5. bölüm / 5
YILDIZ HATTIBEŞ
Bölümler 5Şu an: BEŞ
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Geç kalmadım. Sadece herkesten sonra geldim. İkisi arasında dünyalar kadar fark var.
İstatistiklere göre dünyadaki insanların yüzde doksanı sabah erken kalkmayı sevdiğini söyler, ama bunların tamamı yalan söylüyordur. Geri kalanlar benim gibi dürüst insanlardır. Ben sabah kalkmayı sevmiyorum, çünkü sabahın ilk saatleri uzaya en yakın saatlerdir. Beynim henüz dünyaya inmemiştir ve ben o halde okula gitmeye çalışırım. Bu bir tembellik değil, iniş gecikmesi.
Okulun ilk dersi 08.30’da başlıyor. Ben okula 08.41’de varıyorum. Vural ise 07.42’de. Neden 07.42 diye sorarsanız cevabı yok. Sadece “07.40’ta kapı açılıyor, iki dakika da nezaket payı veriyorum” diyor. Kapıyı açan görevli bile bunu duyunca Vural’a tuhaf bir saygıyla bakmıştı.
Dakik olmak sıkıcıdır. Bunu yüksek sesle söylemekten çekinmiyorum. Dakik insan sabah okula erken gelir, sınıfta tek başına oturur, duvara bakar, saati izler ve kendini üstün hisseder. Bu, hayatı beklemekle geçirmenin resmî adıdır. Geç kalan ise her gün küçük bir macera yaşar. Koşar, nefes nefese kalır, tam kapıda bir hikâye uydurur. Hayat budur.
Size geç kalmanın 5 sanatını anlatayım. Not alın, çünkü biraz sonra hoca size “Neden?” diye soracak.
Sanat 1: Sessiz sızma. Kapıyı yavaşça açarsın. Hiç ses çıkarmadan içeri girersin ve doğruca sırana oturursun. Hoca fark etmezse kazandın. Fark ederse zaten cevabı ezberlemişsindir. Bu yöntemin tek kusuru, sınıfta kapının gıcırdadığı tek okulun bizim okulumuz olması.
Sanat 2: Bağcık krizi. Kapının önünde eğilip bağcığını bağlıyormuş gibi yaparsın. Hoca “Gir artık” der, sen “Bir saniye hocam, güvenlik meselesi” dersin. Güvenlik kelimesi hocaların en zayıf noktasıdır. Kimse güvenliğe itiraz etmek istemez. Nihayetinde bağcıkların çözülmüş olması en temel güvenlik ihlalidir.
Sanat 3: “Müdür yardımcısı çağırmıştı.” Çok riskli ama çok etkilidir. Gerçekte kimse seni çağırmamıştır. Ama hocalar müdür yardımcısına soru sormaktan korkar. Bu yöntemi ayda bir kez kullanmak gerekir. Ayda bir sıklığına dikkat etmek gerekir. Yoksa müdür yardımcısı seni gerçekten çağırır.
Sanat 4: Dramatik giriş. Kapıyı açarsın, nefes nefese kalmış gibi durursun ve “Hocam, çok özür dilerim, yolda kedi vardı,” dersin. Kediyi anlatma. Sadece vardı de. Hocanın hayal gücü senden çok daha cömerttir.
Sanat 5: Hiç acele etmeme. En yüksek seviyedir. Kapıyı açarsın, sakin sakin “Günaydın” dersin, sanki dersi sen başlatıyormuşsun gibi. Bu yöntemin başarı oranı yüzde seksendir. Kalan yüzde yirmide Vural vardır.
Geçen çarşamba okula 08.41’de girdim. Hocamız yeni bir kural koymuştu. Geç kalan öğrenci sınıfın önünde gecikme sebebini açıklayacaktı. Sınıfın kapısında durdum. Dalgın dalgın gülümsedim ve Sanat 5’i uyguladım.
“Günaydın.”
“Günaydın Rüya,” dedi hoca. “Saat kaç?”
“Bilmiyorum hocam, ben zamandan bağımsız çalışıyorum.”
Sınıf güldü. Hoca gülmedi. Vural da gülmedi, çünkü o sırada defterine bir şey yazıyordu. Kafasını kaldırmadan konuştu, “08.41. Bu haftanın üçüncü gecikmesi. Çarşamba günleri genelde 08.39’da gelir, bugün iki dakika daha geç...”
Hoca ona baktı, “Sen ne yapıyorsun?”
“Çizelge hocam.”
“Ne çizelgesi?”
“Rüya’nın gecikme çizelgesi. İlk günden beri tutuyorum. İsterseniz bir kopyasını size de verebilirim.”
Hoca bir an düşündü ve “Ver,” dedi.
Hayatımın en büyük ihanetini yaşadım. Vural, kendi sıra arkadaşını, kendi elleriyle yazdığı bir çizelgeyle hocaya teslim etti. Üstelik çizelgenin altına ince bir yazıyla not eklemişti. Bu bir suçlama değil, tespittir. Bunun neresi suçlama değildi? Anlamak zor.
Ertesi gün ona acı bir ders verdim. Sabah beşte kalktım, hazırlandım ve okula 07.50’de vardım. Sınıfa girdiğimde Vural orada oturuyordu, termosundan bir yudum alırken bana baktı. Yüzünde hiçbir şaşkınlık yoktu. Sadece defterini açtı ve yazdı.
“Ne yazıyorsun?” diye sordum.
“Erken geldin. Kayda geçiyorum.”
Söylediğini hazmedemedim. Hayatım boyunca geç kalan biri olarak tanınmıştım ve bu unvan bir saniyede elimden alınamazdı. Çantamı sıraya bıraktım, çıktım, okulun bahçesine gittim, bir simit aldım ve bankta kırk beş dakika oturdum. Sonra 08.41’de, yani her zamanki saatimde, sınıfa girdim.
Vural bana baktı. Defterini açtı. “Erken geldin, çıktın, geri döndün. Üç ayrı kayıt,” dedi.
“Üç değil, bir,” dedim. “Erken gelen Rüya’yı sildim. Geç kalan Rüya’yı geri getirdim.”
“Kayıtlar silinmez,” dedi. “Ek olarak işlenir.”
Her ne olursa olsun, erken gelen kişinin hep sorguya çekeceğini o an anladım. Geç kalan ise daima mazeret üretirdi. Ama bu, erken gelmenin sıkıcı olduğu gerçeğini değiştirmiyor. Sıkıcı olmaktansa mazeret üretmeyi seçiyorum. Mazeret üretmek yaratıcılıktır.
Bölüm etkileşimi
