Yazdan Kalan kitap kapağı

10. bölüm / 10

Yazdan Kalan

Son Yaz - 9. Bölüm (Final)

Vaveyla Yazarı: Can Karabalin

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 10Şu an: Son Yaz - 9. Bölüm (Final)

Sabah olduğunda evde kimse gerçekten uyumuş sayılmazdı.

Gecenin büyük kısmı salonda geçmişti. Levent, yıllar sonra ilk kez saklanmadan bir evin içinde oturmuş ama buna rağmen tek bir an bile rahatlayamamıştı. Demir birkaç kez çalışma odasına kapanmış, her çıktığında yüzündeki ifade biraz daha ağırlaşmıştı.

Aras ise sabaha kadar aynı şeyi düşünmüştü.

Metin'in kasasını.

Ve Levent'in söylediği cümleyi.

Kayıtta senin sesin de var.

Saat sekize yaklaşırken Demir merdivenlerden indi. Üzerini değiştirmişti. Uykusuzluğuna rağmen her zamanki gibi düzenli görünüyordu.

Salonda oturan Levent başını kaldırdı.

Demir: Hazırlan.

Levent: Nereye?

Demir: Biliyorsun.

Levent'in yüzü gerildi.

Levent: Hâlâ vazgeçebilirsin.

Demir: Yirmi yıl geç kaldım. Bir yirmi yıl daha beklemeyeceğim.

Levent cevap vermedi.

Aras mutfaktan çıktı. Elinde kahve vardı.

Aras: Metin Bey haber verdi mi?

Demir: Yoldalar.

Aras: Kerem?

Demir: O da geliyor.

Aras başını salladı.

Levent ikisine baktı.

Levent: Hepinizin orada olması gerekmiyor.

Aras: Benim gerekiyor.

Levent: Neden?

Aras'ın yüzü sertleşti.

Aras: Babamın adı o dosyada geçtiği için.

Levent: Babanın adı birçok yerde geçti.

Aras: O yüzden zaten buradayım.

Demir araya girdi.

Demir: Arabada tartışırsınız.

Aras kahvesinden bir yudum aldı.

Aras: Ben tartışmıyorum.

Demir: Tabii.

Aras: Gerçekten.

Demir cevap vermedi.

Aras: Yüzünüz yine başka bir şey söylüyor.

Demir ona baktı.

Aras sustu.

Tam o sırada Melis merdivenlerden indi.

Saçlarını aceleyle toplamıştı. Üzerinde hâlâ ev kıyafetleri vardı.

Melis: Gidiyor musunuz?

Demir: Evet.

Melis'in bakışları Aras'a kaydı.

Bir gece önce bahçede yaşananlardan sonra ilk kez kalabalığın içinde karşı karşıya geliyorlardı.

Aras bakışını birkaç saniye üzerinde tuttu.

Melis de kaçırmadı.

Demir ikisinin arasında gidip gelen sessizliği fark etti.

Kaşları hafifçe çatıldı.

Melis: Ne zaman dönersiniz?

Demir: Bilmiyorum.

Melis: Arayın bari.

Demir: Ararım.

Melis bu kez doğrudan Aras'a baktı.

Melis: Sen de.

Aras: Ararım.

Demir başını çevirdi.

Aras bunu gördü.

Aras: Ne?

Demir: Bir şey demedim.

Aras: Demediniz ama...

Demir: Aras.

Aras: Tamam.

Melis dudaklarını birbirine bastırarak gülümsemesini sakladı.

Demir kapıya yöneldi.

Aras da peşinden giderken Melis'in yanından geçti.

Melis alçak sesle konuştu.

Melis: Dikkatli ol.

Aras bir an durdu.

Aras: Olacağım.

Melis: Gerçekten.

Aras ona baktı.

Dün gece Melis'in kendisine söylediği şeyleri hatırladı.

Bu kez şaka yapmadı.

Aras: Söz.

Melis başını hafifçe salladı.

Aras dışarı çıktı.

Levent de peşlerinden giderken Melis kapıda kaldı.

Nesrin mutfaktan çıktığında kızının hâlâ kapıya baktığını gördü.

Bir şey söylemedi.

Sadece yanından geçerken omzuna hafifçe dokundu.

Melis annesine baktı.

Nesrin'in yüzünde belli belirsiz bir gülümseme vardı.

Melis: Anne.

Nesrin: Bir şey demedim.

Melis: Diyecektin.

Nesrin: Demeyecektim.

Melis: Yüzün söyledi.

Nesrin kısa bir kahkaha attı.

Nesrin: Babanızdan bulaştı herhâlde.

—

Bahar bankanın önünde arabadan indiğinde birkaç saniye binaya baktı.

Metin yanındaydı.

İdil gelmek istemişti ama Bahar buna izin vermemişti.

Bu kez Metin de karşı çıkmamıştı.

Bahar: Kaç yıl?

Metin ona baktı.

Bahar: Bu kasayı kaç yıl önce açtırdın?

Metin: On dokuz.

Bahar'ın yüzünde acı bir gülümseme oluştu.

Bahar: On dokuz yıl.

Metin: Bahar...

Bahar: Benim adıma.

Metin: Seni korumak için.

Bahar başını çevirdi.

Metin devam etmedi.

Artık bu cümlenin Bahar üzerinde nasıl bir etkisi olduğunu biliyordu.

Bahar: Bir daha söyleme.

Metin: Neyi?

Bahar: Beni korumak için.

Metin sustu.

Bahar: Çünkü ne zaman bunu söylesen arkasından benden sakladığın başka bir şey çıkıyor.

Metin: Haklısın.

Bahar ona baktı.

Eskiden Metin hemen kendisini savunurdu.

Şimdi yapmıyordu.

Bu bile Bahar'ın öfkesini nereye koyacağını zorlaştırıyordu.

Bahar: Kasada tam olarak ne var?

Metin: Belgeler.

Bahar: Başka?

Metin: Fotoğraflar.

Bahar bekledi.

Metin gözlerini kaçırdı.

Bahar: Başka?

Metin: Bir kayıt.

Bahar: Nasıl bir kayıt?

Metin: O geceden.

Bahar'ın yüzündeki ifade değişti.

Bahar: Cemal'in öldüğü geceden mi?

Metin başını salladı.

Bahar birkaç saniye ona baktı.

Bahar: Ve bunu on dokuz yıldır benim adıma açılmış bir kasada saklıyorsun.

Metin: Evet.

Bahar: Neden?

Metin cevap vermeden önce siyah bir araç önlerinde durdu.

Demir indi.

Arkasından Aras ve Levent çıktı.

Bahar'ın bakışları Levent'te durdu.

Onu yıllar sonra karşısında görmek hâlâ tuhaftı.

Levent başını hafifçe eğdi.

Bahar karşılık vermedi.

Diğer taraftan Kerem geldi.

Demir herkese baktı.

Demir: Hazırsanız girelim.

Metin: Hazır olduğumuzu sanmıyorum.

Demir: Ben de.

Bir an durdu.

Demir: Ama gireceğiz.

—

Banka görevlisinin önlerindeki belgeleri hazırlaması birkaç dakika sürdü.

Bahar imzaları attı.

Görevli kimliğini yeniden kontrol etti.

Görevli: Kasa yalnızca Bahar Yaman adına kayıtlı. İçeri kendisiyle birlikte bir kişi alabiliriz.

Demir hemen Metin'e baktı.

Metin: Sen gir.

Bahar kaşlarını çattı.

Bahar: Neden Demir?

Metin: Çünkü içeride ne olduğunu gördüğünde ne yapması gerektiğini benden daha iyi bilir.

Demir: Sen açtırdın.

Metin: Ama artık saklamak istemiyorum.

Demir birkaç saniye onu izledi.

Bahar ayağa kalktı.

Bahar: Demir gelsin.

Görevli başını salladı.

Koridor boyunca birlikte yürüdüler.

Levent arkalarından baktı.

Aras bunu fark etti.

Aras: Hâlâ durdurmaya çalışabilirsin.

Levent: Durduramazdım.

Aras: Dün gece denedin.

Levent: Çünkü bazı gerçeklerin ortaya çıkmasının herkesi rahatlatacağını sanıyorsunuz.

Aras: Rahatlamak için gelmedim.

Levent ona baktı.

Aras: Ne olduğunu öğrenmek için geldim.

Levent: Bazen ikisi aynı anda mümkün olmuyor.

Aras: Buna ben karar veririm.

Levent cevap vermedi.

Kerem karşıdaki koltuğa oturdu.

Kerem: Levent.

Levent ona döndü.

Kerem: O kayıtta ne var?

Levent: Bir gece.

Kerem: Bunu biliyoruz.

Levent: Hayır.

Başını iki yana salladı.

Levent: Siz bir cinayet kaydı bekliyorsunuz.

Aras'ın yüzü gerildi.

Levent: O gece yalnızca Cemal ölmedi.

Aras: Ne demek bu?

Levent cevap vermedi.

Kerem: Başka biri daha mı öldü?

Levent gözlerini kapıya çevirdi.

Levent: Bazı şeyler insan öldükten sonra kaybolmaz.

Aras sabırsızlandı.

Aras: Şu bilmeceli konuşmayı bıraksan mı artık?

Levent: Kasayı açsınlar.

Aras: Sonra?

Levent'in sesi alçaldı.

Levent: Sonra hepiniz duyacaksınız.

—

Kasa odasında metal çekmece önlerine getirildi.

Bahar'ın elleri soğuktu.

Demir bunu fark etti.

Demir: İstersen ben açarım.

Bahar: Hayır.

Anahtarı eline aldı.

Bir an bekledi.

Demir: Bahar.

Bahar: İyiyim.

Anahtarı çevirdi.

Metal kilidin sesi odanın sessizliğinde gereğinden fazla yüksek çıktı.

Kapağı kaldırdı.

İkisi de bir süre konuşmadı.

Kasanın içinde para yoktu.

Mücevher yoktu.

Değerli görünen hiçbir şey yoktu.

Sadece yıllardır dokunulmamış kâğıtlar vardı.

Kalın dosyalar.

Kahverengi zarflar.

Birkaç fotoğraf.

Eski bir ajanda.

Ve siyah renkli küçük bir ses kayıt cihazı.

Bahar ilk fotoğrafı aldı.

Genç Metin.

Rauf.

Cemal.

Levent.

Fotoğrafın arkasında tarih vardı.

Bahar: Bu ne?

Demir fotoğrafı aldı.

Yüzlere tek tek baktı.

Demir: Depodan önce.

Bahar: Nereden biliyorsun?

Demir fotoğrafın arkasındaki binayı gösterdi.

Demir: Liman.

Başka bir fotoğraf çıktı.

Bu kez Demir de vardı.

Çok daha gençti.

Yanında üniformalı birkaç kişi duruyordu.

Bahar: Sen de oradaymışsın.

Demir cevap vermedi.

Fotoğrafı eline aldı.

Uzun süre baktı.

Bir şey hatırlamaya çalışıyordu.

Olmadı.

Bahar dosyalardan birini açtı.

Şirket isimleri.

Tarihler.

Plakalar.

Sevkiyat numaraları.

Bazı isimlerin yanına elle işaret konmuştu.

Bahar: Bunları Metin mi hazırladı?

Demir: Sanmıyorum.

Bahar: Neden?

Demir parmağını sayfanın altına götürdü.

Baş harfler vardı.

C.K.

Bahar: Cemal.

Demir başını salladı.

Sonra gözü kayıt cihazına takıldı.

İkisi de birkaç saniye ona baktı.

Bahar: Bu mu?

Demir: Büyük ihtimalle.

Bahar elini uzattı ama dokunmadan geri çekti.

Bahar: Metin'in bütün hayatımızı mahvedebilecek dediği şey bu kadar küçük mü?

Demir cihazı aldı.

Avucunun içine sığıyordu.

Demir: Genelde öyle oluyor.

Bahar ona baktı.

Demir'in yüzü sakindi.

Ama cihazı tuttuğu eli değildi.

Hafifçe titriyordu.

—

Kısa süre sonra hepsi bankanın özel görüşme odasındaydı.

Dosyalar masaya yerleştirildi.

Fotoğraflar yan yana dizildi.

Kayıt cihazı ise masanın tam ortasındaydı.

Kimse dokunmuyordu.

Levent cihazı gördüğü anda yüzündeki renk çekildi.

Demir bunu fark etti.

Demir: Bu mu?

Levent cevap vermedi.

Demir: Levent.

Levent: Evet.

Aras öne doğru eğildi.

Aras: Çalışıyor mu?

Metin: Çalışması lazım.

Kerem: Yirmi yıldan sonra mı?

