3. bölüm · Yedinci; Lâl
3. BÖLÜM; ORTAK ACILAR
Kuzey şuanda bir terasın mermerinin üzerinde uzanıyordu. Mavi gökyüzüne bakarken bakışları dalmıştı. Sanki gökyüzüne değil başka bir şeye bakıyor gibiydi. Şuan bir hareketiyle aşağıya düşüp ölebilirdi. Bir hareketine bakardı. Havaya derin bir nefes bırakıp gözlerini kapattı ve bir şarkı mırıldanmaya başladı. "Dışarıda deli dalgalar, gelip duvarları yalar. Dışarıda deli dalgalar, gelip duvarları yalar. Seni bu sesler oyalar, aldırma gönül, aldırma..." Şarkının devamını hatırlayamadığı için sustu. "Nasıl hissediyorsun Kuzey Karaca?" Diye sordu kendi kendine. Bu zamana kadar hep kendiyle konuşan bir çocuktu. Bu artık yalnızlığından kalan bit alışkanlık haline gelmişti. "Gayet iyiyim. Süperim." Dedi ve kendi kendine güldü.
"Kuzey!" Diye bir bağırış duyduğunda bakışları sesin geldiği yere döndü. Karşısındaki kişi Yankı'ydı. "İn! Kuzey, in oradan!"
Kuzey olduğu yerde ayağa kalktı. Aşağıya inmeden mermerin üstünde ayakta dikildi. "Neden ineceğim?" Diye sordu.
Yankı ona doğru yaklaştı ama bir anda durdu. Eli havadaydı. "Lütfen..." Derken sesi titremişti. "Lütfen in oradan."
"Sesin mi titredi senin? Vay anasını çocuğun sesi titredi." Dedi ve alayla güldü. "Benden güçlü olduğunu iddia ediyordun. Şimdi karşımda titriyor musun?"
"Ben titremiyorum." Dedi Yankı ama bunu derken bile titriyordu. "Bir daha olmayacak." Diye fısıldadı kendine. Kuzey'e bir kaç adım daha yaklaştı ama Kuzey bir anda, "Yaklaşma, sakın!" Diye bağırınca olduğu yerde durmak zorunda kaldı.
"Kuzey...İn oradan." Dedi. Bu sefer sesi yalvarırcasına çıkıyordu. Kuzey durumu daha fazla uzatmayıp mermerden aşağıya inerken Yankı yanındaki duvara tutunarak derin bir nefes aldı. Bu sefer bakışları öfkeyle Kuzey'e bakıyordu. "Sen bir alçaksın!" Diye bağırdı. Onu öldürecekmiş gibi bakıyordu ama biliyordu ki bunu asla yapamazdı.
"Bilmediğim bir şey söyle." Dedi Kuzey alayla.
"Bize ne oldu böyle?" Dedi Yankı kollarını iki yana açarak. "Sen nasıl bu kadar alçak oldun, biz nasıl ölesiye birbirimizden nefret etmeye başladık, daha dün kardeşken nasıl..."
"Çok düşünüyorsun."
"Allah kahretsin sende hiç sorgulamıyorsun!" Diye bağırdı. "Daha dün yanımdayken şimdi karşımdasın Kuzey. Eskiden olsa daha yeni yaptığın şeyi bir başkasının yaptığını görsen öldürecekken şimdi sen nasıl yaparsın?"
"Fazla ileriye gittiğimin farkındayım."
"Senden ölesiye nefret ediyorum. Geçmişe olan saygımdan bir şey diyemiyorum ama tek diyebileceğim şey bu. Senden ölesiye nefret ediyorum Kuzey Karaca."
Kuzey derin bir nefes aldı. "Sakinleştin mi?" Diye sordu. "Nefret kusma seansın bitti mi?" Şuan tek isteği konuyu kapatmaktı. Yankı'nın panik atağı vardı ve kötüleşmesini istemiyordu.
Yankı ellerini saçlarına geçirdi. "Nasıl...Nasıl her şey tepetaklak oluyor, her seferinde neden daha da kötüsü yaşanıyor?"
"Şaka mısın, şuanda düşmanına dertlerini mi anlatacaksın?" Diye sordu Kuzey hayret edercesine. Bir yandan konuyu kapatmak isterken bir yandan da neden böyle bir anda kötüleştiğini merak ediyordu. Daha yeni yaşanan olaydan ötürü değildi bu şey. Başka bir şeyin olduğu açıktı. "Seninkiler mi?" Diye sordu dayanamayıp. "Canını sıkacak bir şey mi dediler? Yine çenelerini tutamadılar mı?" Şuanda iki düşman değil iki arkadaş olarak konuşuyorlardı. On iki yaşlarına geri dönmüşlerdi. Yankı sessiz kalmayı tercih edince Kuzey gayet ciddi bir tavır takındı. "Çocuk, anlat." Yankı'nın terasın mermerine doğru ilerlediğini gören Kuzey, "Hey hey delirdin mi?" Diyerek Yankı'nın önüne geçti. Yankı onun yanından geçip mermerin üzerine çıktı ve oraya oturdu. Ayaklarını boşluğa bırakırken Kuzey tehlikenin olmadığını anlayıp Yankı'nın yanına oturdu.
"Sigaran var mı?" Diye sordu Yankı.
Kuzey şaşkınlıkla Yankı'ya baktı. "İyide sen sigara içmezsin ki."
"Var mı?"
"Hayır, yok." Yalandı. Yankı yalan olduğunu fark etti ama sesini çıkarmak yerine başını aşağıya eğdi. Çok yüksekti. "Anlatacak mısın."
"Sadece sessizce otursak?"
"Hep sessizce oturuyoruz." Dedi Kuzey. "Birazda konuşsak?"
"Beni dinleyip anlattıklarımı bana karşı mı kullacaksın, ne bu merak?"
Kuzey güldü. "Tamam pisliğin tekiyim ama o kadarda değil."
"Tabii canın, kesinlikle."
Kuzey derin bir nefes alıp gökyüzüne baktı. "Anlatsan anlarım. İkimizinde ortak acısı bir terasta."
"Özlüyor musun?" Diye sordu Yankı bir anda.
"Sanırım evet." Dedi kısa bir an düşündükten sonra. "Seni kıskanıyorum, biliyor musun?"
Yankı şaşkınlıkla Kuzey'e baktı. "Beni mi, benim kıskanılacak neyim var?"
"Çok iyi rol yapabiliyorsun. Odak sendeyken bir anda tüm okları karşındaki kişiye döndürebiliyorsun. Az önce yaptığın gibi." Yankı sessizliğimi korudu. "Kaçıyorsun. Her zaman yaptığın gibi. Hep diğerlerinin derdini dinledin ama insanlar senin derdine hep kör oldu, değil mi?"
"Hayır." Dedi Yankı anında.
"Şimdi de diğer insanları bana karşı mı savunuyorsun?"
"Doğru olmayan bir şey söylüyorsun. Çevremde beni önemseyen bir çok insan var."
"Kim mesela?" Aniden gelen soruya Yankı cevap veremedi. Bununla beraber Kuzey'in dudağı sağa doğru kıvrıldı ve bakışları Yankı'ya döndü. "Kardeşlerim bile diyemedin."
