5. bölüm · Yıldızlarda Yazılı
✬4.BÖLÜM
Hastane koridorlarında yığınla insan vardı. Seung nedenini tam olarak kavrayamasa da Zed’in yanında olmasından heyecan duyuyordu. “Tam da en kalabalık zamanı seçmişim değil mi?”
“Bu tarz şeylerde üstüne yok gerçekten,” dedi Zed ve elini ağzına götürerek kıkırdadı.
Seung, onun gülüşüne hayrandı. Kafasını öne eğdi ve kendisi de gülümsedi. “Tanrım, ben çok şanslıyım.”
“Tabii ki,” dedi Zed.
Seung kafasını kaldırmadı. “Hayatımda sen varsın. İyi ki sen varsın.” Zed’e döndü. “Sen olmasan ben, ben çok yalnız biri olurmuşum. Eğlencem olmazmış. Işığım olmazmış. Karanlığın içinde bir hiç olurmuşum. Eğer bu kulağa bencilce geliyorsa özür dilerim.”
Zed, bu sözler karşısında utandı ve donakaldı.
Seung Zed’in saçlarını okşadı. “Teşekkür ederim, beni arkadaşın olarak seçtiğin için.”
Zed’in gözleri doldu. “Nerden çıktı şimdi bu? Beni ağlatacaksın.”
Seung kızın akan gözyaşlarını eliyle sildi. “Bir an içimden geldi. Bunun için özür dilemeyeceğim ama, seni ağlattığım için özür dilerim.”
Hemşirenin Seung’un adını bağırmasıyla anları bozuldu.
“Ben gidiyorum,” dedi Seung.
“Tamam, bekliyorum.”
Doktor önce Seung’u dinledi. Sonra gözlerini incelemeye koyuldu. Bazı testler yaptı. Görüp görememesini inceledi. Hiçbir şey yoktu. Sorunsuzdu.
“Göz damlası vereceğim, onu kullan bakalım işe yarayacak mı? Şimdilik bir şey görünmüyor çünkü.”
Seung “Hayır, yaramayacak,” diye içinden geçirdi.
Doktor, “Bilgisayara çok bakma ve gözlerini dinlendir. Sıcak uygulamalar yaparak göz kaslarını dinlendirebilirsin,” dedi.
“Teşekkür ederim efendim.”
Seung odadan çıktı. Zed onu görünce ayağa kalkmıştı. “Ne dedi?”
“Göz damlası yazdı. Kuruluktan şüpheleniyor olmalı. Gerçi hiçbir sorun görmüyorum ama deneyelim,” dedi.
“Umarım işe yarar,” dedi Zed.
Seung’un telefonuna baktığında Jason’dan mesaj geldiğini gördü. “Jason yazmış. Onunla buluşmamı istiyor. Konuşmak istediği bir şey varmış.”
“Ah, peki. Verdiği damlaları almayı unutma. Ben de eve dönüyorum o zaman.”
“Tamam. Dikkatli ol.”
“Görüşürüz,”dedi ve Seung’un yanağından öptü. Seung’un yüzü kızardı.
“Görüşürüz.”
Oturup bir kafede Jason’ın gelmesini bekliyordu. Üstünden bir kaç gün geçtiği için o gün gördüğü şeylerle alâkalı mı değil mi emin olamıyordu.
“Selam dostum,” dedi Jason.
“Selam.”
“Doktor, ne dedi?”
“Bir şey yok, sadece damla verdi.”
“Sen kendine almışsın. Ben de sıcak bir şeyler içmek istiyorum. Hava buz gibi.”
“Gerçekten öyle.”
“Merhaba, bakar mısınız?” diye garsona seslendi. “Sıcak çikolata alabilir miyim?”
Garson çocuk gülümseyerek “Tabii efendim,” dedi.
Kafasını Seung’un bardağına uzatarak, “Yine mi Americano içiyorsun sen?” diye sordu.
“Hayır, sütlü filtre kahve içiyorum.”
“Latte yani,” dedi Jason kahkaha atarak.
Seung gözlerini devirdi. “Herkesin bu espriyi yapması da. Neyse. Sen neden görüşmek istedin?”
“En yakın arkadaşımla görüşmek isteyemez miyim?”
“Onu mu diyorum, konuşmak istediğin bir şey olduğunu söyledin,” dedi Seung.
“Ah, evet şey,”
Seung o sıra kendisine bakan kızları gördü ve kendini yine saçları ve gözlerinden dolayı rahatsız hissetti. Gözünü kapatmayı düşündü. Masaya elini koyup kafasını dayadı. Böylece gözü de kapanıyor ve kendisi kızları görmüyordu.
Jason anlamıştı. “Rahatsız olduysan başka yere geçelim.”
“Hayır, sorun yok. Sen devam et.”
Jason saçlarını arkaya attı ve kahve gözlerini Seung’a dikti. “Ben hoşlanıyorum!”
Seung gözlerini kırpıştırdı. “N-Ne diyorsun?” Geri çekildi.
