꧁ ༒☬BÜYÜK OYUN☬༒꧂

Vaveyla Yazarı: Foxy ikBAL

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 5Şu an: ꧁ ༒☬BÜYÜK OYUN☬༒꧂

Kraliçenin yanına gitmek için merdivenlerden inerken yan taraftan gelen fısıltılı sesler dikkatimi çekmişti. Dinlemeye koyulduğumda Kendric'de bir şeylerin ters gittiğini anlamış olacak ki o da yanımda yer alarak seslere kulak kabarttı. Sesler net olmayacak kadar uzak ama anlayabileceğimiz kadar da yakındaydı.

"Sana verdiğim kâğıttaki yan yana olan çiftleri karşılarında yazıldığı şekilde deneye sok Holly! Yaşam çabası vermek zorundalar. Ayrıca Kendric ve Coraline'a çok dikkat et, onları yılan kafesine koyacağız!"

İsmimiz anılınca endişe içinde birbirimizle bakıştık. Sesin kime ait olduğunu kestirmeye çalışırken:

"Anladım kraliçem. Bir saat sonra muhafızları yönlendireceğim."

Tanıdık olmayan kadının bu hitabı; konuşanın kraliçe olduğunu anlamamızı sağlamıştı. Gözlerim, endişeyle kocaman olmuş şekilde, Kendric'e Tanrı aşkına ne yapacağız? Dercesine kitlendi. Sorularıma cevap olmayan Kendric ise sadece bakıyor ve sanki konuşmalara anlam vermeye çalışıyordu. Onunda en az benim kadar kafası karıştığına emindim. Ona baktığım sırada gözleri beni bulup bedenimi baştan aşağı süzdü. Tek kaşımı kaldırıp anlamsız bakışlar attım.

O an: "Kraliçem bunun doğru olduğuna emin misiniz?" sorusunu duymamla kulağımı tekrar seslere kabarttım. Anlaşılan olgun sesli kadınında kafasında soru işareti bırakmıştı bu konuşmalar. Ama sorusu kraliçeyi öfkelendirmişe benziyordu. Bunu: "Benim kararlarımı sakın sorgulamaya çalışma Holly!" diyerek yükselen emir verici sözlerinden anlamak çokta zor değildi.

İyice seslere odak verdiğim sırada yükselen ayak seslerinin yaklaşmasıyla, Kendric elimden tutarak hızlı ama sessiz adımlarla aşağı doğru yöneltti bizi. Nefes nefese salona indiğimizde herkesin heyecan içinde kraliçeyi beklediği bir manzarayla karşılaşmam; Neler yaşanacağından bihaberler tabi diye iç geçirtti.

Endişe bütün vücudumu öfke eşliğiyle sarmış başımı ağrıtıyordu. Neler olduğunu anlamamak ve bilinmezlik ile kafam daha fazla karışıyor, hangi duyguya bürünmem gerektiğini şaşırtıyordu. Kendric ile konuşabilmek adına en arkalarında yer alıp parmak uçlarıma çıkarak kulağına fısıldadım:

"Bir şeyler yapmalıyız, yoksa ölümümüz zehirli yılanlar yüzünden olacak Kendric!"

"Düşünüyorum Coraline. Sessiz olursan sevinirim." diye sert bir şekilde çıkışması sinirlerimi hoplatmıştı. O an çenesine yumruk geçirmemek için kendimi zor tuttum.

"Aptal!" diye fısıltıyla söylenerek öfke içinde önüme döndüm.
Ardından kraliçe merdivenlerden inerek salonda bulunan tahtına oturdu. Üstünde kırmızı kabarık bir elbise vardı. Sarı saçlarını da tıpkı elbisesi gibi kabarık ve gösterişli bir topuz yapmayı tercih etmişti kızı gibi yeşil gözlere sahip kraliçemiz. Tahtına yerleşmesinin sonunda boğazını temizleyerek konuşmaya başladı:

"Sevgili gençler, bugün neden burada toplandığımızı açıklamadan önce size sorularım olacak. En başta bir süre burada durmak zorunda olduğunuzu söylemeden edemeyeceğim. Zira birazdan nedenini açıklayacağım dersleri görmekle yükümlüsünüz. Ve sormak istiyorum, buna razı mısınız?" dedi sanki cevabımız sonucu etkileyecekmiş gibi.

"Razı değil isek ne değişecek kraliçem?"

"Üzgünüm ki hiçbir şey Coraline. Başta da dile getirdiğim gibi bu dersleri alıp sarayda bir süre ağırlanmaya mecbursunuz. Sadece buna gönlünüzün olup olmadığını sormak gereğindeyim."

"Buna bizi zaruri kılan şey nedir?" dedi Faylinn, keskin bakışlarını kraliçeye yönelterek.

"İzin verirseniz eğer nedenini açıklayacağım Faylinncim. Müsaade et lütfen." diye karşılık verdi kraliçe, sesine sahip bir dinginlikle.

Ardından devam etti:

"Bakın gençler ailelerinizin bilgisinde burada bulunuyorsunuz. Ve burada bir süre ders alma zoru..."

Kelimesini bitirmesine fırsat olmadan hızla gelen muhafız kraliçenin kulağına eğilerek bir şeyler fısıldadı. Kraliçenin panik olduğunu düşündüren tepkisi, herkesi kandırabilse de beni asla inandıramazdı rol içindeki tavırları. Sırf açıklama yapmamak adına muhafızı ihtar etmişti kraliçe, biliyordum...

Hemen sonrasında kraliçe huzursuz olmuş gibi davranarak sarayın dışına yöneldi, bizi muhafız ve görevlilere emanet ederek.

"Hepsi komplo, bizi oyuna getirmeye çalışıyorlar Kendric. Beynim adeta durdu ve mantığımı çalıştıramıyorum, yardımına ihtiyacım var. Lütfen."

Kendric'e fısıldayarak söylediğim cümleler benim gibi birine yakışmayacak kadar acizce olsa bile, yapamıyordum. Bir çözüm bulamıyordum. Bünyem küçük bir terslikte paniğe giriyor ve bu anlarda düşünmeyi reddediyordu. Böyle olmaktan nefret ediyorum dedim içimden feryat ederken.

"Halledeceğim, bana bırak." dedi babacan bir tavır ile sırtımı sıvazlarken. Güven veren bu cümleye rağmen yine de susmayan Tilkilerimi susturmak, ağzını bantlamak için dışarı çıkmayı düşünürken dışardan elinde fanus ile gelen Bay Gleen'in: sesi beni irkiltti.

"Size çok güzel haberlerim var baylar bayanlar! Bir çekiliş yapılacak ve yapılan çekilişin sonuçlarına göre eğlenceli bir oyuna tabii tutulacaksınız." demesi boğazımda yumru oluşturarak yutkunamamama sebep oldu.

İşte başlıyorduk. Kendric işe yarar bir çözüm bulmuş olsa iyi olurdu... Ardından kraliçenin tahtının tam önünde durarak:

"Herkesin oyunu farklı olacağından oyunların kuralını kuradan sonra oyun alanında açıklayacağız ve hepiniz farklı bir bölgede bulunarak oyunu tamamlamaya çalışacaksınız. Bir ipucu veya herhangi bir yardım bulamayacaksınız. Oyunu tamamlamanıza yardım edecek şey kendinizden başkası olmayacak" diyerek elini fanusun içine daldırdı.

"Coraline ve Douglas. Siz aynı gruptasınız." dedi elini saniyeler önce fanusa daldırıp iki kâğıt çeken Bay Gleen.

İsmimizin yan yana anılmaması hayrete düşürmüşçesine gergin bir tavırla kafasını bana çevirdi Kendric. Bir şeyler ters gidiyordu ve gittikçe anlamsızlığın içinde boğuluyor nefes alamıyordum.
"Seni öldürecekler Coraline!"
Diyen Tilkilerim fırsattan istifade kafamın içinde bağırıyor, daha çok konuşmaya başlıyorlardı.

"Öleceksin!"

"Kurtul buradan!"

"Ölmeden onu öldürmelisin!"

Susmaları için sessiz çığlıklar atıyor gerginlikle soğuk terler döküyordum. Öfke ve gerginlik başımı döndürüyor, afallatıyordu. Bunu fark eden Kendric tam gelmek için adımını atmışken yanımda biten Douglas'tan dolayı geri adım attı.

"İyi misin Coraline? Kıpkırmızı olmuşsun."

"Git Douglas!"

"Neyin olduğunu öğrenme..."

"Defol git Douglas. Bir daha uyarmayacağım, git!"

Dişlerimi sıkarak söylediğim kelimeler ikinci defa onu incitmiş olsa gerek, kafasını eğerek yanımdan uzaklaştı. Kırıcıydım, acımasız ve en zehirli madde kadar ölümcüldüm. İnsanların kırılması bazı anlarda pekte önem vereceğim şeyler değildi ama o duygudan sıyrılmayı başardığımda pişmanlıkla azap çekiyordum. O kişi ben olamazdım.

"Buradan uzaklaş"

"Onlar sana zarar verecek!"

