YDP: 5. BÖLÜM

Vaveyla Yazarı: Buse K

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 6Şu an: YDP: 5. BÖLÜM

Bölüm Şarkısı: Soldier - Tommee Profitt / Fleurie
...

5. Bölüm: Sınavlar ve Sınananlar

''Bir seçimin sonucunu öngörmek, kararını vermekten daha zordur.''

...

26 Yıl Önce...
Luxara, Kor Ağacı Ormanları...

Gün ve gecenin birbirine karıştığı saatlerden biriydi. Kor ağacı ormanına sis çökmüş, ağaçların gövdeleri bir bulut tabakasıyla sarılmıştı sanki.
Attığı her adımda ayaklarının altındaki yapraklar çatırdıyor, küçük bir kıvılcım yaratıyordu. Nefes almak artık çok daha zordu. Havadaki yoğun kül ve is kokusu ciğerlerini esir almıştı. Birkaç kez sertçe öksürdü. Henüz bir yıkıma şahit olmamış bu ormanın, yaşayacağı hazin sonu düşündü.
Hayır, kendi evine düşman değildi. Fakat istediğini almadan durmaya da niyeti yoktu. Üzülecekti, ağlayacaktı belki ama hiçbir yıkım kalbindeki yıkımdan daha kötü olamazdı. Bu düşünceye tutunmak istedi.
Ciğerlerinde kalan son bir nefesle sert bir ıslık çaldı.
‘’Pyrin!’’ Sesi ormanda adeta yankılandığında ilerideki ağaçların arasında kırmızı tüyler bir cam gibi parıldadı. Zarif hareketlerle onu çağıran kişiye yöneldiğinde ağaçların yaprakları sessizce yolundan çekilmeye başladı.
‘’Beni bu şekilde çağırmaya nasıl cüret edebilirsin?’’ dedi Pyrin, kafasını hafifçe kaldırmış, bakışlarını karşısındaki insanın gözlerine sabitlemişti.
‘’Anlaşma yapmaya geldim.’’
Pyrin yüksek bir enerjiyle dolduğunda bütün tüyleri kor gibi yanıp parıldamaya başladı. Kuyruğu açıldı ve enerjisi etrafına kırmızı bir kalkan ördü. Ayağının altındaki toprak çatırdamaya başladığında orman aynı anda uğuldamaya başladı. ‘’Ben senin anlaşma yapabileceğin bir varlık değilim, korsan!’’ Sesi az önceki yaklaşımına nazaran daha sert ve çatallı çıkmıştı.
İşte şimdi hapı yuttuğunu kabul etmeliydi. Kutsal bir varlığı sinirlendirmek mi? Hayatında yaptığı en aptalca hareketti.
‘’Beni dinlemelisin!’’ dedi. Var gücüyle bağırdığını, cümleleri ağaçların arasında yankılandığında fark etti.
‘’Benimle nasıl konuşman gerektiğini öğrendiğinde, elbette!’’
Pyrin, olduğu yerde durduğunda kuyruğunu savurarak geriye döndü. Aynı zarif hareketlerle geldiği yolu döndüğü sırada arkasından bir ses yankılandı, ''Seni aptal sincap! Şimdi gurur yapmanın sırası değil!''
Pyrin'in kuyruğu bir anda durdu.
Kırmızı tüylerinin arasından sızan ışık, sisin içinde kısa süreliğine parıldadı. Başı hala karşısına bakmaya devam ederken kulaklarından biri, arkasından yükselen sese doğru döndü.
''Ne dedin sen?''
Söylediği cümlenin farkındalığıyla gözlerini kapattı. Bir anlığına, hayatı boyunca verdiği bütün yanlış kararları düşündü. Gözlerini açtı ve sıkıntıyla derin bir nefes aldı.
''Sana ihtiyacım var.''
Pyrin başını yavaşça çevirdiğinde kuyruğundaki kırmızı parıltılar hala sönmemişti. Sabrının sonunda olduğu aşikardı. Şayet bu orman yanabiliyor olsaydı öfkesi şimdiye kadar yalnız ardında kor bırakırdı. Neyse ki zaten yanan bir yeri yeniden ateşe veremezdi.
''Bu şimdiye kadar duyduğum en zavallı itiraf olmalı.''
Dişlerini sıktı. Bu küçük yaratığın karşısında kendisini kaybetmesine ramak kalmıştı. Oysa buraya tartışmak için gelmemişti. Önünde çok az zaman vardı ve her geçen dakika, elindeki son şansı da tüketiyordu.
