1. bölüm · Yedinci; Lâl

1. BÖLÜM; KENDİSİ LÂL

Yazar Hanımm

Dikkat: Bu kitap hiç bir suça teşkil etme amacıyla yazılmamıştır, hepsi bir hayal ürünüdür ve hikayede geçen olaylar bir kurgudan ibarettir.

Gerçek arkadaşlığı bulamayanlara

Başka insanların sözleri altında ezilenlere

Hayatları boyunca suskunluğa mahkum edilmiş kişilere

Maskelerle yaşayanlara

Hep arkada kalanlara

Bu kitap tam olarak sizlere yazılmıştır, lütfen unutmayın hiç bir şey sizden önemli değildir.

"Dağılmadan önce son yaptığımız deneme sınavında derece yapan öğrencilerimizi kürsüye çağırmak istiyorum." Bununla birlikte duruşum dikleşirken heyecanla adımı duymayı bekledim.

Ben birinciydim, adım listedeydi.

Sondan saymaya başladı müdür. Dila Korkmaz, Aslı Yılmaz ve Umay Sert.

Ama beni şaşırtacak bir hamle yaptı. Birincide benim ismim değil tam olarak başka birisinin ismi vardı. Alin Yemez. Ben tam kalkmaya hazırlanırken sırf bu isim yüzünden donakaldım. Bir kaç saniye öyle kalakaldıktan sonra öfkeli bakışlarım sözde birinciye döndü. Onun alaylı bakışları ve benim öfkeli bakışlarım kesişti. Ellerim sinirden yumruk olurken bakışlarımı bir an olsun ondan çekmiyordum. Listeye bakarken o birincide değildi, o sondan ikinciydi. Orada bile birinci olmayı başaramamış bir kişilikti. Beni nasıl geçmişti?

Babasını mı kullanmıştı?

Babası bu okulun sahibi, bunu yapması elbette zor olmayacaktı. Madalya onun boynundan geçerken orada kendimi düşündüm. Oraya ben aittim, o madalya benim hakkımdı! Sonunda dayanamayıp sinirle ayağa kalktım. Bununla beraber herkesin bakışları bana dönerken benim bakışlarım hâlâ Alin denen o sahtedeydi. Yıllardır içimde sönmeyen bir öfke vardı. Beni hep alttan alırdı, beni insan yerine koyduğu yoktu ama asıl alttan alınması gereken kimdi, şimdi öğrenme vakti gelmişti. Ben koltukların arasından çıkıp sahneye doğru yürüdüm. Herkes ne yapacağımı merakla bakarken herkesi şaşırtacak hamleyi bu sefer ben yaptım.

Alin'in saçına yapışıp kafasını kürsüye vurdum.

Bu hamlem ise tüm hayatımı değiştirecekti.

☯️☯️☯️

Kollarımı göğsümde bağlamış vaziyette bakışlarımı camdan dışarıya çevirmiştim. Yüz ifadem oldukça ciddiyken yandan babamın boğazını temizlediğini duydum fakat bakışlarımı yinede ona çevirmedim. Sonunda konuşma kararı almış olacak ki, "Yeni okulun için heyecanlı mısın?" Diye sordu. Yalnızca başımı sağa sola salladım. Son senemde başıma böyle bir şey geldiği için sinirliydim. Sırf kızı dövdüğüm için şuanda okulum değişiyordu. Şaka gibi bir olay! "Zaten seni o okuldan alacaktım. İyi oldu." Söylediği şeyi ilk başta yanıtsız bırakmak tercihim oldu ama sonradan dayanamadım. Kucağımdaki çantamdan bir defter ve bir kalem çıkarttım, bir not yazıp araba süren babama gösterdim. Hemen yazdığım notu okuyup yola bakmaya devam etti.

Neden beni o okuldan alacaktın? Zaten son senemdi.

Babam hafifçe gülümsedi. "Başarın için güzelim." Dedi. "O okuldan hayır gelmez sana. Son zamanlarda daha dikkatli bakınca anlayabildim. Ayrıca..." Yüzünü buruşturarak bana baktı. "O kız tam bir ukala. Babasının başarısıyla bir yerlere geleceğine inanıyor ama sen en azından öyle değilsin. Her şeyin farkındasın ve bilinçli davranıyorsun. Her şeyi hakkınla almaya çalışıyorsun. Seninle gurur duyuyorum."

Bu dediği şey beni gülümsetti. Bu olaydan sonra annem yüzüme dahi bakmazken babam hep yanıma gelip yaptığımı savunup dururdu. Annem zaten asla yanımda olan biri değildi. Onun tek derdi para, şöhret ve itibardı. Hayatı bu üç başlıktan ibaretti. Benim ise hayatım sadece şu başlıklardan oluşuyordu;

Başarı.

Başarı.

Başarı.