Metin çantasından küçük bir kablo çıkardı.

Metin: Yedeğini almıştım.

Bahar ona baktı.

Metin bakışını kaçırdı.

Kerem cihazı dikkatlice bilgisayara bağladı.

Birkaç saniye beklediler.

Ekranda dosyalar belirdi.

Kerem: Kayıtlar duruyor.

Demir'in gözleri ekrana sabitlendi.

Kaç kayıt olduğu görünüyordu.

Onlarca.

Tarihlerin büyük kısmı Cemal'in öldürülmesinden önceki haftalara aitti.

Son kayıt ise cinayet gecesiydi.

Aras tarihi gördü.

Aras: Bu.

Kerem ona baktı.

Aras: Aç.

Levent: Bekle.

Herkes ona döndü.

Levent sandalyesinde geriye yaslandı.

Ellerini yüzüne götürdü.

Demir: Ne var?

Levent: Son kez söylüyorum.

Demir: Dün gece de söyledin.

Levent: O zaman dinlemedin.

Demir: Şimdi de dinlemeyeceğim.

Levent gözlerini ona çevirdi.

Levent: O kayıtta duyacağın bazı şeyleri hatırlamıyorsun.

Demir: O yüzden buradayım.

Levent: Hatırlamaman belki de daha iyiydi.

Demir'in yüzü sertleşti.

Demir: Benim için neyin iyi olduğuna karar vermeyi bırakın artık.

Odadaki herkes sustu.

Demir: Yirmi yıldır birileri benim adıma karar veriyor. Dosya saklıyor. Rapor değiştiriyor. İnsan kaybediyor. Sonra da karşıma geçip beni koruduğunu söylüyor.

Bakışları önce Metin'e, sonra Levent'e gitti.

Demir: Bitti.

Levent bir şey söylemedi.

Demir Kerem'e döndü.

Demir: Aç.

Kerem dosyaya tıkladı.

Önce yalnızca parazit duyuldu.

Ardından uzaktan gelen metal bir kapının sesi.

Bir şey yere düştü.

Ayak sesleri.

Kimse konuşmuyordu.

Aras'ın elleri birbirine kenetlendi.

Sonra kayıttan bir erkek sesi geldi.

Eskiydi.

Boğuktu.

Ama Levent başını kaldırdığı anda kime ait olduğunu anlamıştı.

Cemal.

Cemal: Bu iş burada bitecek.

Başka bir erkek güldü.

Ses Vedat'a aitti.

Vedat: Sen mi bitireceksin?

Cemal: Elimde yeterince şey var.

Vedat: Elinde ne olduğunu bildiğimi sanmıyor musun?

Kayıtta hareket sesleri duyuldu.

Cemal: Yarın sabah savcılıkta olacağım.

Odadaki Demir'in nefesi değişti.

Kayıttan başka bir ses geldi.

Rauf.

Rauf: Cemal, sakin ol.

Aras başını kaldırdı.

Babasının sesini yıllar önceki hâliyle duymak tuhaf bir şekilde ağır geldi.

Cemal: Sen karışma Rauf.

Rauf: Buradan çıkmadan hiçbir yere gidemezsin.

Cemal: Tehdit mi ediyorsun?

Rauf: Seni çıkarmaya çalışıyorum.

Aras'ın gözleri yavaşça Demir'e kaydı.

Demir hiçbir tepki vermedi.

Kayıt devam etti.

Vedat: Hepiniz ne kadar kolay olduğunu sanıyorsunuz.

Cemal: Kolay olduğunu söylemedim.

Vedat: O zaman neden geldin?

Cemal: Çünkü birinin konuşması gerekiyor.

Ardından bir sandalye devrildi.

Bağırışmalar birbirine karıştı.

Metin'in genç sesi duyuldu.

Metin: Yeter.

Başka biri:

“Kapıyı kapat.”

Demir bir anda doğruldu.

O sesi tanımıyordu.

Ama bedeni tanımış gibiydi.

Avuçlarının içi terledi.

Kayıtta ayak sesleri hızlandı.

Cemal: Çek o silahı.

Rauf: İndir onu.

Vedat: Kimse ateş etmeyecek.

Bir saniye.

Belki iki.

Sonra silah sesi duyuldu.

Bahar irkildi.

Metin gözlerini kapattı.

Levent başını eğdi.

Aras kıpırdamadı.

Demir'in yüzündeki renk yavaşça çekildi.

Kayıttan birinin bağırdığı duyuldu.

Ardından ikinci bir gürültü.

Koşuşturmalar.

Birisi Cemal'in adını söylüyordu.

Sonra Demir'in sesi geldi.

Yirmi yıl önceki hâli.

Daha genç.

Daha sert.

Ama tartışmasız şekilde ona aitti.

Demir: Cesedi buradan çıkarın.

Oda sessizliğe gömüldü.

Kerem istemsizce Demir'e baktı.

Bahar'ın yüzü değişti.

Aras'ın kaşları çatıldı.

Metin başını kaldıramadı.

Demir ise ekrana bakıyordu.

Sanki az önce konuşan kişi kendisi değilmiş gibi.

Levent gözlerini ondan ayırmadı.

Demir'in zihninde bir görüntü belirdi.

Önce bulanıktı.

Sonra keskinleşti.

Soğuk beton.

Yerde bir adam.

Kan.

Kendi ellerindeki kan.

Birinin kolundan tuttuğunu hatırladı.

Çabuk.

Başka bir görüntü.

Levent yerdeydi.

Nefes almaya çalışıyordu.

Birileri bağırıyordu.

Demir'in eli masanın kenarına gitti.

Aras bunu fark etti.

Aras: Demir Bey?

Demir cevap vermedi.

Görüntüler art arda geliyordu.

Yağmur.

Ambulans ışıkları.

Bir silah.

Cemal'in hareketsiz bedeni.

Ve kendi sesi.

Buradan çıkarın.

Demir gözlerini kapattı.

Bahar: Demir?

Demir gözlerini yeniden açtı.

Bu kez bakışları Levent'e döndü.

Demir: Ben oradaydım.

Levent cevap vermedi.

Demir: Sadece sonrasında değil.

Levent'in yüzü gerildi.

Demir: Cemal vurulduğunda oradaydım.

Levent başını hafifçe salladı.

Demir birkaç saniye hiçbir şey söylemedi.

Sonra Kerem'e baktı.

Kerem'in eli bilgisayarın üzerindeydi.

Kayıt durdurulmuştu.

Demir: Neden kapattın?

Kerem: İyi görünmüyorsunuz.

Demir: Aç.

Kerem tereddüt etti.

Demir: Devamını aç.

Levent: Demir.

Demir sertçe ona döndü.

Demir: Artık tek kelime etme.

Levent sustu.

Demir yeniden ekrana baktı.

Yirmi yıldır ne olduğunu bilmediği bir gecenin tam ortasında kendi sesini bulmuştu.

Ve ilk kez gerçekten korkuyordu.

Çünkü kasanın içinde saklanan şey yalnızca Cemal Karaca'nın ölümünün gerçeği değildi.

Demir Arıkan'ın unuttuğu kendisiydi.

—

Odadaki sessizlik uzadıkça Demir'in kendi nefesi bile ona fazla yüksek gelmeye başlamıştı.

Gözleri bilgisayar ekranındaydı.

Kerem hâlâ kaydı devam ettirmemişti.

Demir: Aç.

Kerem: Demir amca...

Demir: İyiyim.

Aras ona baktı.

İyi değildi.

Yüzündeki renk çekilmiş, sağ eli masanın kenarına sıkıca tutunmuştu. Buna rağmen sesinde en ufak bir kararsızlık yoktu.

Demir: Devam et.

Kerem birkaç saniye bekledi.

Sonra kaydı yeniden başlattı.

Önce parazit duyuldu.

Ardından bağırışmalar geri geldi.

Cemal vurulmuştu.

Kayıttaki herkes aynı anda konuşuyordu.

Metin: Ambulansı arayın.

Rauf: Cemal.

Başka bir ses: Çekilin.

Demir'in genç sesi diğerlerinin arasından yükseldi.

Demir: Silahı yere bırak.

Ardından metal bir ses geldi.

Bir şey yere düşmüştü.

Demir'in kaşları çatıldı.

Gözlerini kapatmadı.

Bu kez kaçmak istemiyordu.

Kayıtta Levent'in sesi duyuldu.

Levent: Abi.

Ardından bir hareketlilik başladı.

Rauf: Dokunma ona.

Vedat: Rauf.

Rauf: Çekil önümden.

Vedat: Ben yapmadım.

Rauf: Umrumda değil.

Aras başını kaldırdı.

Babasının sesindeki öfkeyi daha önce çok kez duymuştu.

Ama bu başkaydı.

Korku vardı.

Cemal'in yanında diz çöken bir adamın korkusu.

Kayıttan Cemal'in güçlükle aldığı nefes duyuluyordu.

Sonra Rauf tekrar konuştu.

Rauf: Cemal, bana bak.

Cemal'in cevabı anlaşılmadı.

Rauf: Buradan çıkaracağım seni.

Aras'ın yüzündeki ifade yavaşça değişti.

Yıllardır kafasında kurduğu sahne bu değildi.

Babası Cemal'in karşısında değildi.

Yanındaydı.

Levent ellerini birbirine kenetledi.

Gözlerini masadan kaldırmıyordu.

Kayıt devam etti.

Metin: Kanaması çok fazla.

Rauf: Arabayı getirin.

Vedat: Kimse buradan çıkmayacak.

Rauf: Sen bana emir verme.

Vedat: Dışarıda polis var.

Rauf: O zaman daha iyi.

Vedat: Ne yaptığını bilmiyorsun.

Rauf: Gayet iyi biliyorum.

Ardından Demir'in sesi duyuldu.

Demir: Herkes silahını bıraksın.

Birisi karşılık verdi.

Demir: Şimdi.

Sessizlik.

Demir o anı hatırladı.

Depoya girdiğinde ilk gördüğü şey Cemal değildi.

Silahlardı.

Birbirine doğrultulmuş dört ayrı silah.

Sonra yerdeki adamı görmüştü.

Cemal.

Demir'in nefesi değişti.

Görüntü bir anlığına kayboldu.

Sonra yeniden geldi.

Cemal'in gömleğindeki kan.

Rauf'un elleri.

Levent'in yüzündeki korku.

Ve birkaç metre ileride elinde silah tutan adam.

Demir birden konuştu.

Demir: Durdur.

Kerem kaydı durdurdu.

Herkes ona baktı.

Demir gözlerini kapattı.

Aras: Ne oldu?

Demir cevap vermedi.

Bir görüntü zihninde giderek netleşiyordu.

Siyah mont.

Sağ elde silah.

Bilekte eski bir saat.

Yüz.

Demir gözlerini açtı.

Demir: Orhan.

Levent başını kaldırdı.

Metin'in yüzü gerildi.

Aras: Kim?

Demir: Orhan Gür.

Levent gözlerini Demir'den ayırmadı.

Demir ona baktı.

Demir: Oradaydı.

Levent: Evet.

Demir: Silah onun elindeydi.

Levent cevap vermedi.

Demir: Cemal'i o mu vurdu?

Metin derin bir nefes aldı.

Bahar ona döndü.

Bahar: Metin?

Metin gözlerini kapattı.

Metin: Evet.

Aras sandalyesinde doğruldu.

Aras: Emin misiniz?

Metin: Gördüm.

Aras: Yirmi yıldır bunu biliyordunuz yani.

Metin: Tetiği kimin çektiğini biliyordum.

Aras: Aynı şey.

Metin: Değil.

Aras: Adamın kim olduğunu biliyormuşsunuz.

Metin: Kimin emriyle yaptığını bilmiyordum.

Odadaki hava yeniden değişti.

Demir: Ne emri?

Metin ona baktı.

Metin: Orhan, Cemal'i kendi kararıyla vurmadı.

Demir: Nereden biliyorsun?

Levent araya girdi.

Levent: Çünkü silahı çekmeden önce telefonu çaldı.

Demir'in gözleri ona döndü.

Levent: Kısa bir konuşmaydı.

Demir: Ne söyledi?

Levent: Fazla bir şey değil.

Demir: Hatırladığını söyle.

Levent birkaç saniye sustu.

Levent: "Emin misiniz?" dedi.

Demir'in kaşları çatıldı.

Levent: Sonra telefonu kapattı.

Aras: Ardından Cemal'i vurdu.

Levent başını salladı.

Aras sandalyesinden kalktı.

Aras: O zaman kimi aradığını bulalım.

Kerem: Yirmi yıl önceki telefon kaydını bulmak kolay olmayabilir.

Aras: Kolay olmasını beklemiyorum.