Kafamda susmak bilmeyen Tilkilerim kontrolden çıkmış ipleri ellerine almışlardı adeta. Ve Douglas hakkında da pekiyi şeyler duymuyordum onlardan.
Kura çekilişinin devamını dinlemeye katlanamayacağımı düşünerek kendimi dışarıya attım. Korkuyor, sinirleniyor, uzun zamandır önem vermediğim Tilkilerim bedenimi ele geçiriyor ve öfkenin vücudumu adeta bir sarmaşık gibi sarışını izliyordum. Tekrar ve tekrar insanlığa lanetler savururken arkamdan gelen sesle kim olduğunu görmediğim kişinin ani bir refleks ile boğazına sarıldım.

Gelen Faylinn'di... Hızla ellerimi boğazından uzaklaştırdım.

"Neyin var Coraline? İyi görünmüyorsun." diyerek cebinden çıkardığı küçük aynayı yüzüme doğru tuttu.

Gözlerim adeta günlerdir uykusuz kalmışçasına şişmiş ve kızarmıştı. O an kendimden korkarak aynayı bir hışımla aşağı indirdim. Korkunç bir canavar gibi gözüküyordum. Yüzümdeki bütün kan sanki gözlerimde toplanmıştı. Yüzüm bir ölü kadar beyaz, gözlerim ise adeta kan çanağıydı.

"Neyden korkuyorsun Coraline?"
Sorusu bütün odağımı Faylinn'de topladı. Gözlerim hayret eşliğiyle öfke içinde açıldı.
"Hiçbir şeyden korkmam ben." diye tıslayarak tırnaklarımı avucuma geçirdim.

Ben korkmazdım, korkuturdum. Öldürür, insanların zayıf noktalarına basarak ruhlarını emerdim. Sahi insanların duygusuyla oynamak varken neden parayla kumar oynayacaktım ki?

"Ruh emmek dementorlara özgüdür Coraline." diye Faylinn'den yükselen ses öfkemi körükledi. Kendini benden üstün gören, çokbilmiş insanlara tahammülüm yoktu asla.

Gözlerimle baştan aşağı süzdüğüm Faylinn'in rahatsız hissettiğine emin olduktan sonra dişlerimi sıktım.

"Ne yani, şimdide zihin okumaya falan mı başladın küçük kahraman?"

"Hayır, Coraline. Kendine gel artık, sadece tahmin ettim. Bakışların fazlasıyla insanlığı küçümser türdendi. Sanki onları sömürmek istermişsin gibi." dedi çekingen tavırla.

"Belki de istiyorumdur Faylinn Hah?"

Faylinn'e konuşma hakkı tanınmadan bir anda kolumdan çekiştirilmesiyle kendimi çitlerin diğer tarafında buldum.

"Ne yapmaya çalışıyorsun anlamıyorum ama ortalığı karıştırmaktan başka bir şeyde yaramadığına da eminim. Dur artık!" dedi kalın sesin sahibi Gözlüklü Gizem. O an benliğime hakaret edercesine gözlerimden yaşlar süzüldü.

"Tilkiler... Onlar çok konuşuyor Kendric. Hâkimiyet kuramıyorum."
Sözümün bitmesiyle yavaşça kafamı ellerinin arasına aldı ve parmaklarının narin dokunuşlarıyla gözyaşlarımı sildi.

"Sakin olmalısın. Duygularla hareket etmek sana yakışan cinsten değil." dedi güç vermek ister gibi omuzlarımdan tutarken. Dedikleri beni yeni tanıyan biri için fazla iddialıydı. Sanki beni yıllardır tanıyan biri gibi. Ama trajikomiktir ki o an o sözler sayesinde gelen sakinlikle derin bir nefes alarak bedenimi ondan uzaklaştırdım.

"Planın ne? "

Eliyle sus işareti yaparak etrafı gösterdi. Duyulduğumuzdan şüpheleniyordu.

Sanırım sadece ayak uyduracağım diye iç konuşma geçirerek sırtımı duvara verip yere çöktüm.
Sakinleşmemin ardından gelen pişmanlık hissi ile aceleyle kalkarak daha demin sarayın içine giren Faylinn'in yanına doğru ilerlemeye başladım. Sarayın içine vardığımda gözlerimle etrafı taradım. Faylinn'i gördüğümde yanına varıp en mahcup ifadeyle küçük bir çocuk tavrı takınarak ayağımla dürttüm. Beni görünce gülümsedi.

"Sıkıntı yok küçük kahraman herkes anlık patlamalar yaşayabilir." dedi şakayla karışık bir imada bulunurken.

O an aklıma gelen soruyla direkt konuşmaya başladım:

"Sırtındaki o iz..." dedim tedirginlikle. "Onu kim yaptı Faylinn?"

Sorum pek hoşuna gitmemişti sanırım ki yüzünü ekşitip "önemli bir şey değil." diyerek geçiştirdi sadece. Bende konuyu dağıtmak için "Peki grup arkadaşın kim?" diyerek başka bir soru yönlendirdim.

Bu sorumda pek hoş karşılanmamıştı. Yine pek memnun olmayan bir ifade takınarak "Laura." Demekle yetindi çenesini sıkarken. Aralarında geçen husumet anlaşılan iki taraflıydı ve olay her neyse ciddi bir konu olsa gerekti.

"Laura ila aranız pekte iyi değil sanırım ?"

"Pek denmez. Hiç iyi bir mazimiz yok onunla"

"Neden peki?"

"Coraline, çok soru sormaya başladın canımın içi. Ana odaklanmalısın"

Üstüne gitmemeyi tercih ederek etrafa göz gezdirdim. Herkes buradaydı. Herkesin kafasında farklı telden şeyler döndüğüne emindim. Biraz düşününce bu koca dünyanın üstünde her şeyi şeyleri kafaya takan ne kadar küçük varlıklar olduğumuzu hatırladım. Bir karıncadan farksız... Ama yüklediğimiz anlamlar büyüktü. Nasıl oluyor da böylesine yüce bir canlı, bir o kadarda aciz olabiliyordu. Kendimi de kattığım bu acizler grubu, insanlığın başından sonuna devam eden bir özellikti bize bahşedilen ama pekte hoş olmayan.

Bu Tanrının:

"En yüce varlık olsanız dahi bana muhtaçsınız!" deme şekliydi bir nevi.

O an kafamın içinde yankılanan sesler ve düşünceleri bölen "Tek kalan arkadaşınız Kendric için son bir kura ile hangi grupta yer alacağını belirleyeceğiz." diyerek elini kavanoza daldırıp bir kâğıt daha çeken Bay Gleen oldu.

Ağzından dökülen Douglas ismi bizim üç kişi olarak devam edeceğimizi gösteriyordu. Ama bu bana sadece endişe vermişti. Zira bu kraliçenin konuşmasında bizim için hayati bir tehlike olabilecek şeylerin gerçekleşeceğine dair en somut kanıttı.

Hemen ardından, baştan aşağı demir zırhlarla kaplı ve bir şeylerden endişe duydukları belli olan beş muhafızın eşliğinde bahçeye doğru ilerledik.
Bahçeye çıktığımız anda beri aklımda dönüp duran tek düşünce kendimi hangi konumda nasıl koruyacağım?' olmuştu.
Kendric'in çok geçmeden lehimize bir hamle yapmasını dileyip muhafız ile Douglas'ın ortasında yürüyor bir yandan olası senaryoları kafamda kurgulayıp çözüm arıyordum. Öfke ile kalp atışlarım hızlanırken bizde kalbimin atışlarına ayak uydururcasına hızlanmaya başlamıştık.

Çok geçmeden faytonlarımızda yerimizi alırken arkamda duran Kendric faytona girmeye fırsat bırakmadan kulağıma "Korkma" diye fısıldayarak boynumu kırarcasına çevirdi. O an nefes alamamamın etkisiyle vücudum buz kesmişti. Sanki ölü bir bedenin içine ruhum hapsolmuştu.
Ve onu takip eden göz kararmasıyla gözlerim kapandığında gözümün önünde yine o ışık saçan kapı belirdi, bir şeyler anlamamı bekler gibi... Beraberinde bilincimi hiçbir şey anlamadan saniyeler içinde kaybettim.

☽♔☾

Tüm bedenimi saran ve başımda dayanılmaz hale gelen şiddetli, bıçak saplanıyor hissi veren ağrılar ile kendime gelmeye başladım. Gözlerimi ölümden uyanırcasına aralıyordum ki o esrarengiz ses daha net bir şekilde kulaklarımda çınlamaya başladı...

"Korkma hepsi bir rüya."

Yüzümde esen tatlı meltem ve sıcaklığını hissettiğim ışığa karşı gözlerimi açtığımda adeta tekrar rüya âlemine iten iki çift göz karşıladı beni. Üzerindeki beyaz benekler, başındaki iki küçük boynuz, en güzel kızları bile kıskandıracak kirpikleri ile masal âleminden çıkmış gibiydi. Bakıştık dakikalarca birbirimizle. Ne o ayırdı gözünü biran gözlerimden nede ben ayırabildim gözlerinden. Derin bir kuyuya doğru yol alıyordum sanki gözlerinde. Ruhum ayrılıyordu sanki yavaş yavaş. Bu karanlık kuyunun sonundaki ışığa doğru süzülüyordum... Birden bakışları ayrıldı benden bir sese doğru. Ve çok hızlı şekilde geri geldi benden ayrılan benliğim. Kendime geliyordum.

