꧁༒☬KRALİYET BALOSU☬༒꧂

Vaveyla Yazarı: Foxy ikBAL

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 5Şu an: ꧁༒☬KRALİYET BALOSU☬༒꧂

"Geldi! Kraliyet faytonu geldi" diye coşkuyla bağırdı Dania. Daha oturmayı bile başaramadığım vişneçürüğü rengindeki koltuktan doğrularak kapının önüne ilerledim. Ev halkıyla sımsıkı sarılarak vedalaşmanın ardından faytona doğru kalbimdeki ağrıyı hiçe sayarak yürümeye başladım. Adımlarım mana bulamadığım şekilde ısrarla geriye gitmemi diliyordu.

"Buyurun hanımefendi."

Faytonun içini gösterdi, saraya götürmekle yükümlü olduğunu düşündüğüm sert mizaçlı, yeşil damask kumaştan mamul takımın içindeki sarışın adam. Dört tane atla çekilen altın rengi şatafatlı faytona bindikten sonra kendini belli eden keskin soğuktan, annemin üşürsün diyerek çıkarken elime tutuşturduğu kürkten şalı omuzlarıma atarak kendimi birazda olsa korumayı amaçladım.

İçi de en az dışı kadar ihtimamla dekore edilmişti. Karşılıklı kırmızı kadife koltukları aydınlatan sarı ışık içeriyi görünür kılıyordu.
Artık harekete geçmişti faytonumuz. Ağırdan ilerlememizin beraberinde gelen huzursuz ateşli okun zehri sardı bedenimi. Hiç gitmediğim bir yere götürülmenin gerginliği değildi bu. Daha çok bir şeyleri haber vermeye çalışan bir sezgiydi sanki.

Kuşkunun bedenimi ele geçirmemesi için kendimi dışarıyı izleyip kafamı dağıtmaya zorladım.
Bir süre sonra o kadar dalmıştım ki dışarının karanlık bile olsa gram eksilmeyen ihtişamına, hareketsizlikten bütün bedenim kansız kalmışçasına uyuşmuştu. Oturmaktan fazlasıyla yorulmuş ve yorgunlukla giderek mayışmıştım.
Uykumu açmak adına muhafızla konuşmayı denesem de görev dışında konuşması yasak olduğundan ağzını bıçak açmıyordu. Birkaç denemeden sonra pes ederek kafamı arkaya yasladım. Faytonun ninni gibi gelen tıkırtıları yüzünden giderek gözlerim kapanıyor, uykum geliyordu.

Uyuyor muyum uyanık mıyım anlamadığım bir anda kapı belirdi gözlerimin önünde. Sonuna kadar açık olan bu kapı güneş kadar parlak bir ışığa açılıyordu sanki. Kapının orada bir siluet kim olduğunu kestiremediğim. Ve beraberinde acı dolu belirsiz bir ses. Hem çok uzak hem yanı başımdan gelen içimi titreten bir ses... Karanlık kaplamaya başladı artık gözlerimi. Ve uykunun benliğimi gittikçe sarmasıyla gözlerimi kapatarak kendimi onun kollarına bıraktım. Nasıl olsa Saraya ulaşınca uyandırırlar.

☽♔☾

Faytonun hareketlerinin kesildiğini hissettiğimde gözlerimi açarak, kısa süren şekerlememi bölmek zorunda kaldım. Sarayın sınırları içindeydim...

Bizimkinin yanında üç fayton daha yerini aldığında içlerinden birinden endamıyla omuzlarını gererek inen gencin görüş açıma girmesiyle nefesimi tuttum. Gözlüklerinin bile örtemediği derin manalı bakışları içime işlemişti. Karnımda hissettiğim ağrı dolu kramp nefes alışımı güçleştiriyordu... Sanki ona ait derin suların içinde çırpınışlar eşliğinde boğuluyormuşum gibi.
Bakışlarının beni bulduğunu fark ettiğim an aceleyle kafamı çevirerek yavaş hareketlerle faytondan indim. Gözden kayboluşunu seyrettikten sonra etrafı incelemeye koyuldum, her şey in bu kadar ihtişamlı ve parlak olması alışık olmadığım bir manzaraydı.

Yaşadığım Baywall adlı Kasaba Fear Wood Krallığının en bilindik, en gelişmiş kasabası olmasına rağmen sarayın ışıklandırmasının yarısına dahi sahip değildi. Her şey mükemmel şekilde tasarlanmıştı. Bize ölümü unutturmak istercesine parlıyordu tüm ışıklar, ağaçlar, duvarlar ve soylu insanlar.
Yanı sıra bu ihtişam gözümü korkutmuştu. Alışık değildim sosyetik bir ortamda bulunmaya. Nasıl dans edilir, nasıl yürünür ve nasıl konuşulur...