Demir gözlerini hâlâ Levent'ten ayırmıyordu.

Demir: Orhan şimdi nerede?

Levent: Bilmiyorum.

Demir: Yalan söyleme.

Levent: Gerçekten bilmiyorum.

Demir: Yirmi yıldır kaçıyorsun. Seni kimin aradığını biliyorsun. Vedat'ın ne yaptığını biliyorsun. Metin'in kasasını biliyorsun. Ama Orhan'ın nerede olduğunu bilmiyorsun.

Levent: Çünkü Orhan benden daha iyi saklandı.

Demir: Neden saklandı?

Levent'in yüzünde acı bir ifade belirdi.

Levent: Çünkü ağabeyimi öldürdüğü gün yalnızca onu susturmadı.

Demir bekledi.

Levent: Kendini de bitirdi.

Demir: Devam et.

Levent: O geceden birkaç hafta sonra ortadan kayboldu. Emniyetten istifa ettiği söylendi. Sonra öldüğü söylendi.

Kerem: Öldü mü?

Levent: Hayır.

Aras: Nereden biliyorsun?

Levent ilk kez doğrudan ona baktı.

Levent: Çünkü üç yıl önce beni buldu.

Sessizlik oldu.

Demir: Ne?

Levent: İstanbul'daydım. Başka bir isim kullanıyordum. Bir akşam karşıma çıktı.

Demir: Ne istedi?

Levent: Özür dilemek.

Aras acı bir şekilde güldü.

Aras: Adam ağabeyini öldürmüş, özür dilemeye mi gelmiş?

Levent: Ben de aynı şeyi söyledim.

Demir: Başka?

Levent: Korkuyordu.

Demir: Kimden?

Levent: Emri veren kişiden.

Demir: İsmini söyledi mi?

Levent başını iki yana salladı.

Levent: Söylemedi.

Demir: Neden?

Levent: Çünkü ailesi vardı.

Aras: Senin de ağabeyin vardı.

Levent'in bakışları Aras'a döndü.

Aras'ın sesi sertti.

Aras: Cemal'in de hayatı vardı.

Levent: Biliyorum.

Aras: O zaman neden hâlâ o adamı koruyorsun?

Levent: Korumuyorum.

Aras: İsmini bilmiyorum deyip duruyorsun.

Levent: Çünkü bilmiyorum.

Aras: Yirmi yıldır herkes aynı şeyi söylüyor.

Aras ayağa kalktı.

Aras: Bilmiyorum. Hatırlamıyorum. Seni korumaya çalışıyordum.

Bakışları masadaki herkesi dolaştı.

Aras: Sonra ölenler ölüyor, kalanlar da hiçbir şey olmamış gibi hayatına devam ediyor.

Rauf'un sesini duyduğundan beri içinde tuttuğu öfke sonunda çıkmıştı.

Demir: Aras.

Aras: Yanlış mı söylüyorum?

Demir: Otur.

Aras: Babam yıllardır Cemal'i öldüren adamlardan biri gibi anlatılıyor.

Demir: Otur.

Aras birkaç saniye ona baktı.

Sonra sandalyesine geri döndü.

Demir: Kaydı bitirmeden kimse hakkında karar vermiyoruz.

Aras cevap vermedi.

Demir Kerem'e baktı.

Demir: Devam et.

—

Kayıt yeniden başladı.

Bu kez sesler daha da karışıktı.

Metin: Ambulans geliyor.

Vedat: Ambulans buraya gelmeyecek.

Rauf: Sen kafayı mı yedin?

Vedat: Burayı görürlerse hepimiz biteriz.

Rauf: Adam ölüyor.

Vedat: Zaten öldü.

Aras'ın çenesi gerildi.

Kayıttan bir darbe sesi geldi.

Ardından Vedat'ın küfrettiği duyuldu.

Rauf ona vurmuştu.

Rauf: Bir daha söyle.

Vedat: Çekil.

Rauf: Bir daha söyle.

Demir'in sesi araya girdi.

Demir: Rauf.

Rauf: Bırak beni.

Demir: Yeter.

Rauf: Cemal'i vurdular.

Demir: Görüyorum.

Rauf: Adamı yakala.

Demir: Yakalanacak.

Rauf: Şimdi.

Demir: Önce buradakileri çıkaracağım.

Ardından uzaktan başka bir silah sesi geldi.

Herkes bir anda sustu.

Kayıtta Demir'in sesi sertleşti.

Demir: Dışarıda kim var?

Bir adam: Bilmiyorum.

İkinci silah sesi.

Bu kez daha yakındı.

Levent'in yüzü gerildi.

Demir'in zihnindeki görüntüler hızlandı.

Depo kapısının dışındaki farlar.

Koşan insanlar.

Bir aracın camının parçalanması.

Birinin bağırması.

İçeri girin.

Demir'in eli istemsizce alnına gitti.

Kayıtta kendi sesi duyuldu.

Demir: Kapıları kapatın.

Metin: Ne oluyor?

Demir: İkinci ekip var.

Rauf: Kim?

Demir: Bilmiyorum.

Silah sesleri artmaya başladı.

Bahar irkildi.

Kerem ekrandaki ses dalgalarına baktı.

Kayıt bozuluyor, bazı yerlerde ses tamamen kayboluyordu.

Sonra Levent'in bağırışı duyuldu.

Levent: Abi.

Demir bir anda başını kaldırdı.

Cemal'in sesi artık gelmiyordu.

Metin: Nabız yok.

Rauf: Tekrar bak.

Metin: Rauf...

Rauf: Tekrar bak.

Metin: Öldü.

Uzun bir sessizlik oldu.

Aras gözlerini kapattı.

Levent'in elleri titriyordu.

Yirmi yıl sonra abisinin öldüğü anı yeniden dinliyordu.

Bahar bunu fark etti.

Sessizce önündeki suyu ona doğru itti.

Levent bakmadı bile.

Kayıttaki Demir'in sesi yeniden geldi.

Demir: Levent, kalk.

Levent başını iki yana salladı.

Levent: Hayır.

Demir: Buradan çıkmamız gerekiyor.

Levent: Ben gelmiyorum.

Demir ona biraz daha yaklaştı.

Demir: Levent.

Levent dizlerinin üzerinde Cemal’in yanında kaldı. Ellerinden biri hâlâ ağabeyinin gömleğindeydi.

Levent: Onu burada bırakamam.

Demir: Biliyorum.

Levent: Hayır, bilmiyorsun.

Sesi titredi.

Levent: Az önce konuşuyordu.

Demir sustu.

Levent: Bana bakıyordu.

Nefesi düzensizleşti.

Levent: Birkaç dakika önce buradaydı.

Demir’in yüzü gerildi.

Levent: Şimdi herkes bana kalk diyor.

Gözleri doldu.

Levent: Ben nasıl kalkayım?

Demir cevap veremedi.

Levent başını Cemal’e çevirdi.

Levent: Abi!

Sesi çok daha küçüktü şimdi.

Levent: Hadi.

Cemal kıpırdamadı.

Levent elini yüzüne götürdü.

Levent: Hadi abi.

Demir gözlerini bir an kapattı.

Dışarıdan yeniden silah sesi geldi.

Depodaki herkes irkildi.

Demir bu kez Levent’in omzundan tuttu.

Demir: Bana bak.

Levent bakmadı.

Demir: Levent.

Levent’in gözleri sonunda ona döndü.

Demir’in sesi yumuşamıştı.

Demir: Onu bırakmanı istemiyorum.

Levent’in yüzü kırıldı.

Demir: Ama burada kalırsan seni de kaybedeceğiz.

Levent’in gözlerinden yaş aktı.

Levent: Umrumda değil.

Demir: Onun umrunda olurdu.

Levent’in nefesi kesildi.

Demir devam etti.

Demir: Cemal seni korumak için konuştu.

Levent başını iki yana salladı.

Demir: Seni bu işin dışında tutmaya çalıştı.

Levent: O benim abim.

Demir: Biliyorum.

Levent: Ben onsuz ne yapacağım?

Bu kez Demir birkaç saniye sustu.

Verecek düzgün bir cevabı yoktu.

Demir: Bilmiyorum.

Levent ona baktı.

Demir: Ama bunu öğrenebilmek için önce buradan çıkman gerekiyor.

Levent’in eli hâlâ Cemal’in üzerindeydi.

Demir: Onu burada bırakmayacağım.

Levent: Söz mü?

Demir bir an durdu.

Sonra gözlerini ondan ayırmadan konuştu.

Demir: Söz.

Levent yavaşça Cemal’in elini tuttu.

Parmaklarını birkaç saniye boyunca bırakmadı.

Levent: Özür dilerim abi.

Sesi neredeyse duyulmuyordu.

Levent: Özür dilerim.

Sonunda elini bıraktı.

Demir onu ayağa kaldırdı.

Levent’in dizleri ilk anda tutmadı.

Demir kolundan kavradı.

Demir: Buradayım.

Levent gözlerini son kez Cemal’e çevirdi.

Levent: Onu bırakma.

Demir: Bırakmayacağım.

Ve Levent o gece ağabeyinden kendi isteğiyle ayrılmadı.

Sadece hayatta kalmak için birkaç adım uzaklaşmak zorunda kaldı.

İlk kayıtta duydukları cümle tekrar gelmişti.

Ama bu kez devamı vardı.

Demir: Cemal'i burada bırakamayız. Levent'i de alın. Herkes arka çıkıştan çıkacak.

Rauf: Ben Cemal'i taşırım.

Demir: Hayır.

Rauf: Demir.

Demir: Sen Levent'i götür.

Rauf: Onu bırakmam.

Demir: Ben bırakmayacağım.

Aras yavaşça Demir'e baktı.

Demir kıpırdamadı.

Kayıtta birkaç saniye yalnızca hareket sesleri duyuldu.

Sonra Levent'in sesi.

Levent: Sen?

Demir: Ben arkadan geleceğim.

Levent: Seni vururlar.

Demir: Çık.

Levent: Demir...

Demir: Çık dedim.

Kayıt birkaç saniye parazite girdi.

Ardından bir araç sesi duyuldu.

Sonra kayıt kesildi.

Kerem ekrana baktı.

Kerem: Bu dosya burada bitiyor.

Kimse konuşmadı.

Demir sandalyesine yaslandı.

Gözlerini karşısındaki duvara dikti.

Hatırlıyordu.

Her şeyi değil.

Ama yeterince.

Levent'i kolundan çekerek arka kapıya götürmüştü.

Rauf'a teslim etmişti.

Sonra geri dönmüştü.

Cemal'in bedenini almak için.

Demir: Seni ben çıkardım.

Levent başını kaldırdı.

Gözleri dolmuştu.

Levent: Evet.

Demir: Neden daha önce söylemedin?

Levent: Çünkü sen hatırlamıyordun.

Demir: Bu cevap değil.

Levent: Çünkü sen beni çıkardıktan sonra geri döndün.

Demir: Cemal için.

Levent: Evet.

Demir: Sonra?

Levent sustu.

Demir: Sonra ne oldu?

Metin araya girdi.

Metin: Vuruldun.

Demir ona döndü.

Metin: Depoya tekrar girdiğinde dışarıdan ateş açıldı. Omzundan vuruldun.

Demir elini istemsizce sol omzuna götürdü.

Yıllardır taşıdığı eski izin üzerinden parmakları geçti.

Demir: Sonrasını hatırlamıyorum.

Metin: Hatırlayamazsın.

Demir: Neden?

Metin: Hastaneye kaldırıldın. İki gün boyunca kendinde değildin.

Demir: Rapor?

Metin'in yüzü değişti.

Demir bunu gördü.

Demir: Metin.

Metin: Sen hastanedeyken dosya Vedat'ın eline geçti.

Bahar ona baktı.

Metin: Cemal'in vurulduğu yer değiştirildi. Saat değiştirildi. O gece depoda bulunan bazı isimler dosyadan çıkarıldı.

Aras: Rauf.

Metin: Evet.

Aras gözlerini kapattı.

Metin: Levent de.

Demir: Benim imzam var.

Metin: Var.

Demir: Nasıl?

Metin birkaç saniye sustu.

Metin: Hastaneden çıktıktan sonra sana dosyanın son hâlini getirdiler.

Demir: Kim?

Metin: Vedat.

Demir'in yüzü sertleşti.

Metin: Sen olayın başka bir birime devredildiğini düşünüyordun.

Demir: Ben de imzaladım.

Metin: Evet.

Demir: Okumadan mı?

Metin: Okudun.

Demir kaşlarını çattı.

Metin: Ama okuduğun raporla dosyaya giren rapor aynı değildi.

Demir uzun süre ona baktı.