"Aniden sordun." Diye savundu Yankı. "Düşünemedim bile. Onlar beni önemsiyor."
"Nasıl bir his?"
"Ne?"
"Arka planda kalmak."
"Arka planda kaldığım falan yok."
Kuzey derince bir iç çekti. "Her şeyi çok içine atıyorsun çocuk. Biraz da diğerleri senin dertlerini sırtlasın."
Yankı karşıya baktı. "İnsanların zaten yeterince derdi var. Bir de kendi dertlerimi mi yük edeyim?"
"Senin dertlerin varken başkaların derdini kendine yük ediyorsun ama."
"Düşmanıma güvenmiyorum."
"Düşmanın şuanda seni önemsemiyor olsa çekip giderdi. Ve evet, hâlâ senden nefret ediyorum sadece geçmişe saygımdan buradayım."
Yankı'nın bakışları Kuzey'i bulduğunda gözgöze geldiler. "Neden geldin Kuzey?"
"Sen geldin, önce ben gelmişti-"
"Bu okula." Diyerek sözünü kesti. "Neden bir anda bu okula geldin?"
"Başka okul yoktu."
Yankı inanamayarak güldü. "Koskocaman İstanbul da başka okul mu yoktu gerçekten?"
Kuzey'in eli ensesine gitti ve "Gittiğim tüm okullardan atıldım." Dedi. "Biraz haylazım sanırım. Bu okul bir senedir bana iyi dayanıyor."
Yankı sadece gülerek başını sağa sola salladı. Kuzey'in yüzündeki hafif gülümseme yavaşça soldu. "Neden ağlamak yerine gülüyorsun ki?"
"Çünkü çok komikti!" Yankı bu sefer kahkaha atmaya başlayınca Kuzey yalnızca izliyordu. Sırıtmıyordu, Yankı ile birlikte gülmüyordu. O acı çekerken gülmek istemiyordu. "Bu okul..." Kahkahası yüzünden zar zor konuşuyordu. "Bu okul gerçekten sana iyi dayanıyor. Müdürün seni her gördüğündeki yüz ifadesi çok komik!" Yankı'nın eli karnına gitti. "Karnım ağrıdı." Kahkahasını sakinleştirmeye çalışırken Kuzey'in bakışlarını fark etti. "Neden deli görmüş gibi bakıyorsun? Şuan sende çok komiksin." Dedi ve tekrar gülmeye başladı. Kahkahası bir türlü sakinleşmiyordu. "Müdürün yüz ifadesi aynen böyle işte. Bıkmış, usanmış bir şekilde bakıyor. Galiba okuldan atılmana ramak kaldı Kuzey. Okuldan atıldığın günü iple çekiyorum şuanda. Okuldan atıldığında büyük bir parti yapacağım ve-"
"Çocuk." Yankı'nın lafı bölündü. Yankı Kuzey'i dinlemeye başladı. "Okuldan atıldığın zaman yakanı bırakmayacağım, aptal." Dedi Kuzey bir kaç saniye sonra. Kuzey ayağa kalktığında Yankı tekrardan gülmeye başlamıştı. Şuan etrafındaki her şey çok komik geliyordu, başına taş düşse bile gülecek seviyeye gelmişti. Kuzey mermerden aşağıya indiğinde Yankı da gülmeye devam ederek aşağıya indi. "Senin şu suratını daha fazla görürsem şuraya kusacağım o yüzden gidiyorum. Geliyor musun?"
Yankı kahkahalarının arasından başını sağa sola salladı. "Hayır...Biraz burada takılacağım."
Kuzey omzunu silkti. "İyi, ben gidiyorum."
Yankı sırtını Kuzey'e döndüğünde Kuzey terastan çıktı. Hayır, çıkmadı. Sadece çıkıyormuş gibi yaptı. Kapı aralığından Yankı'yı izlerken gördüğü görüntü ilk defa donmuş kalbini acıttı. Kahkahalarının yerini acı hıçkırıklar almıştı. Yankı mermere tutundu ardından dizlerinin üzerine oturdu. Ellerini saçlarına geçirerek bağıra çağıra ağlamaya başladı. "Siktir ya." Diye fısıldadı Kuzey. "Bu çocuk beni gerçekten deli ediyor."
O haykırışların arasından tek bir şey diledi Yankı;
"Allah'ım ne olursun beni bu acıdan kurtaracak bir ilaç ver bana! Allah'ım, sana yalvarırım beni ateşlerin arasından çıkaracak bir mucize istiyorum!" Sonra sesi güçsüzleşti. "Lütfen..."
☯️☯️☯️
Ders boş olduğundan bunu değerlendirip tekrardan test çözmeye başlamıştım. Şuanlık doksan beş tane test bitirmiştim ve bu bana göre hâlâ çok azdı. Yüz elli testin sonuna gelmem gerekiyordu. Gözlerim uykusuzluktan yanıyordu ama buna değecekti. Okula geldiğimden beri kimseyle göz teması kurmamıştım. Başıma bela olan o arkadaş grubunu bile umursamamıştım. "Oha!" Diye bir ses duymama rağmen başımı test kitabımdan kaldırmadım. "O burada!" Bir anda herkes camın önüne doluşmaya başlayınca bile onlara dönüp bakmadım. Ama bir kızın dediği şey elimdeki kalemin duraksamasına neden olmuştu. "Ceyda Sert burada, onun çok büyük hayranıyım. Keşke bir gün beninde kıyafetlerimi tasarlasa."
Arkadaşı onunla alay etmişti. "Koskocaman Ceyda Sert de zaten kollarını açmış seni bekliyordu."
"Onun çok iyi bir anne olduğuna o kadar çok eminim ki...Keşke onun gibi bir annem olsa."
"Haydi gidip imza alalım! Onu canlı canlı göreceğim için çok heyecanlıyım!"
Kızlar sınıftan koşturarak çıkarken birisi, "Neden burada?" Diye sesli düşünmüştü.
"Neden mi burada? Kızı bu okulda okuduğu için burada elbette. O kadar iyi bir anne ki okula bile geliyor, benim annem kılını bile kıpırdatmazdı." Onlarda sınıftan çıkarken elimdeki kalemi yavaşça kitabın üstüne bıraktıktan sonra ayağa kalktım ve bende sınıftan çıktım. Hızla bahçeye ilerlerken bana bela olan grubun yanından geçtim. Onları bile umursamamıştım. Bahçeye çıktığımda bir sürü insanın bir arada olduğunu gördüm. Herkes sanki bir şeyin etrafına doluşmuş gibi görünüyordu. Kalabalığın arasına girdiğimde annemle göz göze gelmem uzun sürmedi. Annem beni görünce kocaman gülümsemişti ve elimi tutup beni yanına çekmişti. "Kızıma iyi bakıyor musunuz?" Diye sordu kalabalığa doğru. Kalabalıktan bir sürü ses yükseldi. En çok dikkatimi çeken ses ise şu oldu;
"Elbette, o benim en iyi arkadaşım!"