Hepsinden bihaber gelmiştim bu 21 yaşıma. Tek bildiğim savunma ve saldırıydı. Nazik, elit bir kız olmayı başaramamıştım hiç, serseri bir erkek gibi yaşamımı sürdürmüştüm daha çok. Şimdi ise hiç bilmediğim bir yerde, hiç olmadığım bir kişilik ile duruyordum, korkardım elbet.

Düşüncelerimden arınarak sarayın taşlı yolunu aydınlatan ışıklandırmaların arasından içeri doğru yürüdüm yanımdaki görevliler ile beraber.
Muhafızların açtığı on kişinin yan yana sığabileceği genişlikte büyük demirden kapının ardından sarayın içine adım attığımda bini aşkın insanın burada yer aldığını fark ettim. Ömrüm boyunca bu kadar insanı bir arada gördüğüm tek bir gün olmamıştı. Devasa on adet sütun üzerinde yükselen bu salon, duvarlardaki çini işlemeler ve geçmiş krallara ait tablolarla soylulara meydan okuyordu. Tavandaki; ortalama bir ev büyüklüğünde avize odayı en güçlü şekilde aydınlatıyordu. Bu benim için tehditkâr bir durumdu, çünkü çok insan çok bela demekti benim lügatimde.

Odamdan çıkmadan önce her şeye hazırlıklı olmak amacıyla bacağıma taktığım hançeri güvende hissetmek adına son kez kontrol ettikten sonra insanların arasından yürümeye devam ettim.

Sarayın içinde ilerledikçe insanların davranışları dikkatimi çekmeye başlamıştı. Kimi çiftiyle beraber pistte müzik eşliğinde dans ediyor, kimi arkadaşlarıyla sevmediği kişilerin dedikodusunu çeviriyor, kimi kendine bir eş bulabilmek adına her yılana sarılarak cilve yapıyor, kimi de ailesiyle beraber geldiğinden ötürü izlemekten başka bir seçeneğe sahip olamıyordu. Herkesin hayatı kendineydi tabi ama düşündürüyordu insana, herkesin kendi hayatının ana karakteri olup dünyayı herkesin başka bakış açısıyla görmesi.

Biraz sonra boş olduğuna emin olduğum daire bir masanın yanına geçerek küçük çaplı ortalığın nabzını ölçmeye çalışıyordum. Gözümü korkutan bir kalabalık söz konusuydu. İnsanların samimiyetsiz kurduğu dostluk ve ilişkilerini görünce neden böyle insanları sevmediğimi bir kere daha kendime hatırlatmış oldum.

Etraftaki çoğu kişinin tek derdi sadece bir eş adayı bulabilmekti, bunu etrafta dolanıp genç kızları dikkatle süzmelerinden fark ediyordum. Zira kim ilgisini çekmeyen biriyle konuşup dansa davet etmeye çalışırdı ki?

O an gözüme bir kızı zorla sürükleyen birine kaydı. Kızın elini morartmak istercesine sıkarak sürükleyen sarışın oğlanın öfkeli yüzünün aksine siyah askılı elbisenin içindeki kızın bu durumdan korktuğuna emin olduktan sonra, çıkışa doğru ilerleyen ikilinin yanına hızlı adımlarla ilerledim. Bir kızın daha adaletsizliğe uğramasına tahammül edemeyecektim. Peşlerinden gittikçe bilmediğim sarayın bahçesinde ağaçların bulunduğu bölgeye geldim, ardından bir ağacın arkasında durduklarında bende köşede merakıma yenik düşerek onları gizlice dinlemeye başladım.

"Lanet olası sürtük, bana bunu nasıl yaparsın!"

"Boris yalvarırım dinle beni. İnan çok sarhoştum, ne yaşandığını kestirebilsem dahi hatırlamıyorum."

"Sen Caleb ile yattın! Onun altına kendini layık gördün. Ve artık benim yanımda yerin yok Dina!"dedi sesi acıyla titrerken.

İşte o zaman her şeyin düşünüldüğü veya görüldüğü gibi olmadığını anladım...

Bazen içsel yargılarımızın tuzağına düşerek yanlış düşüncelerle hareket ediyor, ardından pişman oluyorduk. Yirmi bir yaşında bir kişi olarak çoğu şeyi bildiğimi sanırken hayat kanıtlıyordu bazen, daha ne kadar toy olduğumu. Gittikçe kısılan sesleri duyulmak istemediklerini anlatıyordu bana. Seslerini seçemeyeceğim düzeye gelince pes ederek arkama döndüm. Tam yavaşça oradan uzaklaşacağım sırada basılan kuru ot seslerinin gelmesinden sonra hızımı arttırarak aceleyle uzaklaştım.