Demir: Değiştirdi.

Metin: İmzadan sonra.

Demir sandalyesinden kalktı.

Pencereye doğru yürüdü.

Sırtı diğerlerine dönüktü.

Yıllardır bir imzayı kendi suçunun kanıtı olarak taşımıştı.

Şimdi o imzanın bile başka bir yalanın parçası olduğunu öğreniyordu.

Bahar: Demir.

Demir cevap vermedi.

Bahar: İyi misin?

Demir başını hafifçe eğdi.

Demir: Hayır.

Bu kez iyi olduğunu söylemedi.

Nesrin yanında olsaydı belki ilk fark edeceği şey bu olurdu.

Demir yavaşça geri döndü.

Bakışları Levent'e kaydı.

Demir: Orhan'ı bulacağız.

Levent: Kolay olmayacak.

Demir: Olsun.

Metin: Vedat buna izin vermez.

Demir: Vedat'ın neye izin verdiği artık umurumda değil.

Aras: Orhan'ı bulursak emri kimin verdiğini öğreniriz.

Demir başını salladı.

Kerem bilgisayara döndü.

Kerem: Kayıtların hepsini kopyalayacağım.

Demir: İki ayrı kopya al.

Kerem: Tamam.

Demir: Birini bana, diğerini güvenli bir yere.

Kerem: Hallederim.

Demir masanın üzerindeki fotoğraflara baktı.

Sonra Cemal'in tuttuğu sevkiyat listelerine.

Bir isim yıllardır hepsinin hayatını birbirine bağlamıştı.

Vedat.

Ama ilk kez Demir bundan emin değildi.

Vedat suçluydu.

Dosyaları değiştirmişti.

İnsanları susturmuştu.

Yıllarca gerçeğin üzerini örtmüştü.

Ama Cemal'in öldürülmesini isteyen kişinin o olduğuna dair hâlâ tek bir kanıt yoktu.

Demir: Vedat emri vermedi.

Aras ona baktı.

Aras: Nereden biliyorsunuz?

Demir: Bilmiyorum.

Masadaki kayıt cihazını eline aldı.

Demir: Ama Cemal vurulduğunda verdiği tepkiyi dinledin.

Metin: Şaşırmıştı.

Demir: Evet.

Levent: Bu onu masum yapmaz.

Demir: Masum olduğunu söylemedim.

Kayıt cihazını masaya bıraktı.

Demir: Sadece tetiği çeken adamı bulduk.

Aras: Emri vereni değil.

Demir gözlerini ona çevirdi.

Demir: Henüz.

—

Bankadan çıktıklarında öğlene yaklaşıyordu.

Güneş gözlerini aldı.

Aras birkaç adım ileride durdu.

Telefonunu çıkardı.

Ekranda babasının adı vardı.

Rauf Vardar.

Uzun süre baktı.

Yıllardır Rauf hakkında bildiği en ağır şeylerden biri birkaç saat içinde parçalanmıştı.

Babası Cemal'i öldürmeye çalışmamıştı.

Onu kurtarmaya çalışmıştı.

Aras arama tuşuna basmadı.

Telefonu cebine koydu.

Demir yanına geldi.

Bir süre konuşmadan yanında durdu.

Aras: Siz biliyor muydunuz?

Demir: Neyi?

Aras: Babamın Cemal'i kurtarmaya çalıştığını.

Demir: Hayır.

Aras: Bilseydiniz bana söyler miydiniz?

Demir soruyu düşündü.

Demir: Artık söylerdim.

Aras ona baktı.

Demir: Eskiden ne yapardım bilmiyorum.

Aras başını salladı.

Bu cevap ona yetmişti.

Demir birkaç adım atacakken Aras konuştu.

Aras: Demir Bey.

Demir döndü.

Aras: Teşekkür ederim.

Demir: Ne için?

Aras: O gece.

Demir'in yüzü değişti.

Aras: Levent'i çıkardığınız için. Cemal'i orada bırakmadığınız için.

Demir birkaç saniye sustu.

Demir: Teşekkür edilecek bir şey yapmadım.

Aras: Herkes aynı şeyi yapmamış.

Demir cevap vermedi.

Aras'ın omzuna hafifçe dokundu.

Sonra yürüdü.

Aras arkasından baktı.

Telefonunu yeniden çıkardı.

Rauf'un adına tekrar baktı.

Bu kez aramadı.

Ama numarayı da kapatmadı.

Çünkü artık babasıyla konuşması gereken şey yalnızca geçmiş değildi.

Aras, ilk kez Rauf Vardar'ın gerçekte kim olduğunu öğrenmek istiyordu.

—

Akşamüstü eve döndüklerinde bütün günün ağırlığı herkesin yüzüne yerleşmişti.

Demir salona geçtiğinde Nesrin pencerenin önünde duruyordu. Melis mutfakta Eren’le bir şeyler konuşuyor, Aras ise kapının yanında ayakkabılarını çıkarıyordu.

Nesrin Demir’i görünce yüzündeki ifadeden günün kolay geçmediğini anladı.

Nesrin: Nasıl geçti?

Demir ceketini çıkardı.

Demir: Uzun.

Nesrin: Bir şey öğrendiniz mi?

Demir: Fazlasıyla.

Nesrin ona birkaç saniye baktı.

Eskiden olsa sorularına tek tek cevap almak zorunda kalırdı. Demir de ne kadarını anlatacağına kendisi karar verirdi.

Bu kez bekledi.

Demir de sustuğunu fark etti.

Demir: Cemal’i vuran kişiyi bulduk.

Nesrin’in yüzü ciddileşti.

Nesrin: Kim?

Demir: Orhan Gür. Eski polis.

Nesrin: Yakalandı mı?

Demir: Henüz değil.

Nesrin: Vedat?

Demir: Cinayeti o işlememiş.

Bir an durdu.

Demir: Ama dosyayı değiştirmiş. Ben hastanedeyken.

Nesrin’in bakışları Demir’in üzerinde kaldı.

Nesrin: İmzan?

Demir: Benim.

Nesrin bekledi.

Demir: Ama imzaladığım belgeyle dosyaya giren belge aynı değilmiş.

Nesrin derin bir nefes aldı.

Demir bir süre gözlerini ondan kaçırdı.

Nesrin: Rahatladın mı?

Demir kısa bir süre düşündü.

Demir: Biraz.

Nesrin: Biraz mı?

Demir: Cemal yine öldü.

Nesrin: Sen öldürmedin.

Demir: Koruyamadım.

Nesrin’in yüzü yumuşadı.

Nesrin: Demir.

Demir ona baktı.

Nesrin: Bir insanın ölmesi için illa birinin eksik kalması gerekmiyor.

Demir sessiz kaldı.

Nesrin: Bazen gerçekten yetişemiyorsun.

Demir: Biliyorum.

Nesrin: Hayır.

Yanına yaklaştı.

Nesrin: Bunu aklın biliyor. Sen bilmiyorsun.

Demir’in yüzündeki sertlik hafifçe kırıldı.

Nesrin elini onun koluna koydu.

Demir bu kez o temasa şaşırmadı.

Sadece kabul etti.

Demir: Rauf’la da konuşmuş Aras.

Nesrin: Nasıl geçmiş?

Demir: İlk defa kötü değilmiş.

Nesrin’in yüzünde küçük bir gülümseme oluştu.

Nesrin: Bu bayağı iyi bir gelişme.

Demir: Rauf ona bana güvenmesini söylemiş.

Nesrin bir an durdu.

Sonra kaşlarını kaldırdı.

Nesrin: Rauf Vardar mı?

Demir: Evet.

Nesrin: Sana mı?

Demir: Ben de aynı tepkiyi verdim.

Nesrin istemeden güldü.

Demir de.

Kısa sürdü.

Ama ikisinin de ihtiyacı vardı.

—

Aras mutfağa girdiğinde Melis dolabın önünde duruyordu.

Eren çoktan odasına çıkmıştı.

Melis arkasını dönmeden konuştu.

Melis: Babana gittin.

Aras: Demir Bey mi söyledi?

Melis: Yüzünden belli.

Aras tezgâha yaslandı.

Aras: Bugün gerçekten herkes yüzümü okumayı bırakabilir mi?

Melis döndü.

Melis: Nasıl geçti?

Aras bir süre düşündü.

Aras: Garip.

Melis: İyi garip mi, kötü garip mi?

Aras: İkisi de.

Melis: Çok yardımcı oldun.

Aras gülümsedi.

Melis’in bakışları yüzündeki yorgunluğa kaydı.

Melis: Kavga ettiniz mi?

Aras: Hayır.

Melis: Hiç mi?

Aras: Sayılmaz.

Melis: Siz ikiniz için bayağı büyük olay.

Aras: Evet.

Aralarındaki sessizlik kısa sürdü.

Aras: Babam Cemal’i kurtarmaya çalışmış.

Melis’in yüzü değişti.

Melis: Demiştin.

Aras: Kaydı dinlemek başka.

Melis yavaşça yanına geldi.

Aras: Sesini duydum.

Melis: Nasıl hissettirdi?

Aras: Sinir bozucu.

Melis kaşlarını çattı.

Aras: Çünkü yıllarca adamın yaptığı her şeyin altında kötü bir şey aradım.

Bir an durdu.

Aras: Şimdi iyi bir şey yaptığını duyunca sevindim.

Melis: Bu neden sinir bozucu?

Aras: Çünkü ona kızmak daha kolaydı.

Melis cevap vermedi.

Aras: Sonra yüzüne söyledim.

Melis: Neyi?

Aras: Beni korumadığını.

Melis’in yüzündeki ifade yumuşadı.

Aras: İlk defa kabul etti.

Melis: Ne dedi?

Aras: Haklısın dedi.

Melis kısa bir gülümsemeyle başını salladı.

Melis: Babalar bugün gelişiyor.

Aras: Kolektif bir karar almışlar.

Melis güldü.

Aras onu izledi.

Bir gece önceki öpücük ikisinin de aklındaydı.

Konuşulmuyordu.

Ama yok da değildi.

Melis bunu fark etmiş gibi bakışlarını başka tarafa çevirdi.

Aras: Bu arada.

Melis: Ne?

Aras: Dün geceyi unutmadım.

Melis hemen ona döndü.

Aras’ın yüzünde çok hafif bir gülümseme vardı.

Melis: Ben bir şey sormadım.

Aras: Soracaktın.

Melis: Kendine fazla güveniyorsun.

Aras: Genelde evet.

Melis: Genelde başına iş geliyor.

Aras: O da var.

Melis gülümsemesini saklamaya çalıştı.

Aras birkaç saniye ona baktı.

Aras: Sen unuttun mu?

Melis: Hayır.

Aras’ın yüzündeki gülümseme biraz daha belirginleşti.

Melis: Sevinme hemen.

Aras: Geç kaldın.

Melis: Aras.

Aras: Ne?

Melis: Şu an hiçbir şeye isim koymak istemiyorum.

Aras’ın yüzü ciddileşti.

Aras: Ben de.

Melis beklemediği cevapla sustu.

Aras: Her şey çok karışık.

Melis: Evet.

Aras: Ama dün geceyi de yok saymak istemiyorum.

Melis ona baktı.

Melis: Ben de.

Bu kadarı ikisine de yetti.

Şimdilik.

Melis: İstersen hafızanı tazelemek için bir şey yapmayacağız yalnız.

Aras birkaç saniye onu izledi.

Aras: Ben daha teklif etmedim.

Melis: Yüzün söyledi.

Aras başını iki yana salladı.

Aras: Bu aile beni bozdu.

Melis: Daha yeni başladık.

Aras: Tehdit gibi geldi.

Melis güldü.

Aras da.

—

Yamanların evinde ise sessizlik daha ağırdı.

İdil salonda tek başına oturuyordu.

Önündeki kahve çoktan soğumuştu.

Metin karşısındaki koltuğa oturalı birkaç dakika olmuş ama henüz konuşamamıştı.

Bahar pencerenin yanında duruyordu.

İdil sonunda başını kaldırdı.

İdil: Daha ne var?

Metin’in yüzü gerildi.

Metin: Ne demek?

İdil: Öğrenmediğim.

Metin: İdil...

İdil: Gerçekten soruyorum.

Metin cevap veremedi.

İdil: Bir kasa öğrendim. Cemal diye bir adam öğrendim. Levent’i öğrendim. Rauf Vardar’ı, Demir Arıkan’ı, Vedat’ı...

Sesi yükselmiyordu.

Metin için bu daha zordu.

İdil: Benim ailemin bütün bunların içinde olduğunu öğrendim.

Bahar kızına baktı.

İdil: Şimdi senden sadece bir şey istiyorum.

Metin: Söyle.