Ne? Onu daha önce hiç görmediğime yemin bile edebilirdim. Annem saçımı okşarken ürperdiğimi hissedebiliyordum. Annem kolundaki saate baktı ve "Çocuklar şuanda acelem var. Lütfen geçmeme izin verin." Yanındaki adamına döndü. "Bugün kantinden yapılan tüm alışverişler bizden." Kalabalıktan sevinç çığlıkları koparken kalabalık ikiye ayrılarak bize yol verdi. Annem elimi bir an olsun bırakmazken beraber okula doğru yürüyorduk. Kalabalık artık ardımızda kalmıştı. Okulun içine girdiğimizde annem kulağıma eğildi. "Şu öğretmenler odasını göster sonra da müdürün yanına gideceğiz." Dediği şeyden sonra başımı salladım. Anneme yol göstermek amacıyla önünden yürürken tüm odağın annemde olduğunu biliyordum çünkü gördüğüm herkes büyük bir şaşkınlıkla ve mutlulukla arkama bakıyordu. Bu görüntüye bir türlü alışamamıştım. Yıllardır gördüğüm bu görüntü beni büyük nir hayal kırıklığına uğratmaktan başka bir şey yapmıyordu. Annem iki yüzlülüğü ile diğer insanları kandırmayı başarmıştı ama ben asıl yüzünü biliyordum.
Anne, lütfen banada ikinci yüzünü göster, asıl yüzünü benden sakla.
Önce öğretmenlerle tek tek görüşüldü. Hepsinin ağzından iyi şeyler duymak her ne kadar içimi rahatlatsada annem bu düşüşün asıl sebebini öğrenemediği için her bir öğretmen görüşmesinden sonra biraz daha sinirleniyordu. Gören kimse anlamazdı ama ben çok iyi anlıyordum. Sonra tüm ipler müdürle görüştüğümüzde koptu. "O gün mü?" Dedi müdür. "Evet, onu derse yollamadım onun yerine spor salonundaydı. Bir grup öğrenciye ceza vermiştim ve Umay'dan da onların başında durması için ricada bulunmuştum."
Annem kısa bir an bana baktı ardından tekrardan müdüre döndü. "Müdür Bey lütfen bir daha böyle şeyler yapmayın." Elini kabinin üstüne koydu. "Kızımın geleceği her şeyden çok önemlidir benim için. Derslerden geri kalması ise en büyük korkularımdan biri. Biliyorsunuz kızım konuşamıyor o yüzden büyük ihtimalle reddememiştir, o bile böyle bir şey yapmak istememiştir eminim ki." Merhametle bama baktı. "Canım kızım eve geldiğinde çok üzgündü, ona nedenini sorduğumda testlerini bitiremediğini söylemişti bana. Ona bunun ne kadar önemsiz olduğunu anlatsamda maalesef ki beni dinlemiyor. O derslerine çok önem veriyor."
"Endişelendiğinizin farkındayım hanımefendi ama Umay'ı çoğu zaman gözlemliyorum. Her teneffüste test çözerken onu görüyorum ve biraz ara vermesini tavsiye ederim." Müdür bana baktı. "Ara vermek sana iyi gelecektir Umay. Fazlasıyla yoruldun. Belki bir gün bile yeterli gelebilir. Beni anlıyorsun, değil mi?"
Benim yerime annem cevap verdi. "Tabii ki, çok haklısınız. Bunu bir düşüneceğim ve akşam kızımla bu konuyu ayrıntılı şekilde konuşacağım." Annem ayağa kalktığında aynı anda müdür ve bende ayağa kalktık. "Gösterdiğiniz ilgi için minnettarım. Gözüm arkada kalmayacak en azından."
"Onlar sizin değil aynı anda bizimde çocuklarımız. Onlar bize emanet."
Annem bana döndü. "Hadi kızım çıkalımda bana okulı gezdir. Bakalım kızım nasıl bir yerde okuyormuş." Bana uzattığı elini tuttuğumda müdür ve annem başlarıyla birbirlerine selam verdi sonrasında annemle beraber odadan çıktık. "Bana lavabonun yerini gösterir misin?" Derken bana gülümsüyordu. Başımı sallayıp tekrardan önden yürüdüm. En sonunda lavaboya girdiğimizde içeride kimsenin olmayışı içimde bir sıkıntı yarattı. Annem kapıyı kapattığı anda asıl yüzünü gösterip bana yaklaşmıştı ve elini havaya kaldırıp bana sert bir tokat atmıştı. Başım tokatın etkisiyle yana düşerken annem sertçe kolumu kavradı. "Reddedemedin mi, sadece hayır demek senin için bu kadar zor mu? Şuanda sen sırf o spor salonuna gittin diye extra kaç tane net kaybettin bunu biliyorsun, değil mi Umay? Son senede bana problem çıkarma, uslu uslu otur ve testlerini çöz. Bir daha spor salonunun yanından bile geçme. Yoksa olacaklar benim sorumluluğumda değil." Annem üstüme yürüdü. "Sesini kaybettiğin güni hatırlıyor musun? O günün on katını yaşatırım sana. Sokaklarda yatıp kalkarsın, soğuktan ölürsen bile tek gözyaşını senin için dökmem." Sertçe kolumu bıraktığında ben donakalmış şekilde duruyordum. "Şimdi ben gidiyorum ama bu burada bitmedi. Sen akşam eve gelince bir kere daha konuşalım şu konuyu." Annem musluğu açıp elini yıkamaya başladı. Bunu yaparken aynadan bana bakıyordu. "Keşke geberip gitsende herkes rahatlasa. Utanılacak birisin."
O buradan çıkıp kapıyı kapatırken ben acı dolu bir nefes verdim. Elimi kalbime koydum ve eğildim. Gözlerimden damlalar akarken titreyerek ve yalpalayarak tuvalete girdim. Kapıyı kilitleyip klozetin kapağına oturdum. Dizlerimi karnıma çekip şiddetle kaşınan bacaklarımı kaşımaya başladım. Bakışlarımı kapıya kilitlemiş vaziyette bacaklarımı kaşırken bu dünyadan kopmuş gibi hissediyordum.
Acı çekiyorum, ne diye susuyorum? Sesim mi önündeki en büyük engel? Düğümlenmiş dilim, kor düşmüş kalbime. Ölüyorum, görmüyor musun? Ruhum ölüyor, hissetmiyor musun?
Orada ne kadar vakit geçirdim bilmiyordum. Zaman kavramım yok olmuş haldeydi. Sonunda bacaklarımı kaşımayı bırakıp ayağa kalktım ve tuvaletten çıktım. Tuvaletten çıkar çıkmaz aynadan kendimle göz göze geldim. Harap olmuş gözlerim ve kıpkırmızı olan bacaklarım ile berbat bir durumdaydım. Yavaş adımlarla lavaboya ilerledim ve musluğu açtım. Yüzüme su çarptım. Soğuk su cildimle temasa geçtiği anda gerçek dünyayla tekrardan bağlantı kurmuş gibi hissediyordum. Suyu kapattım ve kapıya doğru ilerledim. Lavabodan çıktığımda etraftaki insan sesleri kulağımı çınlatmaya yetiyordu. Bu çınlama yüzünden yüzümü buruşturup sağ kulağımı tuttum. Ayaklarım titriyordu ve beni sınıfa kadar taşıyacaklarını sanmıyordum. Kahretsin ki sınıfım bir alt kattaydı! Kendimi sonuna kadar zorlamaya çalıştım ama vücudum artık buna dayanamamış olacak ki yere yığılmama ramak kalmıştı. Tam yere yığılacakken güçlü bir çift kolun kucağına düşmemle bu gerçekleşmedi. Duyduğum son ses, "Umay..." Ve gördüğüm son sima Yankı'ya aitti.
