerji istemeyeceğim kadar ruhumu nezaketle okşuyordu.

"Bilmem, vardır belki" dedi ve yan gülümsemesini bahşederek merdivenlere doğru yol aldı uzun bacaklarını yavaşça hareketlendirerek...

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

15okunma 0beğeni 0yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.

Kategoriler ve Temalar

Okumak istediğin dünyayı bul.

Kitap Kategorileri 36

Kitap Temaları 138

abiabilerabilerimabimin arkadaşıabiminarkadasiacıAileajanAkademi / OkulaksiyonAnlaşmalı Evlilikanonimarkadaş grubuArkadaşlıkArkadaştan AşkaaskerAskeriaskeri kurguaskerikurguaşiretAşkAşk/Romantikaşk üçgeniAvukatayrılıkbabaBerdelBilim KurgubilimkurgublBüyücadıCinayetçocukluk arkadaşıÇocukluk Aşkıdark romancedarkromanceDistopyadoğaüstüdoktorDostluk#DramdüşmanDüşmandan Aşkaeğlenceenemies to loversFantastikGeçmişgenckurguGenç edebiyatgenç kurgugençlikgerçek ailegerçek ailemgerçekailemgerilimgizemGizli KimlikgücHayran KurguhukukHuysuz x NeşeliHüzünihanetİkinci Şansİlk görüşte aşkimkansızintikamİş Yeri AşkıkaderKaosKaradenizKardeşlikkatilKehanetkomediKomşudan AşkakorkuKraliyetkrallıkkurtadamKüçük KasabaLanetliseLise aşkılise kurgusumaceraMafyamahalleMardinmektupmitolojimizahmutluluknefretNefretten AşkaOkulölümörgüt#özlemPatron x ÇalışanpolisPolisiyePolitik EntrikaPsikolojiPsikolojikPsikolojik GerilimromantikRomantik komediromantizmSahte SevgililiksavaşSeçilmiş KişiSenkul Hobi Yazar:MaviduslersokagimSenKul:Maviduslersokagimsevda#sevgisırSırlarslowburnSporsuç#Şiir#takıntıTeodenTers KöşetextingtravmaTutkuüniversiteVampirwattpadyalnızlıkYasak AşkZıt KutuplarzorbalıkZorunlu Yakınlık+18