Evet sadece buydu. Başarı. Eğer başarılı olursam her şeyi yapabileceğime inanıyordum. Başarmak bir çıkış anahtarı gibiydi benim gözümde. "O zaman sana yeni okulunla ilgili bilgiler vermemi ister misin?" Derken baya heyecanlıydı. Başımı olumlu anlamda salladım. "Okulundaki öğrenciler tatlı kişilere benziyor. Okulun müdürü benim arkadaşım. Tek bir sorun var o da bir tane arkadaş grubu. Onun haricinde bir sorun yaşamazsın. Öğretmenler çok ilgili..." Derin bir nefes aldım. "Of amma övmüş okulu. Okul işte!" Dayanamamış gibiydi. "Derslerine bak güzel kızım. Çünkü sen bunu istiyorsun. İstemediğin ortamlardan kaçın yetmediyse ağızlarını burunlarını kır, arkandayım. Sana bir şey yapamazlar, bunu unutma." Araba okulun önünde durduğunda babam bana baktı ve saçlarımı okşadı. "Her daim yanında olduğumuda unutma." Bakışları kucağımdaki deftere ve kaleme kaydı. "Onlarıda yanından ayırma. Seninle konuşmak isteyeceklerdir." Başımı sallayıp babamın yanağına bir öpücük kondurdum ve kocaman gülümseyerek geriye çekildim. Arabadan indim ve çantamı tek koluma taktım.

Babam bana el salladığında bende ona el salladım. O buradan uzaklaşırken benim yüzümdeki gülümsemem soldu. Bakışlarım yeni okuluma döndü. Okula giriş yapacakken gördüğüm görüntü duraksamama neden oldu. Duvarın üstünde bir çocuk beni görünce kalakalmıştı. İkimiz sessizce bakışırken aniden gülümsedi. "Geriye çekilin, yakalandık!" Dedi aşağı bakarak.

"Hani hoca yoktu Sinan? Aldık başımıza belayı şimdi, gel de uğraş gün boyu." Dedi bir kız sesi.

"Hoca değil daha çok Azrailmiş gibi bakan bir kız bana bakıyor şuan Arya'm. Sanırım öldürecek bizi." Derken hâlâ bana bakıyordu. Bakışlarını bir an olsun benden çekmiyordu.

"Kim kimi öldürüyor lan?" Dedi aynı kız sesi. Bir süre sonra önünde durduğum kapının önüne sarı saçlı, yeşil gözlü bir kız geldi. Kravatı açıktı, gömleğinin düğmeleri iliklenmemişti ve içindeki siyah askılı ortaya çıkıyordu. Tam bir erkek çocuğu gibiydi. "Ne bakıyorsun?" Diyerek bana diklendi ama ben umursamadan derin bir nefes alıp yanından geçip gittim. Bahçede yürürken aynı kız aniden önümü kesti. "Soruya cevap ver, bunu sana öğretmediler mi?" Diyerek omzumdan itekledi.

"Arya!" Diyerek bir erkek Arya denen kızın yanına geldi. Beyaz teni, kumral saçları ile bir aheng içindeydi. Koyu kahverengi gözleriyle bana bakıyordu. "Yeni gelmiş işte, sal gitsin."

"Evet evet kavgaya gerek olmadığını düşünüyorum." Pıtı pıtı koşturarak buraya geldi bir kız. Arya'nın aksine daha özenli görünüyordu hatta fazla süslüydü. "Şiddetle çözüm olmaz, konuşarak çözebiliriz."

"Arya, Arya, Arya!" Diye tezahürat ederek buraya geldi Sinan denen çocuk. Arkasında hemen bir erkek daha vardı. Onları umursamadan yanlarından geçmek istedim ama Arya buna izin vermedi. Sertçe kolumdan tuttu. "İlla kavga mı istiyorsun?"

"Arya neye kuruldun şuanda?" Kumral çocuk arkadaşını geriye çekti. "Gitsin kız, yaptığı bir şey yok."

"Kuruldum işte," Bana baktı. "İçimden bir ses senden çok nefret edeceğini söylüyor."

Ben çoktan nefret etmeye başlamıştım.

Duygusuz bakışlarım ondayken, "Öğretmenler zili çalacak, çalmadan kaçalım şu okuldan." Dedi Sinan'ın arkasındaki akyaz çocuk.

"Soruma cevap verece-"

"Arya!" Diyerek Arya'yı kendine çevirdi kumral saçlı. "Kendine gel, uğraşma kızla." Bana baktı. "Rahatsız ettiğimiz için üzgünüz. Buyurun, içeriye geçebilirsiniz."

"Arka bahçeden kaçalım. Kimsede olmaz orada..." Dedi Sinan. Kolundaki saatine baktı. "Beş dakika yirmi bir saniye içinde bunu başarmalıyız."

"Neden?" Diye sordu dudağına ruj süren kız.