Nefes nefese sarayın kapısına varınca biraz duraksayarak gerçekten burada bulunmayı istemeyip istemediğimi sorguladım kafamın içinde. Elbette istemiyordum... Burada neden bulunduğumu tekrar kendime hatırlatarak içeri titrek bir adım attım. Annemi mahcup etmek istemiyordum, baloya çağrıldığımı kim bilir kaç kişiye duyurmuştu şimdiye kadar. Annemi bir kez daha hayal kırıklığına uğratmanın manası yoktu. Arkada çalan ilk defa duyduğum şarkı, birazda olsa kaderin imzaladığı çatmaktan kırışmış kaşlarımı gevşetmişti. Etrafa son kez göz gezdirdikten sonra biraz önce bulunduğum masanın boş olduğunu görerek ora doğru yol aldım. İlerlerken çarptığım, eteğine bastığım insanları hiçe sayarak kapı girişinden hayli uzak hedefime ulaştım.

"Şarap olsa ne iyi giderdi."

Gözlerim garson aramaya başladı fakat birbirine benzeyen insanların arasından garsonu seçebilmek sandığımdan daha zordu. Pistte dans eden onca renkli elbiselerin içindeki çiftler ve masaların etrafına üşüşmüş, sesleri uğultuyla gelen kişiler... Gözlerim etrafta mekik dokuyordu şarap içebilmek uğruna.

"Sendemi sabah gelen davetiye sayesinde kasabandan buraya kadar geldin?" dedi arkamdan gelen kalın erkeksi ses.

Telaşla arkamı döndüğümde sesin sahibinin tanımadığıma emin olduğum uzun boyunu saran koyu mavi takımlı, simsiyah saçlara sahip ve bir gözü diğerine nazaran daha kırmızı olan birini gördüm. Kısa saçlarını özenle şekillendirmişti.

Bir süre sonra anlamadığımı belli eden bakışlarımdan sonra karşımda nezaketle eğilerek kendini tanıttı:

"Ben Douglas, Lostpire'dan geldim buraya seninkinin aynısı mektupla."

"Nerden biliyorsun bayım kasabalı olduğumu ve seninle aynı mektuba sahip olduğumu?" dedim iddialı kelimelerine hitaben.

Omuzlarını gererek kendinden emin bir gülümsemeyle tekrar konuşmaya atıldı.

"Babam Austin bu sarayda muhafız, onun aracılığıyla birkaç kere sarayda bulunma fırsatı yakaladım. Bu sebeple buradaki insanlarla bir kasabalıyı ayırt etmem zor olmuyor ama kendimi üstün gördüğümü sakın düşünmeyin hanımefendi. Bu benimde katıldığım ilk balo, bende bir kasabalıyım. Ve davetiyelere gelirsek herkese özel yazamayacak kadar egoist kraliçeye sahibiz ne yazık ki" diyerek kendini açıklama zorunluğunda hissetmişti. Bende sadece anladığımı belli eder şekilde kafamı salladıktan sonra önüme döndüm.

İnsanları anlamak zor diye geçirdim içimden. Kimi kendinden ödün vermez kimi özgüvensizliğini bir kilometreden belli ederdi. Her insanın kendine has zayıf noktaları, bam telleri ve düşünce yapısı vardı. Buydu bizi eşsiz, uçrak kılan şey belli ki... Farklı olmamız.

Düşüncelerimle olan boğuşmamı tekrar bölen şey "Peki bana isminizi bahşeder misiniz rica etsem." diyerek karşımda dikilen Douglas oldu.

Bana karşı soru sorulmasını sevmezdim. Çünkü çok konuştuğum sıralar kendimi açık edecek şeyleri bir anda dökmeme sebep oluyordu. Bu hoş değildi.
Derin iç çekerek "Coraline bayım, Coraline Goldsmith" diyerek geçiştirdim sadece. Tek gayem bu günü olaysız şekilde bitirmekti.

"Hangi kasabadansın peki Coraline?"

Gözlerime merakla kitlenmiş, muhabbeti arttırmaya çalışır bir tavrı vardı. Öyle ki beni merak eden biri gibiydi tutumları. Ama hoş karşılayamazdım icabı olmayan muameleleri. Gerildiğimi saklamadan çenemi sıkıntıyla gıcırdattım.

"Bunlar sizi neden ilgilendiriyor, sorabilir miyim?"

"Kötü bir niyetim yok, burada kimseyi tanımıyorum ve kendim gibi kasabalı bir kızı gördüğüm için tanışmaya çalışıyorum, hepsi bu"
Amaçladığımın aksine samimi bir gülümsemeyle karşılık verdi. Sanki beni anlıyormuş gibiydi görgüsüzce bakan kahve gözleri. Mahcupluk hissinin karanlığı kararttı benliğimi. Kafamı rahatlatmak gayesiyle, sonunda gelen garsondan bir kadeh şarap isteyerek gerginlikten terleyen ellerimi elbisenin eteğine sildim.