“Fara’dan bahsediyorum. Fara’dan hoşlanıyorum.”
Seung bir anlığına gördüğü imgeyi ve sesleri kafasında tekrar oynattı. Sonrasında tekrar Jason’a odaklandı.
Jason kafasını kaşıdı, “Onunla uğraşıyorum, çünkü onu seviyorum, beni görsün istiyorum. Çocukça biliyorum.”
“Aman Tanrım aynı şeyleri söylüyor” diye düşündü Seung.
O sırada Seung’a bakan kızların kendi arasında konuşması Jason’ın dikkatini dağıttı.
“Gözleri lens değildir değil mi? Saçını boyattı mı acaba?”
“Garip görünüyor?”
“Neden tek renge boyamıyor acaba? Lens de takabilir, böylece iki renkli dolaşmak zorunda kalmaz.”
“Dikkat çekmek istiyor olabilir.”
“Sanmıyorum, saklanıyor gibi.”
Jason bu konuşmalar karşısında derin bir nefes alıp verdi ve kızlara döndü. “Birinin dedikodusunu yapacak kadar boş vaktiniz varsa, lütfen bunu sessiz yapın. Sizin düşüncelerinizi merak etmiyor ve önemsemiyoruz. Duymak zorunda değiliz. Ayrıca arkadaşım hakkında böyle ileri geri konuşacaksanız gerçekten benim duymayacağım bir yerde yapın çünkü beni sinirlendiriyorsunuz. Kendi tipinize bakmadan onu yorumlamayın. İlgi çekmekmiş. Götüm. Herkes sizin gibi güvensiz mi? Neden değiştirmek zorunda kalsın? Kendiyle barışık olması güzel. Sizin aksinize. Şimdi ya sessiz olun ya da gidin lütfen,” dedi.
Jason’un Seung’u desteklemesi onu mutlu etmişti ama yanıldığı bir konu vardı, Seung kendisiyle barışık değildi. Saçını boyamayı denemişti, ama renk tutmuyordu. Lens de takmıştı ama bunun boş bir uğraş olduğunu düşünmeye başlamıştı. Zaten Zed’ de onun mavi gözünü ve saçının yarısının beyaz olmasını da seviyordu. Onun sayesinde kendini kabul edebileceğini düşünüyordu. Daha tam başarılı değildi ama bunları yapmak ileride kendisiyle barışmasını sağlayabilirdi. Ama şu anda hiç yakın bile değildi.
Kızlar hiçbir şey diyemedi. Sadece kekeliyorlardı. Sinir oldukları belliydi. Hemen kalkıp yer değiştirdiler.
“Nefret ediyorum bu tiplerden,” dedi Jason. Sıcak çikolatası geldi. “Teşekkür ederim.”
“Az önceki olanlar için, özür dileriz efendim,” dedi garson.
“Sizin bir suçunuz yok,” dedi Seung.
“Tabii ya, özür dilemesi gereken onlardı.”
Garson gidince Jason kaldığı yerden devam etti. “Tüm anı mahvettiler. Ah dostum, ne yapacağımı bilmiyorum. Fara’nın başkasından hoşlanıyor olmasını da kaldıramıyorum.”
“Önce, bu çocukça uğraşlarını bir kenara bırakmaya ne dersin? Onu kendinden uzaklaştırabilirsin.”
“Cidden mi? Hiç böyle düşünmemiştim. Bir forumda böyle şeylerin kızları etkilediğini yazıyorlardı. Ayrıca bana karşı farkındalığı artacaktı.”
Seung kahvesini içerken neredeyse boğazında kalıyordu. “Forumdan öğrendiğin taktikleri mi uyguluyorsun?”
“Bazılarını. Bazıları çok fazla kötü çocuk tavırları. Bilirsin.”
Seung kahkaha attı. “İnanılmazsın. Her kızın bundan etkileneceğini mi düşünüyorsun? Fara’yı tanımıyor musun?”
“Beni linçleme, elimden geleni yapmaya çalışıyorum. Ayrıca bana laf söyleyene bak, Zed konusunda hiçbir şey yapmıyorsun.”
Seung öksürmeye başladı. “O benim sadece arkadaşım.”
Jason gözlerini devirdi, “Aynen, kesinlikle öyledir.”
“Ciddiyim!”
“Aynen, inanıyorum sana dostum.”
Seung gözlerini kıstı. “Ölmek mi istiyorsun?”
“Tamam, tamam sustum.”
Birkaç saati beraber geçirdikten sonra ikisi de evlerine dağıldı. Seung evine doğru yürürken önce göz damlasını almak için etrafına bakındı. Bulduğu ilk dükkâna girip aldı. Çıktığında kar yağmaya başlamıştı.
Zed’den mesaj gelmişti.
“Evde misin?”
“Hayır, yeni dağıldık sayılır. Göz damlasını aldım eve dönüyorum şimdi.”
“Tamam, dikkatli ol.”
“Olurum.”
