2. bölüm · Yedinci; Lâl

2. BÖLÜM; İNCE ÇİZGİ

Yazar Hanımm

Mert cebinden bir kürdan çıkardı ve dişlerinin arasına sıkıştırıp epey dolu olan kantine giriş yaptı. Her kafadan başka ses çıkması hoşuna gitmedi. Kalabalığın arasından geçerek kasanın arkasına geçti ve kasadaki ablanın yanında durup ellerini cebine koydu. "Yeni ürünler geldi mi?"

"Geldi." Dedi kadın. "Elli beş lira." Diyerek ücreti aldı ve para üstünü öğrenciye geri verdi.

"Kazançlar?"

"Arttı."

"Günde gelen öğrenci sayısı?"

"Arttı."

"Bana düşen pay?"

"Masanın üstündeki zarfta." Mert arkadaki masanın üstündeki zarfı aldı ve kendini koltuğa bırakıp para dolu zarfı açtı. İçindeki paraları çıkarıp tek tek saymaya başladı. Parayı saydıktan sonra tekrardan zarfa geri koydu ve zarfıda ceketinin iç cebine koydu. "Salata nerede?" Diye sordu kasadaki ablaya. Kasadaki abla dolabı gösterince ayağa kalktı ve dolaptan salata dolu kabı aldı. "Domates ve soğan yoktur umarım. Geçen sefer vardı."

"Bu sefer yok." Dedi abla.

Mert bir şey demeden kasanın arkasından çıkıp tekrar kalabalığa daldı ve en sonunda kalabalıktan ayrılıp kantinden çıktı. Kantinden çıkar çıkmaz köşede arkadaşıyla konuşan çocuğu görünce ona doğru ilerledi ve çocuğu köşeye sıkıştırdı. "Dökül." Dedi onun kulağına doğru. "Okulda durumlar nasıl?"

"Kuzey'in uzaklaştırma cezası bitti. Dün öğleden sonra geri geldi okula. Muhammet ve arkadaşları yine tuvalette birini sıkıştırdı. Başka bir sorun yok gibi görünüyor." Mert elini çocuğa uzatınca çocuk cebinden cüzdanını çıkardı ve cüzdanından bir miktar para çıkartıp Mert'in avcuna bıraktı. Mert parayı saydıktan sonra, "Bu kadar mı?" Diye sordu. "Daha vardır diye düşünüyorum?"

Çocuk tekrar istemeye istemeye cüzdanından daha fazla para çıkartıp Mert'e uzattı. Mert parayı alınca başıyla gitmesini işaret etti. "Uza şimdi." Çocuk ve arkadaşı buradan uzaklaşınca paraları cüzdanına koydu ardından bahçeye doğru yürümeye başladı. Çardağa doğru yürürken şuanki hedefi Aybüke'ydi. Aybüke bir sürü kızı etrafına toplamış bir şeyler konuşuyordu. Tüm kızlar onu dikkatlice dinliyordu. Mert kızların arasından geçip salatayı Aybüke'nin kucağına bıraktı. "Sağol." Dedi Aybüke. Tekrardan kızlara döndü. "Fondötenimin markasını soruyordunuz, değil mi kızlar?" Diyerek tekrardan konuya döndüğünde Mert bir süre Aybüke'ye baktıktan sonra ağız ucuyla, "Rica ederim." Dedi ve tam gidecekken Aybüke Mert'in elini tutarak onu durdurdu. Aybüke, "Bu sefer soğan ve domates yok değil mi?" Diye sordu.

"Yok." Dedi Mert ardından çardaktan uzaklaştı ve Aybüke'nin eline tutuşturduğu kağıdı açıp baktı. Aybüke bu yüzden Mert'in elini tutmuştu.

Arka bahçe.

Mert elindeki kağıdı buruşturup cebine attıktan sonra arka bahçeye doğru ilerlemeye başladı. O arka bahçeye gittiğinde gördüğü manzara şaşırtıcı değildi. Arya yerdeki bir çocuğa tekme atıyordu. "Piç herif!" Diyerek bir daha vurdu. Yankı sırtını duvara yaslamış izlerken Sinan yere oturmuş telefonundan oyun oynuyordu. Mert, Yankı'nın yanında durdu. "Olay?"

"Çocuk bir kıza laf attı, Arya bunu duyunca deliye döndü." Mert olaya müdahele etmek yerine kollarını göğsünde birleştirdi ve sessizce izlemeye koyuldu. İzlerken, "Kuzey döndü." dedi. Bununla birlikte Sinan ve Yankı'nın bakışı yavaşça Mert'e döndü. Arya çocuğu dövmeye devam ediyordu.

"Dönsün bakalım, bu bir hafta fazla sıkıcı geçmişti." Dedi Sinan. "Eğlencem yarıda kalmıştı."

"Takılsın kendi halinde." Yankı, Sinan'a döndü. "Ne hali varsa görsün. Yaptıklarının cezasınıda çekiyor artık."

Arya son tekmeyide atıp arkasındaki gruba döndü. "Umay ile eğlenebilirsin mesela." Dedi Sinan'a. "Daha eğlenceli olur emin ol. Şu bakışları yok mu?" Kahkaha attı. "Aşırı komiğime gidiyor. Kendini korkutucu falan mı sanıyor ne?" Arkasında yatan çocuğa bir tekme daha savurdu. "Az ötede ağla." Deyince çocuk zorla ayağa kalktı ve topallayarak buradan uzaklaştı.

"Kızlar sıkıcı, erkeklerle uğraşmak daha eğlenceli. Heleki bu bahsettiğim erkek Kuzey Karaca ise."

"Sana dokunamadığı için bu kadar cesaretlisin sen zaten." Dedi Yankı.

"Evet, ben dokunulmazım." Diyerek siyah saçlarını geriye attı. Mert arka cebinden sigara kutusunu ve çakmağını çıkardı. Kutudan bir sigara çıkartıp dudaklarının arasına yerleştirdi ve çakmağıyla sigaranın ucunu alevlendirdi. Sigara kutusunuda geri arka cebine koydu. "Aybüke nerede?" Diye sordu Yankı.