Sonrası yok. Sanki bir anda beynim reset atmışta karanlıkta kalakalmış gibiydim.
☯️☯️☯️
Gözlerimi yavaşça araladığımda gördüğüm ilk şey bulanık, beyaz bir tavandı. Başımı yavaşça sağa döndürdüğümde kolumdaki serumu görmem fazla uzun sürmedi. Nerede olduğumu yavaş yavaş idrak etmeye başlayınca başımı bu sefer sol tarafa yavaşça çevirdim. Biri sırtını bana dönmüş telefonla konuşuyordu ve bu kişi Yankı'ydı. En son Yankı'nın kucağına bayılmıştım ve beni revire getiren kişi büyük ihtimalle Yankı Soykan'dı. "Müsait değilim." Dedi Yankı telefondaki kişiye. "Mert...Gerçekten müsait değilim. Önemli bir işim var...Hayır, sizden bir şey sakladığım falan yok...Neden saklayayım?...Siktir sen neden böyle davranıyorsun şuanda? Mert ben senin düşmanın değilim, bana bu kadar kaba davran...Başka ne zaman sizi ektim ben? Şuan bile ekmek sayılmaz bu. Beni anlamıyorsun şuanda...Mert, lütfen kapat." Telefonu kulağından çektiği anda büyük bir nefes verdi ve ellerini saçlarına geçirdi. Bana baktığında uyandığımı görünce hızla yanıma geldi. "İyi misin sen? Hemşire uykusuzluktan bayıldığını söyledi. Neden kendini uykusuz bıraktın?"
Yavaşça doğrulup sırtımı yatak başlığına yasladım. Yankı cebinden hızla bir not defteri ve kalem çıkarıp kucağıma bıraktı. Not defterinden rastgele bir sayfa açıp yazdım.
Kaç ders geçti?
Notu okuyunca sinirle güldü. "Şuan konu bu mu?" Başımı salladığımı görünce bıkkın gözlerle bana baktı. "Yalnızca iki ders." Bunu duyduğum anda hızla serumu çıkardım ve tam ayaklanacakken Yankı beni durdurdu. "Hayır, gidemezsin. Daha yeni uyandın." Sertçe kolumu tutan elini çektim ve ayaklandım ama ayaklanmamla başımın dönüp tekrardan yatağa oturmam bir oldu. "Bir de bu halde hâlâ dersleri düşünüyorsun." Diye homurdandı Yankı. "Ders diyince bile tüylerim diken diken oluyor." Yatağın üzerindeki not defterine bir şeyler yazıp Yankı'ya gösterdim.
Senden bir şey isteyebilir miyim?
"Her zaman."
Bana test kitaplarımı getirebilir misin?
"Her zaman derken bunu kastetmemiştim. Şuan test çözebilecek halde olmadığın için bu isteğini yerine getiremeyeceğim." Bu dediği şey sinirlerimi bozarken Yankı sıcak bir tebessümle yalnızca bana bakıyordu. Normalde sinirli ve yatıştırılması zor olan ben neden bu kadar sakindim? Şuanda karşımdaki çocuğun bebeksi suratını dağıtmam gerekirken ne bu sakinlik? "Umay, koşmaktan yorulmadın mı?" Bunu bana soran belki de ilk kişiydi. O yüzden sebepsiz yere kalbim hızlanmıştı. Sıkıca battaniyeyi elimle kavrarken Yankı susmadı. "Söylesene sahilde dalgın dalgın yürürken kaç tane deniz kabuğunu ardında bıraktın?" Ben bir şey diyemezken Yankı ayağa kalktı ve buradan gitti. O gider gitmez elim hızlanan kalbime gitmişti ama burada yalnız kalmam uzun sürmedi. Yankı elinde ilk yardım kutusuyla tekrardan yanıma gelmişti. O gelir gelmez kalbimdeki elim hemen aşağıya inmişti. Yüz ifademi topladığım esnada Yankı bir anda önümde diz çöktü ve ilk yardım kutusundan batikon alıp pamuğun üzerine döktü. Batikonun ağzını kapatıp yere koydu ve pamuğu dizimdeki yarada gezdirmeye başladı. Canım yanıyordu ama bunu belli etmek istemedim. "Bacakların hep yara bere içinde. Ha bu arada..." Bana baktı. "Eğer şuanda rahatsız oluyorsan, yani bacağına temas etmemden hoşlanmıyorsan sen yapabilirsin." Elindeki pamuğu bana uzattığında pamuğu aldım ve yaramın üstünde gezdirmeye başladım. Acıdan yüzümü buruşturmadan edemedim. Gerçekten yakıyordu. Yankı kutuda bir şeyler aradı ardından aradığı şeyi bulamamış olacak ki ofladı. "Bir ilk yardım kutusunda nasıl olurda yara bandı olmaz ki?" Diye homurdandı ve cebinden bir yara bandı çıkardı ama bu yara bandı biraz renkli bir yara bandıydı.
Yara bandının üstünde Hello Kitty vardı ve pembe renkleri ağırlıklıydı.
Yankı yarayı bantladı ve utanarak bana baktı. Yine yanakları kızarmıştı. "Biraz renkli ama en azından tatlı." Eli ensesine gitti. "Pembe rengini seviyorumda." Bakışlarım yara bandındayken dayanamayıp güldüm. Gerçekten çok tatlıydı! Elim yara bandına gitti. Ona dokundum ve tekrardan güldüm. Bakışlarım Yankı'ya döndüğünde dudakları aralık bana baktığını gördüm. "Vay be gülme refleksinin daha sende aktifleşmediğini düşünmüştüm. Beni yanılttın." Yankı yanıma oturdu ve iki tane daha yara bandını kucağıma bıraktı. "Al bakalım, yaralarını bunlarla sarıp onlara bakınca her daim gülümse." Bu dedikleri beni en derinden etkilerken nedense nefesimin kesileceğini hissedebiliyordum. Beni heyecanlandırıyordu.
Ama bunun sebebi ne?
"Bu arada testlerini sakın dert etme." Kolundaki saate baktı. "Şuan büyük ihtimalle yüz elli test bitmiştir bile." Anlam vermeye çalışarak ona baktığımı görünce telefonunu çıkardı ve bana bir fotoğraf gösterdi. Fotoğrafta Sinan test kitaplarımla selfie çekiyordu ve altında tam olarak şöyle yazıyordu;
Görev başarıyla tamamlanmıştır!