''Nyxandra,'' dedi sonunda. Pyrin'in minik bedeni duyduğu isimle kasıldı. Bedenini sesin geldiği yöne çevirdi ve patilerini önünde çaprazlayarak yere oturdu. Gözlerindeki kızıl huzme, meraklanmanın etkisiyle büyümüştü.
''Bir isyan başlatacak. Çok yakında.''
Pyrin'in kulakları dikildi.
''Ve sen, bunu nereden biliyorsun?''
''Bezdarları tanıyorum.''
''Bezdarlar,'' diye tekrarladı Pyrin, küçümseyen bir ifadeyle. ''Birbirlerinin boğazına sarılmadan tek bir günü bile geçiremeyen şu zavallı canlılardan mı bahsediyorsun?''
İnsan cevap vermedi. Pyrin kuyruğunu ön patilerinin etrafına doladı. Tüylerinin arasından yayılan kızıl ışık, yüzündeki kendinden emin ifadeyi daha belirgin hâle getiriyordu.
''Peki,'' dedi, küçük kırmızı burnu hafifçe kırıştığında öfledi. ''...bunun benimle ne ilgisi var korsan?''
Korsan, beklediği sorunun nihayet geldiğini düşünerek başını kaldırdı.
''Çünkü bu isyan başladığında hiçbir ada güvende olmayacak. Nyxandra'nın karşısında durabilecek bir güç gerekiyor. Evimi ve evini korumak istiyorum, hepsi bu.''
Pyrin'in dudaklarının kenarı yukarı doğru kıvrıldı.
''Benden mi bahsediyorsun?''
''Senden başka kimi kastediyor olabilirim?''
Küçük yaratık göğsünü kabarttı. Kuyruğu bir anda açıldığında kırmızı tüyleri karanlıkta parladı. Başını hafifçe çevirip göz alıcı kuyruğuna baktı.
''Nihayet aklı başında bir şey söyledin, korsan.''
Korsan, yüzüne yerleştirdiği ifadeyi korumak için büyük çaba sarf etti. Bu yaratığın kendinden büyük bir kibri vardı. İlk görüşü değildi ama bu kadar işine yarayacağını da hiçbir zaman düşünmemişti.
İşte şimdi doğru yoldaydı.
Pyrin'in güvenini kazanmak için ona ne kadar güçlü olduğunu anlatmasına gerek yoktu. Bunu zaten kendisi yapıyordu.
''Yedi Denizler'in hükümdarı olmaya niyetliyim,'' dedi korsan. ''Ama bunu tek başıma yapamam.''
Pyrin'in gözleri parladı.
''Ve benim yardımımı istiyorsun.''
''Sana ihtiyacım var.''
Pyrin bir süre düşündü. En azından korsan, ona tanıdığı süreyi böyle yorumlamayı tercih etti.
''Pekâlâ,'' dedi sonunda. ''Diyelim ki sana yardım etmeyi kabul ettim. Bunun karşılığında ne kazanacağım?''
Aradığı fırsat nihayet ayağına gelmişti. Korsanın yüzünde sinsi bir sırıtış belirdiğinde Pyrin bu detayı fark edemedi.
''Yedi Denizler'in hükümdarı olacağım. Ama hiç kimse senin sözünü dinlemeyi bırakmayacak.''
Pyrin başını hafifçe yana eğdi.
''Neden bıraksınlar ki?''
Korsanın gülümsemesi derinleşirken, kafasında kurduğu planın taşları artık yerindeydi. Bu sefer kaybeden o olmayacaktı.
''Elbette. Neden bıraksınlar ki?''
O gece Kor Ağacı Ormanı'nda iki taraf da istediğini elde ettiğine inanıyordu.
Biri, Yedi Denizler'in hükümdarı olacağına; diğeri ise bu hükümdarın yanında bütün kutsal ruhların saygısını göreceğine inanıyordu.
Aralarında söylenen son sözlerle birlikte toprağın altından ince bir ışık yükseldi. Kızıl ve altın renkli çizgiler, ayaklarının çevresinde birbirine dolanarak eski bir mührü meydana getirdi. Orman bir anlığına sessizliğe gömüldü. Ardından mühür, toprağın derinliklerine çekilerek gözden kayboldu.
Anlaşma yapılmıştı.
Ne korsan ne de Pyrin, o gece verdikleri sözlerin bir gün kendilerine karşı kullanılabileceğini düşünmüyordu.
İkisi de birbirinden daha akıllı olduğuna inanıyordu.
Belki de bu yüzden, ikisi de aynı anda yanılıyordu.

