7. bölüm · Yedinci; Lâl

7. BÖLÜM; ÜSTÜ KAPALI DERTLER

Yazar Hanımm

"Kalk, kalk! Gençler son üç gün!" Diyerek bunun hatırlatmasını bir kere daha yaptı Sinan. "Mükemmel bir ilerleme katettik. Bir kaç prova ile kusursuz şekilde çalabiliriz."

"E bir zahmet." Dedi Mert. "Gece gündüz burada çalışıyoruz. Okulda bile kaldığımız oluyor bazen." Mert, haklıydı. Burada sabahladığımız zamanlar vardı ama bir kere bile pes etmemiştik. Onlar bana pes etmemeyi öğretmişti. On dakika süren molanın ardından tekrardan sahnede yerimizi almıştık. Herkes kendi enstrümanın başına geçerken Mert her zamanki hareketini yaparak bagetlerini birbirine vurdu ardından müzik başladı. "Sonumuz bu hem. Olumsuz kaybol içimden. Karanlığım sendin!"

Arya, Sinan'dan sonra şarkıya girdi. "Çok canım yandı seninle. Kaybettim eski beni. E kimdi o bedende ki? Tenim bir başkaymış demek. O alıştığım dudak. Büyü gibi kurulmuş tuzak."

Birlikte. "Geç kaldık, çok yandık. Sonumuz bu hep olumsuz. Kaybol içimde. Karanlığım sendin! Ruhu buz. Ben kapılmışım. Kaybol içimde, karanlığım sendin..."

Artık nasıl başlayıp nasıl bitirdik bilmiyorum ama bitirdiğimiz zaman bir sessizlik oluşmuştu ve herkes birbirine başardık der gibi bakıyordu. Bir hata bile yoktu, sesler kusursuzdu ve en önemlisi, kendimize güvenimiz tamdı. Dudaklarda tebessüm varken Sinan üstünden kocaman bir yük kalkmış gibi nefes verdi ve "Başardık." Diye herkesin içinden geçen düşünceyi dile getirdi. "Bir ay içinde bunu yapmayı başardık."

"Zordu." Dedi Mert. "Ama başardık."

Yankı cebinden telefonunu çıkardı ve "Saat dokuza geliyor. Bence bir ödülü hak ettik." Dediğinde Arya, "Bara gidelim." Diye bir öneride bulundu ama bir sorun vardı.

Sinan bunu anlamış olacak ki, "Ama ben reşit değilim ki." Dedi.

"Of bırakın barı falan." Dedi Yankı Sinan'ın modunun düştüğünü görünce. Kolunu Sinan'ın omzuna attı. "Bizim mekana gidelim."

"Sahile mi?" Diye sordu Mert. Yankı başını sağa sola sallayınca daha sonradan anlamış olacak ki, "He o mekan!" Dedi aydınlanmış gibi. Bakışları bana döndü. "Garipsemez mi?"

"Sanmıyorum." Dedi Yankı. Bakışları bana döndü. "Bence o da sevecek." Ben gittikçe meraklanırken en sonunda etrafı toplayıp okuldan çıkmıştık. Sadece sokak lambalarının aydınlattığı sokakta yürürken, "Bence jürilerin karşısına çıkınca çok havalı olacağız." Dedi Sinan. "Hatta benim bir planım var."

"Plan mı?" Dedi Arya sorgularcasına.

"Jürilerden birini kendime aşık edeceğim ve kazanmamızı sağlayacağım. Kazandıktan bir kaç gün sonra ise terk ederim."

"Seni seven birinin duygularıyla oynayacaksın yani?" Arya buna hemen karşı çıktı. "Umarım bir gün aşık olduğun biri seni terk eder de o kadının ne duygular yaşadığını tecrübe etmiş olursun."

Sinan geriye dönüp geri geri yürümeye başladı. Bakışları Arya'da iken başını omzuna düşürdü ve hafifçe sırıttı. "Terk edilmem ki. Sevdiğim kadın beni terk edecek birisi değil."

"Bunu asla bilemezsin." Sonra aydınlanmış gibi durdu. "Sen birinden mi hoşlanıyorsun?"

Bunu duyduktan sonra Sinan'ın omzu düştü ardından ümitsizce elini salladı. "Boşversene." Dedi ve önüne döndü. Arya hâlâ anlamamış gibi Aybüke'nin koluna girerken bizden biraz uzaktalardı. Sinan yanımıza geldi. "Baya baya gözlerinin içine bakarak sevdiğim kadının o olduğunu söyledim ama neden salağa yatıyor ki? Of şu kadın milletini anlamak çok zor."

"Arya'dan bahsediyorsun. Aşk işlerine en uzak kişi o. Anlamaması normal değil mi sence?"

Sinan, Yankı'nın dediği şeye, "Bu kadar da uzak olmasın ama. Hiç mi romantik film izlemedi bu kız?" Diye karşılık verdi

"Genelde yarısına gelmeden uyuyor." Mert'in cevabı Arya'nın ümitsiz vaka olduğunu gösteriyordu.

Sinan'ın bakışı bana döndü. "Bir kız olarak sen söyle, ona duygularımı nasıl söyleyebilirim?"

Maalesef ki yanlış kişiye bunu sormuştu. Ben de Arya kadar uzaktım o işlere. Hem nasıl söyleneceğini bilsem yanımdaki adama çoktan hislerimi itiraf etmiştim. Bilemeyerek ellerimi iki yana açtığımda Sinan'ın eli başına gitti. "Of şu grupta kimse mi aşktan anlamaz?"

"Git Aybüke'ye sor." Dedi Mert. "Kendisi çok iyi anlar öyle işleri. Hem de gereğinden fazla." Aklına bir şey gelmiş olacak ki eli yumruk oldu. "Hem de tüm erkekleri kendine aşık edecek kadar fazla."

Yankı, "Güzel olduğu için aşık oluyorlar." Dediğinde Mert gözlerini devirdi. "İşte sorun da bu ya. O haddinden fazla güzel ama buna rağmen ben çirkinim diye zırlayıp duruyor. Neymiş ilerideki kocası ya onu çirkin bulursaymış? İyi de ben onu çirkin bulmuyorum ki!"

Sinan ve Yankı bir ağızdan imayla, "Ooo!" Derken Mert afalladı. "Ne var?" Dedi sinirle.

"Bugün tüm kirli çamaşırlar ortaya çıkıyor. Yankı, sen kime aşıksın kardeşim benim?"

Yankı yüzünü buruşturarak başını sağa sola salladı. "Kimseye." Dedi. "Aşk işlerine bende o kadar uzağım. Kimseye aşık değilim o yüzden beni es geçin." Bu dediği şey beni nedense üzmüştü. Bende aptal gibi bana bir şeyler hissediyor sanmıştım. Ders konusunda kazanıyor olabilirdim ama aşk işinde kesinlikle sondaydım.

Umay Sert de kaybedebiliyormuş demek ki.

Sinan beni dürttüğünde dalgın bakışlarım ona döndü. "Senin var mı aşık olduğun?" Diye sorduğunda bakışlarım istemsizce bir kaç saniyeliğine Yankı'ya dönmüştü. Tekrardan Sinan'a dönüp başımı sağa sola salladım. "Nedense inandırıcı gelmedi." Dedi ve imayla Yankı'ya baktı ama bu imasını bir tek ben anlamıştım. Kaşlarımı çatıp hızla başımı sağa sola salladığımda dudaklarını bastırarak başını salladı ama hâlâ ondan hoşlandığımı düşünüyor olmalıydı. Sinirlenip sırtını vurmak için elimi kaldırdım ama bir anda bundan kaçmayı başardı. Gözlerimi devirerek kollarımı göğsümde bağladım bu sefer. "Biz erkekler bence çok aptalız." Dedi Sinan. "Bir kadına hislerimizi bile açıklayamıyoruz."

Mert, "Bende gayet belli ediyorum ama anlamıyor ki!" Diyerek isyan bayrağını çekti. "Fazla mı saf yoksa o da mı salağa yatıyor, anlamıyorum."

"Eğer Arya ile birlikte olursak bu ilişkide erkek tarafı kesinlikle Arya olur. Abi genelde kız düşerken erkek karakter bir anda onu belinden kavrayarak düşmesini engellemez mi?"

"Evet." Dedik çünkü buraya kadar bir sorun yoktu.

"Ama o gün Mert bana yumruk attığında geriye sendelendim ve tam yere düşecekken bir baktım belimde bir el, beni tutan kişiye baktım, Arya!"