"Korkma hepsi rüya" diyen ses beni bir rüyaya çekmişti sanki. Bir müddet sonra içimdeki tüm sıkıntıları üzerimden alan benekli ceylanın uzaklaştığını anlayabilmiştim. Rahatsız edici sesler kesilmedi hâlâ... Kuzgunların sesleri ile beni hayrete düşüren bir manzarayla panik içinde gözlerim fal taşı gibi açıldı.

BİR KAFESİN İÇİNDEYDİM!

Panik içinde vücudumu saran ağrıları hiçe sayarak hızla ayağa kalktım. Etrafı incelediğimde içinde bulunduğum küçük kafes gibi, ormanın içinde üçgen oluşturulmuş iki ayrı kafeste boydan boya uzanmış Douglas ve Kendric'i görmem beni dehşete düşürdü.

"Douglas! Kendric! Uyanın!" Hiçbir hareket yoktu... Ne olmuştu? Neden buradaydık? Soruları cevapsız havada uçuşurken ben uyuyor olduklarını düşünmek istediğim ikiliyi ayıltmak için bağırıyordum.

"Douglas!"

"Kendric!"

Kimsenin bulunmadığına emin olduğum ucu bucağı görünmeyen bu ormanda çığlıklarımı benden başka duyacak kimse yoktu. Çığlıklarımın sebebi duyulmamanın rahatlığımı yoksa korkunun yansıması mı bilemiyordum ama bir yandan öfkenin belirtisi olduğuna da emindim. Ne yapacağını şaşırmış hareketlerle kafeste kasvet içinde hızla dolanıp duruyor, bir hışımla çığlıklar eşliğinde kafesin demirlerini tekmeliyordum. Ne sebeple ve ne ara olduğunu bile bilemediğim, elimdeki kanamaya aldırış etmeden yumruklarla kendimi sakinleştirmeye çalışıyordum. Her duygunun aynı anda benliğimi sarmasıyla terler içinde titriyor, hızı artan kalp ritmimden kaynaklı başım dönüyordu.

Bir süre kriz geçirircesine çıldırışlarımdan sonra pes edip yere çökerek cenin pozisyonunda sakinleşmeyi bekledim.
Duygularımla hareket etmem bana yakışmıyor dedim sayıklayarak. Ardından yükselen sesle kafamı kaldırdım. Douglas'tı. Tanrıya, yalnızca baygın oldukları için şükürlerimi sunduktan sonra gülümsedim.

"Lanet olsun! Hangi karaktersiz yaptı bunu tanrı aşkına?"

Daha, benim ve Kendric'in varlığından habersizdi. Bense onun davranışlarını gözlüyordum. Ve sonunda beni görmesiyle dehşet içinde "Kahbenin oğulları! Söyle kim yaptı bunu Coraline?" diye bağırdı.

Bilmediğimi belli eden mimiklerle konuşmaktan uzak durdum. Benim gibi o da hiddetle demirliklere vuruyor, kim olduğunu bilmediğimiz kişilere küfürler savurarak bağırıyordu.
Onu sakinleştiremezdim biliyordum. O yüzden sadece sinirinin geçmesini dileyerek adam akıllı bir çözüm bulmamızı ve en önemlisi Kendric'in uyanmasını bekliyordum. Uzun sürmemişti o da derin bir nefes verdi ve:
"Ne yapacağız?" dedi sakin olmaya çalışan yorgun ve çaresiz bir sesle.

"Kendric'in uyanmasını bekleyeceğiz Douglas."

"Kendric de ne alaka! O ne yapabilir ki?" dedi. Ondan hoşlanmadığı belli oluyordu.

Diğer tarafımdan yükselen "Belki de çok şey." diyen ses ile kafamı yanıma çevirdim. Kendric ayılmıştı. Ardından Douglas'ın alayla "Bunu Coraline'ı bayıltıp ortalığı karıştıran kişimi söylüyor?" demesi Kendric'i germiş olmalıydı ki:

"Bilmediğin şeyler hakkında yorum yapma Douglas. Bir neden doğrultusunda yaptım onu!" dedi karşılık olarak.

"Anlatsana neydi sana bunu yaptıran?"

"Burada olmamak için yapmıştım. Fakat sen gelip bütün planımı bozdun!"

Bunu duymak Douglas'ı şaşırtmıştı. Ağzı açık kalmıştı ve yutkunma sesini bulduğum kafesten dahi duymuştum.

"Ne saçmalıyorsun Kendric! Ne yani bize bunu kraliçenin mi yaptığını iddia ediyorsun?"

"İddia etmiyorum onun yaptığını biliyorum!"

Tavrı netti. Buda Douglas'ın pek hoşuna gidecek şeyler olmasa gerek ki öfke içinde "Kraliçe bunu yapmaz." diye söylenip duruyordu. Sanki kraliçenin hakkında fazla iyimser düşüncelere sahip biri gibi davranıyordu. Oysa dünkü konuşmada pek hakkında iyi şeyler söylememişti. Bunu babasının muhafız olmasına bağladım ama yine de bu kadar onu öfkelendiren şeye neden bulamayan düşüncelerimi halının altına süpürerek içinde bulunduğumuz soruna çözüm bulmayı yeğledim.

"Kim tarafından burada olduğumuz sonraki konu. Şu an bu kafeslerin içinden kurtulmaya bakmalıyız diye düşünüyorum!" dedim onları mantıklı düşünmeye itmeyi umarak.

Demirliklerin arası bir insanın geçemeyeceği kadar az aralıklarla yapılmıştı ve buda işimi çıkılamaza sokuyor, çözüm bulmamı imkânsız dereceye getiriyordu. Oturduğum yerden kalkarak demirlerin yanına doğru yaklaştım.

"Bir çözüm bulmalıyız. Ama nasıl?" diyebildim sesli düşünürken.

"Çözüm bul hadi kurtarıcımız Bay Kendric." dedi Douglas laf atarcasına.

"Hançer var mı yanınızda? Benimki odada kaldı"

Kendric'in yönelttiği soruyla beraber ikimizde üstümüzü kontrol ettik fakat elde olan sıfırdı. Hançerlerimizi almışlardı. O an aklıma gelen şeyle hızla saçımı kontrol ettim... Evet oradaydı. Sabah saçıma taktığım ince toka hala duruyordu ve eğer başarabilirsem bununla kilidi açabilirdim. Heyecanla saçımdaki tokayı kilide sokarak denemeye başladım.

Denedim... Bir daha denedim... Ve bir daha... Yine başarısızdım.
Bilmem kaçıncı denememden sonra pes ederek yere çöktüm. Hava kararıyordu. Ve biz burada mahsur şekilde çaresizce bekliyorduk.

Küfürler savururken kafamın arkasını hışımla demirliklere vuruyordum. Ellerim artık tırnaklamak ve bir yerlere vurmaktan kanlar içindeydi. Yavaştan delirdiğimi hissediyor, çığlıklar atıyordum. Ama bunun sadece bana zarar veren davranışlardan başka bir şey olmadığının da bilincindeydim. Bunu tekrar fark etmem ile sakinleşerek etrafı gözlemledim. Karanlık gökyüzünde yavaştan hâkimiyet kurmuştu. Etraf siyahlar içinde kalmış görüş açımız kısıtlanmıştı.

"Orada ne oldu?" dedim Faytonun önünde bayıldığım anı kastederek.

"Ne olacak, Kendric seni gözler önünde bayılttı. Bende seni korumak için ona küçük bir ders verecekken olay biraz karıştı."
"Kendric, ne oldu orada. Anlatır mısın lütfen?"

Derin bir nefes verdi söyleyeceklerine hazırlanmak ister gibi.

"Seni faytona girmemize yakın bayılttım, çünkü kurtulmamız için bir kargaşa yaratmam gerekiyordu. Ama ardından Douglas bana saldırmaya kalkınca amacımın dışında ortalık karıştı. Ona karşılık verecekken arkadan gelen saray eşkıyaları saldırmaya başlayınca o kadar insanla baş edemedim. Ve onlar tarafından herkes bayıltıldı. Ben dâhil... Şu aptal yüzünden bütün planım çöp oldu ve uyandığımızda buradaydık."

"Onlar Sarayın eşkıyaları değildi! Görmedin mi? Muhafızları bile bayılttılar." diye çıkıştı Douglas. Neden hâlâ krallığı savunma peşindeydi anlamıyorum.

"Onların üzerinde Fear Wood amblemi vardı Douglas!"
Douglas bunu duymasıyla kahırlar yağdırarak bağırmaya başladı. Sanki kraliyette onu rahatsız eden fazla şeyler varmış gibi.
"Seni bu kadar etkileyen şey ne Douglas, krallığı neden bu kadar koruyorsun?"

"Keyfimden değil Coraline. Babam orada muhafız hatırlatmak isterim. Eğer halkına bunu yapıyorsa babamı gözünü kırpmadan öldürür!"

Korkuyordu görebiliyordum ve hakta veriyordum fakat şu an bunlar hiçbir şeyi değiştirmeyeceği gibi duygusallık ecelimiz olacaktı. Mantık yürüterek şu lanet yerden bir an önce kurtulmalıydık.
Bunları Douglas'a söylediğimde derin nefesler alarak vücudundaki duygusallığı öldürmeye çalıştı. Ve seslerden kestirdiğim kadarıyla artık oturmayı yeğlemişti. Hava fazlasıyla kararmıştı. Şu an buradan kurtulmaya çalışmak büyük aptallık olurdu. Çünkü etrafı görmeden adım atmamız fazlasıyla zordu ve eğer olurda kurtulsak bile hayvanlara yem olmamız an meselesiydi.