"Çünkü o zaman diliminde Serhat Hoca arka bahçeye sigara içmeye çıkıyor, ön bahçeden kaçamayız çünkü Aslı Hoca her zamanki gibi dosyasını arabada unutmuş olduğu için arabasına gidiyor. Arabası kapının önünde olduğu için bizi görecek."

"Serhat Hocanın sigara içmesini bekleyelim." Dedi Arya.

Sinan, "Olmaz!" Diyerek anında karşı çıktı. "Sınıf başkanıyla konuştum. Şimdi yoklamayı biz varmışız gibi alacak. Serhat Hoca hiç bir şey çakmaz."

"Elimizi çabuk tutalım o zaman." Dedi akyaz erkek.

"Ben koşamam, ayağımda topuklu var." Süslü Pakize olan kız bunu söylediği anda akyaz çocuk süslü kızı kucağına aldı. Onlar buradan uzaklaşırken kumral saçlı çocuk Arya'yı çekiştirdi. "Yürü." Derken Arya'nın hâlâ bana baktığını fark etti. "Arya, yürü artık!"

Arya hâlâ bana bakarken dayanamayıp Arya'yı tek hamlede omzuna aldı. Arya baş aşağı şekilde kumral saçlı çocuğun sırtına vurup tepinirken çocuk hiç etkilenmiyormuş gibiydi. "Kusuruna bakmayın, kavgaya fazla meraklıda kendisi." Benim cevabımı dinlemeden buradan giderken Sinan denen çocuk bana baktı ve yanıma yanaştı. "Arya'nın gözüne battıysan gerçekten de aldın başına belayı. Dikkat etmeni öneririm çünkü her yerde onun bakışlarına maruz kalacaksın. Hey beni bekleyin!" O koşarak arkadaşlarının yanına giderken ben sadecr arkalarından bakıyordum ve kendime hayretler ediyordum.

Lan daha okula girmeden düşman edindim!

Sertçe derin bir nefes bırakıp yürümeye başladım. O esnada bahçe kapısına doğru koşturarak giden bir kadın öğretmen gördüm. Bu Aslı hoca olmalıydı. Saçları omzunda bitiyordu, esmer bir teni vardı ve kırmızı ruju çok dikkat çekiyordu. Aklıma gelen şeyle sinsice gülümsedim ardından hocaya doğru koştum. Hocanın kolundan tutup onu durduğumda bana şaşkınlıkla bakıyordu. Büyük ihtimalle beni tanımaya çalışıyordu. Elimde tuttuğum deftere kısa bir not yazdıktan sonra ona doğru uzattım.

Bir grup öğrenciyi arka bahçeden kaçarken gördüm.

Hocanın yüz ifadesi anında ciddileşirken duruşunu dikleştirdi. "Ah şu baş belaları." Diye homurdanıp arka bahçeye doğru gitmeye başladı. Benim yüzümde zafer gülümsemesi oluşurken okula doğru ilerledim. Okulun içine bakarken baya büyük olduğunu fark ettim. Ben böyle büyük bir yerde sınıfımı nasıl bulacaktım şimdi? Öyle ilerlerken en sonunda yoldan geçen birini durdurup sınıfımın nerede olduğunu sordum. Bana yolu tarif ettiğinde başımı sallayarak teşekkür ettim. Sonunda tarif edilen yere vardım ve önünde durdum.

12-A

Derin bir nefes alarak kapının kulpunu kavrayıp kapıyı açtım. Kapıyı açmamla tüm bakışların üzerimde olduğunu anlamam fazla sürmemişti. Derste hoca vardı. Ben tereddütle içeriye girerken hocanın tam karşısında durdum. Özür dilercesine başımı eğdim. "Yeni mi geldin?" Diye sordu.

Başımı olumlu anlamda salladım. Hoca hafifçe bana gülümserken, "Ben kimya öğretmenin Serhat Fırıncı. Kendini sınıfa anlat istersen. Buyur, seni dinliyoruz güzel kızım." Nutkum tutulmuş gibi dururken bir mucizenin gelip beni kurtarmasını bekledim çaresizce. Kendimi mi tanıtacaktım? Herkes için kolay olan şey bana çok zor geliyordu. Ellerim yumruk olurken aniden kapı açıldı. Bununla beraber derin bir nefes alıp yavaşça başımı kapıya doğru çevirdim. Bunu yapmanla gözlerim kocaman açıldı. Nefesimi tuttum, bunun bir hayal olmasını diledim.

Mucizeyi dilerken bahçede bana bulaşan çeteyi kastetmemiştim!

"Aa Azrail de buradaymış." Dedi Sinan şaşkınlıkla bana bakarken.

"Bu şaka olmalı!" Diye sinirle homurdanıp içeriye girdi Arya ardından Sinan'ın yanına oturdu.

"Selam hocam." Akyaz çocuk Arya'nın önündeki sıraya oturdu.

"İyi dersler diliyorum." Süslü Pakize akyazın yanına oturdu.

"Azraille aynı sınıfta olacaksın deseler asla inanmazdım." Diye homurdanarak Arya'nın yanına oturdu Sinan.