...

Günümüz...

Ayaklarının altında ezilen kuru dalların sesi, ormanın derin sessizliğini parçalarken ağaçların birbirine dolanmış kökleri yolunu kesmeye çalışıyordu. Gökyüzünü örten sık dalların arasından sızan solgun ışık, toprağın üzerinde parçalı gölgeler bırakıyordu. Rüzgâr, yaprakların arasında uğuldayarak ilerliyor; dallar, görünmeyen bir el tarafından sallanıyormuşçasına birbirine çarpıyordu.
Kalbinin sesi kulaklarında çınlarken, yüzünde kendinden emin bir gülümseme peydah oldu. Attığı her adım, rüzgârla yarışırken kendini uzun zaman sonra ilk defa bu kadar dinç hissediyordu. Sonunda esaret bitmişti. Sonunda derin uykusundan uyanabilmişti. Günü gelmişti ve o, bugünün geleceğini hiç düşünmemişti. Adrenalin damarlarında bir canavar gibi kol geziyordu. Kötü müydü, yoksa iyi mi bilmiyordu fakat uzun zaman sonra atacağı bir adımdan da endişe duymuyordu. Yirmi altı yıl önce her şeyi eline yüzüne yeterince bulaştırmıştı, bir daha bu hataya düşme gibi bir niyeti yoktu.
Evindeydi, dahası var mıydı?
Yoktu, kesinlikle yoktu.
Koşmaya devam ederken birkaç saniyeliğine gözlerini kapattı. Ölümlü değildi ama ölümlüler kadar biliyordu artık yaşadığı hayatın değerini. Egosu ve kibri, seneler önce onu terk etmişti. Bir devrin en büyük düşmanıydı oysa. Eskiden geçtiği yerde izi kalırken, şimdi orman bile onun izini kapatıyordu.
Geçtiği yerde küçük kıvılcımlar oluşsa da rüzgâr bunu bir ayıp gibi görüyor, üstünü kuru yapraklarla örtüyordu.
Hatası büyüktü, olsun, o ormanla da arasını düzeltirdi. Sıraya girsindi.
Ağaçlar azalmaya başladığında aynı oranda hızını da düşürdü. Kendinden emin yürüyüşü ve kızıl tüyleri arasında parlayan gülümsemesi yerindeydi.
Obsidyen taşından yapılma gök kubbe önünde yükselmeye başladığında derin bir nefes aldı. Canı yanmış bir ruh saklıydı bu siyah ve kasvetli taşların ardında, hissediyordu. Önünde dizilen arnavut kaldırımına öylece baktı, adımları yavaşladı ve kaldırımların başında durdu. Heybetli kuyruğunu bacaklarına doladağında derin bir nefes daha aldı. Kalbinin sesi artık Yedi Denizler'i aşmış olmalıydı.
Heyecanın sesi değildi duyduğu, yaşlı bedeninde korkuyu hissediyordu. Yeniden insanlara görünmek onun için ürkütücüydü. Bir zamanlar, neşenin, mutlu haberlerin getiricisi olarak bilinirken şimdi onu görenler lanet edecek, korkarak kaçacaktı. Biliyordu, yaşamıştı.
Başını hafifçe sağa yatırdığında kulakları birkaç adım sesi işitti.
''Böyle bekleyecek misin, yaşlı tilki?'' dedi, çalılıkların arasından çıkan adam.
''Sana kimse böyle sessizce gelmemen gerektiğini öğretmedi mi?''