İdil: Bana bir daha sürpriz çıkmasın.

Metin gözlerini indirdi.

İdil’in yüzü değişti.

İdil: Var.

Metin: Hayır.

İdil: Bu sefer inanayım mı?

Metin derin bir nefes aldı.

Metin: Bildiğim her şeyi anlatacağım.

İdil: Ne zaman?

Metin: Şimdi.

Bahar ona baktı.

Metin devam etti.

Metin: Ama önce senden özür dilemem gerekiyor.

İdil başını çevirdi.

İdil: Ben özür istemiyorum.

Metin: Yine de söyleyeceğim.

İdil: Baba...

Metin: Seni koruduğumu sandım.

İdil gözlerini kapattı.

Metin: Bunun doğru olmadığını artık biliyorum.

İdil yavaşça ona döndü.

Metin: Sana hayatımın en önemli parçalarından birini hiç anlatmadım.

İdil: En karanlık parçasını.

Metin: Evet.

İdil: Anneme de.

Metin: Evet.

İdil’in gözleri doldu.

İdil: Beni korumadın baba.

Metin sessiz kaldı.

İdil: Beni senden uzak tuttun.

Cümle Metin’e ağır geldi.

Bahar bakışlarını kocasına çevirdi.

Metin uzun süre cevap veremedi.

Sonunda başını salladı.

Metin: Haklısın.

İdil’in yüzü daha da kırıldı.

Belki itiraz etmesini bekliyordu.

Metin: Seni hayatımın bir kısmından uzak tuttum.

Bir an durdu.

Metin: Sonra o kısmın sana ulaşmayacağını sandım.

İdil: Ulaştı.

Metin: Biliyorum.

İdil: Ben bugün kendi babamı başkalarının anlattıklarından öğreniyorum.

Metin’in gözleri doldu.

İdil: Sence bu nasıl hissettiriyor?

Metin: Tahmin edebilirim.

İdil: Edemezsin.

Metin başını salladı.

Metin: Haklısın.

İdil acı bir şekilde güldü.

İdil: Bu ailede herkes bugün haklısın demeyi öğrenmiş.

Bahar’ın dudaklarının kenarı çok hafif kıvrıldı.

Metin de bunu fark etti.

Ama kimse gülmedi.

İdil: Seni affettim demeyeceğim.

Metin: Beklemiyorum.

İdil: Hatta şu an hâlâ çok kızgınım.

Metin: Hakkın var.

İdil: Ama gitmek de istemiyorum.

Metin’in yüzü değişti.

İdil: Sadece biraz senden uzak durmak istiyorum.

Metin başını salladı.

Metin: Ne kadar istersen.

İdil: Kararımı ben vereceğim.

Metin: Tamam.

Bu kez gerçekten sustu.

İdil ayağa kalktı.

Bahar onun yanına geldi.

İdil annesine sarıldı.

Bahar kızını sıkıca tuttu.

Metin birkaç adım öteden baktı.

İlk kez ailesini korumanın bazen yaklaşmak değil, onların kendisinden uzaklaşmasına izin vermek olduğunu anlıyordu.

—

İdil o akşam bahçeye çıktığında telefonunda birkaç cevapsız mesaj vardı.

Melis.

Bir tane de Kerem.

İyi misin?

Cevap yazmadı.

Bir süre sonra bahçe kapısının dışında bir araç durdu.

İdil önce önemsemedi.

Sonra telefonu titredi.

Kerem: Dışarıdayım.

İdil kaşlarını çattı.

Bahçe kapısına yürüdü.

Kerem arabanın yanında bekliyordu.

İdil: Ne yapıyorsun burada?

Kerem: Geldim.

İdil: Onu görüyorum.

Kerem: Güzel.

İdil istemeden gülümsedi.

Hemen toparlandı.

İdil: Niye?

Kerem: Mesaja cevap vermedin.

İdil: Belki konuşmak istemedim.

Kerem: O yüzden içeri girmedim.

İdil birkaç saniye ona baktı.

Kerem: İstersen giderim.

İdil: Bu kadar yol geldin.

Kerem: Daha uzun yollar da geldim.

İdil kapıyı açtı.

İdil: Beş dakika.

Kerem: Tamam.

Bahçedeki banka oturdular.

Aralarında kısa bir mesafe vardı.

Kerem soru sormadı.

İdil birkaç dakika sonra kendisi konuştu.

İdil: Babam özür diledi.

Kerem: İyi mi?

İdil: Bilmiyorum.

Kerem başını salladı.

İdil: İnsan bazen bir özrü yıllarca bekliyor.

Kerem onu dinledi.

İdil: Sonra geliyor.

Bir an durdu.

İdil: Hiçbir şey düzelmiyor.

Kerem: Hemen düzelmez.

İdil ona baktı.

Kerem: Bence.

İdil: Tecrübeli konuşuyorsun.

Kerem: Benim aileme bak.

İdil’in yüzünde kısa bir gülümseme oluştu.

Kerem: Hepimiz biraz sorunluyuz.

İdil: Biraz mı?

Kerem: Basit söyledim.

İdil güldü.

Bu kez gerçekten.

Sonra sesi yeniden sakinleşti.

İdil: Babamı affeder miyim bilmiyorum.

Kerem: Bugün karar vermek zorunda değilsin.

İdil: Herkes bana bunu söylüyor.

Kerem: O zaman herkes bir konuda haklı olabilir.

İdil ona baktı.

Kerem: Çok nadir olur ama mümkün.

İdil tekrar gülümsedi.

Bir süre sessiz oturdular.

Kerem’in eli bankın üzerinde duruyordu.

İdil’in parmakları birkaç santim uzağındaydı.

Hiçbiri diğerine dokunmadı.

Ama uzaklaşmadılar da.

Şimdilik bu kadarı yeterliydi.

—

Gece ilerlediğinde Arıkanların evi yeniden sessizleşti.

Nesrin yatak odasına girdiğinde Demir pencerenin önündeydi.

Gömleğinin ilk düğmesini açmış, kravatını çoktan çıkarmıştı.

Nesrin kapıyı kapattı.

Demir ona baktı.

Nesrin elinde ince bir dosya taşıyordu.

Demir dosyayı tanıdı.

Yüzündeki ifade anında değişti.

Boşanma protokolü.

Nesrin yatağın kenarına oturdu.

Dosyayı dizlerinin üzerine koydu.

Demir birkaç saniye hareket etmedi.

Demir: Karar mı verdin?

Nesrin ona baktı.

Nesrin: Evet.

Demir’in çenesi gerildi.

Nesrin bunu gördü.

Demir kendisini toparladı.

Demir: Tamam.

Nesrin: Daha ne olduğunu söylemedim.

Demir: Ne olursa olsun tamam.

Nesrin’in yüzü yumuşadı.

Demir birkaç adım yaklaştı ama karşısına oturmadı.

Mesafeyi kendisi bıraktı.

Nesrin dosyayı açtı.

Sayfaları çevirdi.

Demir gözlerini üzerinde tutmamaya çalışıyordu.

Başaramadı.

Nesrin son sayfaya geldi.

İmza bölümü hâlâ boştu.

Nesrin uzun süre baktı.

Sonra dosyayı kapattı.

Demir bekledi.

Nesrin iki elini kapağın üzerine koydu.

Nesrin: Seni hâlâ affetmediğim şeyler var.

Demir: Biliyorum.

Nesrin: Bazılarına çok uzun süre kızacağım.

Demir: Haklısın.

Nesrin ona baktı.

Nesrin: Şu haklısın meselesini biraz azaltabilir misin?

Demir’in yüzünde küçük bir gülümseme oluştu.

Demir: Çalışırım.

Nesrin: Bak, bu daha iyi.

Demir de yatağın diğer ucuna oturdu.

Nesrin: Birkaç gün boyunca çok düşündüm.

Demir sessizce dinledi.

Nesrin: Seni.

Bir an durdu.

Nesrin: Bizi.

Demir’in bakışları dosyaya indi.

Nesrin: Kızgın olduğum günleri düşündüm.

Demir: Çoktur.

Nesrin: Fazla.

Demir başını salladı.

Nesrin: Sonra güzel olanları düşündüm.

Demir gözlerini ona kaldırdı.

Nesrin: Onlar da fazla.

Demir’in yüzündeki ifade değişti.

Nesrin: Sorunumuz hiçbir zaman sevgisizlik değildi.

Demir: Değildi.

Nesrin: Senin orada olmamandı.

Demir: Biliyorum.

Nesrin: Şimdi oradasın.

Demir hemen cevap vermedi.

Nesrin: En azından olmaya çalışıyorsun.

Demir: Evet.

Nesrin parmaklarını dosyanın kenarında gezdirdi.

Nesrin: Sana güvenim tamamen geri gelmedi.

Demir: Gelmesini beklemiyorum.

Nesrin: Ama tekrar gelebileceğine inanıyorum.

Demir’in nefesi yavaşladı.

Nesrin dosyayı yeniden açtı.

Demir bu kez gözlerini ayırmadı.

Nesrin sayfaları ortasından tuttu.

Ve yırttı.

Kâğıdın sesi odanın içinde yankılandı.

Demir kıpırdamadı.

Nesrin bir kez daha yırttı.

Sonra parçaları yanındaki komodinin üzerine bıraktı.

Demir uzun süre ona baktı.

Demir: Nesrin.

Nesrin hemen elini kaldırdı.

Nesrin: Her şey düzeldi sanma.

Demir: Sanmıyorum.

Nesrin: Seni tamamen affettiğimi de.

Demir: Onu da sanmıyorum.

Nesrin: Bazen senden hâlâ nefret edecek kadar sinirleniyorum.

Demir: Ona inanıyorum.

Nesrin’in dudaklarının kenarı hafifçe kıvrıldı.

Sonra gözleri doldu.

Nesrin: Sadece senden vazgeçmek istemiyorum.

Demir’in bütün yüzü değişti.

Birkaç saniye konuşamadı.

Nesrin onu bekledi.

Demir: Ben senden hiç vazgeçmedim.

Nesrin’in gözlerinden ilk yaş süzüldü.

Nesrin: Bazen vazgeçmiş gibi yaşadın.

Demir başını eğdi.

Demir: Evet.

Bu kez açıklama yapmadı.

Nesrin: Bir daha yapma.

Demir ona baktı.

Demir: Yapmam demeyeceğim.

Nesrin kaşlarını hafifçe kaldırdı.

Demir: Söz vermemi istemiyorsun.

Nesrin’in yüzü yumuşadı.

Demir: Göstermeye çalışacağım.

Nesrin: Daha iyi.

Bir süre birbirlerine baktılar.

Sonra Nesrin komodinin çekmecesini açtı.

İçinden küçük bir kitap çıkardı.

Demir anlamadı.

Nesrin kitabın sayfalarını araladı.

İçinden kurumuş beyaz bir gül çıkardı.

Demir olduğu yerde kaldı.

Demir: Bu...

Nesrin: Gönderdiğin güllerden.

Demir çiçeğe baktı.

Nesrin: Bir tanesini sakladım.

Demir’in gözleri doldu.

Bu kez saklamadı.

Demir: Neden?

Nesrin: Bilmiyorum.

Bir an düşündü.

Nesrin: Belki o gün ilk kez gerçekten uğraştığını hissettim.

Demir çiçeğe dokunmadı.

Sadece baktı.

Nesrin kitabı kapattı.

Beyaz gülü yeniden sayfaların arasına koydu.

Demir: Atmayacak mısın?

Nesrin: Şimdilik hayır.

Demir’in yüzünde küçük bir gülümseme oluştu.

Nesrin ona baktı.

Nesrin: Çok sevinme.

Demir: Geç kaldın.

Bu kez Nesrin güldü.

Demir de.

Sonra gülüşleri yavaşça sustu.

Demir elini uzattı.

Nesrin birkaç saniye baktı.

Sonra elini onun eline bıraktı.

Demir parmaklarını sıkmadı.

Yalnızca tuttu.

Nesrin ona biraz daha yaklaştı.

Başını omzuna yasladı.

Demir’in gözleri kapandı.

Nesrin: Demir.

Demir: Efendim?

Nesrin: Bu sefer gerçekten kal.

Demir başını hafifçe ona doğru çevirdi.

Demir: Buradayım.

Nesrin cevap vermedi.

Demir de başka bir şey söylemedi.

O gece ikisi ilk kez geçmişi düzeltmeye çalışmadan, geleceğe söz vermeden yalnızca aynı yerde kaldılar.

Ve belki de uzun zamandır ihtiyaç duydukları şey tam olarak buydu.

Birbirlerini yeniden sevmek değildi.

Çünkü hiç bırakmamışlardı.