"Üzgünüm, sadece fazlasıyla gerginim. Böyle ortamlara pek alışık değilimdir. Aslında gelmeyi bile düşünmüyordum ama annemin gereksiz ısrarları yüzünden şuan burada bulunuyorum"

Açıklamamı olgunlukla karşılayarak "Anlıyorum, ama gelmen iyi olmuş. Dediğim gibi krallığımız bize öncelik vermeyecek kadar bencil, bundan dolayı çağırmalarının elbet bir sebebi vardır; bende bu nedenle geldim"

Lanet olsun ki bunu zaten biliyordum. Korkumda oydu ya, her an her şey olabilirdi, tedbirli olmam gerekiyordu. Bu yüzden kasvet içindeki bir kanat gibi titrekti ellerim. Gerginlik saçan havayı yumuşatmak için olsa gerek

"Şarkı çok güzel değil mi?" diyerek konuyu değiştirmeye çalıştı iyi hissetmediğimi anlayan Douglas.
O sıra içimde sakladığım başka kişiyle savaştayken kafamla onaylamakla yetinerek gözlerimi etrafta gezdirdim. Ta ki... Önümde eğilerek "Bu dansı bana lütfeder misiniz hanımefendi, rica ediyorum kırmayın" demesiyle bütün o dağım yalnız bir kişiye toplanmıştı. Bela kadar çekici sözlerine yanıtım yalnızca "Ne!" oldu... Çünkü kilitli kapıların arkasındaki ürkek kendim buna hazır değildi.

İlk defa biri önümde eğilerek beni dansa davet ediyordu, ilk defa birinin önümde eğilerek dansa davet etmesine izin vermiştim... Kalbim duyabileceğim kadar yüksek bir sesle çarpıyor, nefesimin ciğerime nasıl işlediğini hissediyordum.

Bu yaşıma kadar kendimi sadece ben korumuştum, kendime ait sınırlarım vardı ve kimsenin sınırlarımı geçmesine izin vermemiştim. Bundan dolayı dansa davet edilmeyi bırak kolay kolay sohbet dahi kuramazlardı benle insanlar. İzin vermezdim, gereksiz yakınlığa tahammülüm yoktu. Ama şimdi... Şimdi bir şey olmuş karşı koyamıyordum içimde sevinçle zıplayan masum çocuğa. Fazla belli olan heyecanımı gizlemeye çalışsam da nafileydi. Heyecandan buz kesmiş elimi tutmasıyla, hissetmiş olacak ki pistin ortasına doğru beni sürüklerken "sadece bana ayak uydur, dans etmeyi bilmediğini hissedebiliyorum" kelimeleri ağzından çıktı.

Heyecanım gittikçe artıyordu. Biraz sonra binlerce insanın gözü önünde melodiye ayak uydurarak dans etmeye başlayacaktık. Yer yarılsa da içine girsem dedirten bu olay, bana küçük çocuk utangaçlığı katmıştı.

Artık koşturmamız sona ermiş pistin ortasında bakışıyorduk. Benim aksime fazlasıyla rahattı kavalyem Douglas. Ben ise ölüme gitsem bu kadar korkmazdım kendi gölgemden.

"Sadece bana o daklan ve ayak uydur Coraline, kendini rahat bırak. Neden bu kadar gerildin anlamıyorum. Göreceksin hiç olmadığın kadar mutlu hissettirecek seni" diyerek bir eliyle elimi tutarken diğer eli belimi kavradı. Elbette bilemezdi içimde yaşayan Tilkilerin beni koruma çabasını.

Yavaştan hareketlenmesiyle elimden geldiğince içime sinmiş Tilki seslerini kenara bırakarak ayak uydurmaya çalışıyordum. Douglas beni daha fazla germemek adına hareketlerini kısıtlı ve naif kullanıyordu sanki öldürmeden önce şerbet vermek istiyormuşçasına.

Gerginlik yavaştan vücudumu terk etmişti ve hafiften dansa aşina olmamın etkisiyle daha özgür hareket ediyor, anın tadını çıkarmaya çalışıyordum. Gözlerimi kapatmış bedenimi onun ellerine emanet etmiştim adeta öldür beni demek istiyormuşum gibi. Dansın ilerlemesiyle özgürlüğünü ilan etmiş kuş edasıyla göklerde uçuyormuş hissi içimi kıpır kıpır ediyor, huzur veriyordu. Ve o an fark etmiştim bu zamana kadar kendi başıma dahi hiç dans etmediğimi ve kızmıştım içten içe dans etmekten kendimi alıkoyduğum için. Ruhumu bulutların üstüne yollamıştım, masmavi gökyüzünde süzülüyordu adeta. Şarkının verdiği huzurla, dans etmenin verdiği özgürlük hissi başka bir dünyayı keşfetmeme vesile olmuştu, hiç olmadığım kadar mutlu ve özgür olduğum o dünyayı.