''Öğretmenim uzun süreli bir kış uykusuna yattığı için pek öğrenemedim doğrusu.''
''Öğretmenler de hata yapar, Silas.'' dedi, kendinden metrelerce uzun adama doğru bakarken. ''Koşmaktan pençelerim kırıldı, öyle tepeden bakacağına beni omzuna al da biraz dinleneyim.''
''Görüşmeyeli sende hiçbir şey değişmemiş yaşlı tilki.'' Silas bir dizinin üzerine çökerken elini ona doğru uzattı. ''Tekrar hoş geldin Pyrin, bana diklenmeni özlemiştim.''
Pyrin olduğu yerde hafifçe esnediğinde yüzündeki gülümseme genişledi. Ona doğru uzanan ele baktı ve uyuşuk adımlarla elin üzerine doğru tırmandı. ''Hadi ordan yalancı korsan! Bir saate kalmaz, senden bıktım adlı ezgini duyurursun yine.''
Silas, Pyrin'i iki eliyle destekleyerek doğrulduğunda özlem dolu gözlerle ona baktı. Pyrin'in baş belası, ukala, kibirli, egolu bir varlık olduğu doğruydu fakat bu onu özlediği gerçeğini ne yazık ki değiştiremiyordu. Dikkatle Pyrin'i omzuna yerleştirdiğinde önlerinde uzayan sokağa baktı.
''Yalan benim için bir tercih değil, yaşam biçimi. Bunu hâlâ anlayamadın mı?''
''Ya, ne demezsin...''
''Pekâlâ, plan ne? Nereye gidiyoruz?''
''Nereye gidiyorsun demek istedin sanırım. Çünkü sen gelmiyorsun.''
''Hem kendini omzumda taşıtıyorsun hem de plan dışı kaldığımı mı söylüyorsun sen, yer cücesi.''
''Aynen öyle söylüyorum ve canım...'' dedi Pyrin, başı Silas'ın kulağına doğru döndüğünde kuyruğuyla ensesini kavradı. Pençelerinden biriyle omzuna tutunmaya devam ederken diğer pençesiyle Silas'ın kulağını kavradı ve var gücüyle bağırdı. ''Yer cücesi sensin!''
Silas bu ani gelen hamleyi beklemiyor olacak ki, yüksek ve tiz sesin etkisiyle yüzünü buruşturdu. ''Siz kızıllar neden böyle vahşisiniz?''
''Benden başka vahşi bir kızıl mı tanıyorsun?'' Pyrin, Silas'ın kulağını bırakıp eski konumunu aldığında meraklı gözlerle adamın yüzüne bakmaya başladı.
''İnanır mısın, senden bile fenaydı.''
''Düşündüğüm kişi olmadığını söyle bana.'' dedi, yüzündeki merakın yerini hayal kırıklığı alırken.
''Tam da düşündüğün kişi. Şansa ihtiyacın olacak değerli öğretmenim.''
''Kahretsin, baş belası bir çocuk daha yetiştirmek için çok yaşlıyım. Onu Azura'nın lanetli kollarına mı bıraksam?''
''O, Azura'yı da delirtir.'' dedi Silas, yüzü eski haline döndüğünde ellerini ceplerine yerleştirdi ve kaldırımlı yoldan ayrılıp çalılıkların arasındaki patika yola doğru ilerledi.
''Nereye gidiyorsun, kalede değil mi?'' Pyrin pençelerini Silas'ın omzuna batırdı. Kulaklarını geriye yatırdığında başını sağa sola merakla çevirdi.
''Kalede fakat senin düşündüğün gibi bir yerde değil.''