"Çardakta yine diper kızlara güzellik tüyoları veriyor." Dedi. "Kızlarda dinliyor ama bilmiyorlarki asla Aybüke gibi olamayacaklar."

"Ee tabii." Dedi Sinan. "O bu okuldaki en güzel kız. Tüm erkeklerin gözleri onun üzerinde."

"Bu yüzden günde dövdüğüm erkek sayısı gittikçe artıyor." Diye mırıldandı Mert.

"Onu bu kadar kıskanma bence. Bak Arya da dünya güzeli bir kız, ben ona bakanları dövüyor muyum?"

"Genelde senin yerine Arya dövüyor zaten." Dedi Yankı Sinan'a karşılık olarak.

Mert'in telefonu çaldığında cebinden telefonunu çıkarttı. Arayan kişi az önce köşeye sıkıştırdığı çocuktu. Telefonu açıp kulağına koydu ve karşıdaki kişinin konuşmasını bekledi. "Abi olaylar olaylar!" Dedi çocuk. "Kuzey şuan malzeme odasında bir çocuğu dövüyor ve daha yeni bir çocuk Aybüke'ye laf attı." O son dediği şey yüzünden eli yumruk olurken, "Aybüke'ye laf atanlar Aybüke'nin oturduğu çardağın yanındaki çardakta." Dediği anda telefonu kapattı. Sigarasını yere attı ve gömleğinin kollarını yukarıya katladı. Mert buradan uzaklaşırken geri kalanlarda onun peşinden geliyordu. "Siz malzeme odasına gidin benim ufak bir işim var." Deyip adımlarını hızlandırdı. Kimse ne olduğunu anlamamış bir halde bakarken Mert çardağa doğru yürüyordu. Üç kişiden oluşan arkadaş grubuna ilerlerken birazdan olacaklardan kimsenin haberi bile yoktu. Mert dahada hızlandı. Çardağa girdiğinde en ortadaki grup liderinin yakasından tutup ayağa kaldırdı ve bunu yapar yapmaz çocuğun burnuna bir kafa attı. Çocuk daha yeni zorla kaldırıldığı yere acıyla geri düşerken Mert bu sefer çocuğun üstüne oturup ona yumruklar atmaya başladı. O kadar öfkeli görünüyordu ki kimse ona yaklaşmaya cesaret edemiyordu.

O esnada Yankı, Sinan ve Arya Mert'in bahsettiği malzeme odasına doğru ilerliyordu. O malzeme odasında onları ne karşılayacak bilmiyorlardı. Ama tahmin ettikleri bir şey vardı. "Kavgaya gireceksek ne mutlu bana." Dedi Sinan kollarını esnetirken.

"Ben zaten ısınmıştım." Dedi Arya alayla gülerek. Bahçedeki büyük malzeme odasının önünde durduklarında Yankı kapıya tekme atarak sertçe kapıyı açtı. Üçlü içeriye girerken tamda tahmin ettikleri görüntüyle karşı karşıyaydılar. Kuzey nefes nefese bir şekilde omzunun üstünden bu üçlüye baktı. "Hoşgeldiniz." Dedi ve tamamen onlara döndü. Elinde uzun, demir bir sopa vardı ve yerdeki çocuğa vuruyordu ama bu işi gelen üç kişi yüzünden yarım kalmıştı. "Bende diyordum ki ne eksik."

"Bırak çocuğu." Dedi Yankı net bir sesle.

Kuzey'in kaşları havalandı, "Yoksa?" Dedi. "Beni mi döveceksin? Bunun ne kadar imkansız olduğunu her ikimizde biliyoruz."

Yankı duvara yaslı olan demir sopayı eline aldı. "İmkansızlığa inanmam." Dediği anda Kuzey demir sopayı Yankı'ya uzattı ve ucuyla Yankı'nın göğsünden itekledi.

"İşime çomak sokmak hoşunuza mı gidiyor?" Derken bu soru sadece Yankı'ya değildi.

"Seni sinir etmek çok hoşuma gidiyor." Dedi Sinan. "Sinirlenince tatlış bir bebeğe dönüşüyorsun."

Kuzey umursamadan tekrardan Yankı'ya döndü. "Al şu çöplerini sonra defol git. Kalan enerjimi size saklamadım."

"Ay lütfen sakla." Dedi Sinan. "Bizimde çok hoşumuza gitmiyor sana enerji harcamak."

"Çocuğu bırakırsan enerji harcamana gerek kalmayacak." Dedi Yankı.

