4. bölüm · Yıldızlarda Yazılı

✬3.BÖLÜM

Moxie Raspberry

Okula geldiklerinde öğretmenleri kapıdaydı ve gelen öğrencileri karşılıyordu.
“Günaydın Bayan Haggins,” dedi Zed. Ardından Seung’da selam verdi.
“Günaydın çocuklar,” dedi kadın sıcak gülümsemesiyle. Nazik biriydi ve öğrencilerini gerçekten önemseyen bir öğretmendi. Öğrenciler tarafından da sevilen biriydi.
Sınıfa geçtiklerinde, ortamın sıcaklığıyla rahatlamış gibi hissettiler. Zed üstündekileri çıkarırken Seung hâlâ üstündeki yorgunluğu atmaya çalıştı.
“Ben ders başlamadan bir kahve içmek istiyorum,” dedi Zed.
“Evet, iyi gelebilir, ben de kendimi yorgun hissetmeye başlamıştım.” Oturduğu yerden kalktı. “Hadi.”
Diğer öğrencilerde gelmeye başlamıştı. Bazılarının geç kalma korkusu yaşadığı çok belliydi. Kafeteryanın pek dolu olmaması güzeldi.
“Sen otur, kahveleri ben getiririm,” dedi Seung. “Her zamankinden mi?”
Zed gülümseyerek onaylarcasına kafasını salladı.
Seung kadına doğru ilerledi. “Günaydın. Bir Americano, Bir sütlü filtre kahve lütfen.”
“Günaydın Seung, hemen hazırlıyorum,” dedi kadın enerjik ses tonuyla. Kadının yanındaki adam araya girdi, “Latte yani,” dedi ve gülümsedi.
Seung kıkırdadı. “Latte dememi sevmiyor; o daha sütlü oluyormuş. Sütlü filtre kahve diyince daha az sütlü oluyormuş,”dedi.
Kadın Zed’i savundu. “Haklı.”
Adam Seung’a bakarak kafasını sağa sola salladı ve omuz silkti. Kadın kahveleri hazırlayıp Seung’a uzattı. Seung, bardakları alıp arkasını döndüğü an, mavi gözü tekrar ağrımaya başladı. İmgeler geri geldi.
“Cidden ben yapmadım.”
“Neden doğruyu söylemiyorsun.”
“Ona zorbalık yapan sensin.”

Bir çok sesin ve görüntünün bir arada olduğu imgeler Seung’un başını ağrıtmıştı.Görüntülerdekilerin kim olduğunu bilmiyordu. Sesler de net olmadığından tanıyamıyordu.
Kendini sakinleştirmeye çalıştı. Zed’e bakmaya çalıştı. Göz ağrısı hafifliyordu. Zed, elindeki telefonu bırakıp Seung’a döndü. “İyi misin?”
Seung kendine geldiğinde, “İyiyim, bir şey unuttum sandım. Sütlü filtre kahven,” diye imalı bir şekilde söyleyip kahveyi uzattı.
“Teşekkür ederim.”