Birbirlerinin yanında yeniden kalmayı öğrenmekti.

—

Yamanların evinde son sabah, diğer sabahlara hiç benzemiyordu.

Güneş yine aynı pencerelerden içeri giriyor, bahçedeki ağacın gölgesi yine salonun duvarına vuruyordu. Sokaktan geçen arabaların sesi, uzaktan gelen martılar, komşu evlerden yükselen gündelik hayat...

Her şey normaldi.

Normal olmayan tek şey, evin artık onlara aitmiş gibi görünmemesiydi.

Salonun ortasında koliler vardı. Duvarlardaki fotoğraflar indirilmiş, kitaplık boşaltılmış, sehpanın üzerindeki küçük eşyalar kutulara kaldırılmıştı.

Evin sesi bile değişmişti.

İnsanların konuşmaları boş duvarlardan geri dönüyordu.

İdil merdivenlerden yavaşça indi.

Elinde son çantası vardı.

Her basamakta biraz daha ağırlaştığını hissediyordu.

Aşağı indiğinde Bahar mutfakta son kez dolapları kontrol ediyordu.

Metin ise bahçede nakliye görevlileriyle konuşuyordu.

İdil çantasını kapının yanına bıraktı.

Salonun ortasında durdu.

Uzun süre hiçbir şey yapmadı.

Sadece baktı.

Bahar mutfaktan çıktığında kızını gördü.

Bahar: Bitti mi?

İdil: Bitti.

Bahar: Emin misin?

İdil: Odam tamamen boş.

Bahar başını salladı.

İdil etrafına yeniden baktı.

İdil: Çok kötü olmuş.

Bahar: Ne?

İdil: Ev.

Bahar şaşırdı.

İdil: Eşyalar gidince.

Bahar gülümsedi.

Bahar: Beğenmedin mi?

İdil: Hiç.

Bahar: O kadar para verdik.

İdil: Eşyalara vermişiz demek ki.

Bahar güldü.

İdil de hafifçe gülümsedi.

Gülüşü uzun sürmedi.

Duvarın bir köşesine baktı.

Eskiden orada aile fotoğrafları vardı.

Şimdi yalnızca birkaç küçük çivi kalmıştı.

İdil: Gerçekten gidiyoruz.

Bahar’ın yüzündeki gülümseme kayboldu.

Bahar: Evet.

İdil: Dün gece hâlâ tam anlamamıştım.

Bahar kızına yaklaştı.

Bahar: Şimdi mi anladın?

İdil başını salladı.

İdil: Ev boşalınca.

Bir süre sessiz kaldılar.

İdil: Eskişehir’e gitmek istiyorum.

Bahar: Biliyorum.

İdil: Ama buradan gitmek istemiyorum.

Bahar kızının yüzüne baktı.

İdil: Çok saçma geliyor değil mi?

Bahar: Hiç gelmiyor.

İdil gözlerini annesine çevirdi.

Bahar: Bir yerden gitmek istemekle orayı geride bırakmak istememek farklı şeyler.

İdil: Sen üzgün müsün?

Bahar kısa bir an düşündü.

Bahar: Çok.

İdil bunu beklemiyordu.

Bahar: Ama yine de gitmek istiyorum.

İdil: Neden?

Bahar etrafına baktı.

Bahar: Çünkü son zamanlarda bu evde yaşadığımız her şey birbirine karıştı.

Bir an durdu.

Bahar: Güzel olanlar da var. Çok kötü olanlar da.

İdil sessizce dinledi.

Bahar: Bir süre başka bir yerde uyanmak istiyorum.

İdil: Unutmak için mi?

Bahar başını iki yana salladı.

Bahar: Hayır.

Kızının elini tuttu.

Bahar: Hatırladığım şeylerin beni yönetmemesi için.

İdil annesinin elini sıktı.

Metin kapıdan içeri girdi.

Metin: Araç hazır.

İkisi de ona baktı.

Metin bir an durdu.

Metin: Bir şey mi oldu?

İdil: Hayır.

Metin: Emin misin?

İdil: Duygusallaşıyoruz.

Metin başını salladı.

Metin: Ben sonra geleyim.

Bahar istemeden güldü.

İdil: Baba.

Metin durdu.

İdil: Kaçmana gerek yok.

Metin’in yüzünde belli belirsiz bir şaşkınlık oluştu.

Son birkaç gündür İdil’in ona söylediği en küçük şey bile aralarındaki duvarın bir tuğlasını indiriyordu.

Metin bunu belli etmemeye çalışıyordu.

Metin: Kaçmıyorum.

İdil: Biraz kaçıyordun.

Metin: Biraz.

Bahar: En azından kabul ediyor artık.

Metin karısına baktı.

Metin: Toplu saldırıya mı geçtik?

İdil’in dudaklarının kenarı kıvrıldı.

İdil: Son günümüz. Değerlendirelim.

Metin de gülümsedi.

Kısa sürdü.

Sonra gözleri boş salona kaydı.

Onun da yüzü değişti.

Metin yıllardır bu evin içinde bir aile kurduğunu düşünmüştü.

Şimdi ilk kez evle aile arasındaki farkı bu kadar net görüyordu.

Ev kalacaktı.

Onlar gidiyordu.

Ama ailesi onunla geliyordu.

Bunun bile ne kadar büyük bir şans olduğunu yeni anlıyordu.

—

İdil odasına son kez çıktığında içeride yalnızca yatağın iskeleti ve perdeler kalmıştı.

Kapının eşiğinde durdu.

İçeri girmedi.

Bu odada ağlamıştı.

Gülmüştü.

Melis’le saatlerce telefonda konuşmuştu.

Annesine kızıp kapısını kapatmıştı.

Babasından nefret ettiğini düşünüp birkaç saat sonra aşağı inerek onunla aynı masada yemek yemişti.

Kerem’den gelen ilk mesajı burada okumuştu.

Hayatının çok büyük bir kısmı değildi belki.

Ama ona ait bir kısmıydı.

Duvarın kenarında küçük bir iz gördü.

Daha önce yapıştırdığı fotoğraflardan biri boyayı kaldırmıştı.

Parmağını izin üzerinde gezdirdi.

Düzeltmedi.

Öyle bıraktı.

Sanki kendisinden küçücük bir şey burada kalmalıymış gibi.

Telefonu titredi.

Melis.

Uyandın mı?

İdil cevap yazdı.

Saat dokuz oldu.

Melis:

Soruma cevap değil.

İdil gülümsedi.

Uyandım. Çıkıyoruz birazdan.

Mesajın gönderildiğini gördü.

Bu kez cevap biraz geç geldi.

Ağlamayacağım demiştim ama yalan söylemişim.

İdil’in gülümsemesi kayboldu.

Gözleri doldu.

Ben de.

Melis hemen yazdı.

Eskişehir’e taşınıyorsun sadece. Dünyanın öbür ucuna değil. Niye cenaze gibi davranıyoruz?

Çünkü dramatiksin.

Melis: Sensin.

İdil: Sensin.

Birkaç saniye sonra Melis’ten yeni mesaj geldi.

Beni unutma.

İdil’in boğazı düğümlendi.

Bu kez şaka yapmadı.

İmkânsız.

Telefonu kapattı.

Bir süre boş odanın ortasında durdu.

Sonra derin bir nefes aldı.

İdil: Hoşça kal.

Bunu neden sesli söylediğini kendisi de bilmiyordu.

Kapıyı kapattı.

—

Bahar yatak odasının penceresini kapattı.

Perdeyi düzeltti.

Sonra komodinin eskiden durduğu yere baktı.

Metin kapıda belirdi.

Metin: Hazır mısın?

Bahar: Hayır.

Metin sessiz kaldı.

Bahar ona döndü.

Bahar: Ama gidebiliriz.

Metin başını salladı.

Bahar yanından geçmek üzereyken Metin konuştu.

Metin: Bahar.

Bahar durdu.

Metin: Teşekkür ederim.

Bahar kaşlarını hafifçe çattı.

Bahar: Ne için?

Metin ne söyleyeceğini düşündü.

Metin: Benimle geldiğin için.

Bahar’ın yüzü ciddileşti.

Bahar: Seninle gelmiyorum Metin.

Metin’in bakışları değişti.

Bahar: İdil’le gidiyorum.

Bir an durdu.

Bahar: Sen de bizimle geliyorsun.

Metin başını eğdi.

Metin: Haklısın.

Bahar: Ama...

Metin ona baktı.

Bahar: Belki orada tekrar aynı yere varabiliriz.

Metin’in yüzündeki ifade yumuşadı.

Bahar: Bilmiyorum.

Metin: Bilmek zorunda değilsin.

Bahar birkaç saniye ona baktı.

Eskiden Metin bu cümlenin ardından mutlaka bir çözüm sunardı.

Bir plan.

Bir söz.

Bir garanti.

Bu kez sunmadı.

Bahar: Öğreniyorsun.

Metin: Yavaş.

Bahar: Fazlasıyla.

Metin’in yüzünde küçük bir gülümseme oluştu.

Birlikte odadan çıktılar.

—

Aşağı indiklerinde İdil kapının önünde bekliyordu.

Bahar anahtarı aldı.

Metin son kez odaları kontrol etti.

Mutfak.

Salon.

Çalışma odası.

Koridor.

Sonra kapının önünde durdu.

Metin: Tamam.

Bahar elini kapının koluna koydu.

Ama çekmedi.

İdil bunu fark etti.

İdil: Anne?

Bahar: Bir dakika.

Eve döndü.

Sessizce baktı.

İdil annesinin gözlerinin dolduğunu gördü.

Bahar: Buraya ilk geldiğimiz günü hatırlıyorum.

Metin de arkasını döndü.

Bahar: Her yer koli doluydu.

İdil: Şimdi de öyle.

Bahar gülümsedi.

Bahar: Ama o zaman içeri taşıyorduk.

İdil’in gözleri yeniden doldu.

Bahar derin bir nefes aldı.

Sonra kapıyı çekti.

Kilitledi.

Anahtarı çevirdiğinde çıkan ses üçüne de beklediklerinden ağır geldi.

İdil kapıya baktı.

İdil: Bir dakika.

Bahçe kapısına kadar gitmiş olan Metin durdu.

İdil eve döndü.

Penceresine baktı.

Perdenin arasından boş odası görünüyordu.

İdil: Dün gece burası hâlâ evimdi.

Bahar yanına geldi.

İdil: Şimdi kapıyı kilitleyip gidiyoruz.

Bahar kızının koluna dokundu.

İdil: İnsan bu kadar hızlı yabancılaşabilir mi bir yere?

Bahar: Yabancılaşmadın.

İdil annesine baktı.

Bahar: Sadece artık burada yaşamayacaksın.

İdil’in gözünden bir yaş süzüldü.

Hemen sildi.

İdil: Aynı şey gibi.

Bahar: Değil.

Bahar kızına sarıldı.

İdil annesinin omzuna başını yasladı.

Birkaç saniye sonra Metin’in hâlâ uzakta durduğunu gördü.

Babasının yüzündeki ifadeyi görünce içindeki bir şey daha kırıldı.

Metin yaklaşmıyordu.

Onun istemediği hiçbir şeyi yapmamak için.

İdil annesinden ayrıldı.

Metin: Hazır olduğunda gideriz.

İdil ona baktı.

İdil: Baba.

Metin: Efendim?

İdil birkaç saniye sustu.

Sonra yanına yürüdü.

Hiçbir şey söylemeden ona sarıldı.

Metin’in bedeni bir an gerildi.

Şaşırmıştı.

Kollarını hemen kaldırmadı.

İdil bunu fark etti.

İdil: Sarılabilirsin.

Metin’in gözleri kapandı.

Kollarını kızının etrafına sardı.

Sıkı tutmadı.

İdil isterse ayrılabilsin diye.

Ama İdil ayrılmadı.

Başını babasının omzuna yasladı.

Metin’in nefesi titredi.

Metin: Özür dilerim.

İdil gözlerini kapattı.

İdil: Şimdi söyleme.

Metin sustu.

İdil: Ağlarım.

Metin’in yüzünde buruk bir gülümseme oluştu.

Metin: Ben de.

İdil hafifçe geri çekildi.

Babasının gözlerinin dolduğunu gördü.

Hayatı boyunca Metin’i çok az ağlarken görmüştü.

İdil: Seni affettim demiyorum.

Metin: Biliyorum.

İdil: Hâlâ kızgınım.

Metin: Biliyorum.

İdil: Belki uzun süre de kızacağım.

Metin: Hakkın var.

İdil gözlerini devirdi.

İdil: Şu hakkın var cümlesini biraz azalt.

Metin istemeden güldü.