Biraz sonra "Demiştim öyle değil mi?" diyen sesle gözlerimi açtım. Yüzünde başarının gülümsemesi olan yabancıya minnetle gülümseyerek karşılık verdim ve bir süre daha huzurun kollarında süzülmeye devam ettim. Artık biliyordum özgürlüğün anahtarının dans olduğunu, artık biliyordum müziğin ruhun şifası olduğunu. Ardından bitiş selamlamasıyla dans pistinden uzaklaşarak içilmemiş kadehimin bulunduğu masaya doğru ilerledik.

O sırada ağzımdan "Çok garip değil mi, fark etmeden kendi sınırlarımızın kurbanı olmak?" cümlesi dökülüverdi

Ne demeye çalıştığımı anlamış olmalı ki "İnsan kendi özgürlüğünün katilidir Coraline, ama uçacağım sanarak özgürlük adı altında uçuruma da atlamamak gerek." diyerek karşılık verdi.

Bu sözün ağırlığının altında ezilmiştim, uçmak her zaman özgürlük getirmeyebiliyordu. Bazen kendin, kanatlarını kopararak düşmenin acı yanını tadabiliyordun. Özgürlük arayışı her zaman istenilen sonuçları vermeyebiliyordu, ölebiliyordun. Ruhen, bedenen ve zihnen ölüm gerçekleşebiliyordu.

Masanın yanına geldiğimizde şarabımdan bir yudum alarak yüzümü ekşittim, uzun zamandır içmediğimden olsa gerek tadı normalden daha mayhoş ve acı gelmişti. Ortamdaki puslu havayı dağıtmak istercesine tekrar konuşmaya başladı Douglas.
"Buradaki bizim gibi kasabalı kişileri göstermemi ister misin? Tatmin olmak için yanlarına giderek sorabilirsin. Çoğunun kendini tek kasabalı kişi sandığına yemin edebilirim, tıpkı senin gibi."
Bu konu ilgimi çekmişti, başımla onaylayarak ona diyeceklerine o daklandım.

"Mesela şuradaki sarışın ikizleri görüyor musun? Onlarında bizim gibi kasabalı olduğuna eminim. Baksana kıza, nasılda çekingen bakışlara sahip. Erkek olan ise güvende hissetmediğinden olsa gerek kaşlarını çatmış etrafı süzüyor"

Dediği gibiydi, onlarda sanki yabancıydı buraya. Yeşil elbisesinin içinde güneş gibi parlayan bu sarışın kızın görünüşü ne kadar müsait olsa da, bakışları bağırıyordu buraya ait değilim der gibi, İkiz oldukları da benzerliklerinden anlaşılıyordu elbette.

Ardından devam etti:

"Şuradaki siyah saçlı, siyah ipekten elbisesi olan kıza dikkatli bak. Daha demin o dasenin gibi bacağında sakladığı hançeri kontrol etti. Demek ki o daen az senin kadar tehlikede hissediyor kendini. Etrafı nasıl pür dikkat izlediğine baksana"

!O da senin gibi bacağına sakladığı hançeri kontrol etti!

!O da senin gibi bacağına sakladığı hançeri kontrol etti!

!O da senin gibi bacağına sakladığı hançeri kontrol etti!

Zihnimde yankılanıp duran bu cümle başıma mil gibi yerleşmiş, ağrı yapıyordu. Fazla dikkatliydi ve bu canımı sıkıyordu. Gerginliğimi belli etmemek adına devam etmesi için başımı sallamayı tercih ederek bakışlarımı gözlerine bağladım.

"Ve şurada uzun boylu sıska biri duruyor" dedi parmağıyla kişiyi işaret ederken.
"O da bir soylu olamayacak kadar biçimsiz duruyor. Ne kadar umursamaz bir tavır sergilemeye çalışsa da insan içinde durmaktan pek haz almadığı için bir saniye bile yerinde sabit dura..."

Cümlesini bitirmesine fırsat vermeden konuşmaya atıldım meraktan acele yaparak. Çünkü aklımdaki şeyleri hemen kelimelere dökmezsem bir daha asla sorma cesaretinde bulunamayacaktım biliyorum.

"Peki ya... Neden ben, yani kimin kasabalı kimin soylu olduğunu anlayabiliyorsun. Peki, neden onların değil de benim yanıma geldin Douglas?"

Sorum onu şaşırtmış olmalı ki bir süre anlamsız bakışlar attı birikmiş sulardan daha durgun şekilde. Sonra sadece "Kader" diyerek konuyu değiştirmeye çabaladı.
"Bak şuradaki açık kumral saçlara sahip çocuğa, o da kendini giydiği bembeyaz tafta takımla ne kadar soylu gibi göstermeye çalışsa da pek başarılı olamamış. Ne kadar korkarak bakıyor etrafa görüyor musun?"