...

''Şaka yapıyor ol, Silas. Lütfen bunların hepsi bir şaka olsun.''
Pyrin önünde yükselen gök kubbeye bakarken pençelerinden birini obsidyen taşlı duvara sabitledi. Yüzünde oluşan hayal kırıklığı elle tutulur cinstendi. Derin bir nefes aldı, uyandığından beri aldığı kaçıncı derin nefesti? Saymamıştı.
Lütfen biri onu geri uyutsundu.
Lanet gelsindi, böyle şey olmaz olsundu.
''Keşke şaka olsaydı. İki aydır zindanda.''
''Bir dakika, iki ay mı?!'' dedi Pyrin, sabrının son demlerinde olduğu belliydi. Lanet olası yerde ayakta durmak bile zorlaşmaya başlamıştı. ''Sen nereden öğrendin bunu? Bunu bildiğini başka kim biliyor? Ayrıca lanet olası, ne yaptı da burada? Kafayı yiyeceğim! Ben yaşlı bir ruhum anlatabiliyor muyum? Üstelik yeni uyanmış yaşlı bir ruh. Hani anlarsın ya, kalpten gitmeme bir var Silas!''
''Sakin ol, elim kolum uzundur biliyorsun ki. Bir bilgiyi öğrenmek için çok da aramama gerek kalmıyor genelde.''
''İki ay!'' diye tekrarladı. ''Benim senelerdir öylesine mi uyuduğumu düşünüyorsun? Gerçi düşünüyorsun, çünkü başka ne yapmış olabilirim değil mi Silas? Ama mesele bu değil! İki ay boyunca orada tutulmasına nasıl izin verirsin?''
''Hey!'' Silas, yerde diz çöktüğünde bir kolunu dizine yasladı ve Pyrin'e doğru hafifçe eğildi. ''Bazı insanları kurtarmak, hapsedilmesini sağlamaktan daha zor olabiliyor. Ayrıca ne yapmamı bekliyordun? Ateşte yanmadan yedi denize kabul mu edilecekti?''
''Saçma felsefi cümlelerini kendine sakla seni ahmak!'' Boşta kalan pençesini alnına sertçe vurduğunda içinde bulunduğu duruma ofladı. ''Beni tekrar uyutması için Aztar'a yalvaracağım ve siz iki salak, canınız Athera sularına gömülsün de düşün yakamdan.'' Pyrin pençelerinin üzerine yavaşça indiğinde kuyruğunu sertçe savurdu ve zarif adımlarla ilerlemeye başladı.
''Onu senden başkası oradan çıkartamaz. Sınavı çoktan bitti ama anlamadığım bir şekilde Vladnar onu zindanda tutmaya devam ediyor.''
Pyrin'in kulakları dikildi. Adımları durdu ve başını yavaşça sağa yatırıp olduğu yere oturdu.
''Çünkü onun kim olduğunu öğrendi.''
''Bu imkansız, kızıl bile kim olduğunu bilmiyor.''
''Onun kim olduğunu bilmemesi, başkalarının anlamaması anlamına gelmiyor. Fresyası var mı?''
''Var ve çok güçlü. Nasıl kullanması gerektiğini bilmeyen bir meleze göre üstelik...''
''Senelerdir uykuda olan bir güç uyandı, onu kullanmayı bilmesine gerek yok. O güç zaten onu tüketecek.''
''Nasıl?'' dedi Silas, kafası daha çok karışmıştı. Evet, kızılda böyle bir güç olduğunun farkındaydı fakat bu kadar ileri gidebilir miydi? O zavallının şansa ihtiyacı olacağını en başından söylemişti.
''Yirmi altı yıl önce olması gerektiği yerden kaçırıldı. Gücümüz bu dünyayla sınırlı, dünyanın dışına çıktığında büyücü değilsen gücün uykuya geçer. Böylesi uzun bir süre kullanılmayan güç ne demek, farkında değil misin? Yirmi altı yıl diyorum Silas. Yirmi altı yıl boyunca uyuyan ve hazır olmadan uyandırılan bir güç...'' Pyrin'in kulakları usulca aşağı düştüğünde başını eğdi. ''Zavallı kız...'' dedi kendi kendine. ''Her dünyada kötülüğün zulmünü neden masumlar çekiyor?''
''Tanrılar bilir.'' Silas, kaşlarını çattığında başını gök kubbeye doğru kaldırdı. Kendisinin masum olduğunu hiçbir zaman savunmamıştı fakat zulmü çekenlerden biri de oydu.
Ne acı...
''Tamam.'' dedi Pyrin. Oturduğu yerden ayaklandı ve tekrar obsidyenden örülme gök kubbenin önüne geldi. Gözlerini kısarak önünde yükselen kuleye baktığında dişlerini sıktı. ''Kurtarmam gereken bir prenses var ama öncesinde, bana biraz ondan bahset.''