Bu fikri onlarında onaylamasıyla herkes sessizliğe gömüldü...
Demirden oluşan buz gibi soğuk tabana sırt üstü uzanarak demirliklerin arasından gökyüzünü izlemeye koyuldum. Gökyüzünün siyaha çalan maviliği, onu takip eden bembeyaz yıldızlar ve yarım ayla beraber eşsiz bir manzara sunuyordu gözler önüne. Bu alışık olduğum görüntü bana çocukluk arkadaşımla olan anılarımı depreştirdi.

Çocukken arkadaşım Agatha ile gece herkesin uyuduğundan emin olduktan sonra odanın camından evlerimizi birleştiren olan bahçeye iner, gece yarılarına kadar gelecek hakkında hayaller kurup gökyüzünü izlerdik. Ardından uyuyakaldığımız için sabah annelerimizin kızgın sesleriyle uyanır gülerek onlardan kaçardık ve kahvaltı saati gelinceye kadar gözlerden kaybolurduk. İsmimizin seslenilmesiyle mahcup bir ifade ile yanlarına gider affedilmeyi beklerdik.

Küçüklüğümde yaşadığım güzel şeyler benim için fazla kıymetli anılardı. Çünkü büyümenin acı tadını tattıktan sonra o günlere bir daha dönememiş dünyanın gerçeklerinin içinde boğulmuştum. Bana güç veren geçmişimdeki küçük çocuktu. Ondan güç alıyor onu yaşatmaya çalışıyordum. Ama ne acıdır ki onu öldürüp kafamın içine gömen kişide benden başkası değildi. Onu acı çektirmekten korumak adına öldürmüş yerini ben almıştım. Ve onun olan bu bedeni yaşatmak için çabalıyor onun için bencil oluyordum...
Daha fazla geçmişe dönüp kendime acı çektirmemek için gözlerimi kapatarak yorgun bedenimi uykuya emanet etmek istedim.
Bir süre karanlıkla cilveleşmenin sonrasında uyku bedenimi sarmış ruhumu ellerinin arasına almıştı...

☽♔☾

"Beni rahat bırak!" dedim acı ve korku içinde. Fakat karşımdaki kişi iki katı büyüklüğümde benden yaşça büyük eski bir arkadaşımdı. Bana bunları yapan eski yakın arkadaşımdı...

Nefes alışım hızlanmış, kalbim yerinden çıkmak istercesine atıyordu.

"Sakin ol güzelim. Bu senide mutlu edecek." iğrenç kelimeleri midemi bulandırıyor korkumu arttırıyordu. Vücudumu saran baş dönmesi yüzünden dengemi sağlayamıyor sabit duramıyordum. Zaten hep böyle olmamış mıydı? Her gergin olduğum anda başlayan baş dönmesi dengemi kaybettiriyordu.
Çığlık atsam da nafileydi domuz ve inek olan kasabadan uzak çiftliğin ortasında tek başımızaydık...

Önceden çok yakın olduğum bu kişi yaklaşık üç aydır tavrını değiştirmiş arkadaşça davranışlarının yerini arzularına devretmişti sanki. Ve bu süreçte bana yaşattıkları akıl kârı değildi. Onun tehditlerinin ve arzularının kurbanı olmuş her gün bedenimden ölmek istercesine iğrenmiştim.

"Yalvarırım Edwin... Yalvarırım bırak beni gideyim." dedim titrek sesle, korku içinde ağlarken. O ise tavrından ödün vermeyerek pişkin gülüşünü sergiliyordu, son zamanlarda hep yaptığı gibi.

"Şşşş, Sessiz ol ve anın tadını çıkar Coraline." dedi elini kalçamda gezdirirken. Bedenimden iğreniyor parçalara ayrılmak istiyordum. Artık bu duygu intikam alma hissiyatıyla içimi doldurup taşırıyordu, ama... Ama korkuyordum.

Tanrıya bir yardım göndermesi için her seferinde yalvarsam da havanın kararmaya başladığı ikindi saatlerinde kimse çiftliğe uğramazdı. Ne yapacağımı bilmez halde baş dönmesinin vücudumda bıraktığı dengesizlik ile gözlerimi açamıyor sadece hıçkırarak ağlıyordum.

Birazdan omuzlarımdan elbisemin askılarının inmesiyle bedenim bütün çıplaklığıyla gözler önünde kalmıştı. Utançla bedenimi ellerimle sarmaya çalıştım. Üstümü giymek için aceleyle yere eğildiğimde omzuma vurulan acı verici tekme ile yere düştüm. Canım hiç olmadığı kadar yanmıştı. Ağzımdan iniltiler döküldü. Ve sanırım omuzum çıkmıştı...
"Sakın bana karşı gelme Coraline!" diye emir vererek üstüme doğru bedenini uzattı. Ağlamaktan sırılsıklam kalmış yüzüm ve titreyen vücudumla o pis herifin altında kalmıştım. Aniden gelen öfke ve iğrenti ile gözyaşlarımı elimin tersiyle silerek görüşümdeki bulanıklıktan kurtuldum. Duygularım değil mantığım öncelikli olmalıydı artık. Ağlamanın lüzumu yoktu. Bu son döktüğüm gözyaşlarımdı. Bir çözüm bulmalıydım... Her ne olursa olsun çözüm bulmalıydım.

"Acınası olma Coraline!"

"Acınası olma!" diye iğrenç bedenin altında defalarca iç geçirmemin sonunda etrafta işe yarar bir şey aramaya koyuldum.

Sonunda gözüme çarpan tırpan bıyık altı gülmeme sebep olmuştu. Edwin'in tiksinç dudaklarına yapışarak beni tehdit olarak algılamaması için ilk adımımı attım.

Ardından kendini iyice kaptırdığını hissettiğim anda yavaşça ikimizi de ayaklandırıp onu tırpanın yakınındaki duvara yasladım. Bir süre sonra iyice bana odaklanıp gözlerinin kapalı olduğu anda ise acı içindeki kolumu yavaşça tırpana uzatarak elime aldım. Yapacağım şeyin ne kadar doğru olduğunu düşünmeksizin intikam ateşiyle yanıp kül olurken bedenimi ondan uzaklaştırıp göğsüne hızla sapladım tırpanı.

Sondu... Acılara son, gözyaşlarına son, korkaklığa son.
Acı bir şokla gözleri sonuna kadar açılmıştı. Tırpanı bedeninden yavaş, acı verici şekilde çekerek çıkardım. Ardından bir çuval gibi yere düşüşünü gurur ve çocukça bir korku ile izledim.

Ama biraz sonra vücuduma doğru fışkıran kanlar ürpermemi ve durumun ciddiyetini kavramamı sağladı. Birini öldürmüştüm! Ben birini öldürmüştüm... Katil olmuştum...

"HAYIR!"

Çığlıklarıma uyanarak gözlerimi korku içinde açtım. Sabah olmuştu.
O an gözlerimde beliren geçmişimden kesintilerle yüzümü parçalamak istercesine tırmaladım. Ağlamıştım... Rüyanın dışında gerçekte de gözlerim yaşlar içindeydi. Geçmişin peşimi bırakmamasının öfkesiyle demirlikleri sanki elimi kırmak istercesine yumrukladım. Ellerimi artık acıdan hissedemeyecek hale gelene kadar yumruklarım. Öfkemle, nefretimle ve intikam ateşimle savaşıp, baş ettikten sonra beni zavallı gibi hissettiren gözyaşlarımı silerek oturur pozisyona geçtim.

"Ne gördün rüyanda?"

"Sana ne Kendric. Kendini benim kurtarıcım falan mı sanıyorsun?"

"Hayır, seni kurtarmaya çalışan yok! Aptallaşma, sadece meraktı benimkisi."

Çenemi kastım sözlerinin beni germesinden sebep. Ve "Aptal olan sensin! İyi bir plan yapıp bizi kurtarmayı bile başaramadın!" diyerek altta kalmayı sevmeyen Tilkilerime konuşma hakkı verdim.

"Coraline, yeter artık. Empati kurmanı sağlamaya çalışıyordum sadece." dedi gergin ama bir o kadar üzgün bir ifade ile.

O an hissettiğim pişmanlık ile birbirine girmiş olan saçlarımı çekiştirdim.

Zarar veriyordum; insanlara, kendime ve en önemlisi sevdiğim, değer verdiğim kişilere.

Kendimden böyle anlarda korkuyor neler yapacağımı kestiremiyordum. Fazla kırıcı, yıkıcı olabiliyor benliğimi kendimi kaybediyordum. Bundan kurtulmak için her yolu denemiştim. En sonunda çözümü insanlardan soyutlanmakta bulmuştum. Bana kimse zarar verememişti. Kendime zararı dokunan tek kişi bendim.

Bacaklarım kendi açtığım pişmanlıklarla dolu hançer ve yanık izleriyle kaplıydı. Bir nevi yaşamın öcünü kendimden çıkartıyordum. Beni tek korkutan kişi bendim... Yaşamdan öç almak değil keyif almak gerektiğini zamanla anlamıştım. Ama onu bile başaramamıştım.