Giymiş olduğu pahalı olduğu gözler önünde olan takımı onu tıpkı bir soylu gibi gösterse de, elindeki gözle görülen karalıklar onun bir kasabada alın teri döktüğünün en belirgin özelliğiydi. Ama konumuz bu değildi elbette. Asıl konu; Kraliçe neden onca kasabalı genci davet etmişti bunca yıl sonra?

Babamın anlattığı kadarıyla en son tahta geçeceği sırada sevgi ve saygı toplamak adına davet etmişti kasaba halkını. Peki, şimdi neydi bizi davet etme sebebi? İçim bir türlü rahat olmayı beceremiyordu.
Sütunda asılı olan kocaman saate baktığımda saatin on ikiye yaklaştığını görmek içime su serpmişti adeta. Ben kafamdaki Tilkilerimle harp alanındayken Douglas sırf şov yapabilmek adına insanları analiz etmeye çalışıyordu.

"Ben biraz hava almaya çıkacağım sanırım."

Moralimin ani düşüşünü fark etmiş olacak ki bana eşlik etmekte ısrar ederek peşimden bahçeye doğru geldi. Yan taraftaki taşlara sırtımı vererek ayaklarımı uzattım çimenlere. Benim karşımdaki Douglas ise ağaca yaslanarak bağdaş yaptı. O gürültülü ortamdan sonra dışarının günahları örten karanlığı ve sessizliği nimet gibi gelmişti bana. Kafamı gök kubbenin güzelliğine çevirdim. Karanlığı aydınlatan ay ve ona eşlik eden noktasal yıldızlar vardı. Küçüklüğümden beri yıldızların Aya âşık olduğunu ama ayı ise güneşe tutkun bir gezegen olarak düşlerdim. Gözlerimi gökyüzünden ayırdığımda Douglas'ın bakışlarıyla karşılaştım.

"Kimsin Coraline?"

"Anlamadım?"

Cümleyi toparlamamak için birkaç saniye yutkunduktan sonra söze girdi:

"Kimsin?" Coraline kimdir? Nelerden hoşlanır, nelerden haz almaz? Kısacası dışarı yansıttığın kişiden başka kimsin sen?"

Soruları bu zamana kadar duyamayacağım kadar derinden gelmişti. Bu zamana kadar alışmış olduğum yüzeysel soruların çok ötesindeydi bu kendimi sorgulatan soru. O an düşündüm gerçekten kim olduğum... Ve fark ettim ki ben bile tanımıyordum gerçek öz beni. İnsanın kendini tanımaması kadar korkunç bir şey daha varsa o da kendini yanlış tanımasıydı.

"Bilmiyorum Douglas. Kim olduğumu, nelerden hoşlanıp neleri sevmediğimi bilmiyorum."

"Kendi içinde, kendi zihninde kaybolmak nedir iyi bilirim Coraline. Doğrularının yer değiştirmesinin bünyede bıraktığı inanılmaz acıyı ve ruhun ıstırap dolu çığlıklarını... Ama biliyor musun? Bazen buna ihtiyacımız oluyor, daha güçlü bir kişiliğe sahip olabilmek adına."

"Gökyüzüne baksana Douglas! Her şey adeta bir şey anlatmaya çalışır gibi değil mi? Yıldızlar mesela... Hepsinin bizim gibi dertleri ve sevdikleri var mıdır sence?"

Sorumun beraberinde kafasını göğe kaldırarak biraz yıldızlara seyre durdu. Ardından yüzünde beliren gülümseme ile başını indirerek gözlerini gözlerimle tekrar buluşturdu.

"Bilmem, belki de vardır onlarında bizim gibi değer verdiği yıldızlar." dedi gülerek. Alayla değil hoş bir gülümsemeydi aksine. Bende gülümseyerek gözlerimi diktim karanlığın içindeki küçük aydınlık güzelliklere.

Biraz sonra uzun süre dışarıda durmanın etkisiyle tüylerimin diken diken olduğunun farkına vardım. Yavaştan soğuk etkisi altına alıyordu. Parmaklarımdaki üşümeyi gidermek adına ellerimi ovuşturdum birbirine.

"Hadi girelim içeri" diyerek ayaktaki Douglas bana elini uzattı. Üşüdüğümü fark etmişti zannettiğim kadarıyla. Elini tutmaya gerek olmadığını düşünerek kendim ayaklanarak önden sarayın girişine doğru ilerlemeye koyuldum.

Arkamda hâlâ Douglas'ın bakışlarını hissetmek rahatsızlık verici şekilde vücudumu kontrolle hareket ettirmemi sağlıyordu. Kapıyı açan muhafızların ardından içeri girdiğimde, kraliçenin ikinci kattaki balkonda yerini aldığını gördüm. Üstüne giymiş olduğu fildişi rengindeki kabarık asil elbisenin içinde hissettiği özgüven dik duruşundan buradan bile görülebiliyordu. Kalabalığı delip geçerek yanımdaki Douglas ile hala kapılmamış masanın etrafına geçtik.