Ama benim aklımı karıştıran bambaşka bir şey vardı. Benim yüz elli test çözmem gerektiğini nereden biliyordu? Not defterine bu soruyu yazıp ona gösterdiğimde hafifçe gülüp bana baktı. "Beni hiç tanımamışsın. Bilmediğim hiç bir şey yoktur." Ona kaşlarım çatık halde bakarken, "Zamanı gelince öğrenirsin." Dedi. Yankı ayağa kalktı ve ellerini ceplerine koydu. "Sadece akşamı bekle. Sana inanılmaz bir an yaşatacağım." Yankı revirden çıkarken ben donakalmış şekilde bir kaç saniyeliğine arkasından bakakalmıştım. Bir anda ayağa kalkıp peşinden çıkacakken bir anda kapıda önüme çıkan kişi yüzünden durup geriledim. "Selam, güzellik." Diyerek elini selam vermek için bana kaldırdı Kuzey. "Bana yol vermek ister misin yoksa seni zorla ben mi çekeyim?" Ben gerileyerek geçmesi için ona yol verdim ama Kuzey beklemediğim bir şekilde bir anda kapıyı kapatıp kilitledi ve anahtarı cebine koydu. "Bak şu işe elim anahtara kaydı ve kapı kilitlendi sonra ne tesadüfse anahtar bir anda cebime giriverdi." Dedi salağa yatar gibi. Ben öfkeyle ona bakarken yüzünü buruşturdu. "Bakma şöyle yüreğime inecek şimdi." Diyerek sırtını kapıya yasladı. "Hemşire Nuray da yok. Burada yalnız kaldık ve bundan bende hoşlanmıyorum. Sadece birileri istedi diye yapıyorum. Neymiş birilerinin dinlenmesi gerekiyormuş, benim kapıyı kilitleyip çıkmasını engellemem gerekiyormuş cartmış curtmuş. Benimde bu güzel, merhametli ve şirin mi şirin kalbim birilerine kırmaya pek müsait olmadığı için kabul etmek zorunda kaldım." İnanmamış gibi ona baktım ve kollarımı göğsümün altında bağladım. O da bunu fark etmiş olacak ki, "Tamam be sadece karşılığında para verdi bende yaptım. Paranın açamayacağı kapı yoktur sonuçta." Dedi. Gözlerimi devirdim. O da bunu gördü. "Ne istiyorsun be sende, Arya'yla mı kalsaydın? Valla iki dakika geçmeden ya onun ölüsü ya da senin ölün buradan çıkardı. İkiniz kedi ve köpek gibi didişiyorsunuz zaten." Dediği şey doğruydu. İkimizde birbirimizden hiç hazetmiyorduk.
Ondan nefret ediyordum. Yıllarda geçse, asırlarda geçse, evrenler birbirine de girse, dünya tersinede dönse asla değişmeyecek bir gerçekti.
Yatağın üzerindeki not defterini aldım ve not yazıp Kuzey'e gösterdim.
Sen neden benimle burada yalnızsın? Beni burada tek de bırakabilirdin.
Kuzey derin bir nefes aldı. "Burası benim favori ikinci mekanımda ondan. Buraya çok kişi gidip gelmez o yüzden kafa dinlemek için mükemmel bir yer diye düşünüyorum." Kuzey yatağa uzandı ve bir elini ensesine koyup gözlerini kapattı. "Biraz bekle sonra çıkarız. Azıcık uyumak istiyorum sadece." Elimdeki defteri duvara vurarak ses çıkardığımda Kuzey derin bir nefes alıp gözlerini araladı. "Konuşamadığı halde bu kadar gürültü olmayı becerebilen tek insan olabilirsin." Diye mırıldanıp kafasını çevirerek bana baktı. "Sessiz ol aptal. Ses-siz ol." Dedi hecelerine ayırarak. "Bugün can yakmak istemiyorum. Senden yalnızca sessiz olmanı istiyorum." Kuzey tekrardan başını tavana çevirip gözlerini kapattı ama tekrardan elimdeki defteri duvara vurmaya başladım.
Beni buradan çıkaracaktı, başka çaresi yoktu.
Kuzey gözlerini yavaşça aralayıp sertçe yüzünü ovuşturduktan sonra yatakta oturur pozisyona geldi ve cebinden çıkardığı sigarayı yaktı. "Ya sabır." Dedi gözlerini kapatıp sigarasını dudaklarının arasına yerleştirirken. "Beni yine müdürle yüz göz edeceksiniz." Bana baktı. "Ne istiyorsun?" Başımla kapıyı gösterdiğimde hafifçe güldü. "Bende burada bir kızla yalnız kalmaktan mutlu değilim. Kızlar sevgilim olduğunu sandığı için çok üzülecekler." Derken alaylı bir tavır takınmıştı. Eliyle bacağımdaki yara bandını gösterdi. "Yeni moda mı?" Yüzünü buruşturdu. "Çok çirkin." Ona yaklaşamadığım için cebinden anahtarı alamıyordum. Spor salonundaki hali beni korkutmuştu. Bana zarar verme potansiyeline sahipti. Bunun siniriyle elim yumruk olurken o bunu fark etti. "Ne o? Bana vuracak mısın yoksa?" Cevap vermedim. Yalnızca kaderime boyun eğip yere oturdum ve sırtımı kapıya yasladım. Beklemekten başka çare yok gibi görünüyordu. "Ha şöyle ya!" Kuzey elindeki sigara izmaritini yere fırlatıp yatağa uzandı ve gözlerini kapattı.
☯️☯️☯️
Uzun uğraşlar sonucunda sonunda gizlice babamın çalışma odasına girmeyi başarabilmiştim. Anneme yakalanmaktan çok korkmuştum ama beni yakalayamamıştı çünkü o şuanda aşağıda manikürcüsünün tırnaklarını yapmasını izlemekle meşguldü. Odaya girer girmez yaptığım ilk şey kapıyı kilitlemek olmuştu, ikinci şey ise babamın masasının üzerinde duran dizüstü bilgisayarının başına oturmaktı. Bilgisayarı açtım ve şifreyi girdim. Bilgisayardan Google'a girip arama kısmına tıkladım ve şunu yazdım;
Kuzey Karaca kimdir?
Kendimi şuanda aptal hissediyordum çünkü bunu yazarak bir sonuç elde edemeyeceğimi bile bile bunu aratmam aptallıktan başka bir şey değildi. Karşıma bir sürü tanımadığım insan çıkarken hiç biri aradığım kişi değildi. Kafamı kaşıyıp siteden çıktım ve geriye yaslandım. Gözlerimi duvara dikip düşünmeye başladım. Ne yapıyordum ben? Neden herkesle ilgili bu kadar şeyi merak ediyordum? Can sıkıntısı olabilirdi. Kesinlikle canım çok sıkılıyordu. Bilgisayarın kapağını tam kapatacakken gözüme çarpan dosya ile duraksadım.
K.K. 2025
Merakıma yenik düşüp bilgisayarı tekrardan açtım ve dosyaya tıkladım. Parmağım istemeden ağzıma gitmişti. Tırnaklarımı kemirirken dosyanın açılmasını beklemeye başladım. Bir anda şifre çıkınca yutkundum. Bu adam her şeye neden şifre koyuyordu ki? Önüme düşen saçlarımı geriye atıp düşünmeye başladım. Aklıma gelen tüm şifreleri denedim ama bir sonuca varamadım. Ama bir şeyi denemeyi unutmuştum. Kuzeykaraca2025. Şifre bu olabilir miydi? Hemen denediğimde dosyanın açılmasıyla yumruğumu zaferle havaya kaldırdım.
Zeki miyim neyim? Kendimle gurur duyuyorum.
Dosyanın içinde bir haber sayfası beni karşıladı. Fotoğrafta bilmediğim bir okul vardı ve başlıkta yazan şey kan dondurucuydu.
OKULDA KORKUNÇ ÖLÜM!
İNTİHAR MI CİNAYET Mİ?