Arya ismini duymuş gibi, "Efendim." Dedi Sinan'a.

"Seviyorum seni, Arya."

Arya, "Canımsın." Deyip Aybüke ile sohbet etmeye geri döndüğünde Sinan, "Bundan bahsediyorum işte." Diyerek yerdeki taşa tekme attı. "Kaç yıldır asla anlamıyor, en sonunda dudağına yapışacağım o olacak."

"E yap." Dedi Mert rahat rahat.

"Yapayım da ebemi tersten göreyim değil mi? Onu öpsem beni bir eve kapatır, üzerime benzin döker sonra da o evi yakar. Bir de bunlar yetmezmiş gibi çekirdek çitleye çitleye ateşi izler."

"Yapma, vazgeçtim." Diyerek fikrini değiştirdi sonrasında.

"Arya zaten senin ondan hoşlandığını biliyor ama salağa yatıyor nedeni ise eğer seninle birlikte olursa güçsüzleşeceğini düşünmesi bence." Dedi Yankı. Bu grupta herkesi en iyi tanıyan kişi Yankı'ydı. Bu çıkarımı doğru olabilirdi.

"Güçsüzleşmez ki, ben kendi gücümüde ona veririm. Kendisi yanımda rahat hissetmez mi ki?"

"Olay o değil kardeşim benim. Bak düşün, bir savaşa giriyorsun ve amacın en değer verdiğin şeyi korumak. Sana iki seçenek veriyorlar; Kardeşlerini mi kurtaracaksın yoksa sevgilini mi, buna ne cevap verirsin?"

Sinan'ın eli ensesine gitti ve tereddütle, "Bilemiyorum." Dedi. "Bunun cevabını vermesi zor."

"İşte Arya bu ikileme girmek istemiyor, onu şimdi anladın mı?"

Sinan başını salladı. "Anladım ama savaşa gireceğimiz ne malum, biz hayatımızı hep savaş olacakmış gibi mi şekillendireceğiz?"

"Eğer diğer çocuklar gibi olsaydık bunun cevabı hayır olabilirdi ama maalesef ki evet Sinan. Biz hayatımızı istemesek bile böyle şekillendirmek zorundayız. Düşmanlarımız var ve arkamızda bizi destekleyecek bir ailemiz bile yok."

"Ama bir kişi va-"

"Mert!" Diye uyardı Yankı dişlerinin arasından. "Yok. Sadece birbirimiz varız. Anne babamız yok o yüzden sırtımızı birbirimize yaslamak zorundayız."

O bir kişi kimdi? Sanki ben burada olduğum için Yankı Mert'i susturmak zorunda kalmış gibiydi. Benden bir şey gizledikleri kesindi. Yine. Her zaman olduğu gibi benden bir şey gizliyorlardı. "Bir şey soracağım. Herkesi en iyi tanıyan sensin o yüzden bana şunun cevabını verebilir misin, Aybüke neden aşkıma karşılık vermiyor?"

"Az önce bunun cevabını sen verdin zaten."

Mert'in kaşları çatıldı. "Ne?

"Aybüke kendini güzel bulmuyor. Güzellik takıntısı yüzünden yemek bile yiyemiyor. Her yemekten sonra lavaboya koşup kendini zorla kusturuyor. Uyuyana kadar makyajını silmez, evin içinde bile makyajlı dolaşır. Kendisini çirkin bulduğu için kendini aşık olmaya bile layık görmüyor olmalı ve büyük ihtimalle senin onunla alay ettiğini falan düşünüyor."

Kısa bir sessizlik olduktan sonra Mert kararlı bir şekilde, "Buna artık son vereceğim." Dedi. "Kendini artık çirkin hissetmeyecek çünkü ona güzel olduğunu her saniye hatırlatacağım. O bu dünyada gördüğüm en güzel kız ve asla çirkin değil. Makyaj yaparak asıl güzelliğini saklamasını istemiyorum, benim Aybüke'm çok güzel zaten."

Yankı dostça elini Mert'in omzuna koydu ve hafifçe sıktı. "İşte bunu Aybüke'ye inandırman gerekiyor." Dediğinde bahsettikleri yere gelmiş olacağız ki durduk. Çocuk parkı. Hava karardığı için çocuk parkını sadece sokak lambasının ışığı aydınlatıyordu. Tek bir kişi bile yoktu, o yüzden buraya gelmek istemiş olmalılardı. Aybüke ve Arya salıncağa koştular ve oturdular. İleri geri sallanmaya başladıklarında şuanda karşımdaki kişilerin yetişkin değilde çocuk olduğunu biliyordum. Şimdi onlarla birlikte bende çocuğa dönüşecektim. Hepimiz çocuk parkına girdiğimizde Sinan kaydırağa koştu ve Mert'e, "Beni çek!" Dedi heyecanla. Kaydırağın başına oturduğunda Mert telefonunu çıkarıp kameraya kocaman gülümseyen Sinan'ı ardı ardına çekmeye başladı. Sinan kaydıraktan kayıp fotoğraflara bakmak için Mert'e ilerlediğinde ben ve Yankı banka oturup onları izlemeye başladık. Arya bir anda ayağa kalkıp Sinan'a koşmuştu ve omzuna dokunup, "Ebe!" Demişti.

Sinan ne olduğunu anlamaya çalışırken, "Ama bu haksızlık!" Dedi ayağını yere vurarak. Herkes bir yana koşarken Sinan onları kovalamaya başlamıştı bile. Dayanamayıp telefonumu çıkardım ve onları videoya çekmeye başladım. Dudağımda bir tebessümle onları izlerken kameramı Yankı'ya çevirdim. Beni izlemesini beklemiyordum. "Sende katılsana onlara." Dedi. Başımı yavaşça sağa sola salladığımda kaşları çatıldı. "Neden ki, eğlenmek için buradayız." Başımla onu gösterdiğimde omzunu silkti. "Ben onlara bakarken eğleniyorum zaten." Kamerayı tekrardan bizimkilere çevirdim. Mert kaydırağın en tepesinde bulunan çatı gibi yere tırmanmış ve keyif çatarak aşağıda koşuşturanları izliyordu, kızlar ise onları kovalayan Sinan'dan kaçmaya devam ediyordu. Kamerayı kapatıp telefonumu cebime koyduğum esnada Arya'nın ayağı kaydı. Arya çimlerin üstüne düşerken Yankı hemen ayağa fırlayıp Arya'ya koştuğunda içimden şöyle geçirdim; Tam bir baba gibi. İstemsizce Yankı'nın nasıl bir baba olacağını merak ediyordum ama Arya'ya koşuşu bile nasıl bir baba olacağını gösteriyordu. Arya ondan destek alıp ayağa kalktığında Sinan bu fırsatı değerlendirip Yankı'nın koluna dokundu ve "Ebe!" Diyerek kaçmaya başladı.