Daha fazla dayanamayarak sordum;

"Sence bizi ne için davet etti Kraliçe?"

Sorumu duyduktan sonra sanki bilinmez bir bilmecenin cevabını arar gibi gözlerini tavana dikerek düşünmeye başladı. Bir kaç saniye sonra:

"İnan Coraline, hiçbir fikrim yok. Fakat önemli bir durum olduğu ortada gibi."

"Çok saçma geliyor bana kraliçenin yıllar sonra kasabalıyı davet etmesi ve gösterdiğin kadarıyla kasabadan sadece gençler buradalar" dedim şüphelerimi istemsiz ortaya sererken.

"Rahat ol artık Coraline, bizi öldürecek veya kötü emellerine alet edecek değil ya." diyerek gülmeye başladı samimiyetle gözleri ışıldarken. Bende aynı onunki gibi bir gülümseyerek karşılık vermeyi tercih ettim.

"Tanrıya şükür ki yolculuğun iki saat sürmesinden dolayı geç gelmiştim, yoksa gerginlikten kendimi parçalara ayırırdım sanırım."

Ona ayak uydurmaya çalışmıştım ve bu fazla komiğine gitmiş olmalı ki kahkahalarla gülmeye başladı.
Dakikalarca devam eden gülmesi, müziğin sonra ermesi ve herkesin sessizleşmesi sayesinde öksürükle bitti. Kraliçe etrafın tamamıyla sessizleştiğinden emin olduktan sonra üst kattaki tahtından ayağa kalkıp boğazını temizleyerek konuşmaya başladı:

"Sevgili halkım. Bugün düzenlemiş olduğum Baloya beni kırmayıp geldiğinizden dolayı size minnettarım. Ama asıl minnettarlığımı bizi kırmayıp kasabalarından buraya kadar gelen on bir gencimize sunuyorum. Aslında bugün baloyu sırf onların adına düzenledim. Çünkü onlar bizim kurtarıcımız bizim ışık kaynağımız. Ve işte huzurlarınızda o elmas değerindeki gençlerimiz. Lütfen beni kırmayıp yukarıya çıkın gençler." diyerek konuşmasına ara verdi.

Anlamadığımı belli eder şekilde Douglas'a baktığımda eli ile yürü komutu vermesiyle yukarı çıkmaya koyuldum.

Arkamdan Douglas, bahsettiği ikizler, iki erkek ve kızın ardından tanımadığım dört kişinin daha geldiğini fark ettim. İşte o da aralarındaydı... Gözlüklü Gizem. Onunda bana baktığını fark ederek kafamı çevirdim yürümeye devam ederken. Kraliçenin de dediği gibi on bir kişiydik.

Yukarı çıktığımda kraliçeyi teker teker selamlayıp arkasında yana yana sıralanmıştık. Gözlerim onu ararken Asya kökenli olduğu aşikâr olan çekik gözlü, kulak hizasında saçlara sahip birinin sağında durduğunu gördüm. Yüz hatları ve bakışları en az kılıç kadar keskindi Gözlüklü Gizem. Vücudu uzun boyuna eş değer şekilde yapılıydı, bir prensten farksız gösteren siyah takımı vücudunu mükemmel şekilde sarmıştı. Bana bakmamasını fırsat bilip göz ucuyla onu incelerken kraliçe tekrar konuşmaya devam etmesiyle bakışlarımı kraliçeye çevirdim.

"Sevgili halkım bu gördüğünüz gençler bizim umut ışığımız. Zamanı geldiğinde bunun nedenini size açıklayacağım, fakat o an bugün değil maalesef. Size diyebileceğim tek şey bu gençlerin yüzünü en ince ayrıntısına kadar inceleyin bu pırlantadan farksız çocuklarımız yeri gelince tarihe imza atacaklardır. Gecemize eşlik ettiğinizden dolayı size sevgilerimi iletir huzurlu geceler dilerim" demesiyle bütün halk kraliçeyi selamlayıp kapıya doğru ilerlemeye başladı. Bende onlar gibi gitmeye koyulacakken Douglas'ın elbisemin arkasından çekerek yerime tekrar geçmemi sağlamasıyla sıkkınlık içinde nefes verdim. Ardından Douglas kulağıma doğru eğildi:

"Biz gitmiyoruz Coraline"

Bir süre sonra bütün halkın gittiğinden emin olduktan sonra kraliçe bize döndü en samimi mimiğini takınmaya gayret göstererek.