"Oyuncağım buna pek istekli değil gibi." Derken oyuncağım kısmında yerdeki çocuğa bakmıştı. "Çöpleri çöpe atma vakti o zaman." Demir sopayla Yankı'nın bacağına vurduğunda bunu beklemeyen Yankı tek dizinin üstüne düştü. Bu hareketle beraber Sinan ve Arya da diğer adamlara dalmıştı. Kuzey sopayla Yankı'nın kafasına vuracakken Yankı sopayı yan tutarak bunu engelledi. Zorda olsa engellediği sopayı ittirdiğinde Kuzey geriye sendelendi. Yankı fırsattan ziyade hemen ayağa kalktı ve sopayı Kuzey'e doğrultarak savunma pozisyonuna geçti. Kuzey de aynı pozisyondayken Yankı Kuzey'in karnının sol tarafına sopayla vurma niyetindeyken Kuzey son anda geriye kaçtı. Kuzey hızla Yankı'nın sağ ve sol karnına sopayı geçirip sertçe sopanın ucuyla Yankı'yı ittirdi. Bu hareketle Yankı yere düşerken Kuzey hızla Yankı'ya ilerledi ve tam sopayla vuracakken Yankı yana doğru yuvarlanıp kaçtı ve hızla bir dizlerinin üstüne çöküp sopayla Kuzey'in ayağına sopasını geçirdi. Kuzey tek dizinin üstüne düşerken Yankı hızla ayaklandı ve Kuzey'e tam vuracakken Kuzey kendi sopasıyla Yankı'nın sopasını yandan engelleyerek ittirdi ve sertçe Yankı'nın bacağına vurdu ve ayağa kalktı. Yankı'nın dizi hafifçe kırılırken Kuzey Yankı'nın karnının sağ tarafına vurdu. Yankı inlerken bir anda bağırdı ve sopayla Kuzey'in üstüne yürüdü. Kuzey ve Yankı'nın demir sopaları çapraz şekilde dururken Yankı Kuzey'in üstüne yürüyordu. Kuzey'in en sonunda sırtı duvara çarpınca birbirlerine öfkeyle bakıyorlardı. Kuzey de öfkeyle bağırmaya başlayıp Yankı'yı son gücüyle ittirmeye başladı. İkiside birbirini ittirirken Kuzey'in gücü daha baskın geldi. Yankı geriye sendelendi. Kuzey öfkeyle Yankı'nın başına demir sopayı geçirecekken Yankı son anda eğildi ve demir sopasıyla Kuzey'in omzuna vurdu. Bu artık öfkeyle edilen bir dövüş değildi. Bu artık geçmişte biriktirilen duyguları birbirlerinin yüzlerine vurma şekliydi. Bu darbeyle Kuzey yere düşerken artık dövüşmek istemiyordu. Dövüşmek onun için terapiyken karşısındaki yüzünden bir işkenceye dönüşüyordu. "Yeter!" Diye haykırmasıyla herkes bir anda durup ona bakarken Kuzey ayağa kalktı ve elindeki sopayı sertçe yere fırlatıp öfkeyle Yankı'ya baktı. "Siktir, yeter!" Diyerek öfkeyle arkasındaki duvara sert bir tekme attı. "Siktirin gidin şuradan! İşime çomak sokmayın artık!"

"Sende insanlara zulüm etmeyi bırak." Derken Yankı'nın sesi Kuzey'in sesinden daha kısıktı.

Kuzey kocaman bir kahkaha atmaya başladı. Kahkahası sakinleştikten sonra, "Ya bana zulüm edenler, onların hesabını kim verecek?" Diye sordu.

Arya köşede duran öğrencinin önünde durdu. "Geçmişin intikamını zararsız kişilerden çıkarmayı bırak artık. İşte şimdi küçükken korktuğun canavarlara benzedin Kuzey Karaca."

Kuzey kollarını iki yana açtı. "Benim canavarlara benzediğim falan yok, ben canavarın ta kendisiyim."

"Fazlasıyla acınası." Diye mırıldandı Sinan. Baş parmağı ile dudağının kenarındaki kanı sildi ve parmağına bulaşan kana baktı.

Arya gözlerini devirip yerdeki çocuğun kolundan tuttu ve ayağa kaldırdı. "Çok dolanma buralarda, sikerler bak seni." Dedi alayla.

Onlar buradan giderken Yankı ve Kuzey gözgöze geldi. Yankı da tam gidecekken Kuzey, "Çocuk." Dediğinde Yankı durdu. Kuzey alayla güldü. "Şu dövüşü arada bir yapmalıyız. Senin acı çekişini görmek tam bir terapi."

"Seninde boş konuşman benim için bir işkence." Diyerek malzeme odasından çıktı.

☯️☯️☯️

Elimde karnem ile birlikte müdürün odasına doğru ilerliyordum. Müdürün isteği üzerine bugün son karnemi getirmem gerekiyordu. Notlarımı merak ediyormuş kendileri. Müdürün odasının önünde durdum ve kapıyı çalıp içeriye girdim. İçeriye girer girmez müdürün sinirli bakışları beni görünce yumuşamıştı. Ayağa kalkmış ve birilerine azar çekiyordu. Bakışlarım azar çektiği kişilere dönünce bir kaç saniye boyunca afalladım. Benim ölesiye nefret ettiğim çete de buradaydı. Tabii ya artık şaşırmamak gerekiyordu. Nereye gitsem onlarla karşılaşıyordum ve bu epey canımı sıkan bir durumdu. Elimde olsa bu okuldan sırf onlar yüzünden nakil alırdım ama bir sözüm vardı. Sırf Arya seni bu okuldan atacağım dediği için gitmeyecektim. "Gel Umay." Müdürün dediği şey ile içeriye girip kapıyı kapattım. Müdür tekrar çeteye dönmüştü. "Lan ben size ne kadar daha söyleyeceğim şu okulda adam akıllı durun diye?" Bu bağırması kimseyi etkilememişti. Bu kişilerin arasında farklı bir yüz daha görmüştüm. Kuzey de burada yer alıyordu. "Oğlum siz suç çetesi falan mısınız? Siz tam olarak nesiniz?"

Sinan'ın, "Biz insanız hocam." demesiyle müdür masanın üstündeki kalemi Sinan'a fırlattı. Sinan eğilerek kılpayı kalemden kurtulmayı başarmıştı. "Pek insan gibi görünmüyorsunuz! Size hayvan desem hayvanlara hakaret olur. İnsan desem insan olmak için akıl lazım o da sizde bulunmadığı için bunuda es geçiyorum salaklar!" Sinirle Kuzey'e döndü. "Bende diyorum neden bir hafta boyunca kafamı dinleyebiliyorum. Meğersem Kuzey Karaca okula gelmemiş!"

"Ayıp ediyorsunuz." Dedi Kuzey.

"Hocam gelin alnınızdan öpeceğim." Diyerek Sinan ileriye atıldığında müdür, "Lan!" demesiyle irkilerek geri çekildi. "Bu adam beni çok korkutuyor." Dedi yanındaki Yankı'ya. Fısıltıyla demişti ama ben duymuştum.

Müdür Mert'e döndü. "Oğlum senin bir tarafların mı kaşınıyor?" Diye sordu ciddi ciddi.

"Sırtım." Dedi Mert.