"Hadi ama ben oyunda bile değilim!" Diyerek itiraz etti Yankı ama diğerlerinin hevesini görünce kıramayıp kovalamaya başladı. Ben onları yüzümde derin bir gülümseme ile izlerken telefonumun titremesi ile arayan kişiye baktım. İşte gördüğüm bu isim tüm neşemi söndürmüştü. Banktan kalkıp onlardan biraz uzaklaştım ve sırtımı ağaca yaslayarak aramayı cevaplandırdım ama telefonu açar açmaz onun bana bağırması irkilmeme neden olmuştu. "Kahretsin, Umay neden telefonumu açmıyorsun?" Annemin bağırışını duymayalı tam bir ay oluyordu. Bu bir ay boyunca aramaya devam etmişti hatta bazen etrafıma bakınca onun adamlarını bile görüyordum. "Onlar seni manipüle ediyor Umay. Baksana şuan ders çalışmana engel oluyorlar. Kaç tane test çözdün bu bir ay boyunca? Eğer yanımda olsaydın daha mutlu olurdun! Ayrıca babanla aramıda bozdun, peşinden boşanacağız diye gezinip duruyor!" Kısa bir sessizlikten sonra titrek bir nefes verdim. Gözlerim dolarken gözyaşım akmasın diye başımı kaldırıp gökyüzüne baktım ama bu yeterli gelmemiş olacak ki gözümden bir yaş aktı. "Şimdi ne diyorsam onu yapıyorsun, bu yaptığın şeyi ise kendi iyiliğin için olduğunu unutma. Onlarla konuş ve eve geri gelmek istediğini söyle. Onları sevmediğinden falan bahset ayrıca o müzik yarışmasından da çekil. Böyle saçmalıklarla uğraşacak vaktin yok senin! Son sınıf öğrencisinin müzik yarışmasında ne işi var?" Yavaşça yere oturarak bacaklarımı kendime çektim. Kaşınan bacaklarımı kaşırken annem konuşmaya devam ediyordu. "Beni utandırıyorsun." Dedi hayal kırıklığıyla. "İnsanlara kızım olduğunu söylemeye utanıyorum. Ailesi ile yaşamayan kız mı olurmuş? İnsanlar benimle yaşamadığını öğrendikten sonra garip bakıyorlar. Umay, magazin haberlerine hiç bakmıyor musun? İnsanlar senin evden kaçtığını söylüyor!" Bacaklarımı daha sert kaşımaya başladım. "Dilsizin teki olduğun için zaten utanıyordum şimdi daha da utandırıyorsun. Eve geliyorsun Umay, artık konuşacaksın. Bunu yapmak zorundasın." Telefon kapandığında elim yana düştü. Bacaklarımı dahada şiddetle kaşırken alnımı dizlerime yaslayarak ağlamaya başladım. Ondan kurtulduğumu sanarak en başta hata yapmıştım. Uzaktan beni izliyordu, her yerde gözleri vardı. Başımı kaldırıp tedirgince etrafa bakmaya başladım. Beni nereden izliyordu? Gözyaşları hiç durmadan gözlerimi terk ederken birinin omzuma dokunmasıyla korkuyla sıçrayarak bana dokunan kişiye baktım. Beni bu halde gördüğü için utanırken Yankı önümde dizlerinin üzerine oturdu. "Umay, ne oluyor?" Diye sordu. Tedirgin bakışları sesinede yansımıştı. Bacaklarımı kaşıyan ellerimi tuttuğunda bakışlarımı ona çevirdim. Ellerimi ondan çekip elimdeki telefonumu aldım ve magazin haberlerine bakmaya başladım. Gördüğüm haberler daha çok ağlamama sebep vermişti.

UMAY SERT ANNESİ TARAFINDAN EVDE ŞİDDET Mİ GÖRÜYOR?

UMAY SERT'İN BİR GRUP GENÇ TARAFINDAN KAÇIRILDIĞI İDDİALARI DEVAM EDİYOR

ÜNLÜ AİLENİN KIZI EVDEN NEDEN AYRILDI?

SOSYAL MEDYA DA TEK SORU GÜNDEMDE; UMAY SERT KAÇIRILDI MI?

ARKADAŞLARI İLE EVDEN AYRILDI, BİR DAHA EVE DÖNMEDİ

Telefon elimden kayıp giderken nefesimin kesildiğini hissedebiliyordum. Babamı gördükleri her yerde köşeye sıkıştırdıklarına ve soru yağmuruna tuttuklarına emindim. Babam bunca sorunla uğraşırken bir de bana yetişmeye çalışıyordu. Yükten başka bir şey değildim. Tekrardan bacaklarımı kaşımaya başladığımda Yankı yere düşen telefonumu almış haber başlıklarını okuyordu. Tüm başlıkları okuduktan sonra dizlerinin üstünde yanıma geldi ardından ellerimi tek eliyle tutup bacaklarımı kaşımama engel oldu ardından başımı göğsüne yaslayarak bana sarıldı. Eli saçlarımda gezinirken, "Ağla." Dedi. "Ağla da rahatla." Aramıza bir sessizlik girerken ben yalnızca hıçkırıyordum. Yankı ise sessizliğini koruyordu ta ki bir kaç dakikaya kadar. "Umay, annen yine seni mi aradı?" Cevap vermediğimi görünce, "Sanırım onu iyi uyaramamışız." Dedi. Hızla başımı kaldırıp ona kızaran gözlerimle baktım ardından başımı hızla sağa sola sallamaya başladım. Daha fazla bir şey yapmalarını istemiyordum çünkü bu onlara zarar vermekten başka bir şey yapmazdı. Annemi tanıyorum, eğer daha fazla ileriye giderlerse onlara cehennemi yaşatırdı. Onun ellerini sıkıca tutup yalvarırcasına baktım. O ise neden bunu yaptığımı anlamamış gibiydi. "Sana zarar veriyor." Dedi. "Sana bir söz vermiştik, seni koruyacaktık ama hâlâ sana zarar vermeye devam ediyor. Eğer sen burada ağlıyorsan seni iyi koruyamıyoruz demektir. Umay, bu zamana kadar ben ölürüm ama diğerlerine bir şey olmasın diye çok çabaladım. O diğerleri kısmına artık sende dahilsin. Seni, sana zarar veren her şeyden korumam gerekiyor çünkü bana verilen sorumluluk bu. Şimdi bana doğruyu söyle, bize zarar gelmesinden mi korkuyorsun?" Bir süre sonra yavaşça başımı olumlu anlamda salladım. Bu tepkimle bir iç çekti. "Bunun için korkmak sana değil bana düşer. Bize bir şey olmaz, merak etme." Rahatlatmak için tebessüm etti. "Dokuz canlı kedilere benzeriz. Sana güvenip hayat hikayemizi anlatmıştım. Neler yaşadık biz, annenin bir darbesi ile mi yıkılacağız?" Kendini böyle görmesi canımı sıkıyordu. O da bir insandı ama sanki duyguları yokmuş gibi davranıyordu. Yönünü tamamen bana çevirdi. "Seni güldüreyim mi?" Diye sordu bir anda. Ne yapacağını anlamayarak kaşlarımı hafifçe çatarak ona baktım. "Ama bu aramızda." Diyerek kulaklarını tutup çekti aynı anda yanaklarınıda şişirip gözlerini şaşı yapmıştı. Bu görüntü ile ağlamam bir anda gülmeye dönerken Yankı da benim güldüğümü görünce, "Bak aramızda ama." Dedi. "Diğerleri böyle bir hareket yaptığımı görürse kırk yıl dalga geçerler. Ayrıca bak..." Diyerek cebinden telefonunu çıkarıd ve bir yerlere girerek bana bir tane video gösterdi. Video üstten çekiliyordu ve yavru kedi paytak paytak koşarken onu çekiyordu. Arkada ise Manifest grubunun Snap şarkısı vardı. Yankı buna gülerken videoyu aşağıya kaydırdı. Yeni bir kedi videosu çıkarken bu işte beni gerçekten güldürmüştü. Tekir bir kedi fareyi kovalarken bir anda çekmeceye toslamıştı. Güldüğümü gören Yankı uygulamadan çıkıp galeriye girdi ve bir tane fotoğraf gösterdi. Fotoğrafta Yankı elinde sarı bir tekir kedi tutuyordu ve kedi kucağındayken Yankı'nın yüzünün yarısını kedi kaplıyordu. "Bak bu Limon. Okulun bahçesinde yaşıyor. Yarın göstereyim mi?" Başımı heyecanla salladığımda başka bir fotoğraf gösterdi. Bu fotoğrafta Yankı kediyi kucağında tutmuş ve gülerek kediye bakıyordu. Baya hayvansever biri olmalıydı. "Limon elimde büyüdü ama ya." Diye mırıldandı. "Onu bulduğumda küçücüktü ve en son gördüğümde hamileydi. Eşiyle beni tanıştırmadığı için ona hâlâ kırgınım." Alt dudağını büzdüğünde güldüm. Onun ayrı bir havası vardı, insanlar onunla konuşunca tüm dertlerini unutuyordu. Mesela şuanda olduğu gibi. Ona ne zamandan beri hayranlıkla baktığımı bilmiyorum. Yankı bir sürü fotoğrafı geçmiş ve en sonunda bakıyor muyum diye kontrol etmek için bana bakmıştı lakin ona olan bakışlarımı görünce utanarak hızla gözlerimi kaçırdım. "Kediler..." Diye mırıldandı sanki o da utanmış gibi. "Kediler uçamıyor." Bu bilgi ile bir an duraksayıp kaşlarımı çattım ve ona baktım. "Çünkü kanatları yok." O da hızla gözlerini kaçırdığında ayağa kalktım ve üstünü silkeledim. Yankı da ayağa kalktığında bu karanlıkta bile kızardığı belli oluyordu.

Utandığında yanaklarının kıpkırmızı olması nedense hoşuma gidiyordu. Tatlıydı.