Kaşlarım çatık haberi hızla okumaya başladım. Okuduğum her bir cümlede gözlerim gittikçe dahada açıldı.
"12 Mayıs 2025 tarihinde Meşe Kolejinde gerçekleşen olay kan dondurdu. Öğle saatlerinde terastan aşağıya atlayan L.A. adlı öğrencinin iki gün süren yaşam mücadelesinden sonra hayatını kaybettiği öğrenildi. Öğrenilen yeni bir bilgide o terasta yalnız olmadığı, 11. Sınıfa giden K.K. adlı öğrencininde olay saatinde terasta olduğu güvenlik kameraları sayesinde tespit edildi. Okulda çok sevilen ve okulun birincisi olan L.A. adlı öğrencinin ölümünün bir intihar mı yoksa cinayet mi olduğu merak konusu oldu."
Dudaklarım aralanırken dudaklarım hareket ettirip tek bir şey söyledim. "Bir katille aynı okulda mıyım?" Hızla başımı sağa sola sallayarak kendime geldim ve sayfayı aşağıya indirdim. İkinci sayfada köşede Kuzey'in vesikalığı vardı, altında ise onunla ilgili bilgiler yer alıyordu.
Anne adı: Bilinmiyor
Baba adı: Haldun Karaca
Doğum yeri: İstanbul
T.C Kimlik No: 224********
Yaş: 20
Boy: 1.90
Eğitim Durumu: Lise öğrencisi
Psikiyatrik Tanı: Post-Traumatik Stres Bozukluğu
Psikolojik Durum: Tedavi almamaktadır
Psikiyatrik Geçmiş: Çocukluk döneminde maruz kaldığı cinsel istismara bağlı travma öyküsü bulunmaktadır.
"Cinsel istismar mı?" Dedim dudaklarımı oynatarak. Gözlerimim dolduğunu hissedebiliyordum. Geriye yaslanıp bakışlarımı bilgisayara kilitledim. Kuzey Karaca bana göre çok gizemli biriydi ve sırf bugün sinirimi bozduğu için onun hakkında bilgiler öğrenmek umuduyla bu odaya girmiştim ama bu bilgiler bana ağır gelmişti. Acaba yaşamak nasıl hissettirmişti? Ama aklımda farklı bir soru vardı. Babamın bilgisayarında bunların işi neydi? Babam neden onu araştırmıştı? Dosyadan çıktığımda bunun gibi 5 tane daha dosya vardı ama bu sefer bu dosyaların yanında tarih yoktu.
Y.S.
A.G.
A.Z.
S.Ö.
M.E.
Bunlar Yankı ve ekibine aitti. İki tane A ile başlayan kişi vardı. Bunlardan birisi Arya'ydı ve hangisi olduğunu bilmiyordum. Soyismi neydi? Soyismi...Düşünmek için gözlerimi kapatıp hayal etmeye başladım. Soyismini daha önce duydum mu, sanmam. Öfkeyke yumruğumu masaya geçirdim ve geriye yaslandım. Arya'yı doğduğuna pişmam edecektim. Bendeki nefreti işte o kadardı. Bir anda annemin, "Umay!" Diye bana seslenişiyle ayağa kalktım ve hızla bilgisayarı kapatıp kapıya koştum. Ses çok yakından gelmiyordu, şuanda merdivenlerden yukarıya çıkıyor olmalıydı. Kilidi açıp kapıyı açtım ve hızla dışarıya çıktım. Oldukça hızlı hareket etmem gerekiyordu. Odam üst katta olduğu için merdivenlere tam koşacakken merdivende duran annemle gözgöze gelmemle yutkundum. Annem benimle göz temasını bozmadan kalan iki basamağıda çıkıp bana yaklaştı. "Ne işin var burada, neden odanda değilsin?" Deyip tam karşımda durdu. "Sana odanda bekle demedim mi?" Bir adım geriledim istemsizce. Annemin karşısında gözlerimi kaçırırken annem bir anda sertçe çenemden tutup ona bakmam için zorladı. "Umay, annen bir şey soruyor o yüzden cevap ver."
Ve bir anda bu cesareti nereden bulduğumu bilmiyordum. Annemin çenemdeki elini tutup sertçe çektiö ve tanından geçerek koşmaya başladım. Annem arkamdan adımı haykırırken ben merdivenlerden aşağıya koşuyordum. Bugün bu cehennemden kurtulmak için ikinci seçeneğimi seçecektim. Ama bu benim için çok zorken bunu nasıl yapacaktım? Salona vardığımda bir anda iki tane hizmetçi beni kollarımdan yakaladı. Ben gitmek için çırpınırken zorla diz çöktürdüler. Annem bana doğru yaklaşırken ben iliklerime kadar üşüdüğümü hissediyordum. Korkuyordum, ne yapacağımı bilmiyordum. Yardım çığlığı atmak istiyordum ama bunu bile yapamıyordum. Annem karşıma geldiği anda ilk yaptığını şey sert bir tokat atmak oldu. Tokatın etkisiyle başım yana düştü, annem hemen çenemden kavrayıp zorla kendisine baktırdı. Ben ona ne kadar ürkek bakıyorsam o da bana bir o kadar öfkeyle bakıyordu.
Bir anne çocuğuna öldürmek ister gibi bakar mıydı?
Bakmazsa ben neden annemin gözlerinde kendi ölümümü seyrediyordum?
"Çok büyük bir hata yaptın Umay." Dedi annem dişlerinin arasından. "Benden sıkıldın mı, seni artık memnun edemiyor muyum, sırf hayallerini gerçekleştir diye kendimi feda ediyorum ama karşılığı gerçekten bu mu, beni buna mı layık görüyorsun?" Cevap vermediğimi görünce, "Umay!" Diye haykırdı. Ben korkudan tir tir titrerken annem, "Beni utandırma ve konuş artık!" Dedi öfkeyle. Hâlâ bir şey demediğimi görünce bir anda saçlarıma yapıştı ve saçlarımı eline doladı. Saç diplerim acırken hizmetçiler beni bırakmıştı. Annem beni yerde sürükleyerek bir yere götürürken ben kurtulmak için çırpınıyordum. "Çırpınma, adi!" Diye bağırıp beni bıraktı ve ben yerdeyken sert bir tekme attı. Sadece bir taneyle yetinmeyip tekmeleri ardı ardına sıralarken canım feci çekilde yanıyordu. En sonunda ağzımdan kan süzülürken annemin öfkeyle kalkıp inen göğsünü görebiliyordum. "Utandırma artık beni! Seni öldürmek istiyorum, yeter! Canan, küveti doldur!" Annem tekrardan saçlarıma yapışıp sürüklemeye başlayınca çırpınmalarım azalmıştı. Kaburgalarım ağrıyordu. Acımasızca merdivenlerden yukarıya sürüklerken belimin inanılmaz ağrılarla dolduğunu hissedebiliyordum. Bu kabusun bitmesini istiyordun yalnızca. Merdivenlerden sürüklemesi bitince bu sefer koridorda sürüklüyordu. Tırnaklarımı ellerine geçiriyordum ama bir işe yaramıyor gibiydi. Annem beni lavaboya soktu ve kapıyı kilitledi. Canan Hanım ise korkudan hemen çıkıp gitmişti. Küvet tam dolmamışken annem beni adeta yere fırlattı. "Seni kimse sevmiyor, bunu biliyorsun, değil mi Umay?" Dedi annem delirmiş gibi. "Sen her şeye sahip olabilirsin ama sevgiye her zaman aç kalacaksın. Seni kendi baban bile sevmiyor!" Babam beni seviyordu, üstümde bir baskı kurmaya çalışıyordu ve burada babamı kullanıyordu çünkü babamın zayıf noktam olduğunu biliyordu. "İğrenç birisin, geberip gitsen kimsenin haberi bile olmaz! Sadece magazinde bir iki haber yaparlar sonrasında senide unuturlar! Akıllarına benim yaptığım dahi gelmez. Bunalıma girip intihar etmiş derim herkese!" Küvet dolduğunda annem musluğu kapatıp ensemden tuttu ve beni dizlerimin üstüne zorla oturttu. Başımı suyun altına soktuğunda sesini boğuk şekilde duyabiliyordum. "Geber! Geber, git hayatımdan!" Deli gibi çığlık atıyor, bağırıyor ve bana olan nefretini kusuyordu. Ona ne yaptım da bana böyle kin doluydu bilmiyordum.