Seung ellerinin titremesini saklamak için masanın altına indirdi. Onu enişelendirmemek şu an en doğru seçenekti. Gerginliğini belli etmek istemezken tekrar gözüne ağrı girdi. Bu sefer daha net imgeler gördü. En yakın arkadaşı Jason’ın nefes nefese kaldığını ve kafeteryaya girdiğini gördü. Seung’tan yardım isteyerek arkasına geçiyordu. Jason’ın arkasından da bir kız kovalıyordu, Fara, ilkokul arkadaşlarıydı. Kız koşarken kafeteryadan çıkan birine çarpıyor ve özür diliyordu. Seung ağrıyan gözünü tuttu. Başının döndüğünü hissediyordu.
“Seung, yine mi ağrıyor?” Cevap vermiyordu, veremiyordu, çünkü Zed’in sesini boğuk duyuyordu. “Beni korkutuyorsun. Neler oluyor? Hemşireyi çağırmaya gidiyorum,” dedi yerinden kalkarak. Seung elini tuttu. Etrafındaki sesler netleşmişti.
“İyiyim, otur hadi.”
“Doktora görünmen gerek.”
“Bir şey gördüm.” Ağzını açıp gördüğü şeyi anlatacakken, en yakın arkadaşı Jason’ın tam da imgelerindeki gibi koşarak içeri girdiğini gördüğünde lafını getiremedi.
Neler oluyordu? Tam da az önce gördüğü şeylerdi. Fara’da koşarak içeri girdiğinde, birine çarptı ve özür diledi. Seung şaşkındı. Zed Seung’un yüzündeki ifadeyi gördü.
Jason Seung’a yapışarak, “Yardım et, beni koru bu kızdan!”
Fara, çok sinirli bir şekilde ellerini beline koymuştu. “Onu rahat bırak da buraya gel!”
“Size ne oldu?” diye sordu Zed. Seung hâlâ şaşkındı ve tek kelime edemedi. Kendi kendine içinde savaş veriyor gibiydi. Sesler yine suyun altından geliyor gibi boğuklaşmıştı. Yoksa… Olamaz… Geleceği görüyor olamam değil mi? Bu tamamen bir tesadüf değil mi?” diye düşünüyordu. Aniden yerinden kalkınca Jason ve Fara’nın bağırışları durdu.
“Hava almam lazım.”
Zed’ de kalktı, “Ben de geliyorum.”
Seung havanın soğukluğuna aldırmadan kendini dışarı attı. Arkasından da Zed geldi.
“Seung neler oluyor?”
“Bilmiyorum. Ben bile anlamıyorum.”
“Anlat bana. Belki yardımcı olabilirim.”
“Hayır, yardımcı olabileceğin bir şey değil. Deli gibi görebilirsin.”
Zed yüzünü ekşitti. “Ne diyorsun sen? Seni asla öyle görmem.”
Seung nefesini ve düşüncelerini toplayıp Zed’e döndü. “Bana biraz zaman ver olur mu? Her şeyi o zaman anlatacağım.”
“Pekâlâ tamam. Ama doktora gitmeni istiyorum.”
Doktorluk bir durum olmadığından emindi, ama yine de onu kırmayacaktı. Doktora gidip ne diyecekti, imgeler görüyorum mu? Hayır, bunu diyemezdi. Sadece göz ağrısından bahsette yeterdi.
“Tamam gideceğim.”
“Ben de senle geleceğim.”
Seung onayladı ve Zed’e sarıldı. Ona sarıldığı an daha çok sakinleştiğini hissetti. Ve içinin ısındığını. Fakat gerçeklerde hava buz gibi olduğundan içeri geçmeleri gerektiğini biliyordu. Onun hasta olmasını istemezdi.
“İçeri geçelim, hasta olacaksın,” dedi ve Zed’in elini tutup beraber içeri geçtiler. Ders zili de o sırada çaldı. Sessizce sınıfa yürüdüler. Sınıfta Fara ve Jason tartışmaya devam ediyordu.
“Gerçekten ikinizin arasındaki sorun ne?” diye sordu Seung.
Fara sinirle, “Dün bizim dükkâna geldi. Ben de o sırada cilt bakımı yapıyordum ve benim fotoğrafı çekti. Şimdi de silmiyor. Hatta hoşlandığım çocuğa göstereceğiyle ilgili tehdit ediyor. Ve benden çok ihtiyacım var diye aldığı parayı oyun salonunda yerken yakaladım!”
“Oyun da bir ihtiyaç değil midir?” dedi Jason. “Ayrıca fotoğraflarda çok tatlı görünüyorsun. Bence seni görünce sana hemen tutulacaktır,” dedi Jason dalga geçer tondaki sesiyle.
Seung, Jason’ın elinden telefonu aldı.”Bunun doğru olmadığını biliyorsun,” dedi ve telefonu Fara’ya uzattı.
“Sen kimin en yakın arkadaşısın?” diye sordu Jason suratını düşürerek.
Fara fotoğraflarını silerken cevap verdi. “Hepimizin!”
Zed gülümsedi. “Doğru. Ayrıca Fara’yı böyle tehdit etmen hoş değil Jason.”
“Sakin olun, tabii ki çocuğa gidip göstermeyecektim. Sadece uğraşıyordum. Özür dilerim.” Jason sarı saçlarını kaşıdı. “Paranı yarın getireceğim.”
Seung’un gördüğü imgelerden biri daha olmamıştı. Jason Fara’dan hoşlandığını Seung’a anlatıyordu. Aslında tüm bunları onun dikkatini çekmek için yaptığını söylüyordu. Çocukça olduğunu kabul ediyordu. Bu ne zaman gerçekleşecekti?
Seung sırasına geçti. Fara’da Jason’ın özrünü kabul edip kahkülünü düzeltip yerine geçti.
Zed endişelendiği için ara sıra kendini Seung’a bakmaktan alamıyordu. Öğretmen geldiğinde, Seung Zed’e dönüp fısıldadı.
“Ben iyiyim merak etme. Derse odaklan lütfen,” dedi.
Zed bir şey demedi sadece gülümsedi ve kafasıyla onayladı. Tabii ki bunun söylendiği kadar kolay olmadığını biliyordu.
Seung bir kaç gün sonraya randevu almıştı. Yemek masasındayken Zed’e haber vermek için mesaj attı.
Amcası meraklı gözlerle yemek tabağını ona uzatarak sordu, “Bir şeyler mi oluyor?”
“Önemli bir şey değil. Gözüm ağrıyor o yüzden Zed ile birlikte doktora gideceğiz. Bunun için fazla endişeli.”
Amcası elindeki çatalı bırakıp sakallarını okşadı. “Ne zamandan beri? Benim bundan neden haberim yok.”
“Çünkü daha bugün oldu,”dedi Seung “Bir de yıllar önce on iki yaşındayken,” gözlerini devirdi.
“Bunu ben neden yeni öğreniyorum? Bana neden o zaman söylemedin?”
“Sadece bir kere oldu. Dediğim gibi bir de bugün oldu. Önemli bir şey olduğunu düşünmüyorum.”
Amcası endişeli gözlerle Seung’a baktı. “Lütfen bir daha ne olursa olsun bana söyle olur mu?”
“Tamam,” dedi ve yemeğinden bir ısırık aldı. “Lezzetliymiş,” dedi ve gülümsedi.
“Lezzetlidir tabii, ben yaptım,” dedi amcası ve güldü. “Ne zaman gidiyorsun?”
“İki gün sonra, öğleden sonra.”
“Haber vermeyi unutma. İşte olsam da yaz veya ara beni.”
Gülümseyerek kafasını eğdi Seung ve kelimelerini vurgulayarak, “Merak etme,” dedi.
“İyi misin?”
Seung kendine geldiğinde, “İyiyim, bir şey unuttum sandım. Sütlü filtre kahven,” diye imalı bir şekilde söyleyip kahveyi uzattı.
“Teşekkür ederim.”

