4. bölüm / 5
YILDIZ HATTIDÖRT
Bölümler 5Şu an: DÖRT
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Suçlu görünen benim. Biliyorum. Görünen ile olan arasındaki farkı en sonda açıklayacağım. Açıklayamazsam da zaten kimse sormaz.
Okul kantini, dünyadaki tek yerdir ki on dakika içinde hem açlık hem adalet hem de ihanet yaşanır. İstatistiklere göre bir öğrenci ömrünün yüzde on doksanını kantin kuyruğunda geçirir. Ben ilk üç haftada yüzde doksanın yüzde yirmisini harcadım ve hâlâ tost alamadım.
Önce şunu söyleyeyim, uzayda sıra yoktur. Yerçekimi olmadığı için herkes havada süzülür, kimse kimsenin önüne geçemez, kimse de arkada kalmaz. Ben astronot olacağım. Yani ben bu dünyanın sıradan kurallarına ruhen yabancıyım. Bu bir mazeret değil, bir tespit.
Gelelim kantin kuyruğunda yaşanan 5 sıra kapma türüne. Not alın, çünkü şu anda birileri kuyrukta öne geçmeye çalışıyor.
Tür 1: “Arkadaşıma yer tutmuştum.” En klasik yöntemdir. Kuyruğun ortasında duran birinin yanına gidersin ve kimseye bakmadan “Ben yer tutmuştum,” dersin. Kim için tuttuğunu kimse sormaz, çünkü sormak kavga demektir ve kavga etmek kuyruktan çıkmak demektir.
Tür 2: “Sadece bir şey soracağım.” Öne gidersin, kantinciye bir şey sorarsın, sonra yerinden kıpırdamazsın. Soru sormak, kuyruğa girmek sayılmaz. Hukukta bu, geçici bulunma diye geçer. (Vural öyle diyor, ben bilmiyorum.)
Tür 3: “Para üstü almaya gelmiştim.” Daha önce alışveriş yapmış gibi davranırsın. Kimse kontrol etmez, çünkü hiç kimse kantinde kimin neyi aldığını hatırlamaz. Bir tek Vural hatırlar.
Tür 4: “Ben buradaydım, sadece görünmüyordum.” Bu benim buluşum. Kuyruğun önünde, dalgın dalgın dururken sıranın kendine ait olduğunu iddia edersin. Düşünsenize, bir kişi kuyruğa bakıyor ve görmüyor. Kimse buna itiraz edemez, çünkü itiraz etmek için önce görmek gerekir.
Tür 5: Hiçbir şey demeden durmak. En yüksek seviyedir. Yürürsün, durursun, önüne bakarsın. Sanki hep oradaymışsın gibi. Başarı oranı yüzde doksan beştir, ama kalan yüzde beşte Vural vardır.
Perşembe günü tost sırası yirmi üç kişiydi. Sondan beşinci kişinin yanına geldim ve dalgın dalgın tavana bakmaya başladım. Vural hemen önümdeydi. Katladığı mendilinin bir ucu pantolonunun cebinden dışarı sarkıyordu. Bu iş kurallara göre yürüyecek ifadesini takınmıştı. Arkaya dönüp bana baktı, “Sıranın sonu orada,” dedi.
“Nerede?”
“Arkanda kalan tarafta.”
“Ne alaka? Ben buradaydım.”
“Hayır, burada değildin. Sen az önce duvarın dibindeydin.”
“Duvarın dibinden de buraya gelinir.”
“Sıranı beklemek zorundasın, Rüya,” dedi tavrından ödün vermeyerek. “Buna da ‘kuyruğa girmek’ denir.”
“Hayır, buna sırada ‘yer almak’ denir.”
İşte o an kantin sustu. Yirmi üç kişi bizi izliyordu. İstatistiklere göre bir kuyrukta kavga başladığında ilk beş saniyede herkes alacağı şeyi unutur. Ben de dahil, herkes tosttan vazgeçmişti. Ama kimse sıradan çıkmadı. Çünkü insanlar adalet için açlığa razıdır.
Vural derin bir nefes aldı. Elini cebine attı. Minik bir not defteri ve deftere eşlik eden kalemini çıkarttı. Okulda telefon yasak, ama defter yasak değil. Bunu bilmek kötü bir şey değil, ama kullanmak çok kötü bir şey.
“Yazıyorum,” dedi.
“Neyi yazıyormuşsun?”
“Saat 10.14. Rüya Hanım, sıra ihlali yaptı.”
“Bana hanım deme.”
“Peki,” dedi. Kaşlarının altından bakarken beni inceledi, “Rüya, sıra ihlali yaptı.”
“Şimdi de hakaret mi ediyorsun?”
Vural kollarını iki yana açtı, “Adını yazıyorum olmaz diyorsun. Unvan veriyorum kabul etmiyorsun. Her şeye bir kulp buluyorsan… Geriye bir tek sıfat kalıyor.”
“Ne sıfatı?”
“Sıra ihlali yapan kişi, sıfatı.”
“Bu daha kötü.”
Omuzlarını silkti, “Ama tarafsız,” dedi ve yazmaya devam etti.
Dudaklarımı araladım. Vural’a hak ettiği cevabı vermeye hazırlanıyordum. Fakat Kantinci Amca, “Bir tane tost kaldı,” diye bağırdı. Bize Açlık Oyunları’nı yaşattı.
Yirmi üç kişi nefesini tuttu. Vural bir adım öne çıktı. Ben de bir adım öne çıktım. Sonra ikimiz aynı anda durduk, çünkü ikimiz de bir sonraki adımın hata olacağını biliyorduk. Kantinci Amca bize baktı, tostu ortadan ikiye böldü ve tezgâha koydu.
“İkiniz de yarım yarım yersiniz,” dedi.
Vural yarısını aldı. Ben diğer yarısını aldım. Arkamızdaki yirmi bir kişi ise bizi nefret eder gözlerle seyretti.
Bunun adı adalet değil, ortak ceza. Ama itiraf edeyim, tostun tadı güzeldi. Hatta yarım olduğu için daha lezzetliydi. Neden hoşuma gittiğini bilmiyorum. Büyük ihtimalle kuyrukta yirmi dakika beklediğim içindi. Ya da sırayı kapmayı başardığım için. Ya da Vural tostunu yerken ısrarla duvara baktığım için.
Sonuçta kuyrukta yapılan hak ihlali, kuyruktan çok daha pahalıya geliyormuş. Çünkü insan sıra kapmaya çalışırken önce vicdanını, sonra tostunu, en son da yanındaki kişiyle konuşma isteğini kaybediyormuş.
Bölüm etkileşimi