Gayrimeşru bir çocuk muydum, evlatlık mıydım, eskiden ona karşı büyük bir şey mi yaşatmıştım?
Ona bir kere bile dolu dolu anne diyememiştim. Yedi yaşımdan önce bile ona hep efendim diyerek hitap etmek zorundaydım. Babama bir tek büyük bir sevgiyle bağlıydım çünkü o beni bir kere bile üzmemişti. Annem kafamı sudan çıkarınca büyük bir soluk aldım. Ciğerlerim havayla dolunca bir anda öksürmeye başladım. "Pisliksin, iğrenç bir evlatsın. Sana bu zamana kadar nasıl katlandım bilmiyorum. Keşke seni doğurmasaydım."
Tamam, evlatlık değilmişim. Birinci seçenek elendi.
Annem başımı tekrardan suyun içine soktuğunda nefesimi artık zorla tutuyordum. Kaburgalarım batıyordu, dizlerim ağrıyordu ve nefes alamıyordum. Ben çırpınırken annem tekrardan kafamı sudan çıkardı. Tüm havayı ciğerlerime çekerken annem, "Hani nerede o kahramanım dediğin baban? Şuan yurtdışında sefasını sürüyordur. Sen burada can çekişirken eminim rahat bir uyku çekiyordur." Kulağıma yaklaştı. "Sesini kaybettiğin günü hatırlıyor musun, o zaman bile baban geç kalmıştı." Diye fısıldadıktan sonra tekrardan başımı suya soktu. Artık çırpınmadım. Babam bana geç kalmıştı. Yıllar öncede geç kalmıştı, şuanda geç kalıyordu. Ne olacaksa olsun artık moduna gelmiştim sonunda. Şuanda annemin elinde son nefesimi vermeye hazırdım. En azından her şeyi kendi elleriyle bitirip beni uğraştırmıyordu. Bu benim için bir artıydı. Gözlerimi kapatıp beklemeye başladım sadece. Nefesim tükeniyordu, ölüyordum.
Ben ölüyordum.
Ama bu gerçekleşmedi. Bir siren sesinin duyulmasıyla annem beni sudan çıkarıp yere fırlattı. Ben yerde öksürükler içinde yatarken annemin gözlerindeki tedirginliği görebilmiştim. "Ne oluyor?" Diye mırıldandı annem ardından koşarak banyodan çıktı. Ben yerde öylece yatarken ayağa kalkmayı denedim ama başaramadım. Eğer polisler geldiyse onlara bu halimle görünmeliydim. Onlar için şuanda büyük bir delildim. Yerde sürünerek banyodan çıkarken vücudumda oluşan ağrılar yüzünden inledim ama sürünmeyi bırakmadım. Hâlâ siren sesleri susmamıştı. Sıra merdivenlere geldiği esnada ne yapacağımı bilemez halde öylece durdum. Sonra korkulukları tutarak ayağa kalkmaya çalıştım. Acıyla yüzümü buruşturarak ayağa kalktığımda merdivenlerden zorla inmeye başladım. Merdiveni yarılamışken bacaklarım beni daha fazla taşıyamadığı için dengemi kaybettim ve merdivenlerden aşağıya yuvarlanmaya başladım. Her basamakta canım daha çok yanıyordu. Çok fazla basamak olmamasına şükrediyordum. Ben yerde öylece uzanırken acıyla kıvranıyordum. Siren sesleri susmuş, salona büyük bir sessizlik hakimdi. Polis şuanda salonda olmalıydı ve beni görmüşlerdi!
Annemin için mükemmel bir son!
Kaburgalarım daha çok batmaya başlamıştı. Acıdan çığlık atmak istiyordum. Sonra bir ses duydum. Bu bir hayal olmalıydı. "Umay!" Diye seslenmişti bana. Yankı'nın sesini duymam bana büyük bir şok yaşatırken bana doğru birinin koştuğunu duyabiliyordum. Biri beni kucağına aldığında her yanım ağrıyordu. Yankı'yla göz göze geldiğimde gözlerindeki o çaresizliği görebilmiştim. "Ne oldu sana?" Diye fısıldadı. Gözlerindeki çaresizlik sesinede yansımıştı.
"Siktir!" Diye bağırdı Arya. "Siktir, siktir!" Yankı ben kucağındayken ayağa kalktığında tüm ekibin evimizde olduğunu görmüştüm. Bu beni dahada şoka soktu. "Seni gebertmeyeceğim, seni sürüm sürüm süründüreceğim!" Arya annemin üstüne atılacakken Sinan son anda Arya'yı yakaladı.
Aybüke eli kalbinde bana koştu. "Çok kötü görünüyor. Hastaneye götürmeliyiz."
Annem, "Hastane olmaz!" Diye bir anda bağırınca Arya sinirle kahkaha attı.
"Lan kızın ölüyor, kızın! Acımasız cani!"
"Siz...Siz kimsiniz?" Annem kekelerken Mert öne çıktı.
"Sadece anlaşma yapmaya gelmiştik ama sanırım bu anlaşma artık bir tehdite dönüşecek." Gözleri kararırken Arya, "Bittin kızım sen, ecelin olacağım senin!" Diye anneme hakaretler yağdırmaya devam ediyordu. "Bu surata iyi bak, seni doğduğuna pişman edeceğim!"
"Hanımefendi, gerçekten boku yediniz." Dedi Sinan alay edercesine. "Şuanda her şey benim ellerimde gibi görünüyor. Eğer Arya'yı bırakırsam neler olacağını bir de siz düşünün." Gerçekten öldürecek gibi duruyordu. Yankı'nın kucağından inmeye çalıştım ama Yankı izin vermedi. "Hayır." Dedi. "Hayır, inemezsin." İnmek için çabalamaya devam ettiğimi görünce beni istemeye istemeye bıraktı. Ayakta zar zor dururken Yankı'dan destek aldım. Şuan ayakta durup olan biteni daha iyi görmek istiyordum. Yankı'yı ilk defa bu denli öfkeli görüyordum. "Polise." Dedi bir anda.
"Ne?" Dedi Arya.
"Polis olmaz." Annem.