Metin: Tamam.

İdil’in de dudaklarının kenarı kıvrıldı.

Metin kızının yüzüne baktı.

Metin: Seni çok seviyorum.

İdil’in gözleri yeniden doldu.

İdil: Biliyorum.

Bir an durdu.

İdil: Keşke bazen sadece bunu bilmek yetseydi.

Metin’in yüzündeki gülümseme kayboldu.

İdil: Belki bir gün yeter.

Metin başını salladı.

Bu kez hiçbir şey istemedi.

Ne affedilmek.

Ne anlaşılmak.

Ne de geçmişi düzeltmek.

Sadece kızının verdiği küçücük ihtimali olduğu yerde bıraktı.

—

Araçların yanına geldiklerinde İdil sokağın başına baktı.

Kimse yoktu.

Telefonunu çıkardı.

Kerem’den gece gelen son mesaj hâlâ ekrandaydı.

Yarın görüşürüz.

İdil dün ona gelmemesini söylemişti.

Vedaları sevmediğini.

Uzadıkça daha kötü olduğunu.

Kerem de kabul etmişti.

İdil telefonu kapattı.

Bahar arabanın ön kapısını açtı.

Metin bagajı kontrol ediyordu.

İdil arka kapının yanında bekledi.

Bir kez daha sokağın başına baktı.

Hâlâ kimse yoktu.

Kendi kendine kızdı.

Gelmemesini isteyen kendisiydi.

Ama insan bazen söylediğinin tam tersinin yapılmasını istiyordu.

İdil arabaya binecekken uzaktan bir motor sesi duyuldu.

Durdu.

Sokağın başında koyu renk bir araç belirdi.

İdil’in kalbi hızlandı.

Aracı hemen tanıdı.

Kerem.

Araç birkaç metre ötede durdu.

Kerem motoru kapattı.

Bu kez arabadan indi.

İdil olduğu yerde kaldı.

Kerem yanına yürüdü.

İdil: Gelmeyecektin.

Kerem: Biliyorum.

İdil: Özellikle söyledim.

Kerem: Onu da biliyorum.

İdil: O zaman neden geldin?

Kerem ellerini cebine koydu.

Kerem: Evde oturdum.

İdil bekledi.

Kerem: Sonra gelmezsem pişman olacağımı fark ettim.

İdil’in gözleri doldu.

İdil: Eskişehir’e gidiyorum sadece.

Kerem: Biliyorum.

İdil: Dünyanın öbür ucuna değil.

Kerem: Onu da biliyorum.

İdil: O zaman niye böyle konuşuyoruz?

Kerem birkaç saniye ona baktı.

Kerem: Çünkü yine de gidiyorsun.

İdil cevap veremedi.

Kerem’in sesi sakindi.

Gösterişli bir vedaya çalışmıyordu.

Belki de bu yüzden söyledikleri daha fazla dokunuyordu.

Kerem: Seni uğurlamadan duramadım.

İdil gözlerini yere indirdi.

İdil: Ben vedaları sevmiyorum.

Kerem: Ben de.

İdil: Kötü hissediyorum.

Kerem: Ben de.

İdil ona baktı.

İdil: Çok yardımcı oldun.

Kerem: Ne söylememi istiyorsun?

İdil: Bilmiyorum.

Kerem: Ben de bilmiyorum.

İkisinin de yüzünde aynı anda küçük bir gülümseme oluştu.

Sonra kayboldu.

Kerem: İyi yolculuklar.

İdil: Bu kadar mı?

Kerem kaşlarını kaldırdı.

Kerem: Vedayı uzatma diyen sen değil miydin?

İdil birkaç saniye sustu.

İdil: Fikrimi değiştirdim.

Kerem’in bakışları yumuşadı.

Kerem bir adım attı.

Aralarındaki mesafe kapandı.

İdil hiçbir şey yapmadı.

Bekledi.

Kerem kollarını onun etrafına sardı.

İdil bir an sonra karşılık verdi.

Bu kez sarılmaları kısa sürmedi.

İdil başını onun göğsüne yasladı.

Kerem’in kalbinin hızlı attığını duyabiliyordu.

Kendi kalbi de farklı değildi.

Kimse konuşmadı.

Gitme diyemezlerdi.

Çünkü İdil’in gitmesi gerekiyordu.

Görüşürüz demek istemiyorlardı.

Fazla sıradan geliyordu.

Sanki birkaç saat sonra yeniden aynı masada oturacaklarmış gibi.

İdil gözlerini kapattı.

Kerem’in gömleğini parmaklarının arasında hafifçe tuttu.

İdil: Seni özleyeceğim galiba.

Kerem’in sesi başının üzerinden geldi.

Kerem: Galiba mı?

İdil’in gözünden bir yaş aktı.

İdil: Şu an bile sinir bozucusun.

Kerem: Sen gidiyorsun diye karakterimi değiştiremem.

İdil ağlarken güldü.

Kerem de gülümsedi.

Sonra sesi ciddileşti.

Kerem: Ben seni özleyeceğim.

İdil’in gülümsemesi yavaşça kayboldu.

Başını kaldırdı.

Kerem’in gözlerine baktı.

İdil: Gelecek misin?

Kerem: Nereye?

İdil: Eskişehir’e.

Kerem hiç düşünmedi.

Kerem: Gelirim.

İdil: Gerçekten?

Kerem: Gerçekten.

İdil: Söz verme.

Kerem: Vermiyorum.

İdil kaşlarını çattı.

Kerem: Gelip göstereceğim.

İdil birkaç saniye ona baktı.

Sonra başını yeniden göğsüne yasladı.

İdil: Bu daha iyi.

Bir süre daha öyle kaldılar.

Sonunda arkadan Metin’in sesi geldi.

Metin: İdil.

İdil gözlerini kapattı.

Gitmesi gerekiyordu.

Kerem kollarını yavaşça gevşetti.

İdil de geri çekildi.

Ama ikisinin elleri birkaç saniye daha birbirinden ayrılmadı.

Kerem: Git.

İdil: Kovuyorsun.

Kerem: Yoksa gitmeyeceksin.

İdil: Belki gitmem.

Kerem’in yüzünde buruk bir gülümseme oluştu.

Kerem: Gidersin.

İdil: Nereden biliyorsun?

Kerem: Çünkü gitmen gerektiğini biliyorsun.

İdil cevap vermedi.

Haklıydı.

Kerem elini bıraktı.

İdil birkaç adım geri yürüdü.

Sonra durdu.

İdil: Kerem.

Kerem: Efendim?

İdil’in söylemek istediği bir şey vardı.

Dudaklarını araladı.

Söylemedi.

Henüz zamanı değildi.

İdil: Böyle bitmedi.

Kerem’in yüzündeki ifade yumuşadı.

Kerem: Bitmedi.

İdil başını salladı.

Arkasını döndü.

Arabaya doğru yürüdü.

Kapıyı açtı.

Binmeden önce son kez baktı.

Kerem hâlâ oradaydı.

—

Metin motoru çalıştırdı.

Bahar ön koltuktaydı.

İdil arkada cama yaslanmıştı.

Araç hareket ettiğinde hiçbiri konuşmadı.

Evlerinin önünden yavaşça geçtiler.

İdil başını çevirdi.

Son kez baktı.

Bahçe kapısı.

Penceresi.

Birkaç dakika önce çıktığı kapı.

Her şey küçülmeye başladı.

Sonra Kerem’i gördü.

Sokağın kenarında durmuş arabalarının arkasından bakıyordu.

İdil arkasına döndü.

Onu görebildiği son ana kadar baktı.

Kerem kayboldu.

Sonra ev.

Sonra sokak.

İdil önüne döndüğünde gözlerinden yaşlar akıyordu.

Sessizce sildi.

Bahar aynadan onu gördü.

Hiçbir şey söylemedi.

Bir süre sonra elini koltuğun arasından geriye uzattı.

İdil annesinin elini tuttu.

Metin dikiz aynasından ikisine baktı.

Sonra gözlerini yola çevirdi.

Urla’nın sokakları birer birer geride kaldı.

Her köşe başka bir şeyi hatırlatıyordu.

Bir kafe.

Bir sahil yolu.

İdil’in Melis’le oturduğu küçük yer.

Bahar’ın alışveriş yaptığı dükkân.

Metin’in her sabah geçtiği kavşak.

Gündelik hayatın içinde önemsiz görünen yerler, giderken birden değer kazanıyordu.

İdil camı hafifçe araladı.

Denizin kokusu içeri girdi.

Gözlerini kapattı.

Bir anlığına gitmiyorlarmış gibi hissetti.

Sonra telefonunun titremesiyle gözlerini açtı.

Kerem.

Vardığında yaz.

İdil mesajı uzun süre okudu.

Yazarım.

Yazdı.

Sildi.

Tamam.

Onu da sildi.

Sonunda sadece: Söz.
Gönderdi.

Telefonu elinde tuttu.

Bir süre sonra Melis’ten mesaj geldi.

Gittiniz mi?

İdil dışarı baktı.

Şehir giderek seyrekleşiyordu.

Gidiyoruz.

Melis’in cevabı hemen geldi.

Şimdiden özledim.

İdil’in gözlerinden yeniden yaş aktı.

Bu kez silmedi.

Ben de.

Telefonunu kapattı.

Başını cama yasladı.

Birkaç dakika sonra Urla tabelası göründü.

İdil doğruldu.

Bahar da gördü.

Metin’in elleri direksiyonda biraz daha sıkıldı.

Hiçbiri konuşmadı.

Araç tabelaya yaklaştı.

İdil istemsizce arkasına döndü.

Son kez.

Sanki biraz daha dikkatli bakarsa bütün şehri yanında götürebilecekmiş gibi.

Sonra tabelayı geçtiler.

Urla arkalarında kaldı.

İdil’in nefesi titredi.

Bahar sessizce ağlıyordu.

Metin bunu fark etti.

Bir elini direksiyondan çekip Bahar’ın elinin üzerine koydu.

Bahar geri çekmedi.

İdil ikisini önden izledi.

Babasının eli annesinin elinin üzerindeydi.

Bahar’ın diğer eli hâlâ koltuğun arasından İdil’in elini tutuyordu.

Üçü birbirine dokunuyordu.

İdil bunu fark ettiğinde gözlerini kapattı.

Belki aile olmak buydu.

Her şeyi çözmek değildi.

Birbirini hiç kırmamak da değildi.

Bazen yalnızca aynı arabada kalabilmekti.

Her şeye rağmen aynı yöne gidebilmek.

Metin sessizliği bozdu.

Metin: Bir yerde duralım mı?

Bahar gözlerini sildi.

Bahar: Neden?

Metin: Kahve alırız.

İdil arka koltuktan konuştu.

İdil: Daha on dakika olmadı.

Metin: Uzun yol.

İdil: Eskişehir’e kadar her on dakikada bir duracaksak yarın varırız.

Bahar istemeden güldü.

Metin: Sormak da suç.

İdil’in yüzünde de küçük bir gülümseme oluştu.

Ağlamanın ardından gelen ilk gülümsemeydi.

Küçük ama gerçekti.

Bahar aynadan kızına baktı.

Bahar: İyi misin?

İdil bir süre düşündü.

Bu kez otomatik olarak evet demedi.

İdil: Üzgünüm.

Bahar başını salladı.

İdil: Biraz korkuyorum.

Metin gözlerini yoldan ayırmadan dinledi.

İdil: Ama...

Camdan dışarı baktı.

Önlerinde uzanan yola.

İdil: Biraz da heyecanlıyım.

Bahar’ın yüzünde hafif bir gülümseme oluştu.

Bahar: Ben de.

Metin: Ben de.

İdil: Sen belli etmiyorsun.

Metin: Benim yüzüm böyle.

Bahar: Maalesef.

Metin karısına baktı.

Bahar: Yola bak.

Metin gözlerini yeniden yola çevirdi.

İdil gülümsedi.

Sonra yeniden cama yaslandı.

Urla artık görünmüyordu.

Önlerinde Eskişehir vardı.

Yeni bir ev.

Yeni sokaklar.

Yeni bir düzen.

Belki yeni hatalar.

Belki yeni başlangıçlar.

Ama bu kez hiçbirinin geçmişi geride bırakmak gibi bir yanılgısı yoktu.

Geçmiş onlarla gelecekti.

Metin’in pişmanlıklarında.

Bahar’ın kırgınlıklarında.

İdil’in telefonundaki mesajlarda.

Bir gün geri dönmek isteyecekleri sokaklarda.

Ve birbirlerine söyleyemedikleri şeylerde.

Yine de ilk kez geçmişi yanlarında taşımaktan korkmuyorlardı.