İkimizde gözlerimizi kaçırırken en sonunda tekrardan ikimizinde kahverengi gözleri kesişti. Yankı'nın eli ensesine gitti. İkimizde sessizken sessizliği Yankı bozdu. "Annen hâlâ rahatsızlık veriyor anladığım kadarıyla. Onunla konuşabilirim, seni bir daha rahatsız etmez." Başımı yavaşça sağa sola salladığımda bir iç çekti. "Bu inatçılığın nereden geliyor acaba?" Diye sordu kaşlarını kaldırarak. "Kime çektin sen anlamadım ki, Kuzey de aynı mesela. O da senin gibi çok inatçı." Omzumu silktiğimde hafifçe güldü. "Babana mı çektin yoksa? Turgay amca da çok inatçı birine benziyor." Ama aksiydi. Babam asla inatçı biri değildi ama annem belki inatçı olabilirdi. Kesinlikle anneme benziyordum. Maalesef ki...Aramıza yine bir sessizlik girdiğinde bu sessizlikten nefret ettim. En çok da onunla konuşamamaktan nefret ettim. Hayır, anneme benziyorum, demek istedim. Konuşmak istedim ama olmadı. Ama Yankı, "Annene de benziyor olabilirsin." Diye mırıldandı düşünceli bir ses ile. Sesini kalbimden duyuyorum demişti Yankı. Yalan değildi, gerçekten de duyuyordu. Bununla birlikte yüzümde hafif bir tebessüm oluşurken Yankı bir anda elini kaldırıp bana bir adım yaklaşınca kalakaldım. Eli saçıma gitmişti ve şuanda çok yakınımdaydı. Ben nefesimi bile tutmuşken gözlerimi kapattım ama uzaklaştığını hissedince bir kaç saniye sonra gözlerimi yavaşça araladım. Elindeki kuru yaprağı bana gösterdi. "Saçına düşmüş." Diyerek yere attı. Kalbim güm güm atarken ona arkamı döndüm ve elimi kalbime koyarak hızlı adımlarla ondan uzaklaşmaya başladım. Onu ne zaman görsem içinde bir utanç duygusu oluşuyordu. Hem onunla hep yan yana gelmek istiyordum hem de bu utançla yanında bulunmak dahi istemiyordum. Ben böyle kararsız biri değilken bir anda hayatıma girmiş ve beni dünyanın en kararsız insanı yapıvermişti. Onun bende ki etkisi işte tam olarak buydu. Arkamdan gelen adım seslerini duyuyordum ama sanki duymuyormuş gibi yapmayı tercih ettim. Bizimkilerin yanına döndüğümde hepsinin yanyana yere uzanmış vaziyette yıldızları izlediklerini gördüm. Bende hemen Aybüke'nin yanına uzanıp bakışlarımı yıldızlara çevirdim ama asıl olay yıldızlar değildi, aklıma gelen Yankı'nın simasıydı. Yankı'da Sinan'ın yanına uzandığında Sinan parmağını havaya kaldırdı. "Bakın, Küçük Ayı Takım Yıldızı."

Mert, "Neresi ayıya benziyor bunun?" Diye mırıldandı. "Daha çok sapı kırılmış bir baltayı andırıyor."

Sinan başka bir noktayı gösterdi. "Şurada da Kuzey Yıldızı var."

"Kuzey Yıldızı kolyesi çok zarif, değil mi?" Dedi Aybüke. "İlk işim gidip almak olacak." Heyecanla ellerini birbirine hafifçe vurdu ve gülümsedi.

Arya, "Yıldızlar çok güzel parlıyor." Dediğinde Sinan ona döndü ve dedi ki; "Arya, bugün ay çok güzel değil mi?"

"Yıldızlar daha güzel bence ama sen bilirsin. Ay yine klasik ay işte." Sinan bu cevap ile elini alnına vururken başını başka yere çevirdi. Şuanda ağzının içinden saydırdığına emindim.

"Yıldızlar güzel ama yanımdaki hanımefendi daha güzel." Arya ve Aybüke aynı anda ortalarında duran Mert'e baktı. "Bunu dediğin için sağol." Diyerek üzerine alındı Arya. "Güzel olduğumun farkındayım, bilmediğim bir şey söyle." Mert'in dudakları aralanırken gözucuyla Aybüke'ye baktı. Aybüke onları umursamadan yıldızları izlemeye devam ediyordu. "Yankı." Dedi Sinan.

"Hıh?"

"Bize yine Ay ve Güneşin hikayesini anlatsana." Diye sorduğunda Mert, "Bin kere anlattı, daha ne istiyorsun?" Diye araya girdi.

Sinan hafifçe doğrulup Mert'e baktı. "Ne anlatıyor, söylesene bana bir abi."

Mert bir süre düşündükten sonra, "Bir tane Ay ve Güneş varmış işte. Bu kadar." Dedi hızla.

Yankı bu cevap ile hafifçe güldükten sonra dudaklarında bir tebessümle anlatmaya başladı: "Ay ve Güneş birbirine aşık iki gezegenmiş fakat oluşan zaman dilimleri onların aşkına kocaman bir engelmiş. Ay ve Güneş buna rağmen bir gün buluşmaya karar verirler. Ay sözleştikleri yere gitmiş fakat ne kadar beklerse beklesin Güneş gelmemiş. Beklemiş de beklemiş, hâlâ ne ses varmış ne de soluk. Onu beklediği zamanlar da bolca gözyaşı dökmüş durmuş. Ay ise Güneş onun için döktüğü gözyaşlarının farkına varsın, onun için ne kadar değerli olduğunu anlasın diye her bir gözyaşını yıldıza çevirmiş. Günler, aylar, yıllar derken Ay'ın içinde oluşan umut gittikçe sönmeye başlamış. Artık Güneş ile buluşamayacağına kanaat getirdikten sonra yıllardır beklediği yerden ayrılmaya karar vermiş. Tam gidecekken arkasından yansıyan güçlü bir ışık ile durmuş ardından arkasını dönmüş ve onu görmüş. Güneş yıllar sonra aradaki zaman engelini aşmayı başarmış ve Ay'ı görebilmişti en sonunda. İşte bu buluşmaya da insanlar Güneş Tutulması adını verdiler. Aşkın önünde hiç bir engel duramaz, Ay ve Güneş olsanız bile, dedim bende."

Bu hikaye sonrasında aramızda kısa bir sessizlik olurken, "Ay yine ağlamış." Diye mırıldandı Arya. "O aptal Güneş yüzünden."

"Güneş çabalamış ama." Dedi Mert. "Çok çabalamış ama en sonunda gelmeyi başarabilmiş."

Arya, "Birbirlerine aşık olmasalarmış o halde." Dediğinde Yankı araya girdi. "Kime aşık olacağımızı seçebilseydik Ay ve Güneş birbirlerini seçmezlerdi." Derken gökyüzünü izliyordu. "Hiç beklemediğin anda hiç olmayacak birine aşık oluverirsin, gözyaşlarını yıldız bile yaptırır."

"Ooo!" Dedi Sinan. "Aşık olmuş gibi konuşuyorsun."

"Okuduğum kitaplarda öyle oluyor."

"Aynen aynen. Bak oldu şuan."

Yankı dehşetle yanındaki Sinan'a baktı. "Ne ima ediyorsun, birine aşık olduğum falan yok. Kafanızda saçma sapan şeyler kurmayın."

"Of tamam ya." Dedi Sinan. "İnanmış gibi yapalım bari."

Yankı dişlerinin arasından, "Sinan!" Diye uyardığında Sinan omzunu alayla silkti. Yankı kafasını hafifçe yere vurup bakışlarını gökyüzüne çevirdiğinde Aybüke, "Kuzey iyi mi?" Diye sorduğunda Arya ve Sinan ters ters ona baktı. Aybüke bunu görünce, "Ne?" Dedi. "Ne bakıyorsunuz, insan gibi bir şey sordum sadece."

"Gayet iyi." Diyerek sorusunu yanıtladı Yankı. "Yarası çok derin değilmiş, o yüzden hemen iyileşmiş. Okulda bir kaç kere gördüm ama genelde sınıfta duruyor."

"Şaşırtıcı." Diye homurdandı Arya. "Genelde ya revirde, ya terasta ya da arka bahçede takılıyor. Bu arada ona dikkat ettiğimden falan değil tamamen karşıma çıktığı için bunu biliyorum."

"İnsanlık yapıp sorayım bari, nasıl bıçaklanmış? Kesin kavga ederken olmuştur." Yankı bir süre bu soruya cevapsız kalırken Sinan'ın kaşları çatıldı. "Kavga ederken, değil mi?" Diye sordu tereddütle.