"Dersinizi böldüğümüz için üzgünüz hocam." Kumral çocuk hepsinin en önünde tek başına otururken onların arkalarından kravatlı bir adam içeriye girdi. "Yeni öğrencimiz gelmiş." Bana sıcak sıcak gülümsedi. "Hoşgeldin Umay, ben okul müdürü Alkan Yıldız. Seni merak ettiğim için geldim."

"Müdürü bile ayağına getiriyor." Diye homurdandı Sinan. "Hayata bak be!"

Müdür sınıfa döndü. "Umay ile iyi vakit geçirin ve onu konuşmaya zorlamayın sakın. Kendisi lâl."

Kendisi lâl.

Söylemek kolaydı, yaşamak acı vericiydi. Lâl derken bile hiç zorlanmamıştı ama benim içimde fırtınalar kopmaya başlamıştı. Arya ile gözgöze geldiğimde bakışlarından sadece bir kaç saniyelik geçen pişmanlık duygusunu görmüştüm. Müdür bana döndü. "Bir sıkıntın olursa her zaman gelebilirsin yanıma." Sıcak sıcak gülümsemesine aynı şekilde karşılık verdim. Müdür Serhat hocaya kafasıyla teşekkür edip dışarıya çıkarken bende öğretmenler masasının en önündeki sıraya, bir kızın yanına oturdum. Kız uyuyordu. Onu rahatsız etmemek için dikkatlice hareket etmeye çalıştım.

Sonunda teneffüs zili çalarken ben çantamdan test kitabımı çıkardım. Tam açacakken bir el sertçe kitabı kapatıp elini kitabın üstüne koydu ardından bana eğildi. Bu kişi Arya'dan başka kimse değildi. "İspiyoncu!" Dedi dişlerinin arasından. "Sen söyledin değil mi okuldan kaçacağımızı?"

Geriye yaslanıp kollarımı göğsümün altında bağladım ve bacak bacak üstüne atıp tek kaşım havada ona dik dik bakmaya başladım. Arya bu tavrıma sinirlenmiş olmalı ki bana daha çok yaklaştı. "Kimlere bulaştığını bilmiyorsun heralde? Bu tavırları yaptığına göre."

Ben alay edercesine gülerken o baya sinirli görünüyordu. "Arya." Diyerek akyaz çocuk elindeki telefonun ekranını Arya'ya gösterdi. Arya omzumun üstünden telefona baktığında bende telefona baktım.

ÜNLÜ MODA TASARIMCI AİLESİNİN TEK VARİSİ UMAY SERT GİTTİĞİ OKULDA BİR KIZI HASTANELİK ETTİ!

Bununla birlikte bu sefer gerçekten gülümsedim. Ayağa kalktığımda Arya bakışlarını tekrar bana çevirdi. "Bu umrumda bile değil." Dedi ve sinirle güldü. "Benim yüzümden kaç kişi bu okuldan gitti biliyor musun sen? Şimdi sıra sende olacak."

Artık ikinci bir amacım vardı o da bu okulda kalmaktı. Asla gitmeyecektim ve kimin lider olduğunu karşımdaki ukalaya gösterecektim. Karşımda başkası olsa umursamazdım ama bu ukala çok sinirimi bozduğu için şimdi onunla ben oynayacaktım. Kim gidiyormuş bu okuldan, görecekti. Biz ikimiz birbirimize sadece bakarken araya kumral çocuk girdi. Kumral çocuk Arya'nın kolundan tutup geriye çekti. "Çocuk musun sen?" Dedi. Gerçekten sinirli görünüyordu. "Bırak artık kızla uğraşmayı!"

Arya sertçe kolunu kurtardı. "Sen bu işe karışma Yankı!" Diye bağırdı. "Bu benim ve onun arasındaki mesele."

Yankı sakin kalmaya çalışarak derin bir nefes aldı. "Ne meselesinden bahsediyorsun? O kız normal bir öğrenci sadece, ne diye kızla uğraşıyorsun hâlâ Arya?"

"O sadece sinirimi çok bozuyor!" Bana baktı. "Bizi ispiyonladın ya işte şimdi yandın." Dedi ve sert adımlarla dışarıya çıktı. Gözüm akyaz çocuğa kaydı hâlâ sessizliğini koruyordu ve oldukça sakin görünüyordu. Bakışlarını bana çevirdi yavaşça. "Onu takma." Dedi aynı sakinlikle ve masama oturdu. "İsmim Mert." Sinan'ı gösterdi. "Sinan." Makyaj yapan kızı gösterdi. "Ve Aybüke." Ellerini sıkıca birbirine kenetledi. "Biz koskocaman ve mutlu bir aileyiz." Bunu derken bana alay edercesine bakıyordu. Cebinden tesbihini çıkarıp sallayarak masamdan kalktı ve bir çocuğu köşeye sıkıştırdı. "Parayı getirdin mi?" Diye sordu. Çocuk korkarak Mert'e bakıyordu. Mert sertçe çocuğun yakasını tutup onun sırtını duvara yapıştırdı. "Getirdin mi?" Diye yineledi soruyu.