"Üzgünüm. Bazı anlarda kendimi ben bile tanıyamıyorum" dedim çünkü bunu bilmesi gerektiğini hissetmiştim. Beni tanıması ve anlamasını istiyordum nedense.

"Gece boyu inleyip, ağlayıp durdun. Kaç kere seslensem de bir türlü uyandırmayı başaramadım." dedi ve biraz duraksadıktan sonra devam etti "Seni bu hale kim getirdi Coraline?"

Bastırmaya çalıştığım ağlama hissi ağzımdan dökülen acı dolu "Beni korkuttular Kendric... Çok korkuttular. Bende istemeden hiç bana benzemeyen birini yarattım içimde." kelimelerimle beraber açığa çıkarak gözlerimden yaşlar akmasına neden oldu ve ardından hıçkırıklar eşliğinde ağlamaya başladım.

"Unutma Coraline, fırtınada nereye tutunsan yeridir. Ama o an tutunduğun şey inan her şeyden önemlidir."

Demeye çalıştığı şeyi anlamıştım... Hayat insana fırtınalar yaratıyor sağlam bir dayanak bulabilmesi için olanak sağlıyordu. Dayanak bulabilmek bizim elimizde olsa bile anın korkusuyla denize düşenin yılana sarıldığı gibi ne bulursak sağlamlığına güvenip tutunuyor, ardından yarı yolda kalmanın acısını yalnızca kendimiz çekiyorduk. Ve devam etti:

"Fırtınada kuru bir dala tutunursan kaybolursun Coraline. Yapma!"

Bahsi geçen kuru dal, kimi zaman bir kişi, kimi zaman bir eylem, kimi zaman ise bir duygu olabiliyordu. Kayboluyor, afallıyorduk. Kaybolmak... İnsan kendi içinde de kaybolabilirdi her an. Kendi özüne yabancı olabilirdi mesela. Sanki hiç kendini tanımamış gibi.

"Şimdi anlat bakalım ne gördün rüyanda?"

Derin bir nefes alıp yüzümdeki ıslaklığı elimin tersiyle sildim. O an geçmişin ağırlığını en tozlu rafa kaldırarak anın ciddiyetine varmayı tercih ettim.

"İnan benim rüyamdan daha ciddi meselelerimiz var Kendric. Douglas'ı uyandırıp şu anki duruma bir çare bulmamız gerekiyor" dedim endişe içinde durumun ciddiyetini daha fazla benimseyerek. Çünkü şu an ki durum öyle basit bir şeye benzemiyordu. Kraliçe ya da her kimse eğer ciddi bir şeylerin peşindeydi anlaşılan.

Kendric bulunduğu demirlerin arasından Douglas'ın kafesinin bulunduğu tarafa iyice yaklaşarak ismini bağırdı. Yüksek sesin sonucunda Douglas uykunun şokuyla tikleyerek kafasını kaldırdı. Biraz sonra bağıranın Kendric olduğunu anlayınca homurdanarak ayaklanmıştı.

"Tanrım! Uykudaki birini hep böylemi uyandırırsın Kendric, yoksa bana özel bir fantezimi bu?"

"Sana özel sevgi değer Douglascım. Bendeki değerin paha biçilemez" diye Kendric alayla karşılık verdi, gülerken.

Ayılmasıyla durumu tekrardan fark eden Douglas iç geçirdi sıkıntıyla.
Üçümüzde kafesimizin içine oturmuş endişe içinde çözüm arıyorduk kendimizce.

Nedenini bulamadığım bu durum gittikçe can sıkıcı hal almaya başlamıştı ve eğer bir çıkış bulamazsak sonumuz muammaydı.

"Ben acıktım." dedi karnını tutan Douglas. Benimde aynı durumda olduğumu belli etmek adına elimi havaya kaldırdım, çünkü dün sabahtan beri ne yemek yemiştim ne sıvı bir şey tüketmiştim "Zaten kahvaltı burnumdan geldi" dedim sesli şekilde söylenirken.

İkisi de birbirini baştan aşağı incelemelerinin ardından başlarını eğerek yerle bakışmaya başladılar. Douglas'ın aksine Kendric pişmanlıkla değil de bir şeyler düşünmek için eğmişti kafasını. Odaklanmak ister gibi.

Küçük bir kafesin içinde dünden beri beklemenin ciddiyetini yeni kavrıyor gibiydik sanki. Hepimizin üstünde adeta bir kasvet bulutu yer almıştı. Bu bulut Douglas'ta öfke yaratırken Kendric'te düşünceye dalışları arttırmıştı. Bende ise içimden bir canavar çıkacakmış gibi hissettiriyordu.

Saatin sabahın erken saatleri olduğunu belli eden kuş sesleri ve serin kokulu hava daha vaktimiz olduğunu gösteriyordu. Fakat yine de tez vakitte buradan kurtulmamızın bizim lehimize olacağı mutlaktı.

Aniden ayaklanarak ellerimi çarptım birbirine.

"Başlayın!"

"Ne?" dedi aynı anda ikisi de anlamsız bakışlar atarken.

"Diyorum ki başlayın! Denemekten zarar gelmez. Bir çözüm bulmayı deneyin." diye devam ettim emir veren cümleme. Beklemekten fayda gelmeyecekti anlaşılan. Bizde bir çözüm bulmak adına her yolu denemeliyiz diye düşünerek kafesin altınındaki Demir'in sağlamlığını kontrol etmeye başladım belki vardır zayıf bir noktası.

Tıpkı bir kanguru gibi en son gücümle zıplayarak kırmayı deniyordum. Ama bunun pek bir çözüm sağlamayacağını anlayarak uzunlamasına olan demirlere tırmanmayı deneyerek kafesin üst kısmının bir sonuç kazandırıp kazandırmayacağını öğrenmeye çalıştım. O sırada kafayı sıyırmış gibi öfkeli davranan Douglas demirlikleri tekmeliyor bağırıyordu. Kendric ise derin düşündeler içinde kilidi çözmeye çalışıyordu ama anlaşılan onlarda en az benim kadar başarısızdı.

"Tanrı aşkına dostum şu demirleri deli gibi tekmelemeyi bırak da kilide bak. Bizi kurtaracak olan demirlikler değil kilitler. Coraline bu senin içinde geçerli!"

Haklıydı belki, fakat herkesin aynı şeyi denemesinin zaman kaybı olduğunu söylemem Kendric'in bana aptala bakar gibi bakmasını sağladı.

"Sizin bir yerleri tekmeleyip, demirlere tırmanmanız ne karar zaman kazandırıyor peki Coraline?"

O an neden aptala bakar gibi baktığına hak vererek sağlam bir haykırı kopardım. Düştüğümüz hal, hal değildi. Ve yaptığımız saçma hareketleri bir başka kişiden duymak fazlasıyla gülünç gelmişti. Bundan ötürü yerde delirmiş gibi gülerek durumun ne kadar komik bir hal aldığını fark ediyordum.
Bilmem kaç saattir üç kafesin içinde yer almış akıl almaz hallere girmiştik ve nasıl çıkacağımızdan bihaberdik. Bir süre sonra gülüşüm yavaşça sinir krizine dönerek kendimi bir anda çığlıklar içinde demirlere kafa atarken buldum.

Biraz zaman sonra kafamda hissettiğim sıcaklık ile duraksayarak elimi saçlarımın arasına götürdüğümde elime bulaşan; kırmızı, yapışkan sıvıyı kirler içindeki eteğime silerek "Sıkıntı yok kanama çok ciddi değil." diyebildim. Pek bir kanama yoktu birazdan dururdu fikrimce. En azından öfkemi dindirdi.
O an gözüme takılan şey ile kafesin dışındaki çimenle süslenmiş toprağı deşmeye başladım. Belli ki bir oyunun içindeydik ve belki çıkmamız için toprakların arasına anahtar veya bir ipucu koyulmuştur diye düşündüm.

"Sizde bakın çimlerin arasına. Belki bir şey çıkar."

Cümlem ile ikisi de benim gibi çimleri yoklamaya başladı. Fakat yarım saati aşkın sürenin sonunda anladım ki varsayımım pek de elle tutulur değildi. Anahtar bir yana işe yarar hiçbir şey yoktu etrafımızda. Öfkeyle çığlık attım ormanın derinliklerine kadar ulaşacak yüksek bir sesle.

Ardından kendimi yere bırakarak bıkkın şekilde gökyüzünü izlemeye başladım. Gecenin aksine gökyüzü apaçık maviye boyanmış, ona eşlik eden güneşin kudretli ışığı ile sarıya çalan menevişlere sahipti. Kuşların cıvıltılı sesleri, yeşilin her tonu bulunan orman manzarası ve burnuma çalan hafif soğuk meşe ve toprak kokusu muazzam bir ortam yaratıyordu. Bunca güzelliklerin içinde bulunup tadını çıkaramayacak bir konumda olmak ne acıydı...

Kanaması durmuş olan başımın ağrısı yeni yeni beliriyordu. Ağrının gitgide artmasıyla ağzımdan acı dolu iniltiler çıktı.

"İyi misin? "

"Başımı fazla sert vurdum sanırım... " diye cevap verdim Kendric'e.

"Coraline içten içe kendini yediğinin farkındayım. Şu an bende aynı durumdayım fakat kendimi hırpalamıyorum senin gibi. Sende kendine zarar vermeyi bırakmalısın!"