"Ne diyorsun oğlum?" Derken anlamamış bakışlar atıyordu müdür.

"Hocam sırtım kaşınıyor da biraz."

Bunu demesiyle müdür sıktığı yumruğunu dişledi. Bir süre öyle kaldıktan sonra, "Oğlum!" Diyerek bağırdı. Sakin kalamamış gibiydi. "Bir günde beş kişiyi dövmeyi nasıl becerdin lan?"

"Yedi hocam." Dedi Mert. "O iki kişiyi saymazsanız kırılırım."

Müdür gözlerini kapatarak sakinleşmek için yine bir süre verdi kendine. Bu sefer sert bir nefes bırakarak Aybüke'ye döndü. "Sanada pes diyorum yani Aybüke."

Aybüke anlamamış gibi bakıyordu müdüre. "Anlayamadım, ben ne yaptım?" Gözlerini kaçırdı. "Bununla ilgili hiç bir fikrim yok."

"Senin sayende okuldaki erkeklerin yüzde sekseni birbirine düşman ve her gün yanıma kavga nedeniyle öğrenci geliyor. Bunun sebebi ne peki, bunu biliyor musun?"

Aybüke merakla müdüre baktı. "Hiçte bilmem, bana nedenini açıklar mısınız?"

"Çünkü kavga edenler sana aşık oluyorlar ve bunun yüzünden kavga ediyorlar. Az süslenmeden gel şu okula."

Aybüke elini göğsüne koydu. "Aşk olsun hocam, bu benim doğal halim." Dedi.

Müdür sadece başını sağa sola sallamakla yetindi. En sonunda bakışları tek tek hepsinin üstünde gezindikten sonra koltuğuna oturdu ve ellerini birbirine kenetleyip çenesinin altına yerleştirdi. Hâlâ onları süzmeye devam ediyordu. "Spor salonunu temizleyeceksiniz." Dedi bir anda.

"Ne?" Dediler hepsi bir ağızdan.

"Siz akıllanmayacaksınız belli ki. O spor salonu pırıl pırıl olmadan oradan çıkmanız yasak." Müdürün bakışları bir anda bana döndü. "Sende başlarında dur Umay. Dışarıya tek bir adım bile atmalarına izin verme. Eğer yapmaya kalkarlarsa direkt benim yanıma gel."

Kuzey derin bir nefes alıp odadan dışarıya çıktı. O esnada herkesin bana baktığını yeni fark etmiştim. Bununla birlikte hafifçe sinsi bir şekilde güldüm ve elimdeki karnemi müdüre uzattım. Müdür karneyi alırken bile bakışlarım hâlâ onlardaydı. Onlara bakarak odadan dışarıya çıkarken gülüşüm gittikçe büyüdü. Şimdi elime düşmüşlerdi.

☯️☯️☯️

Kuzey dayanamayıp elindeki paspası yere fırlattı ardından bana baktı. "Bana bak." Diyerek üstüme yürüdü ve tam karşımda durdu. "Ben bu işkenceye daha fazla katlanamayacağım o yüzden gideceğim ve eğer sen bir tek kelime laf edersen ecelin olurum senin."

"Hadi ya." Diyerek Yankı benim önüme geçti. "Biz yapıyorsak sende yapacaksın. Senin ne ayrıcalığın var?"

"Sizden üstün olmam bir ayrıcalık mesela. Siz anca altımda ezilirsiniz."

"Bakalım kim kimi eziyormuş." Diyerek Kuzey'in üstüne yürüdü Arya ama bir anda durup sadece yüzüne öfkeyle baktı. Onu durduran şeyin ne olduğunu çok merak ediyordum.

Mert bir anda yanımda bitti. "Aybüke buna daha fazla dayanamaz." Dediğinde ne demek istediğini anlamadım. "O tırnaklarını daha yeni yaptırdı." Bakışlarım Aybüke'ye döndüğünde üzgün üzgün turnaklarına baktığını görebilmiştim. Mert'e bakıp başımı yavaşça sağa sola salladım. Bunu istemeye istemeye yapmıştım maalesefki. Kız tırnaklarını yaptırmış, bu çok önemli birşeydi ama elimden bir şey gelmiyordu. Bakışlarım Sinan'a döndü. Sinan yanağını elindeki paspasın sopasına yaslamış ayakta uyukluyordu. Tam düşecekken bir anda kalktı ve kimseyle göz teması kurmadan paspas yapmaya devam etti. "Buna daha fazla katlanamayacağım." Sertçe yere attığı paspasını geri aldı. "Malzeme odasını toplayacağım. En azından orada etrafımda iğrenç insan yüzleri olmayacak." Kuzey malzeme odasına doğru giderken bakışlarım Yankı'ya döndü. Yankı elindeki paspasla tekrardan işine geri dönerken sadece o değil herkes işini yapmaya devam etmişti. Sinan elindeki paspasın sopasının ucuyla Arya'yı dürttü. Arya Sinan'a baktığında Sinan başka bir şeyle ilgileniyormuş gibi yaptı. "Canın sıkılıyor heralde." Dedi Arya.

"Hadi yarış yapalım." Dedi Sinan.

"Ne yarışı?" Diye sordu Yankı.

Sinan elindeki paspasla sahanın en başına geçti. "Bakalım kim elindeki paspaslarla sahanın diğer ucuna daha hızlı gidecek?" Dedi. Mert haricinden herkes bu fikre olumlu anlamda başını salladı. Herkes Sinan'ın yanına dizilirken Mert sahanın başka bir köşesini temizlemeye devam ediyordu. "Mert, gelsene." Dedi Sinan.

Mert, "Siz oynayın, oyun oynayacak halim yok." Dedi Sinan'a bakmadan. Kimse itiraz etmedi. Herkes hazırken Arya üçten geriye saymaya başladı. Üç sayısını söylediği anda herkes ellerindeki paspasları yerden kaldırmadan sahanın diğer ucuna doğru koşmaya başladı. İlk önce Yankı, Sinan, Arya ve son olarak Aybüke bitiş çizgisine vararak yarış sonlandı. Herkes gülmeye başladı. "Ben kazandım!" Dedi Yankı. "Alırım bir gazozunuzu."