Çocuk tir tir titrerken yavaşça başını salladı. Titreyen elleriyle cebinden cüzdanını çıkartıp bir miktar parayı Mert'e uzattı. Resmen gözümüzün önünde haraç kesiyordu ve kimse sesini çıkarmıyordu! Ben dehşet içinde Mert'e bakarken Mert parayı sayıp cebine koydu ardından çocuğun yanağına hafifçe iki tokat attı. "İşte biz böyle anlaşabiliriz. Bir daha geciktirme." Kendi sırasına oturup cebindrn bir sürü para çıkardı ve hepsini bir araya getirip saymaya başladı. Gerçekten iğrenç bir arkadaş grubuydu. Ben yerime otururken Arya ve Yankı sınıfa girdi. Arya yerine otururken Yankı bana doğru yaklaştı ve karşımdaki öğretmen masasına oturdu. "Bulaşmazsan bir şey olmaz. Sana böyle laflar ediyor ama kılına zarar vermez, emin ol. Ama eğer yaparsa bana söyle, buradayım." Kalemi elime alıp test kitabından rastgele bir sayfa açtım ve köşesine bir not yazıp ona gösterdim.

Söyle o arkadaşına uğraşmasın benimle. Ben ona bir şey yapmamışken ne bu atar gider? Ondan nefret ediyorum.

Yankı bu dediğim karşısında bir iç çekti. "Alışacaksın." Dedi. "İlk tanıştıklarına hep böyle davranıyor."

Yeni bir not daha yazdım.

Ayrıca Mert denen arkadaşın daha yeni bir çocuktan haraç kesti gözlerimin önünde. Hadi bunuda açıkla.

Güldü. Evet, tam anlamıyla güldü. Gerçekten mi ya? "Haraç mı kesti?" Derken gülmeye devam ediyordu. "İyi niyetinden." Anlamayarak kaşlarım çatıldı. Böyle bir şeyin iyi niyeti falan olamazdı. "Haraç kestiği çocuk okuldaki masum öğrencileri dolandırıp cebindeki paraları alıyor bizde aldığı paraları geri alıp mağdurlara geri iade ediyoruz."

Nasıl inanacağım?

Omzunu silkti. "İster inan ister inanma." Ayağa kalktı. "Bu sana kalmış bir şey ama şunu bilmeni isterim, ben yalan söylemekten nefret ederim. İllaki bu dediğimi kanıtlayacak bir şeye şahit olursun." Kendi sırasına giderken ben sadece arkasından bakakalmıştım. Sinirle gülüp alnımı masaya vurdum. Yanımdaki kız hafifçe hareket etti. Bu kızda daha kaç ders uyuyacaktı acaba?

☯️☯️☯️

Öğle yemeği vakti gelmişti. Herkes zilin çalmasıyla dışarıya çıkarken sona ben kalmıştım. Her şeyi çantama koyup ayağa kalktım ve sınıftan dışarıya çıktım. Yemekhanenin nerede olduğu hakkında bir fikrim yoktu. Karşımda o arkadaş grubunu gördüğümde aklıma onları takip etme fikri geldi. Baya bir geriden gelerek onları takip ederken merdivenlerden aşağı inmeye başladılar. Gülüşerek gidiyorlardı ben ise arkalarından sessizce gidiyordum. Merdivenlerden aşağıya indiler ve sağdaki koridora girdiler bende hemen peşlerinden gittim. Orda da bir tane merdiven vardı. Onlar yine merdivenlerden aşağı inerken bende inmeye başladım. Ama bir anda Yankı durdu. Onun durmasıyla herkes ona baktı anlamsız bakışlarla. Yankı yavaşça başını bana çevirdiğinde dudaklarım aralandı. "Bir dahakine gizlice takip etmek yerine yanımıza gelmeni tavsiye ederim." Dedi.

"İspiyonlaması yetmiyormuş gibi bir de gizlice dikizliyor." Diye mırıldandı Arya.

Duruşumu anında dikleştirip ifademi düzelttim. Onları umursamadan yanlarından geçip gittim ve sola döndüm fakat arkamdan Yankı'nın, "Sağ taraftan." Dediğini duyup hızla sağa doğru döndüm. Arkamdan kıkırdama seslerini duyuyordum ama buna kulak asmamayı tercih ettim. Yemekhaneye girdiğimde burasının tıklım tıklım olduğunu gördüm. Hemen herkesi arkamda bırakıp sıraya geçtim ve kollarımı göğsümde birleştirdim. Arkamdan bazı sesleri duyabiliyordum. Evet, o grup tam olarak arkamda duruyorlardı. Onlara bu kadar yakın olmak istemiyorken hemen dibimde bitmeleri canımı sıkıyordu. Onları her yerde görüyordum ve bu benim sinirlerimi bozmama gayette yetiyordu yani. Sıra yavaşça ilerlerken Arya'nın, "Şuanda birileri bizi ispiyonlamasaydı bu garip yemeklerden ziyade tavuk döner gömüyor olabilirdik." Diye homurdandığını duydum.