...

Zamanın bir su gibi akıp gittiği sıralarda ayaklarıyla ıslak zeminde bir ritim tutturmuştu. Savaşmayı bırakmıştı, düşünmeyi de. Kalbindeki boşluk bir çığ gibi büyüyordu. Zaman geçtikçe burada durmak sandığından daha zor olmuştu. Dile kolay, iki aydır buradaydı. Gelen peksimetleri yemeyi bırakmış, sadece rom içer olmuştu. Ayık kafayla burada delireceğini biliyordu. O yüzden mümkün olduğunca gelen romlarla zihnini uyuşturuyor, hayallerinde geziniyordu.
Bazen annesinin sesini duyar gibi oluyor, bazen uykuya geçeceği sırada kanlı eller görüyordu. Çoğu uykusu birkaç hücre ilerideki kadının çığlıklarıyla bölünüyordu.
En son ne zaman huzurlu bir uyku çektiğini hatırlamıyordu.
En son ne zaman zinde uyandığını da...
Ya da ne zaman ayık olduğunu...
Masallar kahramanlara iyi davranmıyordu, bunu öğrenmişti. Fakat bir masalın kanla yazıldığını da hiç görmemişti. Bu kanla yazılmış bir masaldı. Bilekleri kanıyor, ruhu çürüyordu.
Bu lanet ne zaman bitecek bilmiyordu ama bildiği bir şey vardı ki bir daha asla eskisi gibi olamayacaktı.
Sabrı kalmamıştı bir kere, öfkesi içinde patlamaya hazır bir volkan gibiydi. Bazen kendini aşıyor, hırçın bir boğaya dönüşüyordu. Muhafızlar buna da alışmıştı. Başlarda çok sık gelip giden muhafızlar, bu ruh değişimini gördükçe yemekten yemeğe gelir olmuştu. Konuşacak kimsesi yoktu, muhafızlarsa konuşmak için hiç iyi bir seçenek değildi.
Gözleri bilmem kaçıncı kez etrafta dolaşırken tuttuğu ritmi bıraktı. Ayaklarını öne doğru uzatıp üst üste attı. Kollarını göğsünde birleştirdi ve yanaklarını şişirdi. Rom yavaş yavaş hücrelerine etki ederken gözünün önünde tek tek yıldızlar kaymaya başladı. Dakikalar içerisinde yeniden halüsinasyon görmeye başlayacağını biliyordu. Umursamadı.
Gözlerini kapatmak istedi. Fakat bünyesine yüklenen fazla alkol midesini bulandırdığından bunu da başaramadı. Hoş, neyi başarmıştı ki? Bir söz vermişti, onu bile tutamamıştı. Kimseyi koruyamamıştı. Kendini bile koruyamazken kimi koruyabilirdi ki zaten?
O başarısız bir projeydi.
Dünyaya gelmesi bile bir lanetti. Babası da böyle bir laneti kabullenemediğinden onu terk etmişti. Ya annesi? Annesi de kesin kahrından ölmüştü. Gencecik yaşında hiçbir sorunu yokken ölmesinin bir anlamı olamazdı. Lanet olsun, her şeyin suçlusu oydu. O sirke hiç gitmemeli, o insanların hayatına hiç lanet bulaştırmamalıydı.