"Bende ikinci oldum." Dedi Sinan. "Bu yarışta kazanmış olabilirsin ama diğer tüm yarışlarda ben kazanıyorum bir kere."

"Yersen." Dedi Arya.

"Ama öyle Arya'm." Dedi Sinan. "Hadi bir daha yapalım. Bakalım kim kazanıyormuş, kim kaybediyormuş." Kısık gözlerle Yankı'ya baktı. "Bu sefer birinci olacağım."

"Göreceğiz." Onlar tekrardan yarışmaya başladılar. Her bir bitiş çizgisini vardıklarında hepsinin gözlerinin içi gülüyordu. Aralarında rekabet yoktu, kıskançlık hiç yoktu. Onların tek amacı eğlenceydi ve bu kadar sıkıcı bir işi eğlenceli bir hale getirmeyi bile başarıyorlardı. Ayağa kalktım ve spor salonunun içindeki malzeme odasına doğru gitmeye başladım. Kuzey'in kaytarıp kaytarmadığına bakacaktım. Ona güvenmiyordum sonuçta ve bana bir görev verilmişti. Malzeme odasının kapısı kapalıydı. İçeriye girmeye çalıştım ama kapı kilitliydi. Kapıyı zorladım ama yinede açılmadı. Bu sefer kapıya vurmaya başladım. "İçeride kaldım." Dedi Kuzey. Sesi titremişti. Bu titremesi kaşlarımı çatmama neden oldu. "Lütfen, dur..." Diye mırıldanışını duydum. Bunu bana dememişti. "Lütfen...lütfen kapıyı açın. Yardım edin." Geriye çekildim ve kapıya koşarak son gücümle kapıya omuz attım. Açılmadı. Bunu bir kez daha yaptım ama yine açılmadı.

"Yardım lazım mı?" Yan taraftan duyduğum sesle bakışlarım sesin geldiği yöne doğru döndü. Mert bana doğru ilerledi ve kolumdan tutarak beni geriye çekti. Hafifçe geriye çekilip kapıya tekmeler atmaya başladı. İlk üç tekmesi başarısızdı ama son tekmesi kapının sertçe açılmasına neden oldu. İçerisi karanlıktı ve tozlar genzimi yakmıştı. İkimizde içeriye girdik. Beniö ilk yaptığım şey ışığı açmak olmuştu. İlk başta Kuzey'i göremedim ama bakışlarım sonradan yere kayınca onu görebilmiştim. Yerde cenin pozisyonunda yatıyordu ve zangır zangır titriyordu. "Kalk Kuzey Karaca." Dedi Mert. "Kapıyı açtım, artık kalk ayağa."

Kuzey titremeye devam ederken duvardan destek alarak ayağa kalktı. Tam düşecekken onu tutmaktı niyetim ama Mert buna engel oldu. Kuzey ise yanındaki rafa tutanarak düşmemişti. Ben anlamayarak Mert'e bakarken Mert sadece Kuzey'e bakıyordu. Neden onu tutmamı engellemişti? Kuzey'in eli kalbindeyken açık olan kapıya baktı. Tekrardan bize baktığında duruşunu dikleştirdi. "Burada olan biteni birine anlatırsanız sizi öldürürüm." Derken ciddi bir tavrı vardı. Kuzey buradan çıkıp giderken Mert'in bakışları yavaşça bana döndü. "Ona dokunma." Dedi. "Bunu yaparsan işte gerçekten seni öldürür." Anlam veremeyen bakışlarımı fark ettiğinde hafifçe güldü ve eğilerek benimle aynı boya geldi. "Fazla merak etme. Belki nedenini bir gün öğrenirsin. Ayrıca birilerini sorup öğrenmeye de çalışma çünkü nedenini tam anlamıyla kimse bilmiyor yani yanlış bilgiler edinebilirsin." Yerde olan malzemeleri gösterdi. "Burayı ben toplayacağım, sen istersen spor salonuna geç."

Doğrulup yerdeki eşyaları raflara dizmeye başladı ben ise kapıdan dışarıya çıktım ama çıkmamla Yankı ile karşılaşmam bir oldu. Onu görünce duraksadım. İçeriyi gösterdi. "İçeride Mert ile başbaşa ne yapıyordunuz?" Tek kaşım havada ona baktım. Ben ona sadece bakarken Yankı hızla cebinden not defterini ve kalemini çıkarıp bana uzattı. Uzattıklarını alıp not defterinden yeni bir sayfa açtım ve yazmaya başladım.

Bu seni ne kadar alakadar ediyor?

Yankı yutkundu. "Haklısın. Bu konu beni alakadar etmiyor ama sadece merak ediyorum." Gözlerini kısıp kollarını göğsünün altında bağladı. "Cidden içeride ikiniz başbaşa ne yapıyordunuz?" Bu dediği şey ile öfkeyle yazmaya başladım bu sefer.

Ne ima etmeye çalışıyorsun?

Yankı altı dudağını dişledi ve bir elini ensesine götürdü. "Ben bir şey ima etmiyorum. Seni sinirlendirdiysem üzgünüm. Vallahi ima etmiyorum ben bir şey falan." Tek kaşımı havaya kaldırdığımı görünce, "Gerçekten öyle. Bana güvenmiyor musun?" Diye sordu. Bu sorusuna karşılık başımı olumlu anlamda salladım. Ona güvenmemi beklemiyordu heralde? "Sana bir şey ima etmiyorum dedim. Sana yalan söylemekten nefret ettiğimi söylemiştim."

Yeni bir not.

Sadece söyledin. Söylediğin şeye inanmıyorum, ben sana hiç güvenmiyorum. Yalan söylemem derken bile yalan söylüyor olabilirsin.