Kendric'in mantıksal konuşmaları fazla haklı olduğundan kaynaklı sinirimi bozuyordu. Ama yine de kabul etmeliydi ki biz sadece mantığa dayalı varlıklar değildik, duygularda yer alıyordu bu et parçası gibi görünen küçük bedenlerin içinde. Kendric'in dediği gibi böyle bir durumdayken öfkenin ve diğer duyguların pek bir yeri yoktu belki ama mantıkla da bir ilerleme kaydedemiyorduk.
Ağlamak, haykırmak ve kendim dâhil her şeyi parçalamak istiyordum. Çözüm bulamama düşüncesi içimi yiyor, endişem artıyordu. Korkusuz sandığım kendim, sanki aptal bir ürkek olduğunu yavaştan hatırlatmaya başlamıştı tekrardan.

"Hepsi senin işgüzarlığın yüzünden geldi başımıza Douglas! Ben paçayı kurtarmaya çalışırken her şeyi mahvettin!" dedi öfkesi gün yüzüne çıkmaya başlayan, gerginliği gözlerinden okunan Kendric.

"Nerden bilebilirdim dostum! Kendi başına bir şeyler yapmaya kalkmasaydın sende."

"Her şeye burnunu sokmasan bunlar başımıza gelmezdi."

İkisinin ölümcül, ateş saçan bakışları gittikçe gergin atmosferi artırıyor zaten var olan karmaşaya karmaşa katıyordu. Birbirini öldürmek isteyen iki insan gibi davranıyorlardı. Aynı yerde bulunsalar bir kaşıkla boğarlardı birbirlerini zannımca. Sakin olmalarını söylesem de nafile yüksek sesli, strese sokan kavgalarının ormanın öbür ucundan duyulduğuna neredeyse emindim.

"Lanet olsun geçmişi bırak da bir fikrin varsa bize düzgün bir çare bul!" diyerek Kendric'e kahırlar yağdırmaya başladı. Çaresizliğin insanoğlu üzerinde bıraktığı gereksiz baskı olmayacak duygulara sokuyor, mantığını hiçe saydırıyordu.

"Bir fikre sahipmişsin gibi konuşma Douglas! Kolay bir şey olsa seni burada bırakıp Coraline ile ikimizi çoktan çıkartmıştım bu kahrolası yerden, emin ol!"

Dişlerini sıkarak konuşan Kendric'i ilk defa bu kadar öfkeli görmüştüm. İki gündür tanıdığım kadarıyla fazla rahat ve mantıksal biri olan Kendric gitmiş yerini çaresiz ve sinirli bir Kendric almıştı sanki. Bana güven veren rahatlığa bir sahip olan bu kişinin gitmesi hoşuma gitmemişti. Aramızda çözüm odaklı olan tek kişiyi de kaybetmiş gibi hissetmek beni boşluğa düşürmüştü...

"Kendric tanrıya dua et ki buradan çıkmayı başardığımda canını almayayım!"

"Lütfen al canımı! Seninle aynı yerde bulunmaktansa ölmeyi yeğlerim."

"Yeter artık! Kendinize gelin. Saçma sapan kavgalarınızı sonraya saklayın, şuan yeri değil."

Odakları üstüme çekmeyi başarmıştım yükselen, buram buram isyan kokan sesimle. Buradan kurtulmamız gerekiyordu. Nasıl olursa olsun kurtulmamız gerekiyordu...

Kafamı demirlere yaslayarak mantığımı yürütmeye çalışıyordum ama olmuyordu. Duygularım böyle bir durumda hep bir adım öndeydi. Yetiştiremiyor, mantığımı duygularımın önüne geçiremiyordum.

"Douglas, bakışlarını biraz daha Coraline'ın üstünde görürsem o küçük gözlerini oyarım!"

Kendric'in tehditkâr cümlesiyle başımı Douglas'a doğru kaldırdığımda gözleri dolmuş şekilde bana baktığını gördüm. Beni bu durumda görmek onu üzmüş gibi görünüyordu.
Douglas'ta anlam veremediğim birtakım gariplikler vardı. Sanki öfke onu başka birine çevirmişti... Evet, duygusal biriydi ama bu, sanki biraz daha farklıydı. Kendric'in her kelimesi ile daha da tahrik oluyor, değişik bir hâle bürünüyordu.

Ve Kendric'in "Douglas bakmayı kes!" demesi bardağı taşıran son damla olmuştu.

"Kes çeneni aptal kahraman!" diyerek kafese attığı yumrukla iki demiri ince bir dal gibi ortadan ikiye parçaladı. Karşılaştığım bu manzarayla ağzım açık kaldı.

Hala bir inancım olan tanrıya:

"Tanrım bu da neyin nesi!" diye şaşkınlığımı dile getirdim.

Gördüğümün gerçekliğini sorgulamak istercesine gözlerimi ovarak tekrar baktım... Gerçekti. Resmen Douglas demirleri tek hamlesiyle ikiye ayırmıştı. Tek biz değil bu durum Douglas'ında beklemediği bir şey olmalı ki gözleri bizimle yarışır derecede hayretle açıldı.

"Bu nasıl oldu?" dedi, şaşkınlıkla sesi kısılmış olan Douglas. O an kendinden korktuğunu görebiliyordum gözlerinde.

Kırılan demir parçalarının arasında eğilerek kafesin dışına çıktı ve benim bulunduğum kafesin önüne doğru geldi. O da gerçekliğinden şüphe etmiş olsa gerek ki ayılmak istercesine kendine hafif bir tokat attı. Ama gerçek olduğuna emin olduktan sonra egosunu okşayan bu durumla üstünlüğünü belli etmek için "Demek beni bırakıp Coraline ile çekip gidecektin kahraman bozması Kendric." diyerek demir korkulukları hiç çaba göstermeden eliyle araladı.

Aralanan demirlerin arasından şaşkınlıkla çıkarak özgürlüğe kavuştum.

"Hadi gidelim" diye elimden çekiştiren Douglas'a Kendirc'i işaret ederek "Ya Kendric?" diye sordum ama bunu duymayı pek hoş karşılamayarak "Ona bu kadar değer vermeni sağlayan şey ne Coraline!" diye bağırdı.

"Ona bağırmaya sakın cüret etme Douglas. Ölümün benim elimden olur!" diye karşılık veren Kendric'e alaylı, küçümser bir ifade ile bulunduğu yeri işaret etti. Hiç konuşmasa da aşağılayıcı bakışları sanki "Bunun içindeyken mi?" der gibiydi.

"Lanet olası çıkar beni sana kim olduğumu göstereyim. Şartlar eşit değil!" demesine aldırış etmeden arkasını dönen Douglas'a tekrardan "Douglas, çıkar beni!" diye bağırmasıyla Arkasını bir hışımla dönerek Kendric'in önüne kadar geldi.

"Ya ne yaparsın?" dedi gözleri öfkeyle simsiyah olurken.
Derin soluklar veren Kendric sakinliğini korumaya çalışsa da mimikleri gizlemeyi denediği öfkesini açığa veriyordu. Douglas hâlâ kendisinin bile farkında olmadığı gücünün kendisine kattığı kibirden olanların sebebini hiç düşünmüyor ve egosu ile Kendric'i aşağılamaya çalışıyordu. Kendric'te kendini kaybetmeye başlamıştı ama Douglas'ın aksine donuklaştı. O an gözlerinin sarıya dönüşünü görünce başımdan aşağı kaynar sular döküldü. Ve Douglas'ın gözlerine kitlendi, avına odaklanmış bir aslan gibi.
"Sana dedim ki; beni çıkart!"
Etki altına girmiş gibi davranan Douglas aldığı komut ile sorgusuz şekilde Kendric'in kafesinin demirlerini bir canavar edasıyla parçaladı...

Neler oluyordu bilmiyorum ama pekte iyi şeyler değildi diye düşünüyorum... Alışık olmadığım ve aslında diğerlerinin de alışık olmadığına emin olduğum bu durum kafamı oldukça karıştırmıştı. Şaşkınlık içinde Douglas ve Kendric'in gururla hayreti aynı anda taşıyan yüzlerini izliyor, nasıl bir duyguyla tepki vermem gerektiğini kestiremiyordum. Tek yapabildiğim gözlerimle ağzım açık şekilde ikisinin arasında mekik dokumak oluyordu. Küçüklüğümden bu yana insanüstü şeyler saçma ve inanılması zor şeyler olarak gelirdi. Fakat şu an yaşadığım şeyler bütün algımı bozmuş afallamama sebep olmuştu.

"Nasıl yaptın bunu?" dedim Kendric'e endişeyle bakarken. Onlarda korkuyordu. Hem kendilerinden hem birbirlerinden, bunu anlamak güç değildi. Kendric yan şekilde aralıktan çıktıktan sonra derin nefes verdi.

"Demek beni öldürecektin Douglas!" demesinin hemen ardından sağ çenesine sağlam bir yumruk atması bir oldu. Douglas küfürler saydırarak kendine gelip Kendric'e saldırmasıyla birbirine giren iki genci ayırmak için aralarına girmeyi denedim. Ama tahminimden daha zor olmuştu bu uzun boylu iki kişiyi birbirinden ayırmak. Douglas'ın yere serdiği Kendric acıyla bağırdı ve üstüne abanan Douglas'ın gözlerine sadece bakarak üzerinden kalkmasını sağladı. Bu yeni fark ettikleri lüzumsuz güçler onlarda anlaşıla kibir yaratmıştı.