"Kendini bıçaklamış." Bu dediği şey ile herkes sessizleşirken Yankı devam etti. "Kuzey'in bize ihanet etmediğini hissediyorum. Sanki zorunda bırakılmış gibi..."

Arya sinirle, "Zorunda bırakıldığı falan yok. Eğer zorunda bırakılsaydı zaten bize söylerdi. O gün baya baya gözümüzün içine baka baka sizden nefret ediyorum ve bugünden itibaren sizi görmek bile istemiyorum dedi ya." Dediğinde Yankı gözlerini devirdi ve başını sağa çevirdi fakat bir şey demedi. Yine sessizliğini korumuştu ve onlarla kavga etmek istemediği gayet açıktı.

Ama Aybüke resmen kavga etmek istiyormuş gibi bir anda elimi kavrayıp konuştu; "Eğer Yankı size ihanet ederse ne yaparsınız?" Diye sordu.

"Ondan nefret ederim, öldürmek isterim." Dedi Arya hemen.

"Yapar diyorsun yani." Aybüke doğrulup bağdaş kurarak oturdu.

"Herkes yapar. Herkes ihanet edebilir." Arya da Aybüke gibi bağdaş kuradak oturdu.

"Seninde asıl sorunun bu işte."

Arya'nın kaşları havalandı. "Neymiş benim sorunum?"

"İnsanlara güvenmiyorsun." Dedi Aybüke hiç düşünmeden. "Tüm insanlar sana göre düşman, değil mi? Herkes sana ihanet edebilir, herkes seni sırtından bıçaklayabilir, herkes seni üzebilir, kırabilir."

Arya başını yavaşça olumlu şekilde salladı. "Herkesin içinde bir tutamda olsa kötülük vardır. Kuzey ihanet etmez diyordunuz ama bakın, etti işte. Sende ihanet edebilirsin, Yankı da ihanet edebilir, Mert de edebilir. Buradaki herkes birbirinin sırtından bıçaklayabilir. Bende bunu yapabilirim. İnsanlara güvenirsiniz ama sonra anlarsınız ki asıl düşmanınız en güvendiklerinizmiş. Size yardım eli uzatanlar en dibe çeken kişiler olur." Bir anda gözleri dolunca hızla akmakta olan gözyaşını sildi ve "Kahretsin, toz kaçtı!" diyerek ayağa kalktı ardından buradan hızla uzaklaşmaya başladı. Sinan tam kalkacakken Yankı kolundan tutarak durdurdu. "Ben bakarım." Dedi ve ayağa kalkıp Arya'nın peşinden gitti.

☯️☯️☯️

Yankı ağaçların sıklaştığı yere doğru giden Arya'ya koşarak yetişti ve kolundan tutarak onu durdurdu. Arya, Yankı'yı görür görmez hızla kolunu ondan kurtarmıştı. "Bana sakın dokunma!" Dedi dişlerinin arasından. "Git o çok sevgili Kuzey'inin yanına, ihanet etmemiş ya hani bize."

Tekrardan gidecekken Yankı yine onu kolundan tutarak durdurdu. "Sakinleş biraz. Bu haldeyken nereye gidiyorsun?"

"Of yeter!" Diyerek sertçe Yankı'yı göğsünden ittirdi. Bunu beklemeyen Yankı geriye sendelendi. "Çok sıkıyorsun, çok boğuyorsun. Sanane ne yapacağımdan? Özgürce, sana haber vermeden hareket etmek istiyorum artık! Beni bir sal, git kendi işine. Uzaklaş artık. Yapıştın kene gibi bırakmıyorsun ya!"

Arya tekrardan gidecekken Yankı ondan böyle bir şey duymanın ağırlığını yaşayarak donup kalmıştı. Arya arkasını dönüp giderken, "Gitme..." Diye mırıldandı. Yankı bu sefer gözlerinin dolmasını engelleyemedi. "Arya, gitme." Dedi. Arya bunu duyup dururken sakinleşmeye çalışarak derin bir nefes aldı. "Yankı, bırak artık peşimi-" Diyerek Yankı'ya döndü ama gördüğü görüntü ile hızla Yankı'ya koştu. Yankı elini göğsüne koymuş nefes almaya çalışırken görüntü bulanıklaşıyordu. Bacaklarının uyuştuğunu hissedebiliyordu. "Ne oluyor?" Diye sordu Arya endişeyle. "Yankı, nefes al!"

Arya diğerlerine haber vermek için ileriye atıldı ama Yankı bir anda onun bileğinden tutarak durdurdu. "Panik atak." Diyebildi zorla. "Geçer şimdi."

Dehşetle Yankı'ya baktı. "Ne?" Dedi. "Panik atak mı, senin panik atağın mı var? Kahretsin, bunu bize söylemeliydin!"

Yankı dizlerinin üstüne düştüğünde hâlâ güçlükle nefes almaya çalışıyordu. Arya da Yankı'nın yanına otururken ne yapacağını kestiremiyordu, eli ayağına dolaşıyordu. "Dön." Dedi Yankı. "Diğerlerinin...yanına dön."

"Saçma sapan konuşma, gitmiyorum hiç bir yere." Diye yükseldi Arya. "Ne yapacağım şimdi? Tamam, ben buradayım." Yankı'ya sarıldı. "Yanındayım Yankı, her zaman yanındayın. Sakinleş. Derin derin nefesler al. Pozitif düşün." Yankı'nın nefesleri düzelmeye başlayınca, "Bak buradayım işte, gitmiyorum hiç bir yere. Seni yalnız bırakan yalnız ölsün Yankı'm. Canım kardeşim." Demeye devam etti. "Bugün Ay ve Güneşin hikayesini anlatmıştın, çok üzücüydü ama biraz da saçmaydı yani. Bu arada ebelemece oynarken Sinan hile yaptı ve ben ebeyken Aybüke'yi üzerime ittirdi. Onu azarlar mısın? Of, kahretsin!" Diyerek Yankı'ya baktı. "Seni ilk defa bu halde görüyorum. Neden panik atağından bahsetmedin?"

Yankı en sonunda sakinleşince Arya'dan ayrıldı ve ona bakmadan, "Beni yalnız bırak." Dedi kısık bir sesle.

"Hayır." Dedi Arya.

"Arya, beni yalnız bırakır mısın?" Bu sefer sakin kalmaya çalışıyordu. "Lütfen beni yalnız bırak ve diğerlerini alıp eve git."

"Gitmiyorum."

"Arya!" Diye bağırdı Yankı. Öfkeli bakışları Arya'ya döndü. "Git, kalbini kırmak istemiyorum." Az önce yaptığının farkına varıp gözlerini kapattı ve derin bir nefes aldı. "Bağırdığım için özür dilerim. Lütfen dediğimi yapıp diğerlerini de al ve eve git."

Arya, "Yapma." Dediğinde gitmemeye kararlıydı. "Bizimkilere mesaj atarım ve eve gitmelerini söylerim ama seni yalnız bırakmam. Sen bu haldeyken-"

"Benim halimde bir şey yok." Dedi kısık bir sesle. "Arya, lütfen lafım ikiletme. Eğer şuanda senden bir şey istiyorsam bir sebebi vardır. Ayağa kalk ve diğerleriyle birlikte eve git."

Arya bıkkınlıkla bir nefes verip ayağa kalktı ve gidiyormuş gibi yaptı. Bir ağacın arkasına saklandı ve cebinden telefonunu alıp Sinan'a eve gitmeleri gerektiğini, Yankı ile biraz dolaşacaklarını söylediği bir mesaj attı ardından uzaktan Yankı'yı izlemeye başladı. Yankı bir süre öyle donmuş haldeyken bir hıçkırık koptu dudağından. Omuzları ağlamanın etkisiyle sarsılırken Arya'nın eli kalbine gitti. Yankı'nın ağladığını bu zamana kadar hiç görmemişti ama odasından bazen ağlama seslerinin geldiğini duymuştu. Uyku mahrumu ile yanına gitmek aklına bile gelmezken sabah olunca neden ağladığını soruyordu fakat Yankı bu zamana kadar hep inkar etmişti. Ne kadar zaman öyle ağladığını bilemiyordu. Nefesi kesilene kadar hıçkırıklar içinde ağlamaya devam ediyordu. İçindeki her şeyi gözyaşlarıya atıyordu ama nedense hep bir eksik vardı. İçindekileri tam anlamıyla atamıyor, bir şeyler hep içinde kalıyor gibiydi. Elini yumruk yapıp kalbine vurmaya başladı. "Her şey neden hep benim üstüme kalıyor?" Dedi hıçkırıklarının arasından. "Neden...Neden?" Üzerine bir gölge düşünce bir anda duraksadı. Önce ona uzatılan ele baktı ardından bakışları yavaşça yukarıya çıktı. Arya'nın yeşil gözlerinr baktığında yutkundu. Gittiğini sanıyordu ama şimdi karşısına geçmiş oma elini uzatıyordu. Arya'nın dudağına buruk bir tebessüm yerleşti. "Hadi bugün baş başa abi kardeş takılalım." Dedi homurtuyla. "Diğerlerini birazcık dışlayalım yani." Yankı tereddütle elini kaldırıp Arya'nın elini tuttu. Onu ylanız bırakmadığı için öfkeliydi ama öfkesini dışa yansıtacak enerjiyi kendinde bulamıyordu.