"Bana yalancı demeye mi çalışıyorsun yani?" Sinirle güldü. "Öyle biri değilim ben." Yavaşça onun üstüne yürümeye başladığımda o da gerilemeye başladı. Şuan sinirli görünüyordu ve bu sinirini eğlenceye çevirebilirdim. Ben onun üstüne yürüdükçe o da gerilemeye devam ediyordu. Yankı'nın sırtı en sonunda duvara çarptığında aramızda yalnızca küçücük bir mesafe vardı. "Ne oluyor?" Dedi Yankı. Bana dokunmamak için ellerini havaya kaldırmış ve kendini iyice duvara yapıştırmıştı. Ben kaşlarım havada sadece onu izlerken Yankı zorla yutkundu. "Biri görürse yanlış anlayacak. Umay..." Dilini at dudağında gezdirdi. "çok yakınımdasın." Yüzümdeki ifade ve duruşum asla değişmedi. Yankı ise gözlerimin içine içine bakıyordu. Hiç beklemediği bir anda aniden onun yüzüne doğru kendi yüzümü yakınlaştırınca gözlerini kapattı. Dudaklarımız arasında yalnızca bir kaç santim varken Yankı donakalmış, gözleri kapalı halde bekliyordu. Bir süre öyle kaldıktan sonra Yankı yavaş yavaş gözlerini araladı. Benim ise artık bakışlarım utançtan bir elma misali kızaran yanaklarındaydı. "Umay, geri çekil." Diye mırıldandı Yankı. Yanaklarına baktığımı anlayınca hızla elleriyle yanaklarını kapattı. "Umay, çekil." Dedi tekrardan. Yine hareketsiz kaldığımı görünce, "Umay!" Diyerek beni ittirdi. Sırtım duvara çarparken Yankı elleri yanağında buradan hızla uzaklaşmak için koşuyordu. Ben arkasından resmen kahkahalara boğulurken sessiz kahkaham sakinleşti. Başımı yavaşça sağa sola sallayarak spor salonuna doğru ilerlemek için bir kaç adım atmıştımki malzeme odasından gelen yüksek çığlıkla olduğum yerde bir kaç saniye kalakaldım ardından hızla malzeme odasına doğru koştum. Malzeme odasına vardığımda yerde oturmuş dehşetle yere bakan Mert ile karşılaştım. Mert birazcık geriye doğru kaçtı. Sırtı bana dönüktü. Geriye doğru geldiği için sırtı bana çarptı. Bununla birlikte Mert bir de bunun için kocaman bir çığlık atarak ayağa fırladı ve bana yumruklarını kaldırdı. Beni görünce derin bir nefes aldı. "Öyle gelinir mi?" Diye sordu ardından aklına bir şey gelmiş olmalı ki hızla arkama saklandı. Ben anlam vermeye çalışarak omzumun üstünden ona bakarken Mert yutkundu ardından başıyla yeri gösterdi. Bakışkarım onun gösterdiği yere dönünce hızla geriye kaçtım. Bununla birlikte Mert'e gerilemek zorunda kalmıştı. "Hadi, öldür." Dedi Mert. "Sen yaparsın Umay. Sana inanıyorum." Hızla başımı sağa sola sallamaya başladım. Öldürmesek olmaz mı? "Korkuyor musun Umay?" Diye sordu bu sefer Mert. Sesinden kendisininde kortuğu gayet açıktı. "Korkularının üstüne gitmen için sana mükemmel bir fırsat sunuyorum. Haydi bunu güzelce değerlendir." Beni hafifçe ileriye ittiğinde ben tekrardan geriledim. Başımı yeniden hızla sağa sola sallamaya başladığımda Mert, "Onu öldürmemiz lazım biliyorsun, değil mi?" Dedi. Hayır, bilmiyordum. "Müdür baya kızgın ve kontrole geldiğinde bu canavara benzeyen varlığı görünce ağzımıza..." Devam ettirmek yerine, "Sen anladın işte." Demeyi tercih etti.

Bakışlarım tekrardan Mert'e döndüğünde bu sefer ona ters ters bakıyordum. Beni yem olarak atmak zorunda mıydı? O da hamam böceğinden korkuyordu ve sırf korktuğu için beni ortaya atıyordu. Hadi ordan be! İkimizde tekrar hamam böceğine bakınca onun bize doğru geldiğini fark ettik. Mert'in ağzından kocaman nir çığlık koptu, benim ise neredeyse bir düğüm misali bağlanan dilim çözülecek gibiydi. İkimizde korkudan geriye doğru koşup odadan çıktık. Beni çıkar çıkmaz yaptığım ilk şey kapıyı kapatıp sırtımı kapıya yaslamak oldu. "Öldürmeliyiz!" Dedi Mert. "Git öldür şunu Umay." Başımı tekrar sağa sola salladım. Yapmayacaktım!

Allah'ım benim şuan ders çalışmam gerekirken uğraştığım şeye bak...