"Bence yenir ya." Dedi Sinan. Sonra bir iç çekti. "Yani inşallah. Umarım zehirlenmeyiz."

Aybüke, "Bu yemekler çok yağlı oluyor, ben bunları yemem." Dediğinde Mert, "Sen yeme, ben sana dışarıdan salata sipariş edeceğim." Diyerek ona karşılık verdi.

Biri omzuma dokununca yavaşça omzumun üstünden arkama baktım. Bu kişi Yankı'ydı. "Bu yemekleri yiyecek misin?" Diye sordu. "Bence bunu miden kaldırmaz çünkü bu yemekhanenin yemekleri pek güzel olmuyor." Arkadaşlarına baktı. "Okuldan mı kaçsak?"

"Bugün bir daha o müdürün dırdırını çekmek istemiyorum." Dedi Arya homurtuyla. "Hep aynı şeyleri söylüyor. Fazla sıkıcı."

Sinan, "Dışarıdan sipariş edelim işte. Yemek istemiyorum." Dediğinde Yankı, "Yasak." Dedi. "Müdür yakalarsa sıçarız." Bana baktı. "Küfür için pardon."

"Ama Mert sipariş ederken iyi."

"Harbi." Yankı Mert'e baktı. "Sen ne zaman bir şeyler sipariş etsen yakalanmıyorsun. Bize yemek sipariş et ve bu işin sırrını bize anlat."

Mert cebindeki kürdanı ağzına aldı ve sıradan çıktı. "Beni takip edin." Dedi. Arkadaş grubu buradan uzaklaşırken bir anda Yankı bileğimi tuttu. Benide peşlerinden yürütürken ben bileğimi Yankı'nın elinden kurtardım. Şuan çok açtım ve gerçekten o yemeği yemek istemiyordum. Sadece bir seferlik böyle bir şeye kalkışsam bence bir şey olmazdı. Onların peşinden giderken Mert cebinden telefonunu çıkardı. "Mustafa abi müzik odası." Diyerek telefonunu kapattı. Merdivenlerden aşağıya indik. Burası bodrum gibi bir yerdi. Karşımızdaki çift kanatlı kapıyı iterek açtılar ve içeriye girdiler. Bende peşlerinden giderken Arya'nın ters bakışlarına maruz kalıyordum. "Bunun gelmesine gerek yoktu." Dedi en sonunda.

"Onun bir ismi var." Dedi Yankı. İçeriyi incelerken onlar atışmaya devam ediyordu. Oda yalan olmasın gerçekten büyüleyiciydi. Odada sahne gibi bir alan vardı. Bateri, gitar, mikrofon, piyano...gerçekten büyüleyici. Diğer alan ise bu yerden bağımsızdı. Ev gibi bir havası vardı. Duvara asılan fotoğraflar vardı ve L koltukların rengi kahverengiydi. Omzuma birinin çarpmasıyla hafifçe ileriye sendelendim. Arya bunu bilerek yapmış olmalıydı. L koltuğa kendini atarken herkes tek tek içeriye tam anlamıyla girdi. En gerilerinde ben kaldım çünkü hâlâ bu odayı inceliyordum. "Azrail bizim ruhumuzu almak için mekanını seçmiş olmalı." Dedi Sinan alayla. Ona gözlerimi devirdim ve yanlarına gittim. Mert bir anda işaret parmağını havaya kaldırdı ve aniden kapıyı gösterdi. Bunu yapmasıyla kapı açıldı. İçeriye bir adam girdi. Ben şaşkınlıkla ona bakarken o gayet normal karşılamıştı bu durumu. Ellerini cebine koydu ve hademe olduğunu tahmin ettiğim Mustafa abinin yanına gitti. Sinan ve Aybüke de koltuğa otururken Yankı kalçasını koltuğun yan tarafına yaslamıştı. "Beş tavuk döner ve bir adet salata ama salataya soğan ve domates koyulmasın." Cebinden cüzdanını çıkarıp içindeki bir miktar parayı Mustafa abiye uzattı. "Her zamanki yöntemle."

"Bana güven Mert'im, siparişiniz birazdan kapıda." Mustafa abi buradan çıkarken Mert kendini koltuğa bıraktı.

"Her zamanki yöntem?" Diye sordu Sinan.