☯️☯️☯️

Yankı önündeki rakı bardağını eline alıp tek dikişte bitirdi ardından yeni bir bardak daha doldurdu. Meyhaneye gelene kadar hep sessiz olmuşlardı. Ne Arya konuşmuştu ne de Yankı. Şuanda bir o kadar sessizlerdi. Yankı önündeki bardağı hafifçe döndürürken bakışları bardaktaydı. "Seni bu zamana kadar darladığımın farkında bile değildim. Özür dilerim." Diye mırıldandı en sonunda.

Arya, "Panik atağından neden kimseye bahsetmedin?" Diye sorduğunda Yankı burnundan güldü ardından tekrardan rakısını tek dikişte bitirdi. "Önemli bir şey değildi." Dedi bardağı masaya bırakırken. "Hemen geçiyor, abartılcak kadar mühim bir durum değil."

"Önemli olup olmaması beni ilgilendirmiyor. Varsa bize söylemeliydin. Yankı, biz nasıl her şeyimizi seninle paylaşıyorsak sende bizimle paylaşmalısın."

"Sessiz sessiz rakımızı içip sonrada eve gitsek?" Diye sordu Yankı kısık bir sesle. Yeni bir rakı doldurdu. Kaç bardak içtiğini saymayı bırakmıştı artık.

"Hayır, bu sefer kaçmana izin vermeyeceğim. Ne derdin varsa bugün bu masada tek tek anlatacaksın. İçine atmana izin vermeyeceğim." Aralarına bir sessizlik girdiğinde Arya artık ümidini kaybetmişti. Anlatmayacağına elin olduğu için bir iç çekip önündeki rakısını yudumladı.

Ama beklediği gibi olmadı. İlk hamle Yankı'dan gelmişti. "Annem..." Diyerek başladı. "Annem bir gece yarısı evden gizlice dışarıya çıktı. Bende onu görüp peşinden gitmiştim çünkü nereye gideceğini bize söylememişti. Ona seslenmiştim ama beni duymamıştı." Arya onu pür dikkat dinlerken Yankı'nın bakışları önündeki rakı bardağındaydı. Bu zamana kadar kendisinden çok az bahsetmişti. Hayat hikayesini bile üstü kapalı anlatmıştı ve şuanda ilk defa kapalı kutusunu Arya'ya açıyordu. Yankı nasıl devam edeceğini bilemediği için bir kaç saniye sessiz kaldı çünkü bu onun için çok zordu. En sonunda cesaretini topladı ve devam etti. "Annem bir binaya girdi. Eve girecek sandım ama terasa gidince ne yapacağı hakkında bir fikir üretemedim. Gözü nasıl döndüyse hâlâ beni fark etmemişti bile. Mermerin üstüne çıktığında bağırdığımı çok iyi hatırlıyorum. En sonunda sesimi ona duyurabilmiş olacağım ki bana omzunun üstünden bakmıştı. Bana sarılmadı, şaşırmadı sadece ne yaptı biliyor musun?" Yankı'nın yüzünde kocaman bir gülümseme oldu. O zamana kadar gözyaşlarının aktığının farkına bile varmamıştı. "Yönünü bana çevirip kocaman gülümsedi ve benden özür dilediğini söyleyip kendini..." Gözlerini kapatıp başını eğdi. "Kendini terastan aşağıya attı. Oğlunun gözlerinin önünde ondan özür dileyip intihar etti." Gözyaşlarını sildi ve derin derin nefesler aldı. Ağlamaya şuanda son vermesi gerekiyordu ama bir yandanda rahatladığını hissediyordu. O anda içindeki eksikliğin ne olduğunu anladı; Anlatmak. İnsanlara hep dertlerini anlatmaktan kaçınmıştı ama asıl anlatırsa rahatlayacağını bilmiyordu. Şuanda öğrenmişti.

"Zorlama kendini." Dedi Arya buruk bir sesle.

Yankı hızla başını sağa sola salladı. "Anlatacağım." Derken kararlıydı. Tam anlamıyla rahatlayana kadar susmayacaktı. "O gün terasta saatlerce kaldım. Annem geri gelecek sandım ama gelmedi fakat başka biri geldi." Yüzünde bu sefer gerçek bir gülümseme oluştu. "Bir kız çocuğu..." Dedi içli içli yüzünü bile yarım yamalak hatırladığı kız çocuğunu anarken. "Bana adını söylemedi çünkü bu bir sırmış. O yüzden bende ona bir lakap taktım."

Arya merakla, "Ne lakabı?" Diye sordu.

"Ay Işığı." Dedi Yankı. Bunu uzun zamandır söylemediği için garip gelmişti bir anda. "Ona ay ışığının altında rastladığım için bu lakabı taktım. Bende karşılık olarak ona adımı söylemedim ve o da bana Terasta ki Çocuk demeye başladı. Yıldızları izlemek için evden kaçmış ve en yüksek binayı bulana kadar yürümüş. En sonunda o binaya gelmiş. Garip çünkü annemin atlamak için bulduğu binayı bir kız çocuğu yıldızlara yakın olmak için seçmişti."

"Onunla şuanda görüşmüyor musun?"

Yankı yavaşça başını sağa sola salladı. "Babam yaşayan ölü gibiydi. Beni görünce bile duygusuz gözlerle bakıyordu. Halbuki bana hep neşeyle bakan babam artık benden nefret ediyordu. Ben her gün o kızı görme umuduyla evden kaçtım ve evet, her seferinde oradaydı. Bir gün eve döndüğümde eve bir sessizlik hakimdi. Babama bakmak için salona gittiğimde onun tavanda sallanan bedeniyle karşılaştım. Bir hafta da iki ölüm on yaşındaki bir çocuk için çok ağırdı." Yine sessizleşti. Bir anda bunları anlatmak onun için çok zordu. Minik bir ara verdi kendine. Rakısını yudumladı ardından yine devam etti. "Annem babamı aldatmış. Ben ise aldattığı kişiden peydahladığı gayrimeşru çocukmuşum. Babam bunu öğrenince evde büyük bir kavga olmuş. O esnada ben evde yoktum, sokakta arkadaşlarımla oynuyordum. Eve girecekken işte o zaman gördüm annemin dışarıya çıktığını. O çok uzaktaydı ama hep keşke dedim kendi kendime, keşke koşup ona yetişseydim ve her şeyi engelleseydim. Annem babamı aldatmış olabilir ama yinede bir yerlerde nefes alıyor olurlardı. Bunun suçlusu tamamen benim."

"Hayır." Dedi Arya hiç düşünmeden. "On yaşındaki halinden bahsediyoruz. Küçücük bir çocuk nereden bilsin annesinin böyle bir şeye kalkışacağını?"

"Bazen delirdiğimi sanıyorum." Diyerek tekrardan rakısını tek dikişte bitirdi ardından tekrardan doldurdu. Beyninin uyuştuğunu hissedebiliyordu. "Etrafımdaki insanlar sanki beni izliyormuş gibi hissediyorun. En ufak hatamda beni suçlayacaklarmış gibi, bir durum olsa sanki sorumlusu benmişim gibi. Sizden gözümü bir an olsun ayırdığımda başınıza bir şey gelecek sanıyorum. Şuan bile aklım evdekilerde, ne yapıyorlardır şimdi?"

Cebinden telefonunu çıkardığında Arya telefonu elinden aldı. "Bugün onlar yokmuş gibi davran. Şuan evdeler ve gayet iyiler." Yankı sessizliğini koruduğunda Arya, Yankı'nın masanın üstünde duran elini tuttu. "Psikiyatriye mi gitsen?" Diye bir öneride bulundu ama bu öneri Yankı'nın hoşuna gitmedi. "Bu da geçer." Dedi. Arya'ya değil masaya bakıyordu.