"Bu gece sizi ağırlamama izin verin gençler. Hepinizin ailesine haber yolladık içiniz rahat olabilir. En sıcak en temiz odalarımızı sizin için ayırdık. Rahat bir uyku çekin. Yarın size çok özel duyurularım olacak" dedi ve selamlamamızın ardından gitmesiyle yerini hizmetçiler aldı.

Hizmetçilerle beraber üst kata doğru yürümeye başladık. Koca sarayın içinde kaybolacakmış gibi hissetmiştim. Merdivenin sonunda biz sağa giderken erkeklerin sol tarafa yönelmesiyle yollarımız ayrıştı.

Uzun koridoru yorgunlukla yürüdükten sonra karşılıklı iki o da karşıladı bizi. İki hizmetçi, siyahi bir kızla sarışın kızı alarak o daya girdi. Diğer iki hizmetçi ise siyah saçlı kızla sert bakışlı siyah elbisenin içindeki kız ve esmer tenli güleç yüzlü kızı alarak beşimiz karşıdaki o daya girdik. O dayı bize tanıtmalarının ardından hizmetçiler o dadan ayrıldı. Sonra yalnızca üçümüz kalmıştık.
Sessizliği bozan kişi esmer kızdı.
"Selam kızlar, ben Pamela. "
Diğer kızdan karşılık gelmeyince aynı samimiyetle gülümsedim bende.

"Memnun oldum Pamela. Ben Coraline."

Ona karşılık vermem hoşuna gitmişti sanırım. Gülümsemesini arttırarak yanıma oturdu

"Nerelisin Coraline? Ben Brittlearce'liyim." diye cıvıldadı.

"Baywall'lıyım Pamela."

Şaşkınlığını saklamadan "Ne güzel, hep oraya gitmek istemişimdir. Ama hiç göremedim oranın güzelliğini. Oraya gitmiş olan arkadaşlarıma hep özenmişimdir." dedi.

Herkes tarafından sevilen Baywall nedense bana fazlasıyla uyduruk bir yer gibi gelirdi.
"Orda çocukluğundan beri yaşayan biri olarak samimiyetle söyleyebilirim ki, pekte abartıldığı kadar güzel bir yer değil. İnan bana" diyerek pek konuşkan olmayan siyah saçlı kıza çevirdim kafamı.

"Peki, senin adın ne?"

Umursamaz bir ifadeyle cevap verdi:

"Faylinn."

Kafamla onaylamamın ardından Pamela tekrar konuşmaya başladı. "Kaç doğumlusunuz kızlar ?"

"1844."

"1844"

İkimizin de aynı anda, aynı yıl doğduğumuzu dile getirmemiz beni güldürecekken Pamela'nın da aynı yaşta olduğunu öğrenmem hayrete düşürdü.

TANRIM! BU LANET SARAYDA NE İŞLER DÖNÜYOR?

☽♔☾

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

16okunma 0beğeni 0yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.

Kategoriler ve Temalar

Okumak istediğin dünyayı bul.

Kitap Kategorileri 36

Kitap Temaları 138

abiabilerabilerimabimin arkadaşıabiminarkadasiacıAileajanAkademi / OkulaksiyonAnlaşmalı Evlilikanonimarkadaş grubuArkadaşlıkArkadaştan AşkaaskerAskeriaskeri kurguaskerikurguaşiretAşkAşk/Romantikaşk üçgeniAvukatayrılıkbabaBerdelBilim KurgubilimkurgublBüyücadıCinayetçocukluk arkadaşıÇocukluk Aşkıdark romancedarkromanceDistopyadoğaüstüdoktorDostluk#DramdüşmanDüşmandan Aşkaeğlenceenemies to loversFantastikGeçmişgenckurguGenç edebiyatgenç kurgugençlikgerçek ailegerçek ailemgerçekailemgerilimgizemGizli KimlikgücHayran KurguhukukHuysuz x NeşeliHüzünihanetİkinci Şansİlk görüşte aşkimkansızintikamİş Yeri AşkıkaderKaosKaradenizKardeşlikkatilKehanetkomediKomşudan AşkakorkuKraliyetkrallıkkurtadamKüçük KasabaLanetliseLise aşkılise kurgusumaceraMafyamahalleMardinmektupmitolojimizahmutluluknefretNefretten AşkaOkulölümörgüt#özlemPatron x ÇalışanpolisPolisiyePolitik EntrikaPsikolojiPsikolojikPsikolojik GerilimromantikRomantik komediromantizmSahte SevgililiksavaşSeçilmiş KişiSenkul Hobi Yazar:MaviduslersokagimSenKul:Maviduslersokagimsevda#sevgisırSırlarslowburnSporsuç#Şiir#takıntıTeodenTers KöşetextingtravmaTutkuüniversiteVampirwattpadyalnızlıkYasak AşkZıt KutuplarzorbalıkZorunlu Yakınlık+18