Mert hemen anlatmaya başladı. "Mustafa abi çöpü atmaya gideceğim bahanesiyle dışarıya çıkarken kurye ile karşılaşacak ve siparişleri alıp gelecek ama normal kapıdan girerse sıkıntı olur o yüzden arka bahçeden dolanacak ve Ayşe ablaya siparişi elden verecek. Ayşe abla elindeki torbaya siparişleri koyacak ve ön bahçeye gidecek. Torbanın iki görevi var," Eliyle bir yaptı. "Bir, siparişleri saklamak. İki, bu sayede Ayşe abla çok ağır olduğunu Mustafa abiye söyleyecek." Tırnak içine alarak, "Rol icabı tabii." Dedi ve devam etti. "Mustafa abide yardım edeyim derken torbayı buraya getirecek."

"Yuh!" Dedi Sinan. "Bu nasıl bir mantık lan?"

"Biraz zeka ve biraz para işin içine girince açılmayacak kapı yok." Sinan'a baktı. "Zeka var, paramı ise sayamazsın."

"Bu paranın kaynağını ne?" Diye sordu Arya.

"Merak etmene gerek yok çünkü bu paranın kaynağı bir çok yerden." Dedi ve sağ dudağı kenara kıvrıldı. Belkide gerçek anlamda güldüğünü ilk defa görüyordum. Bakışlarım duvarlardaki resimlere kaydı. Beş çocuk, iki kız olmak üzere omuzlarını birbirine atmış gülerek kadraja bakıyordu. Baya eski bir fotoğrafa benziyordu. Diğer resimde ise pembe elbiseli bir kız kameraya bakarken arkada bir oğlan çocuğu bir tane çocuğa yumruk atmak üzereydi. Diğer resimde ise bir sarışın kız ve bir akyaz çocuk birbirine sarılarak uyuyordu. Diğer fotoğrafta kumral olduğunu tahmin ettiğim çocuk salıncakta Pamuk Prenses ve Yedi Cüceler masalını okuyordu ama benim asıl dikkatimi çeken şey yanındaki salıncakta olan bir çocuğun yüzünün kazınmış olmasıydı. Arya'nın sesiyle irkildim. "Resimlere bakmayı kes!" Ayağa kalktı. "Kim dedi sana bakabilirsin diye?" O üzerime yürürken bende onun üzerine yürüdüm. "Sinirimi fazlasıyla bozuyorsun." Dedi tek kaşı havadayken. Ben ise sadece ters bakışlar atabiliyordum. "Ve şu bakışların...Beni öldürecek misin yoksa?" Alayla güldü. "Önce seni ben öldüreyim o zaman." Yumruğu havaya kalkarken Yankı bir anda önüme geçip havadaki yumruğu tuttu. "Geç yerine, yeter artık!" Diye bağırdı.

Arya sertçe yumruğunu Yankı'nın elinden kurtardı. "Şu dilsizi koruduğuna inanamıyorum!" Dedi sinirle. "Ne diye hiç tanımadığımız bir kızı kimsenin bilmediği, sırrımız olduğu bu odaya getiriyoruz, o kim ki?" Öfkeyle bana baktı. "Sen kimsin ki aramıza gireceksin?" Arya hemen pençelerini bana çıkarmıştı. Zaten o pençelerini hep bana çıkarıyordu ve asla gizleme ihtiyacı duymamıştı. "Sana gerçekleri söyleyeyim mi Umay? Asla bizim grubumuza giremeyceksin, seni bu okulda seven kimse olmayacak ve hep yalnız kalacaksın. Sen hep yalnızlığa mahkum olacaksın ve bir gün bizim önümüzde diz çöküp yalvaracaksın!"

"Arya, kelimelerine dikkat et!" Diye sesini yükseltti Yankı ama Arya bu sefer ateş saçan bakışlarını ona çevirmişti. "Etmiyorum!"

"Edeceksin!"

"Kelimelerime dikkat etmeyeceğim, ona gerçekleri söylüyorum ben sadece!"

"Senin sorunun ne?" Dedi Yankı. "Kıza kötü davranma artık. Daha bugün geldi ve sana bir kötülüğü dokunmadı."

"Senin sorununda aynen bu." Kollarını göğsünde birleştirdi. "Dediğin gibi daha yeni gelen sıradan biri o ama sen neden bu kızı bu kadar çok koruyup önemsemeye başladın?" Aklına gelen şeyle güldü. "Yoksa aşık mı oldu-"

"Arya!" Diye kükredi.

"Bağırışmayın artık." Diyerek Sinan araya girdi. Yankı'ya döndü. "Arya'ya sesini yükseltme."

Yankı sakin kalmaya çalışarak derin derin nefesler alıp gözünü kapattı ardından başını iki elinin arasına alıp öylece bekledi. Ben ise geriledim. Arya haklıydı, burada olmamam gerekirdi. En sonunda dayanamayıp kapıyı açtım. Kapıyı açar açmaz karşımda duran Mustafa abiyi umursamadan yanından hızla geçip gittim. Ben loş ışık saçan florasan lambanın altında hızla ilerlerken arkamdan biri beni çağırdı ama dönüp bakmadım. En sonunda birisi bileğimi tutup kendine çevirince durmak zorunda kaldım. Bu kişi Yankı'ydı. "Özür dilerim." Dedi. "Bir daha böyle laflar etmeyecek. Onu uyaracağım."