Gitmek için yeltendiğimde Mert hızla kolumdan tutarak beni durdurdu. "Peki...O zaman beraber yapalım." Dedi. "Anca beraber, kanca beraber demişler, değil mi?" Bir kaç saniye öyle durduktan sonra derin bir nefes aldım ardından kolumu ondan kurtarıp kollarımı göğsümün altında bağladım. "Süper!" Dedi Mert. "Bunu hep beraber yapacağız." Sanki özel bir göreve çıkıyormuşuz gibi hissediyordum. Alt tarafı bir hamam böceğini öldürecektik. Ne kadar zor olabilirdi ki? Mert'in bakışlarını koridorun sonunda, duvara yaslı olan malzemelere takıldı. Elimden tutup beni oraya götürdüğünde peşinden gitmek tercihim oldu. Neler yapacağını merak ediyordum. İçi boş kovanın temiz olduğuna emin olduktan sonra onu kafama geçirdi ardından elime bir tane paspas tutuşturdu. Aynı şeyi kendisinede yaptıktan sonra, "Önce güvenlik." Diyerek kapıyı gösterdi. Benim önden gitmemi istiyordu! Başımı sağa sola salladığımı görünce, "Kızım sen başını sağa sola sallamaktan başka bir şey bilmez misin?" Dedi dişlerinin arasından. Bacağına tekme attığımda hızla eğilip acıyla tekme attığım yeri tuttu. Önden gidip kapının önünden durdum. Mert'in hemen arkamda olduğunu fark etmem uzun sürmedi. Hızla kapıyı açtım. Bunu yapmamla elimdeki paspasın ucunu havaya kaldırmam bir oldu. Mert'in dediği gibi önce güvenlikti. Yavaş adımlarla içeriye girdim. Bakışlarım yerdeydi. "Hassiktir daha yeni burada kocaman antenlerini havaya dikmiş bize bakıyordu." Diye mırıldandı Mert. Hemen arkamda saklanıyordu. Ben biraz daha ortaya ilerleyince Mert dibimden ayrılmadığı için benimle hareket etti. Mert kıkırdadı, "Düşünsene Umay bir anda üzerimize atladığı..." Lafını bölen şey kocaman çığlığıydı. "Burada!" Diye bağırıp paspasın ucunu yere vuruyordu. Vurduğu yere baktığımda hamam böceğiyle göz göze geldim. Hızla dışarıya doğru koştuk. Bu sefer kapıyı bile kapatmadan ilk işimiz spor salonuna doğru koşmaktı. Spor salonuna vardığımızda herkes şaşkınca bakışları bize dönmüştü.

Sinan, "Niye deli divane gibi koşuyor bunlar be?" Diye mırıldanmıştı. Önümde koşan Mert bir anda yere düşünce bende ona takılıp üstüne düştüm. Bir kaç saniye öyle kaldıktan sonra hızla ayağa kalktım. Ayağa kalkar kalkmaz Mert'in kolundan tutup onuda kaldırdım. Bu sefer önden ben koşuyordum ta ki önüme bir engel çıkana kadar. Birine çarpmamla geriye sendelendim. Tam düşecekken beni kolumdan kavrayarak buna engel oldu fakat Mert dengesini koruyamamış gibiydi çünkü bana çarpıp tekrardan yere düşmesinin başka mantığı olamazdı. Gözlerimin önüne düşen kova yüzünden bir şey göremezken beni düşmekten koruyan kişi kovayı yukarıya ittirip görmemi sağladı. Yankı'yla gözgöze geldiğimde, "Artık neler olduğunu açıklayacak mısınız?" Diye sordu. Hâlâ eli kolumdaydı ve benimle göz temasını asla bozmuyordu. Yutkundum. Kısa bir sessizlik aramıza girdi.

"Hamam böceği." Dedi Mert. "Umay hamam böceklerinden çok korkuyordu, o yüzden bende öldürmek için odaya girdim ama aniden hamam böceği Umay'ın üzerine atlayınca Umay panik yapıp kaçmaya başladı. Bende Umay'ı sakinleştirmek için peşinden koştum."

"O yüzden mi en önde çığlık ata ata koşuyordun salak." Dedi Sinan parmağıyla Mert'in iki kaşı arasından kafasını geriyr ittirerek.

"Bunca yaygara küçük bir canlı için mi?"

"Öyle deme Arya." Dedi Aybüke ürpermiş gibi. "Gerçekten çok korkunçlar. Bence korkmakta haklılar."

"Hay ağzını öpeyim." Mert anında ne dediğinin farkına varmış gibi sustu. "Yani ağzından bal damlıyor demek istemiştim." Diye düzeltti.

"Keşke bize haber verseydiniz." Dedi Yankı. "En azından böyle koşturmanıza falan gerek kalmazdı."

"Hamam böceğinden korkmuşlar. Şaka gibi." Diyerek Arya malzeme odasına doğru ilerlemeye başladı. Yankı kafamdaki kovayı çıkardığında gözgöze geldik. "Böyle şeyler olduğunda kendi başınıza halletmek yerine yardım isteyin." Dedi. Usulca başımı salladım.

"Bundan mı korktunuz?" Arya'nın sesini duyduğumuzda bakışlarımız ona döndü. Elindeki hamam böceğinden antenlerinden tutmuş, sallaya sallaya bize geliyordu. Mert, Aybüke ve benim gözlerim kocaman açıldı ve artık ne ara olduysa bir anda üçümüz birbirimize sokulduk. Bunu gören Arya ise şeytanca sırıttı ardından bize doğru elindeki hamam böceğiyle koştu. Hepimiz bir yana koşarken Aybüke ve Mert'in ağzından çığlıklar çıkıyordu. Bir anda Yankı'nın arkasına saklandığımda Yankı brni dahada arkasına alarak korudu.

Ve ben...mutluydum. Bu arkadaş grubundan ölesiyle nefret ediyordum ama nedense şuan çok mutluydum.

Yıllar sonra ilk defa.

☯️☯️☯️

Elimdeki kalemi sıkıca tutmuş soruları tek tek çözerken bir anda duraksadım. Sorunun nasıl çözüleceğini anlamak için gayret gösterdim ama bunu başaramadım. Stresten her şeyi unutmuştun. "Neden duraksadın?" Diye sordu başımda dikilen ve her hareketimi izleyen annem. "Devam et." Bir şeyler yazmak için gayret gösterdim ama başaramadım. Aklımdaki tüm bilgiler yok olup gitmişti sanki. "Bugün kaç tane test çözdün?" Kısa bir duraksama yaşadıktan sonra titreyen elimle önümdeki test kitabının köşesine kaç test çözdüğümü yazdım.