Seung ellerinin titremesini saklamak için masanın altına indirdi. Onu enişelendirmemek şu an en doğru seçenekti. Gerginliğini belli etmek istemezken tekrar gözüne ağrı girdi. Bu sefer daha net imgeler gördü. En yakın arkadaşı Jason’ın nefes nefese kaldığını ve kafeteryaya girdiğini gördü. Seung’tan yardım isteyerek arkasına geçiyordu. Jason’ın arkasından da bir kız kovalıyordu, Fara, ilkokul arkadaşlarıydı. Kız koşarken kafeteryadan çıkan birine çarpıyor ve özür diliyordu. Seung ağrıyan gözünü tuttu. Başının döndüğünü hissediyordu.
“Seung, yine mi ağrıyor?” Cevap vermiyordu, veremiyordu, çünkü Zed’in sesini boğuk duyuyordu. “Beni korkutuyorsun. Neler oluyor? Hemşireyi çağırmaya gidiyorum,” dedi yerinden kalkarak. Seung elini tuttu. Etrafındaki sesler netleşmişti.
“İyiyim, otur hadi.”
“Doktora görünmen gerek.”
“Bir şey gördüm.” Ağzını açıp gördüğü şeyi anlatacakken, en yakın arkadaşı Jason’ın tam da imgelerindeki gibi koşarak içeri girdiğini gördüğünde lafını getiremedi.
Neler oluyordu? Tam da az önce gördüğü şeylerdi. Fara’da koşarak içeri girdiğinde, birine çarptı ve özür diledi. Seung şaşkındı. Zed Seung’un yüzündeki ifadeyi gördü.
Jason Seung’a yapışarak, “Yardım et, beni koru bu kızdan!”
Fara, çok sinirli bir şekilde ellerini beline koymuştu. “Onu rahat bırak da buraya gel!”
“Size ne oldu?” diye sordu Zed. Seung hâlâ şaşkındı ve tek kelime edemedi. Kendi kendine içinde savaş veriyor gibiydi. Sesler yine suyun altından geliyor gibi boğuklaşmıştı. Yoksa… Olamaz… Geleceği görüyor olamam değil mi? Bu tamamen bir tesadüf değil mi?” diye düşünüyordu. Aniden yerinden kalkınca Jason ve Fara’nın bağırışları durdu.
“Hava almam lazım.”
Zed’ de kalktı, “Ben de geliyorum.”
Seung havanın soğukluğuna aldırmadan kendini dışarı attı. Arkasından da Zed geldi.
“Seung neler oluyor?”
“Bilmiyorum. Ben bile anlamıyorum.”
“Anlat bana. Belki yardımcı olabilirim.”
“Hayır, yardımcı olabileceğin bir şey değil. Deli gibi görebilirsin.”
Zed yüzünü ekşitti. “Ne diyorsun sen? Seni asla öyle görmem.”
Seung nefesini ve düşüncelerini toplayıp Zed’e döndü. “Bana biraz zaman ver olur mu? Her şeyi o zaman anlatacağım.”
“Pekâlâ tamam. Ama doktora gitmeni istiyorum.”
Doktorluk bir durum olmadığından emindi, ama yine de onu kırmayacaktı. Doktora gidip ne diyecekti, imgeler görüyorum mu? Hayır, bunu diyemezdi. Sadece göz ağrısından bahsette yeterdi.
“Tamam gideceğim.”
“Ben de senle geleceğim.”
Seung onayladı ve Zed’e sarıldı. Ona sarıldığı an daha çok sakinleştiğini hissetti. Ve içinin ısındığını. Fakat gerçeklerde hava buz gibi olduğundan içeri geçmeleri gerektiğini biliyordu. Onun hasta olmasını istemezdi.
“İçeri geçelim, hasta olacaksın,” dedi ve Zed’in elini tutup beraber içeri geçtiler. Ders zili de o sırada çaldı. Sessizce sınıfa yürüdüler. Sınıfta Fara ve Jason tartışmaya devam ediyordu.
“Gerçekten ikinizin arasındaki sorun ne?” diye sordu Seung.
Fara sinirle, “Dün bizim dükkâna geldi. Ben de o sırada cilt bakımı yapıyordum ve benim fotoğrafı çekti. Şimdi de silmiyor. Hatta hoşlandığım çocuğa göstereceğiyle ilgili tehdit ediyor. Ve benden çok ihtiyacım var diye aldığı parayı oyun salonunda yerken yakaladım!”
“Oyun da bir ihtiyaç değil midir?” dedi Jason. “Ayrıca fotoğraflarda çok tatlı görünüyorsun. Bence seni görünce sana hemen tutulacaktır,” dedi Jason dalga geçer tondaki sesiyle.
Seung, Jason’ın elinden telefonu aldı.”Bunun doğru olmadığını biliyorsun,” dedi ve telefonu Fara’ya uzattı.
“Sen kimin en yakın arkadaşısın?” diye sordu Jason suratını düşürerek.
Fara fotoğraflarını silerken cevap verdi. “Hepimizin!”
Zed gülümsedi. “Doğru. Ayrıca Fara’yı böyle tehdit etmen hoş değil Jason.”
“Sakin olun, tabii ki çocuğa gidip göstermeyecektim. Sadece uğraşıyordum. Özür dilerim.” Jason sarı saçlarını kaşıdı. “Paranı yarın getireceğim.”
Seung’un gördüğü imgelerden biri daha olmamıştı. Jason Fara’dan hoşlandığını Seung’a anlatıyordu. Aslında tüm bunları onun dikkatini çekmek için yaptığını söylüyordu. Çocukça olduğunu kabul ediyordu. Bu ne zaman gerçekleşecekti?
Seung sırasına geçti. Fara’da Jason’ın özrünü kabul edip kahkülünü düzeltip yerine geçti.
Zed endişelendiği için ara sıra kendini Seung’a bakmaktan alamıyordu. Öğretmen geldiğinde, Seung Zed’e dönüp fısıldadı.
“Ben iyiyim merak etme. Derse odaklan lütfen,” dedi.
Zed bir şey demedi sadece gülümsedi ve kafasıyla onayladı. Tabii ki bunun söylendiği kadar kolay olmadığını biliyordu.