"Geçmiyor, Yankı. Duygularını bastırman geçtiği anlamına gelmiyor. Sen farkında değilsin ama bu kaygı yavaş yavaş seni öldürüyor." Yankı yavaş yavaş bakışlarını Arya'ya çevirdi. "Senin kötü olmanı istemiyorum. Senin yaptığında ayrıca büyük salaklık!" Diyerek masanın altından Yankı'nın bacağına tekme attı. Yankı acıyla inleyip bacağını tuttu. "Ne demek ya bize yalan söylemek? Eğer kötü hissediyorsan yanıma gelmeliydin. Peki tamam diğerlerinden çekiniyorsun ama bendende mi çekiniyorsun? Şuanda çok kırdın beni." Kaşlarını çatıp kollarını göğsünün altında bağlayarak trip moduna geçerken Yankı'nın dudağında hafif bir tebessüm oluşmuştu. "Teşekkür ederim." Dedi. Arya umursamaz bir tavırla omzunu silkti. "İyiki o gün Aybüke beni çekiştirerek yanınıza getirmiş. Yoksa seninle asla tanışamayacaktım."

"Sus, sana tripliyim." Diyerek susturmaya çalıştı Arya ama bu dedikleri hoşuna gidiyordu.

"Oy trip de atarmış!" Diyerek öne eğilerek Arya'nın yanağından bir makas alarak geriye çekildi ardından doldurduğu rakı bardağını içti. Arya hâlâ Yankı'ya bakmamak konusunda kararlı olduğu için sinirli sinirli masadaki rakı bardağını yudumlamaya devam etti ama bu trip işine daha fazla dayanamadı. "Bu zamana kadar kendini yalnız hissettirdiğim için özür dilerim." Diye mırıldandı.

"Senin bir suçun yok, sadece ben insanlardan kaçtım."

Arya'nın bakışı yavaşça Yankı'ya döndü ardından, "Kendini bir baba gibide hissetme. Bu sorumluluk çok ağır. Bizim başımızda zaten bir baba var."

Yankı hafifçe tebessüm edip, "Onun zaten bir sürü sıkıntısı var." Dedi. "Bizi yanına alıp büyütmüş olabilir ama bir de biz sıkıntı çıkarıp daha fazla sıkıntı yaratmamalıyız."

Arya başını salladı. "Sanırım haklısın." Dedi. Yankı'nın bir bardak daha rakı doldurduğunu görünce, "Çok içtin." Diye uyarıda bulundu.

"Bir şey olmaz." Derken umursamazdı Yankı. Buraya geldiğinde yüzünden düşen bin parça iken şimdi gülümsüyordu.

Arya bir anda ayağa kalkıp Yankı'nın yanına oturdu ve ona sarılarak başını omzuna yasladı. Bunu beklemeyen Yankı'nın afallaması bir kaç saniye sürdü ardından o da başımı Arya'nın başına yaslayarak onu kolunun altına aldı. "Sadece birazcık böyle kalalım." Dedi Arya. "Hatta her zaman böyle sarılalım. Birbirimizi asla yalnız bırakmayalım."

"Eğer yalnız kalırsanız bile üstesinden gelirsiniz. Yalnız kalırsanız bilin ki ben ölmüşümdür."

"Ne diyorsun ya ölüm falan." Arya kulağını çekip üç kere masaya tıklattı. "Tövbe tövbe."

Yankı Arya'nın sarı saçlarını okşadı. Bunu yaparken gözleri yavaş yavaş gidiyordu. "Ölmek için erken gerçektende. Sizi yalnız bırakmaya pek niyetim yok."

"Hah şöyle biraderim ya!" Diyerek Yankı'dan ayrıldı Arya. "Ayrıca umarım sarhoş değilsindir. Seni eve kadar taşımak istemiyorum."

"Sarhoş mu? Benim ismim sarhoş değil, benim ismim Yankı." Yankı kendi kendine gülmeye başlayınca Arya, Yankı'nın kızaran yanaklarını görünce sarhoş olduğuna kanaat getirdi. Yankı, Arya'nın şaşkın bakışlarını aldırmayıp rakısını yine tek dikişte bitirip ayağa kalktı. "Bugün herkesin hesabı bende-" Sözünü kesen şey ise Arya'nın ağzını kapatan eliydi. "Tamam, gidelim." Diyerek garsona döndü. "Biz hesabı alalım lütfen." Derken mahcup bir ifadeyle gülümsüyordu. Bir süre bekledikten sonra hesabı ödedi ardından Yankı'nın kolunu kendi omzuna atıp onu meyhaneden çıkarttı. Yankı zar zor yürürken elini ağzına götürdü. "Arya, midem bulanıyor." Dedi.

"Lütfen kusma."

"Sanırım kusacağım."

"Hayır!" Diyerek Yankı'yı son gücüyle ittirdi. Yankı son anda duvara tutunup kusmaya başladığında Arya sabır dilercesine burun kemerini sıkıyordu. Meyhaneye getirdiği için kendine lanetler yağdırıyordu. Yankı doğrulup Arya'ya baktı. "Arya, bitti." Dedi tuvaleti bitmiş de annesine seslenen çocuklar gibi.

"Tamam. Gidelim artık." Diyerek Yankı'ya yürüdü Arya ama bir anda Yankı, "Dur!" Diye bağırdığı için durmak zorunda kaldı. "Ne?" Dedi anlamayarak. "Ne var?"

Yankı yumruğunu havaya kaldırdı. "Dünyayı kurtarmalıyız!" Diyerek koşmaya başladığında Arya, "Yankı!" Diye bağırarak peşinden koşmaya başladı. "Dünyanın değil benim kurtarılmaya ihtiyacım var. Yankı nereye gidiyorsun?"

"Ben Batman'im. Dünya'yı kurtacağım!"

"Yankı dikkat et!" Demesine kalmadan Yankı önündeki direğe çarpıp yere düşmüştü. Arya şuanda neler olduğuna inanamaz haldeyken bir anda durup elini saçlarına geçirdi. En sonunda sinirle hâlâ yerde uzanan Yankı'ya ilerleyip başında durdu. "Kalk ayağa!" Diye bağırdı. Yankı onu umursamadı hatta kocaman gülümsedi. "Yankı, bak ben senin gibi sabır taşı değilim. Ya şuanda ayağa kalkarsın ya da senin mezar taşını kendim dikerim. Kalk lan ayağa!" Yankı bu tepki ile bir anda korkup ayağa fırladı ve bir asker edası ile elini alnına koydu fakat yerinde duramayıp sağa sola yalpalıyordu. "Yankı Soykan, İstanbul. Emrinizdeyim komutanım! Ey Türk Gençliği! Birinci vazifen; Türk istiklalini, Türk cumhuriyetini, ilelebet muhafaza ve müdaafa etmektir. Mevcudiyetinin..."

"Yankı!" Diye bağırdı Arya en sonunda. Dayanamayıp Yankı'nın ensesinden tuttu ve yürütmeye başladı. "Lütfen eski haline döner misin? Sessiz, sakin Yankı'yı geri istiyorum." Yankı onu kaye almayıp Gençliğe Hitabe'yi coşkuyla söylemeye devam ediyordu. "Laik atağın şuanda gelmek zorunda mıydı ki?" Diye homurdandığında Yankı susmak bilmiyordu. Çok az konuşan Yankı şimdi çenesini tutamazken Arya o çeneyi kırmamak için kendini zor tutuyordu. Sonunda Gençliğe Hitabe'yi bitirdikten sonra, "Sonunda, sus artık!" Dedi Arya.

Yankı kendini Arya'dan kurtardı. "Yeter!" Diye bağırdı. "Enerjik ol biraz. Haydi şarkı söyleyelim!" Bir anda şarkı söyleyip dans etmeye başladığında Arya sinirden ağlama noktasına gelmişti. "Eteğim fır fır, hayatım gır gır."

Arya Yankı'nın önüne geçip ellerini yanaklarına koydu. Yankı'nın dudakları balık gibi öne büzülürken, "Eğer eve sessiz salim gidersek çok ders çalışıp notlarımı yükseltirim." Diyerek son kozunu oynadı. "Ha yok ben illa ses yapacağım diyeceksen zorla seni oturtur sabaha kadar korku filmi izletirim." Yankı bu tehditler karşısında yutkunup susarken Arya rahat bir nefes alıp Yankı'nın kolunu omzuna atarak yürütmeye başladı. "Allah'ım lütfen eve kadar bir belaya bulaşmayalım." Diye dualar etti ama bilmediği bir şey vardı; Asıl bela sokak da değil tam olarak evdeydi.