Düşünceler içini bir sarmaşık gibi sararken dışarıdan gelen küçük tiz sesler dikkatini çekti. Bu tiz ses, duvarların tırmalanması gibiydi. Aralarda ufak tefek çığlığı andıran sesler de duyuluyordu. Merakı gittikçe artarken zindanın küçük penceresine baktı. Pencerede yer alan demir parmaklıklara sarılı kızıl tüylü bir pati gördüğünde boğuk sesiyle bir çığlık attı. Panikle ayağa kalktı ve birkaç adım geriledi.
''Bir dahaki sefere bu kadar yüksek kuleler yapılmaması için elimden geleni yapacağım.'' dedi duvarın dışında kalan canlı. ''Ve bu saçma taş yığınını da yıktıracağım!''
''Ki-kim var orada?!'' dedi korkuyla. Kekelemiş miydi, diline de lanet olsundu.
''Birazdan seni yiyecek olan bir canavar!'' diyiverdi sinirle. ''Ay! Koskoca kutsal ruhun düştüğü duruma bak! Öyle durma da bana yardım et aptal kız.''
Demir parmaklıkların ardından beliren kırmızı kulaklar ve pembe bir burun görüş açısına girdiğinde merakına yenik düştü. İleri doğru birkaç adım attı ve az önce oturduğu yerin üzerine çıkarak parmak uçlarında yükseldi. Başını demir parmaklıklara doğru uzattığında karşısında can alıcı bir kırmızıya bezenmiş küçük tüylü yaratığı gördü.
Tilki dese, tilki olmak için fazla küçüktü. Sincap dese, kulakları ve tüyleri hiç de sincabı andırmıyordu. Üstelik tüyleri öyle güzel ve göz alıcıydı ki, ona dokunmak için yanıp tutuştuğunu hissetti. Daha önce hiçbir canlının böylesine ihtişamlı olduğunu görmemişti. Küçük kızıl patilerinden çıkan dört adet pençe demir parmaklıklara sıkı sıkı tutunuyordu. Arada bir ayakları kayıyor, olduğu yerde sendeliyordu.
''Sen... Konuşuyorsun!'' Farkındalık birden bütün vücuduna nüfuz ettiğinde elleri taş duvarları buldu. Bu şey her neyse gerçekten konuşuyordu!
''Hadi ya! Siz insanlar gerçekten çok akıllısınız. Şuna bak, olayı nasıl da çözdün ama! Bana bak, ben şu lanet yerden düşmeden önce beni kurtar. Şimdi senin içsel hesaplaşmanı çekemem.'' Şokun etkisiyle ellerini canlının tüylü patilerine götürdü ve onu sıkıca tutup ayaklarının yetişebileceği bir yere, pencerenin dibine doğru çekti. Küçük canlı nefes nefese kaldığında bir patisini göğsüne doğru götürüp öne doğru eğildi. ''Ne olurdu büyü gücüm geri gelmiş olsaydı! Düştüğüm hale bak, tam bir rezillik...''
Olduğu yerden doğruldu ve usta bir kıvraklıkla demir parmaklıkların arasından zindanın içine doğru atladı. Dört patisinin üzerine zarif bir hareketle düştüğünde büyük kırmızı gözlerini karşısındaki kadına çevirdi. Tüylü kuyruğunu etrafına sarıp başını hafifçe önüne eğdiğinde kızıl tüyleri cam gibi parıldadı.
''Merhaba Irina Orlova, ben Pyrin. Koruyucuların en kudretlisi, kutsal ruhların en görkemlisi ve şu anda gördüğün üzere son derece talihsiz bir eğitmenim.''