Kendric daha ayağa kalkmadan ortalarına geçerek, uzun süren çabamın sonunda ikiliyi ayırmayı başarmıştım.

"Kendinize gelin Tanrı aşkına, yoksa sizi ben öldürürüm!" diyerek kendilerine gelmeleri için ikisine de çocukları kavgaya tutuşan bir anne edasıyla sağlam bir tokat geçirdim. "Bu ormandan kurtulasıya kadar yalvarırım sakin durun." dedim ve ses tonumu biraz sakinleştirerek "Sonra yiyin birbirinizi umurumda olmaz." diye devam ettim.

İşe yaramıştı, birazda olsa sakinleştirmeyi başarmıştım.
Öğlene yaklaşan vakit güneşin rahatsız edici tepedeki ışığıyla belli oluyordu. Bu bulunduğumuz yer iki krallığı birbirinden ayıran Cotava ormanıydı. Çünkü bu krallığın sahip olduğu başka bir orman bulunmuyordu. Bu ormanın eğer en sonunda bulunuyorsak büyüklüğünü hesaba katıp aşağı yukarı bir saatlik yolumuz olduğunu kestirebiliyordum. Fakat asıl sorun ormanın neresinde olduğumuzdu. Eğer yanlış tarafa doğru gidersek Gallavia krallığında kendimizi oklar eşliğinde öldürülürken bulabilirdik. Bu ormana ilk defa geldiğim için hiçbir fikrim yoktu, nerede olduğumuz ve nereye gideceğimiz hakkında.

"Şimdi ne yapacağız?" dedim sıkıntıyla etrafı gözlemlerken. Kendric gurur gülüşüyle "Beni takip et." dedi sadece.

"Kaç kere geldin ki bu koca ormanı ezberleme fırsatın oldu?"

"Ben Amberreach'liyim Coraline. Çocukluğum bu ormanda geçti."

Anladığımı belli ederek peşinden gitmeye koyuldum. Douglas ise benim yanımda yeri almış bakışlarını üzerime çevirmişti.

"Hepimizin yaşı demek ki bundan dolayı aynı!" dedim parçaları yerine oturtarak ve devam ettim "Bir sebepten dolayı özel güçlere sahipsiniz ve kraliçenin bizi sarayda ağırlama sebebi bizzat bu" diyerek parmağımı şaklattım.

"Bu özelliğe sadece bizim sahip olduğumuzu sanmıyorum. Eğer sizi de ağırladıysa bu sizin de benzer güçlere sahip olduğunuzu gösteriyor." dedi durumu açığa kavuşturmama yardım etmek isteyen Douglas. Haklıydı ve belli ki bizi bu oyuna sokma sebebi de sadece buydu.

"Peki, sizce kraliçe nerden biliyor bizim özel güçlere sahip kişiler olduğumuzu ve bize ne yapacak?"
"Bizi yiyecek hali yok Coraline. Saraya varınca öğreneceğiz her şeyi sabret." diye cevap verdi sorularımdan sıkılmış gibi duran Gözlüklü Gizem.

Biraz ilerledikten sonra Douglas yanımızda bulunan elma ağacına uzanıp, kırmızının en koyu rengindeki olgun bir elmayı kopartarak bana uzattı. Bakışlarım Kendrice'e döndüğünde Douglas'a hiddetli bakışlar attığını gördüm. Bu ikilinin arasındaki husumet git gide derinleşiyor, bir arada olmaları birbirlerine olan nefreti sanki yavaş yavaş artıyordu.
"Acıktığını duymuştum küçük hanım." dedi Douglas yüzüne içten bir gülümseme takınarak. Aynı gülümsemeyle karşılık vererek nazik hareketlerle elmayı elime aldım.

Biraz sonra yürümekten yorulan ayaklarımın vücudumu taşımamasıyla durarak nefeslendim. Benim nefeslenmemi, yorgunluğumun geçmesini bekleyen Kendric ve Douglas karşımda kollarını bağlamış yan yana dikiliyorlardı. Bu saçma hareketleri beni küçük aciz bir çocuk gibi hissettiriyor sinirlerimi bozuyordu.

"Yolunuza bakın!" dedim nefes nefeseyken. İkisinin birbirine bakmasından sonra tavırlarından taviz vermeden yerlerinden bir adım bile kıpırdamadılar. Bıkkınlık ile nefes vererek ayaklandım, ardından tekrar yorucu yolculuğa devam ettik.

☽♔☾

Uzun süren yürüyüşün sonunda sonuna gelmiştik. Havanın yavaştan kararmasıyla etrafı net göremediğimiz için geceyi burada atlatmaya karar vererek çimenlik ve ağaçlar ile çevrili bir alana kurulduk.

"Ateş için birkaç çalı ve odun bulup geliyorum." dedi Douglas. Ardından yavaşça karanlığın içine yürürken gözden kayboldu.
"Sence kraliçe bizi bundan dolayımı seçti? Özel güçleriniz olduğu için." dedim Kendric'in ay ışığıyla birazda olsa seçebildiğim yüzüne bakarak.

"Büyük ihtimalle öyle Coraline. Fakat sadece bizde değil Douglas'ı sevmesem bile onun dediği gibi senin ve diğerlerinin de özel güçleri olduğuna eminim."
Yürürken cevap alamadığım "Bizi ne yapacak?" sorusunu kafamdan def ederek aklımı başka soruyla meşgul ettim.

"Sence benimki ne?" diye sordum merakla. Kaşını kaldırarak sadece "Anlamadım?" dedi.

"Benim diyorum, özel gücüm ne sence?" sorumla biraz düşünerek yanıt verdi "Akıllara durgunluk getiren caziben." diyerek yan gülümseme sergilemesine sadece bakakaldım. Ne denirdi ki zaten böyle bir şeye? Kendric'e bakarken gözlerinin sarı gözlü bir yılan gibi parlamasıyla korku içinde vücudum titremeye başladı...Derin nefes alış verişlerimle kalbim hızlanmış görüşüm bulanıklaşmıştı. Ardından vücudumdan ruhumun çekilme hissiyle gözlerimi kulağımdaki uğultunun rahatsız etmesiyle kapattım.

☽♔☾

"Sen ne yapıyorsun!"

"Üzgünüm, amacım sadece..."

"Sus lütfen Kendric!" diyebildim sadece ve hızla ayaklanarak yürümeye başladım. Arkamdan gelen ayak seslerine aldırış etmeden yürümeye devam ettim. Dudağımdaki ıslaklığı elbisenin koluna silecekken hızı yükselen ayak sesleri yanımda durup kolumdan çekiştirerek yüzümü ona döndürdü.

"Özür dilerim Coraline Biliyorum yaptığım affedilir bir şey değildi ama o an hislerime yenik düştüm."

"Beni rahat bırak Kendric!"

"Özür dilerim."

O an geçmişimin acısını tazeleyen hüzünle gözyaşlarımı tutamadım. Nedenini anlayamıyordum fakat yıllardır akmayan gözyaşlarım, körelmiş duygularım Kendric'in yanında açığa çıkıyorlardı. Bu hoş değildi. Alışmış olduğum benliğimden uzaklaştırıp bana yeni bir benlik yaratıyordu. Uzun yıllar önce mezara gömmüş olduğum küçük kızı yeniden diriltiyordu...

Acı içinde akan gözyaşlarımın yüküyle yere çöküverdim, toprakların dizlerimi acıtmasını umursamadan. Kendric'te benim gibi dizlerinin üzerine çökerek bedenimi kollarının arasına aldı. Ona ilk defa bu kadar yakın olmak tüylerimi ürpertmişti. Kokusunu ilk defa alıyor teninin güven veren sıcaklığını ilk defa hissediyordum. Vücudundan yayılan kendine ait erkeksi koku başımı döndürmüştü. İlk defa birinin kokusunda huzur bulduğumu fark etmiştim o an. Başımı ellerinin arasına alarak göz göze gelmemizi sağladı.

"Sana bunu kim yaptı Coraline?" diyerek özenle seçtiği kelimeler mızrak gibi kalbime saplandı. Zaten akmasını durduramadığım gözyaşlarım hışımla akmaya başladı. Geçmişin acısını defalarca kez tatmanın ağızımda bıraktığı mayhoş tat midemi bulandırmıştı. Yüzümü ekşiterek kapalı olan gözlerimi araladım.

"Ben üç kişinin katili oldum Kendric. Bana çok güvenmemelisin. Çocukluğunu bile öldüren biri inan senin gözünün yaşına bakmadan parçalara ayırır."

Sözlerim canını yakıyordu ama benim kadar acı çekemeyeceğine de emindim. Beni acınası biri olarak görmemeliydi, bazı gerçeklerin gözünü korkutmasına ihtiyacım vardı. Bana karşı davranışlarına dikkat etmeli, sınırlarımı bilmeliydi. Ben oyuncak değildim, her ihtiyacı olanın oynayabileceği.

"Özür dilerim." dedi yutkunarak "Sadece... Çok güzelsin Coraline. Ama bir o kadar da vahşi. Böyle sonuçlanacağını düşünmemiştim. Ne hipnoz etmeyi başaracağımı nede bu konuda bir yaran olduğunu tahmin etmemiştim inan bana çok üzgünüm" dedi mahcupluğunu gizlemeden. Az önce yaşanan senaryo beni delirtecek cinstendi. Son bakışmanın ardından bilinç kazanınca hatırladığım şey geçmiş yaralarımı deşmişti.

