3. bölüm / 5
YILDIZ HATTIÜÇ
Bölümler 5Şu an: ÜÇ
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Mağdur benim. Bunu en başta söylüyorum ki sonradan kimse “ama Rüya da...” demesin.
İstatistiklere göre bir öğrencinin hayatında Hocam ben anlamadım cümlesini kurduğu an, ömrünün en pahalı anıdır. Bunun faturası kesilmez, ama ödenir. Bunu 9. sınıfın ilk matematik dersinde öğrendim, hem de en acı yoldan.
Hoca tahtaya üçgenler çizmişti. Birinin kenarı x, birinin kenarı y, birinin kenarı sonra bakarız. On dakika boyunca anlattı. On dakika boyunca ciddi ciddi başımı salladım. Ama beynim ilk iki dakikada sınıftan ayrılıp uzaya gitmişti çoktan. Orada üçgenler yoktu, sadece yıldızlar ve sessizlik vardı. Çok güzeldi. Sonra hoca döndü ve dedi ki, “Anlaşıldı mı çocuklar?”
Sınıf “Evet hocam,” dedi. Ve ben o an hayatımın en büyük hatasını yaptım. Elimi kaldırdım. Dürüst davrandım. Belki de dürüst davranmamalıydım.
“Hocam, ben anlamadım,” dedim.
Size bu cümlenin gizli bedelini 4 maddede anlatayım. Not alın, çünkü hocalar bunu size ders kitabında söylemez.
Bedel 1: Hoca baştan anlatır.
Hem de aynı şekilde. Aynı cümleler, aynı el hareketleri, aynı üçgen. Çünkü hocalar anlamayan birine farklı şekilde anlatmak yerine daha yavaş anlatmayı tercih eder. Yavaş anlatılan yanlış anlatım hâlâ yanlış anlatımdır, sadece daha uzundur. Bu yüzden aynı şeyi iki kere anlamadım. İkincisinde bunu hoca da fark etti.
Bedel 2: Tahtaya kalkarsın.
“Gel bakalım Rüya, sen çöz” dedi. Kimse bu cümleyi yardım etmek için söylemez. Bu, anlamayan kişiyi herkesin önünde sergilemenin resmî yoludur. Tahtanın önünde dikilirken yirmi dokuz çift gözün bana baktığını hissettim. İstatistiklere göre insan yirmi dokuz çift gözün bakışına en fazla yedi saniye dayanabilir. Ben on iki saniye dayandım. Sonra tebeşiri yere düşürdüm. Bir şey söylemedim. Tebeşir kendi adına özür diledi.
Bedel 3: Sınıf sana anlamayan der.
Resmî bir unvan değildir ama herkes bilir. Teneffüste biri bana “Rüya, sen anlamayan değil miydin?” dedi. Ben de ona “Hayır, ben sadece sorun soran biriyim” dedim. Cevap vermedi. İyi ki. Çünkü cevabı yoktu, benim de yoktu.
Bedel 4: Hoca sınavda seni hatırlar.
Yazılıda ilk soru üçgenle ilgiliydi. Hoca sınıfta dolaşırken tam arkamda durdu. Ben soruya baktım, soru bana baktı, hoca ikimize baktı. Bu bir sınav değil, üçlü bir yüzleşmeydi.
Şimdi gelelim olayın en haksız tarafına. “Hocam ben anlamadım” dedim ve herkes bana baktı. Ama yanımda oturan biri vardı. Vural. Ve Vural, tam o sırada defterine bir şey yazıyordu. Bunu gördüm. Kafasını kaldırmadı. Kalemi hızlandı. Dersten sonra ona ne yazdığını sordum. Dedi ki, “Not alıyordum.”
“Neyi not alıyordun?”
“Hocanın cümlelerini.”
“Neden?”
“Çünkü anlamak için önce kayda almak gerekir.”
Vural hiçbir zaman anlamadım demedi, demez. Onun yerine hoca ne zaman bir şey anlatsa elini kaldırıp şunu söylüyor, “Hocam, bir noktayı teyit etmek istiyorum” Hoca da gülümsüyor, çünkü bu cümle ben de anlamadım demek ama çok daha şık bir şekilde... Aynı eylem, farklı kıyafet. Ben dürüstlüğümün cezasını çekiyorum, o sahtekârlığının ödülünü alıyor.
Dersin sonunda hoca eşyalarını toplarken bana döndü üstten bakışıyla, “Rüya, dersi anladığın bir gün olursa bana da haber ver, takvime işaretleyeyim,” dedi.
Bunu hâlâ unutmadım. Bütün sınıf güldü. Ben de güldüm, çünkü ağlamak isteyen biri gülmeyi bilir. Vural ise gülmedi. Sadece mendilini çıkarıp bana uzattı. “Ağlamıyorum,” dedim. O da “Biliyorum,” dedi. “Ağlamıyorsun.”
Sessiz sedasız yüzümü kuruladım. Sonra da mendili Vural’a verdim.
Anlamadığını söylemek cesarettir. Ama cesaretin bedeli, genellikle hocanın size “tahtaya gel bakalım” demesidir. Bu yüzden anlamayan siz değilsiniz, anlamadığını saklayan herkestir. Onlar da bunu biliyor. Sadece söylemiyor.
Bölüm etkileşimi