Bileğimi ondan kurtardım. Ona derdimi nasıl söyleyeceğim bilmiyordum. Etrafta bir şeyler arıyordum ama yoktu. En sonunda derin bir nefes alıp ona baktım. Sadece baktım. Yankı yavaşça cebinden bir defter kalem çıkarıp bana uzattı. Ondan defter ve kalemi aldım ve rastgele bir sayfa açıp yazmaya başladım.

Beni önemseme, istemiyorum. Arya'yı da uyarma çünkü onun karakteri bu. Ne kadar uyarsanda yapmaya devam edecek. Arya haklıydı zaten. Ben sizinle yakın değilim, karşıma çıkıp durmayın artık.

Defteri ve kalemi onun göğsüne bırakıp hızla oradan uzaklaştım. Merdivenlerden yukarıya çıkarken arkamda ne ses vardı ne de bir hareketlilik. Ondan istediğim buydu, yalnız bırakmasıydı. Ya da ben yalnızlığa alıştığım için yalnızlığı seviyordum. En sonunda bahçeye çıktığımda rahat bir nefes aldım. Elim göğsümdeyken başımı gökyüzüne kaldırdım ve gözlerimi kapattım. Etraf insan sesleri ile doluydu, o seslerin arasında kendi sesimi hayal ettim. Hayallerimde bile lâldim. Bu Tanrı tarafından bana verilen bir cezaydı.

Bana ceza verecek kadar kinliydi Tanrı.

Bu beden kaldırmıyordu. Nereye gitsem bela beni buluyordu. İnsanlar bana sesini yükseltiyordu ama benim cevabım koskocaman bir suskunluktan ibaret kalıyordu. Bir süre öyle durduktan sonra yavaşça gözlerimi araladım. Derin derin nefesler adıp başımı önüne eğdim ve tam geri dönmek için adım atacaktım ki duyduğum gürültülü bir motor sesiyle omzumun üstünden bahçe kapısına baktım. Siyah Yamaha R6 ile buraya giren siyah kasklı biri ile karşılaştım. Üzerinde bizim okulun üniforması vardı. Bu kişi ani bir driftle motoru durdurup etrafı toza dumana çevirirken bu tozlar arasında siyah kaskını tek hamlede çıkardı ve sarı saçlarını sağa sola salladı ardından elini saçlarına geçirip geriye attı. Motorundan inip ona doğru koşan bir çocuğa motorunun anahtarını fırlattı. Çocuk anahtarı havada yakalarken sarışın çocuk elleri cebinde buraya doğru yaklaşıyordu. Şuan tüm gözler onun üzerindeyken arkamda duran iki kızın konuşmasına kulak misafiri oldum. "Cezası bitmiş mi?"

"1 hafta geçti. Sahi ya neden ceza almıştı, bak unuttum."

"Bir çocuğu hastanelik edene kadar dövdürmüştü. Kimin dövdürdüğüde ortaya çıkınca bir hafta uzaklaştırma cezası yemişti."

"O gerçekten korkutucu."

Sarışın çocuk yanımdan geçip giderken ben sadece arkasından bakmakla yetinmiştim. Bu okul daha önce gittiğim okul gibi değildi, bunu anlamıştım. Burada her türlü suç serbestti ve öğretmenler gözlerini bağlamış, kulaklarını tıkamıştı. Bakışlarım okulun ismine takıldı.

Batıyaka Koleji.

Bu kolej bir şehrin karanlık tarafını temsil ediyor gibiydi daha çok. Bir şehir gündüzken nasıl aydınlıksa o ışık saçan güneş battığı zaman karanlığın altında eziliyordu. Fark edeceğim bir şey daha vardı. Bu okul ikiye ayrılmıştı. Birinci kısım sürekli karşıma çıkan o beş kişiden oluşan arkadaş grubunu tutarken ikinci kısım daha yeni yanımdan geçen ve bir çocuğu hastanelik eden sarışın bir çocuğun tarafındaydı. Peki ya ben?

Bir taraf tutacak olsam kimin arkasında dururdum?

Yazardan ufak bir not; Merhaba sevgili okurlarım öncelikle kitabıma bir şans verdiğin için sana minnettar olduğumu söylemek istiyorum, iyiki varsın, iyiki varsınız! Kitap ile ilgili düşünceleriniz benim için çok önemli, düşüncelerinizi paylaşmak istiyorsanız instagram hesabımdan benimle iletişim kurabilirsiniz ve bu sadece kitapla ilgili de olmayabilir. Yerine göre bir arkadaş, bir yazar ve bir psikolog bile olabilirim :)

Sevildiğinizi unutmayın gencolar!

İnstagram; Kitapveyazar05