Seung bir kaç gün sonraya randevu almıştı. Yemek masasındayken Zed’e haber vermek için mesaj attı.
Amcası meraklı gözlerle yemek tabağını ona uzatarak sordu, “Bir şeyler mi oluyor?”
“Önemli bir şey değil. Gözüm ağrıyor o yüzden Zed ile birlikte doktora gideceğiz. Bunun için fazla endişeli.”
Amcası elindeki çatalı bırakıp sakallarını okşadı. “Ne zamandan beri? Benim bundan neden haberim yok.”
“Çünkü daha bugün oldu,”dedi Seung “Bir de yıllar önce on iki yaşındayken,” gözlerini devirdi.
“Bunu ben neden yeni öğreniyorum? Bana neden o zaman söylemedin?”
“Sadece bir kere oldu. Dediğim gibi bir de bugün oldu. Önemli bir şey olduğunu düşünmüyorum.”
Amcası endişeli gözlerle Seung’a baktı. “Lütfen bir daha ne olursa olsun bana söyle olur mu?”
“Tamam,” dedi ve yemeğinden bir ısırık aldı. “Lezzetliymiş,” dedi ve gülümsedi.
“Lezzetlidir tabii, ben yaptım,” dedi amcası ve güldü. “Ne zaman gidiyorsun?”
“İki gün sonra, öğleden sonra.”
“Haber vermeyi unutma. İşte olsam da yaz veya ara beni.”
Gülümseyerek kafasını eğdi Seung ve kelimelerini vurgulayarak, “Merak etme,” dedi.