...

Karşınızda Silas ve Pyrin...

...

Irina'nın çaresizliğine ağlıyorum, güzel kızıl kafam delirmek üzere!!!! Ya Pyrin'e ne demeli?? Bölüm hakkındaki düşüncelerinizi ayrıca çok merak ediyorum.
Bu bölüm, novellamızın da girişini içeren bir bölümdü. Girişin hepsi tabii ki burada paylaşılmadı. Devamı ve Pyrin'i merak ediyorsanız Kanla Yazılmış Bir Masal'a bakmanızı öneririm. YDP'de bölümler ilerledikçe oraya da bölümler gelmeye başlayacak ama merak etmeyin arka planda zaten yazılıyor!
Ek olarak, büyük bir tıkanıklık sürecindeydim ve bana yardımcı olan, beni rahatlatan, bana destek olan tüm yazar arkadaşlarıma içtenlikle teşekkür ediyorum.
Yine, yeni ve yeniden buluşuncaya dek hep mutlu kalın!
Buse sundu...

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

8okunma 5beğeni 0yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.

Kategoriler ve Temalar

Okumak istediğin dünyayı bul.

Kitap Kategorileri 36

Kitap Temaları 152

abiabilerabilerimabimin arkadaşıabiminarkadasiacıAileAile SırlarıajanAkademi / OkulaksiyonAnlaşmalı Evlilikanneanonimarkadaş grubuArkadaşlıkArkadaştan Aşkaaskeraskerîaskeri kurguaskerikurguaşiretAşkAşk/ Romantikaşk üçgeniAvukatayrılıkb×bbabaBerdelBilim KurgubilimkurguBiyografiblBüyübüyücücadıCinayetçocukluk arkadaşıÇocukluk Aşkıdark romancedarkromanceDistopyadoğaüstüdoktorDostluk#DramDuygusaldüşmanDüşmandan Aşkaeğlenceejderhaenemies to loversFantastik#felsefefutbolGeçmişgenckurguGenç edebiyatgenç kurgugençlikgerçek ailegerçek ailemgerçekailemgerilimgizemGizli KimlikgüchayatHayran KurguhukukHuysuz x NeşeliHüzünihanetİkinci Şansİlk görüşte aşkimkansızintikamİsFadİş Yeri AşkıKaderKaradenizKardeşlikkatilKehanetkomediKomşudan AşkakorkuKraliyetkrallıkkurgukurtadamKüçük KasabaLanetliselise aşkılise kurgusumaceraMafyamahalleMahalle KurgusuMardinmektupmitolojimizahmutluluknefretNefretten AşkaOkulölümörgüt#özlemPatron x ÇalışanpolisPolisiyePolitik EntrikaPsikolojiPsikolojikPsikolojik GerilimromantikRomantik komediromantizmSahte SevgililikSaraysavaşSeçilmiş KişiSenkul Hobi Yazar:MaviduslersokagimSenKul:Maviduslersokagimsevda#sevgisırSırlarslowburnSporsuç#Şiir#takıntıteodenTers KöşetextingtravmaTutkuüniversiteVampirwattpadyalnızlıkYasak AşkyetimhaneZıt KutuplarzorbalıkZorunlu Yakınlık+18