Yolda karların üstüne basa basa çıkardıkları seslerle eğlenen Seung’un eğlencesi kısa sürdü. Mavi gözü tekrar ağrımaya başladı.
“Yine olmasın, lütfen.”
Esen rüzgar saçlarını dağıtıyordu ve imgelerde Zed’i görmeye başladı. Ağlıyordu. Ağrı gittikçe arttı. Arabaların, çevrenin sesi kısıldı. Seung gözünü tutarak neredeyse yere devrilecekti.
“Gerçekten, ben yapmadım. Bana neden inanmıyorsunuz?” diye ağlayan Zed’i gördü. Başka bir imgede Zed’in elinde ve kıyafetinde kan vardı.
“Seung, ne yapacağımı bilmiyorum. Ben onu öyle buldum.”
Seung’un nefesi kesildi. Yere yığıldı. Gözündeki ağrı devam ediyordu. Başına yayılan bu ağrıdan soğuğu hissetmez olmuştu. Dünya dönüyor gibiydi.
Zack’in kıkırdadığı bir imge gördü. “Benimle olmalıydı,” diyordu.”
“Bunlar da ne böyle?”
Okula gelen polisleri gördü, velilerden birinin Zed’e vurduğunu gördü. İmgeler sonrasında kesildi. Gözyaşlarına hâkim olamadı. Nefesini toplamaya çalışıyordu ama yapamıyordu. Kalbi çıkacak gibi hissetti.
Etrafında ona yardım etmek için koşan insanlar oldu.
“Genç, neyin var?”
“Panik atak mı geçiriyor?”
“Ambulansı arayın!”
Ona eğilen ve tutan yaşlı bir adam, nefesine odaklanıp yavaş yavaş nefes almaya çalışması gerektiğini söyledi. Ama Seung bunlara odaklanamıyordu.
“Engel olmalıyım.”
Ambulans gelmeden Seung kendini toplamaya çalıştı. Adamın yardımıyla ayağa kalktı. Yaşlı adama teşekkür etti ve iyi olduğunu söyleyip koşarak oradan uzaklaşmak istedi. İyi değildi ama orada durmak istemiyordu. Sakinleşemiyordu. Gözyaşlarını tutamıyordu. Boğazının acıdığını hissetti. Yaşlı adamdan kendini kurtarıp koşmaya başladı.
Adam arkasından bağırdı, “Bekle! Koşma! Daha kötü olursun!” Kafasını salladı. “Ambulansı bekleseydi keşke.”
“Zamane gençleri boşver sen onu. İyi olmasa gitmezdi. Sevgilisinden ayrılmıştır, ona üzülmüştür,”dedi oradakilerden biri.
“Dilerim iyi olur,” dedi yaşlı adam.
***
Seung içine çöken karanlıkla panik atak geçiriyor gibiydi. Tüm gücüyle koşmaya devam etti ta ki Zed’in evine gelene kadar. Kapının önünde düzensiz nefes alışverişini kontrol altına almaya çalıştı. Gözyaşlarını sildi ama sildiklerinin yerine yenisi gelmeye devam ediyordu. Kalbi yerinden çıkarcasına çarpıyordu. Kulakları çınlıyor, tüm dünyası dönüyordu.
“Onu korumalıyım. Onu koruyacağım,” ellerini sıktı. “Ona bir şey olmasına izin veremem.”
Çözmesi gereken çok şey vardı. Nereden başlayacağını bilmiyordu. Kafasını toparladı, artık dünyası dönmüyor ve gözyaşları akmıyordu. Pencerede Zed’in gölgesini gördü.
Telefonunu çıkardı ve “Bir dakika camdan dışarı bakar mısın?” diye mesaj attı.
Çok geçmeden mesajı görüldü ve Zed camı açtı.
“Burada ne yapıyorsun?”
Seung kendini gülümsemeye zorladı. “Seni özledim. Şimdi güzel bir uyku çekebilirim,” dedi.
Zed, havanın soğukluğuna karşı yüzünün ısındığını hissetti. “Şapşalsın.”
Seung ona sarılmak için can atıyordu ama yapamazdı çünkü o zaman Zed bir şeylerden şüphelenebilirdi. “Yarın görüşürüz,” el salladı.
Zed’ de ona karşılık verdi, “Görüşürüz,” Eliyle kalp işareti yaptı.
Seung’da eliyle kalp işareti yaptı. Yüreğini yine büyük bir karanlık saplanıyor gibiydi. Dudaklarının titremesini engelledi ama arkasına dönene kadar. Tekrar ağlamaya başladı. Ona sarılıp onu çok sevdiğini haykırmak istiyordu.
Eve döndüğünde direkt odasına çıktı. Amcasının geç gelecek olması güzeldi, çünkü şu an hiç sorguya çekilmek istemiyordu. Gördüğü her şeyi mavi ve çizgi desenli defterine yazdı. Her ne olacaksa buna engel olacaktı. Notlarını bitirdikten sonra aynada mavi gözüne baktı. “Sen, Zed’i kurtarmam için bana yardım edeceksin.”