"Ne polisi ya, buraya boşa mı geldik?" Sinan.
Mert bir anda annemin kolundan tutup onu koltuğa fırlattığında annem korkmuş bakışlarla onlara bakıyordu. "Siz bittiniz." Dedi annem son bulduğu cesaret kırıntılarıyla.
"Size bir şey dinleteceğim, ondan sonra biz mi yoksa siz mi olduğuna ondan sonra karar verelim." Arya'ya elini uzattığında Arya elindeki telefonu Aybüke'ye verdi. Aybüke de telefonu Mert'e verirken Mert telefondan bir yerlere girip en sonunda bir ses kaydı açtı. Ev sessizliğe bürünürken herkes ses kaydına dikkat kesildi.
"Reddedemedin mi, sadece hayır demek senin için bu kadar zor mu? Şuanda sen sırf o spor salonuna gittin diye extra kaç tane net kaybettin bunu biliyorsun, değil mi Umay? Son senede bana problem çıkarma, uslu uslu otur ve testlerini çöz. Bir daha spor salonunun yanından bile geçme. Yoksa olacaklar benim sorumluluğumda değil."
"Sesini kaybettiğin güni hatırlıyor musun? O günün on katını yaşatırım sana. Sokaklarda yatıp kalkarsın, soğuktan ölürsen bile tek gözyaşını senin için dökmem."
"Şimdi ben gidiyorum ama bu burada bitmedi. Sen akşam eve gelince bir kere daha konuşalım şu konuyu."
"Keşke geberip gitsende herkes rahatlasa. Utanılacak birisin."
Ses kaydı biterken eve büyük bir sessizlik hakimdi. Annem deli gibi başını sağa sola sallarken "Hayır." Diye sayıklıyordu. Bir anda Mert'e baktı. "Kaç para istiyorsunuz?" Bunu duyan Mert'in gözleri fal taşı gibi açılırken annem bunu görünce, "Ne kadar isterseniz veririm." Dedi.
"Aslında bir on bin falan..." Mert'in sözünü kesen Sinan'dı. Hızla Mert'in önüne geçmişti. "İstemeyiz o kadar." Dedi ve ekledi. "Kişi başı elli bin lira isteriz."
"Onu altmış yapalım biz." Dedi Mert.
"Evet altmış yap-"
"Sinan, Mert!" Diye bağırdı Yankı. Oldukça ciddi görünüyordu. "Yeter, biz neden geldik siz ne yapıyorsunuz ya!" Bana baktı. "Kucağıma almamı ister misin?" Başımı sağa sola salladığımı görünce sıkıntıyla iç çekip anneme baktı. "Birileri çocuğunuz var mı diye sorduğunda siz kendinize ben anneyim diyebilecek kadar gurursuz bir kadın mısınız?" Dedi. "Bu kadar iğrenç bir karakter yapısına sahip bir insanın sokakta elini kolunu sallayarak gezmesi kanunen suç sayılmalı artık. Ülkeye zerre kadar katkıları bulunmayan vatandaşlar ülkeden men edilmeli. Burada başta siz geliyorsunuz hanımefendi, sizi bir odaya kapatıp düşünmeniz için vakit verme niyetindeyim ama buna zamanım olmadığı için bu isteğimi kendime saklıyorum. Gerçi zamanım olsa bile size harcayacağım için kahrolurum. Bu kıza vurduğunuz her sayının iki katını size yaşatmak için kendimi tutuyorum ama ben kadınlara vurmaya karşı bir insan olduğum için kendime bunu yakıştırmıyorum ama siz kendi kızınıza vururken bunu karakterinize yakıştırmış gibi duruyorsunuz ki vurmaya devam etmişsiniz. Kalbinizde ufacık bir acıma duygusu bile uyanmamışsa size merhamet edilmesini beklemeyin." Yankı hızla içindeki şeyleri anneme sıralarken Aybüke derin nir nefes aldı. "Sonunda birisi içimdeki şeyleri söyledi." Dedi.
"Benden ne istiyorsunuz, karşılığında ne yapacaksınız?" Diye sordu annem titreyerek.
"Çok bir şey değil." Dedi Sinan.
"Umay artık bizimle yaşayacak yoksa bu ses kaydını tüm sosyal medyada yayınlayıp sizin gerçek yüzünüzü tüm ülkeye ifşa ederiz." Ben Yankı'nın dediği şey ile donakalırken kapının önünden bir şeyin düşme sesinin gelmesiyle herkesin bakışı kapıya döndü. Ve o an babamla gözgöze geldim. Bir şeyleri idrak etmeye çalışarak bakıyordu.
"Ne?" Dedi. Yere düşen çantasını umursamamıştı. "Sizin burada ne işiniz var, burada neler oluyor, ne ses kaydı?"
"Amca yavaş." Dedi Sinan.
Aybüke öne çıktı. "Kafanız karışık biliyorum ama her şeyin bir sebebi var."
Babamın bakışları beni bulunca, "Umay!" Diye bağırarak bana koştu ve beni kucağına aldı. "Ambulans...Ambulans çağırın! Kızım, canımın içi. Umay'ım kim yaptı sana bunu?"
"Tamam." Dedi annem bir anda.
"Neye tamam?" Derken hâlâ babamın kafası karışıktı. "Bana neler olduğunu açıklayın! Canan, ambulansı ara sende!"
"Kabul ediyorum. Umay sizinle yaşayabilir."
Mert hayal kırıklığıyla anneme baktı. "Kızınızı bilmediğiniz kişilerin evine yolluyorsunuz ve siz hiç tereddüt etmeden evet mi diyorsunuz?"
"Sence kızına bunu yapan buna hayır der mi?" Diye mırıldandı Yankı nefretle.
Gözlerim yavaş yavaş kararırken babam benim bilincimi açık tutmaya çalışıyordu. "Umay, bende kal babacığım." Diyerek beni sarsıyordu. "Ceyda, konuşacağız. Bu yaptıkların yetti artık!"
Ve bilincim kapandı. Annemin canavar yüzünü bir kez daha görmek...korkunçtu!
Ama bu yeni bir hayata atılmamı sağlamışta olabilirdi. Şimdi ölesiye nefret ettiğim arkadaş grubuyla aynı evde kalma fikri bana inanılmaz gelirken bir yandanda bir kurtuluş gibi geliyordu. Orası bana zehir olacaktı ama bir yandanda bu ev kadar kötü olamazdı. Orada beni baskılayan kimse olmayacaktı, beni görünce nefret kusan kimse olmayacaktı, yedi yirmi dört beni izleyen biri olmayacaktı.
Tamam tamam galiba kitabı sevdiniz çünkü eğer sevmeseydiniz üçüncü bölüme kadar dayanamazdınız bile...Bu arada kendi düşüncelerimi paylaşmak isterim, senden nefret ediyorum Ceyda Sert. Ona ağır bir ceza vermek istiyorum ve aklımda bir şeyler var. Kendisi gerçekten bir psikopat ve duygusuz...Tamam, aşırıya kaçmıyorum ve düşüncelerimi kendime saklıyorum :)
Sevildiğinizi unutmayın gencolar, eğer unutmak gibi bir hata yaparsınız gece size ufak bir ziyarete gelebilirim (^-^)
İnstgram; Kitapveyazar05