Biraz önce:

Douglas'ın odun bulmak için gittiği anda Kendric'in bana kitlenen bakışları sonucu ruhum resmen bedenimden çıkmıştı. Gözlerinin parlaklığı ruhumu sanki gözlerinden içeri çekmişti ve bedenim Kendric tarafından verilen emirle dudaklarına yapışmıştı.

Bedenimin benim yetkim olmadan yaptığı bu yakışık olmayan hareket geçmiş anıları depreştirmiş ruhumu adeta ağlatmıştı. Sadece seyirci gibi hissettiğim, yönetimin elimde olmadığı bu olaydan birkaç dakika kadar sonra kendime gelerek dudaklarımı aceleyle dudaklarından uzaklaştırdım.
Yaşanan geçmiş ve daha deminki olayın etkisinden çıkmayı deneyerek konuşmaya başladım:

"Beni, seninle öpüşmeye zorladın Kendric! Buna karşı nasıl bir tepki vermemi bekledin ki?"

"Zorlamadım."

"Beni hipnoz edip kendini öptürmen de zorlamaya girer Bay Huceste." bu kelimenin ağzımdan kaçmasıyla çocukça hareketle ağzımı kapattım. Anlamını bilmediğine emin olduğum bu kelime yine de ona özel olduğundan hoşuna gitmiş olacak ki gülümsemesinin arasından "Ne?" kelimesi çıktı.

"O da ne demek?"

Cevap vermeden ayağa yavaşça kalkarak bulunduğumuz yere doğru ilerlemeye başladım utançla. Bu kelimenin ağzımdan dökülmesi hiç hoş olmamıştı. Babamın, anneme sevgisini belli ederken kullandığı, hangi dile ait olduğunu bilmediğim bu kelimenin bir anda çıkması beni arlandırmıştı.
Bulunduğumuz alana geldiğimiz de Douglas'ın öfke içinde bakışlarına maruz kaldım.

"Neredeydiniz?" dedi sinirini gizlemeye çalışırken. Douglas'ın yönelttiği soruyla Kendric'in bakışları beni buldu. Konuyu değiştirmek adına uykumun geldiğini dile getirerek biz gelesiye kadar yakılmış olan ateşin yanına bir kedi gibi kıvrıldım.

Yorulmuştum bedenen ve ruhen. Gözlerimi karanlığa doğru kapatarak ateşin mayıştıran sıcaklığıyla bedenimdeki ağrıların yavaşça kayboluşunu izledim. Günün yorgunluğunun uzanmamla yeni yeni çıkması uykumu arttırıyor zihnim yavaştan dalgalanıyordu.

Biraz sonra gözlerimi sön kez yavaştan açarak ortamın nabzını ölçtüm ve sıkıntının olmadığına emin olduğum anda ruhumu rüyalar âlemine, bedenimi bir süre dinlenmeye yolladım.

☽♔☾

Kuvvetli sarsılmanın etkisi ile korku içinde gözlerimi açtım. Kendric'in kucağında sabaha yüz tutmuş sarımsı havada koşarak kaçtığımızı görünce neyden kaçtığımızı öğrenme içgüdümle arkamı döndüğümde gördüğüm şeyle telaşa düştüm. Arkamızda ağzından salyalar akan bir kurt bulunuyor, peşimizden koşuyordu. Kendric'e yük olmamak için hıza kucağından atlayarak yanlarında koşmaya başladım. Kurttan kaçmamız ne kadar mantıklıydı bilmiyorum ama kaçmamamız ondan daha saçma bir seçenek gibiydi.

Çok geçmeden üstümde hissettiğim ağırlıkla acı içinde yere devrildim.

Kurt üstümdeydi... O an yaşamım bir, bir gözlerimin önünden geçmeye başladı; Çocukluğum, gençliğim ve bütün geçmişim gözlerimin önünden akıp gidiyordu adeta.

Aldığım sağlam pençe darbeleriyle çığlık atıyor, tahminimce ölüm öncesi son anlarımı yaşıyordum. Korkuyla ittirmeye çalıştığım kurt üstümden gitmek bir yana karış bile kımıldamıyordu. Kendric ile Douglas ne kadar yardım etmeye çabalasa da işe yaramıyor sadece ölüm süremi birkaç saniye arttırmayı başarıyorlardı. Neden o lanet güçlerini neden kullanmadıklarını sormak istemiştim fakat bağırmaktan başka bir ses çıkartamıyordum.

O an ölümün korkusuyla çığlık atacağım sırada sesim alışık olduğumdan daha farklı çıkmış ve kurttun altında bedenimin küçülmesiyle kaçmayı başarmıştım. Ayağa kalkmayı denediğimde dondurucu bir korku sardı bedenimi çünkü:

ZATEN AYAKTAYDIM...

Ve fark ettim kafamdaki Tilkilerin aslında ben olduğumu...

Sesimin farklı gelmesi ve anın şokuna aldırmamaya çalışarak normal hızımın iki katı hızla kurdun üstüne koşmaya başladım. Çok uzağımda olmayan hayvanın sırtına doğru zıplayarak boynunu hışımla ısırıp kanlar içinde can çekişmesini sağladım. Karşılık veremeyeceğini düşündüğüm ana kadar ısırıklarımı bırakmamıştım.

Fakat üstünden çekildiğimde arka bacağımda hissettiğim akıl almaz acıyla ağzımdan iniltiler döküldü.

Kafamı arkama çevirerek kör noktası olan burnunu dişlerimle kanattım. Ve acıyla ayağımdan çektiği ağzını kaparak etini koparmak istercesine ısırdım. Çok kan kaybetmesinden dolayı iniltiler eşliğinde çırpınmaya başladı. En sonunda hareketsiz şekilde yere yığıldığı an etrafından uzaklaşarak kenara geçtim ve asıl sorun şimdi başlamıştı.

Elbette bu Tilki bedeninde yaşamımı sürdüremezdim fakat nasıl eski halime döneceğimi de bilmiyordum. Normalden daha küçük kafamı kaldırarak Kendric'le Douglas'a baktığımda şakın bakışlarının üzerimde olduğunu gördüm. Endişe içinde derin bir nefes vermemle ruhum sıyrılıyor gibi hissederek bedenimin eski haline gelişini içten seyrettim. Kolay olmuştu -yani sayılır-.

Fazla anormal olmasına rağmen artık garipseyemediğim bu durum yavaştan hoşuma dahi gitmeye başlamıştı.

Üzerimde hissettiğim fazla serin hava ve bakışlar ile kafamı aşağı eğdiğimde çıplak bedenimle karşılaştım. Utanç ile üstümü örterken kafasını çevirmelerinin sayesinde iki adım ötemdeki elbiseyi alarak hızlı şekilde üstümü giydim.

"Bu anı hafızanızdan silseniz iyi olur. Yoksa bir dahakine kurt yerine sizi parçalarım" dedim şaka içeren, utanç etkisiyle öfke içinde. Utançla yanaklarımın kızardığını hissedebiliyordum...

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

14okunma 0beğeni 0yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.

Kategoriler ve Temalar

Okumak istediğin dünyayı bul.

Kitap Kategorileri 36

Kitap Temaları 154

abiabilerabilerimabimin arkadaşıabiminarkadasiacıAileAile SırlarıajanAkademi / OkulaksiyonAnlaşmalı Evlilikanneanonimarkadaş grubuArkadaşlıkArkadaştan Aşkaaskeraskerîaskeri kurguaskerikurguaşiretAşkAşk/ Romantikaşk üçgeniAvukatayrılıkb×bbabaBerdelBilim KurgubilimkurguBiyografiblBüyübüyücücadıCinayetçocukluk arkadaşıÇocukluk AşkıDark RomancedarkromanceDistopyadoğaüstüdoktorDostluk#DramDuygusaldüşmanDüşmandan Aşkaeğlenceejderhaenemies to loversFantastik#felsefefutbolGeçmişgenckurguGenç edebiyatgenç kurgugençlikgerçek ailegerçek ailemgerçekailemgerilimgizemGizli KimlikgüchayatHayran KurguhukukHuysuz x NeşeliHüzünihanetİkinci Şansİlk görüşte aşkimkansızintikamİsFadİş Yeri AşkıKaderKaosKaradenizKardeşlikkatilKehanetkomediKomşudan AşkakorkuKraliyetkrallıkkurgukurtadamKüçük KasabaLanetliselise aşkılise kurgusumaceraMafyamahalleMahalle KurgusuMardinmektupmitolojimizahmutluluknefretNefretten AşkaOkulölümörgüt#özlemPatron x ÇalışanplatonikpolisPolisiyePolitik EntrikaPsikolojiPsikolojikPsikolojik GerilimromantikRomantik komediromantizmSahte SevgililikSaraysavaşSeçilmiş KişiSenKul:Maviduslersokagimsevda#sevgisırSırlarslowburnSporsuç#Şiir#takıntıteodenTers KöşetextingtravmaTutkuüniversiteVampirwattpadyalnızlıkYarı TextingYasak AşkyetimhaneZıt KutuplarzorbalıkZorunlu Yakınlık+18