70

Annem elindeki cevap anahtarını sertçe masama bıraktığında korkuyla yerimden sıçradım. "Normalde 100 test çözen çocuk ne olduda 70'e indirdi bu sayıyı? Ve benim bu sayıyı 150'ye yükselt dememe rağmen nasıl..." Hayal kırıklığıyla bana baktı. "Hayal kırıklığından başka bir şey değilsin." Elini bana uzattı. "Telefonunu, bilgisayarını, tabletini artık ne kadar elektronik eşyan varsa derhal bana ver. Önce telefondan başla." Cebimden telefonumu çıkartıp avcunun içine bıraktım. Sandalyemden kalkıp komodinime ilerledim ve üstünden tabletimi alıp yatağın üstüne bıraktım. Bu sefer dolabıma doğru ilerleyip içinden dizüstü bilgisayarımı alıp onuda tabletin yanına bıraktım. Ben bunları yaparken annem telefonumu kontrol ediyordu. Bir şey bulamamış olmalı ki telefonu kapatıp yatağımdaki eşyalara doğru ilerledi. Hepsini alıp öfkeyle odadan çıkarken bende peşinden koşturuyordum. Annem evden dışarıya çıktı. En sonunda sokağa çıkınca karşısındaki çöp konteynerine elindeki her şeyi fırlattı. Artık hepsi çöpteydi. "Şimdi oturup o sayıyı 150'ye çıkaracaksın. Uykunun gelmesi zerre umrumda değil. Eğer uykun gelirse ve o gözlerinin kapandığını görürsem sesinin olmadığı gibi gözlerinide yerinden bulamayacaksın!" Sıkıca kolumdan tuttu. Gözlerim dolmuştu ve ağlamamak için kendimi sıkıyordum. "Ben senin için bu kadar çalışırken sen niye karşılığında bana kocaman bir hiçlik veriyorsun Umay? Ben senin için kendimi feda ederken sen neden bunu görmeyip daha fazla çalışmıyorsun?" Kolumu dahada sıktı. Bu canımı yaktı ama içimdeki ateşten daha fazla can yakamazdı. "Ben senin için çabalıyorum. Sen insanlara itaat etme, insanlar sana itaat etsin diye uğraşıyorum. Ailemizin itibarını zedeleme diye uğraşıyorum. Eğer çalışmazsan nasıl tanınacaksın biliyor musun?" Sinirle gülüp daha da üzerime geldi. "Ailesinin parasını yemekten başka bir şey yapmıyor, ezik, benim çocuğum ben zengin olmama rağmen bize yük olmamak için doktor oldu ama o ailesine yük olmak için elinden geleni yapıyor, artık evlenip koca parası yer, ailesi hâlâ bunu nasıl evde besliyor, acınası bir kız çocuğu..." Annem sinirle bir nefes verdi. "Bunları duyduğunda gözlerindeki o çaresizliği göreceğim. Benden yardım isteyeceksin ama ben sana bırak yardım etmeyi, günahımı bile vermeyeceğim. Babana mı güveniyorsun? O bile senden nefret edecek." Sertçe kolumu bırakıp yanımdan geçip gitti. Giderken, "Derhal odaya gel ve şu testleri bitir." Dedi. Dizlerimin üzerine düşüp kendime kollarımı kendime doladım. Gözlerimi kapatıp ağlamamak için direndim. Ağlamak bir işe yaramayacaktı. Bu cehennemden kurtulmamın iki yolu vardı:

Annemin istediği gibi robot gibi yaşamak.

Ölmek.

İkinci seçeneğe daha yakındım ama birinci seçeneğe zorunlu bırakılmıştım. Ceyda Sert istemiyorsa kılımı bile kıpırdatamazdım. Benim üzerimdeki etkisi işte bu derecedeydi. Titreyerek yerden kalktım ve eve doğru yürüdüm. Babam şuan evde değil yurtdışındaydı. Babamın iş görüşmesi için yurtdışına gittiği günlerden biriydi. Babam hep burada kalsın, beni hiç yalnız bırakmasın istiyordum ama olmuyordu. Onun yanında cennetteyken, cennetim gidince kendimi yine kendi cehennemimde buluyordum. Titremem durmamıştı. Annem bunu görmesine rağmen beni zorla o masa başına oturtmuştu. Bir robot misali tüm soruları çözerken annem başımdan bir an olsun ayrılmamıştı. Şuan saat gece yarısını çoktan geçmişti ve benim uyumam yasaktı. Son soruya gelinceye kadar masa başından kalkamadım.⁷ Nefes bile doğru düzgün alamıyordum. Sonunda son soruyuda çözünce annem beni odamda yalnız bırakmıştı. Benim ise ilk yaptığım şey yatağımda oturmak ve sadece duvarı izlemekti. Odayı sadece masamdaki sarı lamba aydınlatırken bakışlarım cama döndü. Bakışlarım hiç bir duygu barındırmıyordu. Bacaklarımı kaşınıp duruyordu. Tırnaklarımı derime daha fazla batırdığımda hissettiğim ufak acı bana zevk vermişti. Bu yüzden daha fazla tırnaklarımı batırdım. Başımı yatağımın başlığına yaslayıp tavana baktım.

Bu kabus ne zaman bitecek?

Annemin aniden içeriye girmesiyle bakışlarım kapıya döndü. "Yarın okula geliyorum." Dedi. "Öğretmenlerinle konuşacağım. Böyle bir düşüşün sebebi sınıfınsa sınıf değiştireceksin. Ha yoksa okulsa okuldan seni alacağım." Annem başka bir şey demeden giderken bacaklarımı daha hızlı kaşımaya başladım. En sonunda kaşımak yetmeyince yumruklar atmaya başladım. Güçsüzleştiğimi hissedince vurmayı bırakıp alnımı dizlerime yasladım. Omuzlarım ağlamamın etkisiyle sarsılırken sadece tek bir dilek diledim.

En yakın zamanda beni bu cehennemden çıkaracak bir cennet kapısı karşıma çıksın.

Lütfen.

Ooo bakıyorum ve kimleri görüyorum. Birileri ikinci bölüme gelmiş bile. İki seçenek var; Ya kitaba bir şans daha verip ikinci bölümü okudunuz ya da kitapta kendinizde bir şeyler gördünüz.

Hangisi?

Seviliyorsunuz, unutmayın gencolar ve benimle iletişime geçmek isterseniz instagram hesabım her zaman size açık!

İnstagram; Kitapveyazar05