1. bölüm / 5
YILDIZ HATTIBİR
Bölümler 5Şu an: BİR
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Kızgın değilim. Bunu yazarken bile kızgın değilim. Özellikle şu an, hiç kızgın değilim.
Lisede hayatta kalmanın birinci kuralı şudur, sınıf WhatsApp grubuna yazılan tamam, basit bir kelimeden ibaret değildir. Ruh halinin bin bir yüzünü barındırır. İstatistiklere göre öğrencilerin yüzde doksanı bu hakikati ilk haftadan öğrenir. Geriye kalan yüzde onluk kesimi ise Vural’ın kuralları meydana getirir.
Vural’ın kuralları.
Vural’ın kurallarını dokuzuncu sınıfın ilk haftasından öğrenmiştim. Her şey oturmayı tercih ettiğim sıra ile başlamıştı. Sınıfın en iyi sırasıydı. Cam kenarı, üçüncü sıra, hocanın netçe göremediği ama tahtanın netçe göründüğü altın nokta.
Görür görmez oraya oturmam gerektiğini anlayıp oturmuştum. Çantamı yanıma koymuştum. Yumruk yaptığım ellerimi çenemin altına yerleştirmiş, dümdüz boşluğa bakarken geleceğimi planlıyordum. Geleceğim, astronot olmak üzerine kuruluydu. Astronot olmak istiyordum. Çünkü uzayda hiç kimse geç kaldığım için beni azarlamazdı.
Sınıf hareketliydi. Herkeste ilk günün heyecanı vardı. Herkes birbiriyle tanışmak için can atıyordu. Ortalıkta gürültü dolaşıyordu. Ben hevesli değildim. Astronot olmayı düşlüyorken çıkış ziline kaç dakikanın kaldığını hesaplamakla da ilgiliydim.
Birkaç dakika sonra bir şey oldu. Dikkatimi dağıtan bir şey. Hiç istemediğim konuşma geldi, beni buldu. Sıramın yanına hareketlilik ilişti. Başımı çevirip gelen kişiye baktım. Bir elinde çanta diğer elinde termos tutan bir çocuktu. Saçları özenle taranmış, formasını giymeden önce dört defa ütületmiş gibi görünüyordu.
“Burası dolu mu?” diye sordu.
“Evet,” dedim. “Dolu.”
Sıraya baktı. Çantamdan başka bir şey bulamadı. “Kim oturuyor?”
Nefesimi bıkkınlıkla verdim, “Gelecekteki ben.”
Cevabıma aldırış etmedi. Çantamı tuttu, sıranın üstüne, önüme koydu. Ve geçip oturdu. Teklifsizce yanıma oturmuştu. “Geldiğinde kalkarım.”
“Kim?”
“Gelecekteki sen.”
Kaşlarımı havaya kaldırdım. Daha ilk günden özellikle sınandığıma inanmaya başlamıştım. Ama çocuk gayet doğal davranıyordu. Beni sınar gibi bir hali yoktu. Ciddiydi, bir o kadar da doğal.
Yan döndü. Elini uzattı, “Adım Vural.”
Canımı sıktığı için elini sıkmadım. “Çok garip bir adın var,” demekle yetindim.
“Öyle mi?” diye sordu. “Senin adın ne, peki?”
“Rüya.”
“Rüya,” diyerek tekrarladı. Başını salladı, “Güzelmiş.” Kendi kendine düşünürcesine ekledi, “Gerçek değil gibi… Ama güzel.”
Gerçek değilmişim.
Bu konuşmanın üzerinden yıllar geçti. Gelecekteki ben yıllardır gelmemişti. Vural ise ne yanımdan kalkmış ne de tam anlamıyla gerçek olduğuma inanabilmişti. Yerini kimseye vermedi. Dokuzuncu sınıfın ilk gününden itibaren yanımda kalmayı seçti.
Tabii, konumuz bu değil. Şimdilik, bu değil.
Size tamam yazmanın anlamlarını sıralayayım. Not alın, çünkü birazdan telefonunuza bir mesaj gelecek.
1. Tamam: Gerçekten tamam demektir. Kutup ayısı görmek kadar da nadirdir.
2. Tamam: Sonunda nokta yoksa hâlâ güvenli bölgedesinizdir.
3. Tamam.: Nokta konmuşsa güvenli bölgeyi terk etmek için hazırlanmaya başlayabilirsiniz.
4. Tamam!: Ünlemli tamam, görüşeceğiz anlamına gelir.
5. Tamamdır: Dır eklenmişse karşınızdaki kişi resmî kurum gibi davranıyordur ve sizin itiraz etme hakkınız yoktur.
6. Tamaaaam: Mesajını gördüm işte, daha fazla uzatma hissi taşır. Samimidir. En tehlikesiz versiyon budur.
7. Tmm: Bunu yazan kişinin eli telefonda, aklı bambaşka bir diyardadır.
8. Tamam :) : Sondaki gülümseme, gülümseme değildir. Bir sırrın üzerine kapatılmış kapaktır.
9. Tamam, sen bilirsin: Aslında dünyanın en uzun cümlesidir. Bu mesajı alan kişinin bütün hayatını sil baştan sorgulaması gerekir.
10. (Yazıyor… Yazıyor… Yazıyor…) Tamam: Bu kişi dört dakika boyunca roman yazdı ve sonra sildi. Silinen romanın sonunda da siz vardınız.
11. Okundu, cevap yok: Ortada kelime dahi yoktur. Fakat tamam demenin en yüksek sesli formu budur.
Geçen salı edebiyat hocamız 9-C Edebiyat Ailesi 🌹 adında bir grup kurmuştu. Grubun sonundaki emojiyi gören herkes bir dakika boyunca gruptan uzak durdu. Çünkü hocanın bize karşı sevgisi mi vardı, ödevi mi belli değildi.
Gruba ilk mesajı ben attım. ‘Hocam, yarın şiir ezberi var mı?’
Hoca cevap verdi. ‘Evet.’
Ben de karşılık olarak, ‘tamam,’ yazdım. Tek bir tamam yazmıştım. Sonunda nokta yoktu. Ünlem yoktu. Emoji yoktu. Tertemiz, bembeyaz bir tamamdı.
Aradan beş dakika geçti. Vural bana mesaj attı.
V: Rüya.
R: Vural.
V: Gruba tamam yazarken kızgın mıydın?
Kızmamıştım. Hiç kızmamıştım. Ortada kızmamı gerektirecek bir sebep de yoktu zaten. Ne diye kızacaktım ki? Ama bir insana kızdın mı diye sorulduğunda o insan kızmadığını anlatmak için bütün akşamını harcar ve sonunda gerçekten kızmaya başlar. Yani beni esas kızdıran Vural’ın sorusuydu. Mantık bu kadar basit.
Vural’a dört tane mesaj attım.
R: Kızmadım.
R: Gerçekten kızmadım.
R: Kızmış olsam söylerdim.
R: Ne diye kızacağım ki?
Vural dört mesajın dördü için tek bir mesaj attı.
V: Gerçekten, tamam mı?
R: Tamam.
Ertesi sabah yan yana oturduk. İkimiz de tek kelime etmedik. O günden beri 9-C sınıfında iki tamam arasında soğuk rüzgârlar esiyor. Hoca bile ezberleyeceğimiz şiirler hakkında not aldığımız esnada bize bakıp, “Tamam mı?” diye sordu.
Sanki anlaşmış gibi Vural’la aynı anda, “Tamam,” dedik.
Bütün sınıf sustu. Ders sonundaki hava durumu, kopacak fırtınaya işaret ediyordu.
Bölüm etkileşimi