Sessiz sedasız eve gelmeyi başaran bu ikili anahtarlarını yanlarına almadıklarını fark ettiler. Yankı'nın gözleri kapanırken bu onun yakında sızıp kalacağı anlamına geliyordu. Arya kapıyı tıklattığında birilerinin açmasını dileyerek beklemeye başladı falat bir anda içeriden çığlık sesi gelince gözleri kocaman açıldı. Bu sefer kapıya yumruklar atmaya başladı. "Hey, açın şu kapıyı!"

İçeriden Sinan'ın sesi duyuldu. "Siktir, geldiler. Biz şimdi ne yapacağız?"

"Bizi gebertecekler!" Diyen ses Mert'ten başkasına ait değildi.

Arya kaşlarını çatarken yaklaşık bir dakika boyunca kapının önünde bekledi. Kapı Sinan tarafından açıldığında Arya onu görmedi çünkü hemen içeriyr kaçmıştı. Arya hiç bir şeyi idrak edemezken Yankı ile beraber içeriye girdi. Holün başında Aybüke göründüğünde, "Ne oldu sana?" Diye sordu dehşetle. Saçı başı dağılmış, maskarası akmıştı. Sanki ağlamış gibiydi ve iç çekmeye devam ediyordu. "Onlar benim rujlarımı aldı!" Diyerek salonu gösterdi. Büyük ihtimalle Mert ve Sinan'dan bahsediyordu. "Ayrıca ona ne oldu?" Diye sordu Yankı'yı göstererek.

"Biraz fazla içti." Dedi ve ayakkabısını çıkardı. "Sinan, Mert! Yankı'yı taşımama yardım edin!" Onlardan ses soluk yokken sinirle soludu. "Zaten sinirim tepemde bir de siz üstüme gelmeyin. Gelsenize şuraya!" Merdivenlerin başında Umay göründüğünde ilk yaptığı şey dehşetle salona bakmak olmuştu. Eli şaşkınlıkla ağzına giderken bakışları en sonuda Arya ve Yankı'yı buldu. Hızla onların yanına gidip anlam vermeye çalışarak Yankı'ya baktı. "Sadece sarhoş." Diye bir açıklama yaptı Arya. "Yardım edinde salona taşıyalım. Bunlardan hayır yok gibi." Dediğinde Umay Yankı'nın diğer koluna girip salona götürmeye başladı. "Umay bu arada neden salona öyle baktı-" Salona baktığında gördüğü görüntü duraksamasına neden olmuştu. Yankı'yı bir anda bıraktığında tüm ağırlık Umay'a kalmıştı. Her yer tüydü ve büyük ihtimalle yastıklardan dökülmüştü. Masanın üstü aburcubur çöpleri ile doluyken yerde üç tane ruj vardı. Hepsinin ucu mahvolmuştu. "Burada..." Dedi Arya sinirden nefes nefese kalırken. "Burada tam anlamıyla ne oldu?" Elini saçlarına geçirdi. "Sinan, Mert! Çıkın ortaya!" Mert ve Sinan birbirlerine sıçtık bakışı atarken yavaşça perdenin arkasından çıktılar. Arya onların yüzüni görünce dahada deliye döndü. "Sizin bu yüzünüzün hali ne?" Mert ve Sinan sırf Aybüke'yi sinir etmek için onun odasına girip gizlice rujlarını almıştı ve daha çok sinir etmek için dudaklarına sürüp nasılda berbat olduğunu söylemişlerdi ama asıl amaçları farklıydı.

Onun her haliyle güzel olduğunu ve makyaj yapmasına gerek olmadığını söyleme biçimleri buydu. Aybüke ise buna inanmadı, her zaman ki gibi fakat o Mert'in gözünde her zaman kusursuz kalacaktı. Aybüke'nin kusurları onun için kusursuz sayılacaktı.

"Arya açıklayabiliriz." Dedi Sinan çaresizce. Korkuyla Mert'e yanaşmıştı ve korkmak da gayet haklıydı. Arya'nın bakışları korkunçtu.

"Açıkla." Dedi Arya sakin kalmaya çalışarak.

Sinan bir süre düşündükten sonra başını eğdi. "Açıklayamayız."

Mert de korkuyla başını eğerken bu ikili birbirine iyice sokulmaktan başka bir şey yapamıyorlardı. "Biz ne yaptık şimdi?" Diye mırıldandı kendi kendine ama sanki düşüncesini yanlışlıkla dile getirmiş gibiydi.

"Elinin körünü yaptınız gerizekalı!" Diyerek Mert'in üstüne yürüyüp sırtına bir tane geçirdi. "Hepsini temizleyeceksiniz!" Sessiz kaldıklarını görünce, "Tamam mı?" Diye bağırdı sinirle. İkiside aynı anda tamam deyince Arya elini saçlarına geçirdi. "Yankı sizinle nasıl başa çıkıyor? Küçücük çocuk gibisiniz." Diye homurdandı. "Çocuğa çok zorluk çıkarıyorsunuz, az yardımcı olun be! Koskoca adamların yaptığı şeye bak." Bir anda düşme sesi gelince herkesin dikkati Yankı'ya yöneldi. Umay'ın eli ağzına giderken çaresizce yerde yatan Yankı'ya bakıyordu. Yankı'yı daha fazla taşıyamamış olacak ki yere düşürmüştü o da hemen sızıp kalmıştı. "Önce," Diyerek Mert ve Sinan'a döndü. "Yankı'yı odasına götürün sonra da burayı pırıl pırıl yapın. Eğer tek bir tüy tanesi görürsem sizi doğduğunuza pişman ederim!" Ses soluk gelmeyince, "Taşısanıza!" Diye bağırdı. Mert ve Sinan oldukları yerden korkuyla sıçrayıp hızla Yankı'ya ilerlediler. Mert, kollarından Sinan ise ayaklarından kavrayıp dikkatlice merdivenden yukarıya taşımaya başlamışlardı. "Salaklar!" Dedi dişlerinin arasından kendi kendine. Aybüke'ye döndü. "Ne bu evin hali?" Diye sordu sinirli sinirli.

Aybüke suçlu çocuklar gibi başını eğdi. "Beni sinir ettikleri için onlara yastık attım ama fazla ciddiye almış olacaklar ki onlarda bana attı fakat çok sertti. Aramızda böyle bir savaş çıktıktan sonra Sinan bir anda saçıma yapıştı ve bir baktım tüyler havada uçuşuyor. Çok garip şeyler oldu yani."

Arya'nın bakışı Umay'a dönünce Umay hemen ben suçsuzum der gibi ellerini havaya kaldırdı. Arya yalnızca başını sallamakla yetindi ardından tekrardan bakışlarını Aybüke'ye çevirdi. "O iki gerizekalıya dediğim şeyler senin içinde geçerli. Eğer kaytarmaya çalışırsanız ölünüz çıkar bu evden." Sinirle yukarıya çıkmaya başladığında aklında tek bir düşüncr vardı;

Yankı'nın yükünü kendisi üstlenecekti bundan sonra. Bir kardeş olarak görevi bu olmalıydı.

Selamlar, bir konuya açıklık getirmek istiyorum ve sizden bir ricada bulunacağım. Lütfen başka kitaplardaki karakterlerin "Şu karakter şuna benziyor, şu kitaba biraz benziyor" gibi yorumlarını yapmayın. Bunun sebebini zaten WhatsApp kanalımda gayet açık bir şekilde anlattım. Şimdi bölüm hakkındaki yorumlarımı okumayabilirsiniz.

Yankı, üzümlü kekim ya. Onu yazarken çok garip hissettim sanki Arya ile değil de benimle dertleşiyormuş gibiydi daha çok. Umay ve Yankı arasındaki buzlar da yavaş yavaş erimeye başladığına göre asıl heyecan şimdi başlıyor bence. Bu bölüm Kuzey'i göremedik :( Neyse sonra görürüz onun bambaşka işleri var çünkü.

İnstagram hesabımı takip etmeyi unutmayın ayrıca WhatsApp üzerinden kanalıma da katılabilirsinizz sizler heyecanla bekliyorumm

Seviliyorsunuz, unutmayın gencolar!!!

İnstagram; Kitapveyazar05