Çünkü artık onun ne olduğunu biliyorlardı.

İdil telefonunun ekranını son kez açtı.

Kerem’in mesajı hâlâ oradaydı.

Altında Melis’in mesajı.

İki farklı insandan aynı şehre bağlanan iki küçük cümle.

İdil telefonu kapattı.

Başını koltuğa yasladı.

Urla’dan uzaklaştıkça içindeki boşluk hemen dolmadı.

Dolması da gerekmiyordu.

Bazı yerlerin eksikliği insanın içinde kalırdı.

Çünkü orada bıraktığı şey bir ev değil, hayatının bir dönemiydi.

Yaman ailesi o sabah Urla’dan ayrıldı.

Üçü de üzgündü.

Üçü de korkuyordu.

Hiçbiri Eskişehir’de kendilerini neyin beklediğini bilmiyordu.

Ama uzun zamandır ilk kez aynı bilinmezliğe birbirlerinden bir şey saklamadan gidiyorlardı.

Belki onları aile yapan şey aynı soyadı değildi.

Aynı ev de değildi.

Aynı şehir hiç değildi.

Bazen aile, her şey dağıldıktan sonra bile dönüp birbirini bekleyen insanlardı.

Urla arkalarında kalmıştı.

Ama orada yaşadıkları hiçbir şey geride kalmamıştı.

İdil bunu artık biliyordu.

İnsan bir şehirden giderken yalnızca sokaklara veda etmezdi.

Orada sevdiği insanlara, yaptığı hatalara, kurduğu hayallere ve bir zamanlar olduğu kişiye de veda ederdi.

Sonra önüne dönerdi.

Çünkü bazı vedalar bitiş değildi.

Sadece hayatın bir sonraki yerine geçebilmek için insanın arkasında bıraktığı son bakıştı.

—

Yaman ailesi gittikten sonra ev ilk kez gerçekten sessiz kalmıştı.

Bu sessizlik kötü değildi.

Son haftalarda kapıların sürekli açılıp kapandığı, telefonların hiç susmadığı, herkesin bir dosyanın peşinden koştuğu günlerden sonra evin kendi sesini yeniden duyması gibiydi.

Mutfaktan gelen tabak sesleri.

Bahçedeki yaprakların hışırtısı.

Eren’in odasından sızan müzik.

Melis’in telefonda konuşurken arada yükselen kahkahası.

Demir çalışma odasının kapısında durmuş bunları dinliyordu.

Masanın üzerinde dosyalar vardı.

Cemal Karaca.

Orhan Gür.

Vedat Keskin.

Yirmi yıl önceki liman kayıtları.

Hepsi birkaç adım uzağındaydı.

Demir elini kapının koluna koydu.

Sonra vazgeçti.

Kapıyı kapattı.

Dosyalar içeride kaldı.

Kendisi koridora çıktı.

—

Nesrin mutfakta kahve hazırlıyordu.

Demir içeri girdiğinde onu fark etti ama hemen dönmedi.

Nesrin: Dosyaların bitti mi?

Demir: Hayır.

Nesrin cezveyi ocaktan aldı.

Nesrin: Şaşırmadım.

Demir sandalyelerden birini çekti.

Demir: Bugün bitirmeyeceğim.

Nesrin bu kez ona döndü.

Birkaç saniye yüzüne baktı.

Nesrin: İyi misin?

Demir: Niye herkes bir şey bıraktığımda hasta olmuşum gibi davranıyor?

Nesrin’in dudaklarının kenarı kıvrıldı.

Nesrin: Çünkü seni tanıyoruz.

Demir: Dosyalar kaçmıyor.

Nesrin: Birkaç hafta önce bunu sana söylesem bana ne derdin?

Demir düşündü.

Demir: Hatırlamıyorum.

Nesrin: Yalancı.

Demir gülümsedi.

Nesrin iki fincan çıkardı.

Birini Demir’in önüne bıraktı.

Demir: Çay bekliyordum.

Nesrin: Bugün kahveyi hak ettin.

Demir fincana baktı.

Demir: Demek ödül sistemi başladı.

Nesrin: Fazla sevinme.

Demir kahveden bir yudum aldı.

Nesrin karşısına oturdu.

Birkaç dakika ikisi de konuşmadı.

Eskiden bu sessizliklerin içinde hep görünmeyen bir gerilim olurdu.

Söylenmemiş şeyler.

Demir’in birazdan kalkıp işine döneceği hissi.

Nesrin’in bunu belli etmemeye çalışması.

Şimdi ilk kez sessizlik yalnızca sessizlikti.

Nesrin ellerini fincanının etrafında tuttu.

Nesrin: İdil yazdı.

Demir: Vardılar mı?

Nesrin: Dün gece.

Demir: Nasılmışlar?

Nesrin: Yorgunlarmış.

Bir an durdu.

Nesrin: Bahar da iyi olduğunu söyledi.

Demir: Metin?

Nesrin: Ona sormadım.

Demir kaşlarını kaldırdı.

Nesrin: Şaka yapıyorum.

Demir: Senden beklemiyordum.

Nesrin: Ben eskiden de komiktim.

Demir: Bana denk gelmemiş.

Nesrin: Çünkü sen evde yoktun.

Cümle çıktığında ikisi de sustu.

Nesrin hemen geri almak istemedi.

Demir de yaralanmış gibi davranmadı.

Başını hafifçe salladı.

Demir: Doğru.

Nesrin gözlerini kahvesine indirdi.

Nesrin: Şaka yapacaktım.

Demir: Şakaydı zaten.

Nesrin: Biraz gerçekti.

Demir: En iyi şakalar öyle oluyor galiba.

Nesrin ona baktı.

Demir’in sesinde savunma yoktu.

Bu hâline alışması zaman alıyordu.

Nesrin: Sen gerçekten değiştin mi?

Demir soruyu duyunca bir an durdu.

Demir: Bilmiyorum.

Nesrin: Güzel cevap.

Demir: Değiştim dersem çok iddialı olur.

Nesrin: Eskiden derdin.

Demir: Eskiden çok şey söylüyormuşum.

Nesrin: Söylemekten çok karar veriyordun.

Demir: O daha doğru.

Nesrin fincanını masaya bıraktı.

Nesrin: Ben senden başka bir insan olmanı istemiyorum.

Demir: Biliyorum.

Nesrin: Bazen buna dikkat et.

Demir: Neye?

Nesrin: Bana kendini kanıtlamaya çalışma.

Demir kaşlarını hafifçe çattı.

Nesrin: Son günlerde sürekli burada olduğunu göstermeye çalışıyorsun.

Demir: Kötü mü?

Nesrin: Değil.

Bir an düşündü.

Nesrin: Ama bir süre sonra bunu da görev gibi yaparsan ikimiz de yoruluruz.

Demir sessizce dinledi.

Nesrin: Ben senden her dakika yanımda oturmanı istemiyorum.

Demir: İşe dönebilirim yani.

Nesrin: Bak hemen oraya gittin.

Demir istemeden güldü.

Nesrin de.

Nesrin: Denge diyorum.

Demir: O konuda çok iyi değilim.

Nesrin: Farkındayım.

Demir: Öğrenirim.

Nesrin: Acele etme.

Demir ona baktı.

Bu cümle son günlerde aralarında sık sık dönüyordu.

Acele etme.

Belki de yıllardır hiçbir şeyi yavaş yapmamışlardı.

Tartışmaları bile.

Demir: Tamam.

Nesrin: Bu kadar kolay mı?

Demir: Bazen seni dinliyorum.

Nesrin: Tarihe yazalım.

Demir kahvesinden bir yudum daha aldı.

Gülümsemesi yüzünde kaldı.

—

Öğleden sonra Melis bahçedeki şezlongda uzanmış telefonuna bakıyordu.

Aras’tan bir mesaj geldi.
Evde misin?

Melis cevap yazdı.
Hayır Mars’tayım.

Aras: Komik.

Melis: Öyle mi dersin?.

Birkaç saniye sonra yeni mesaj geldi.

Kapıyı aç.

Melis kaşlarını çattı.

Ayağa kalkıp bahçe kapısına yürüdü.

Aras dışarıda bekliyordu.

Elinde iki kâğıt kahve bardağı vardı.

Melis kapıyı açtı.

Melis: Zile basabilirdin.

Aras: Sürpriz etkisini kaybederdi.

Melis: Çok etkileyici.

Aras bardaklardan birini uzattı.

Aras: Bu senin.

Melis aldı.

Melis: İçinde ne var?

Aras: Kahve.

Melis: Onu anladım.

Aras: O zaman neden soruyorsun?

Melis: Ben ne içiyorum biliyor musun?

Aras durdu.

Bardağa baktı.

Sonra Melis’e.

Aras: Kahve.

Melis birkaç saniye ciddi kaldı.

Sonra güldü.

Aras: Çok kötü bir soru.

Melis: Henüz yeni başladın.

Aras: Şansımı zorlamayayım.

Birlikte bahçeye geçtiler.

Aras sandalyeye oturdu.

Melis karşısına geçti.

Son birkaç gün aralarında farklı bir rahatlık oluşmuştu.

Öpüştükleri geceyi ikisi de unutmuş değildi.

Ama acele edip adı konmuş bir ilişkiye çevirmemişlerdi.

Bu durum bazen işleri daha da garipleştiriyordu.

Melis kahvesinden içti.

Melis: Güzelmiş.

Aras: Doğru almışım yani.

Melis: Şans.

Aras: Kabul etmiyorsun.

Melis: Etmiyorum.

Aras ona baktı.

Melis: Ne?

Aras: Hiç.

Melis: Yüzün yine bir şeyler söylüyor.

Aras: Siz gerçekten bunu ailece kullanıyorsunuz.

Melis gülümsedi.

Aras cebinden telefonunu çıkardı.

Masaya bıraktı.

Melis: Rauf amca?

Aras’ın yüzündeki ifade hafifçe değişti.

Aras: Mesaj attı.

Melis: Ne dedi?

Aras: Nasılsın dedi.

Melis kaşlarını kaldırdı.

Melis: Vay.

Aras: Aynı tepkiyi verdim.

Melis: Cevap verdin mi?

Aras: Evet.

Melis: Ne yazdın?

Aras: İyiyim.

Melis: Yalan.

Aras: Çok uzun yazmak istemedim.

Melis: Başlangıç olarak kötü değil.

Aras başını salladı.

Aras: Garip.

Melis: Ne?

Aras: Adamla yıllardır düzgün konuşmuyorsun. Sonra bir gün iki kelime yazıyor.

Bir an durdu.

Aras: İyi geliyor.

Melis cevap vermedi.

Aras: Sinir bozucu.

Melis: Her iyi gelen şeye sinir olmaya çalışma.

Aras: Karakter özelliğim.

Melis: Değiştir.

Aras: Kolay mı?

Melis: Baban değişmeye başladı. Babam değişmeye başladı. Metin amca değişmeye başladı.

Aras: Toplu terapi lazım size.

Melis: Sana da.

Aras: Bana özellikle.

İkisi de güldü.

Aras’ın bakışları bir süre Melis’te kaldı.

Bu kez Melis fark ettiğinde kaçırmadı.

Aralarındaki sessizlik yine uzadı.

Melis: Ne düşünüyorsun?

Aras: Söylersem şımarmayacaksın.

Melis: O zaman söyleme.

Aras: Çok güzelsin.

Melis’in yüzündeki ifade değişti.

Beklemiyordu.

Aras da söylediği cümlenin ne kadar doğrudan çıktığını fark etmişti.

Melis kahvesine baktı.

Melis: Bu konuda biraz daha çalışabilirsin.

Aras: Kötü müydü?

Melis: Hayır.

Aras: Güzel.

Melis: Fazla sevinme.

Aras gülümsedi.

Aras: Dün geceki cümlelerini çalmaya başladın.

Melis: Sana yakışıyor.

Aras: Sana daha çok.

Melis gözlerini devirdi.

Ama yüzündeki gülümseme kaybolmadı.

—

Kapının arkasında Eren birkaç saniyedir onları izliyordu.

Demir koridordan geçerken oğlunu fark etti.

Demir: Ne yapıyorsun?

Eren hemen döndü.

Eren: Hiiç.

Demir: Niye kapıdan gizlice bakıyorsun?

Eren: Gizlice bakmıyodum.

Demir de dışarı baktı.

Aras ve Melis bahçede konuşuyordu.

Demir’in yüzü bir anda değişti.

Eren babasına baktı.

Eren: Sen niye öyle baktın?

Demir: Nasıl?

Eren: Bilmiyorum.

Demir: Bir şey yok.

Eren: Ablamla Aras abi sevgili mi?

Demir başını ona çevirdi.

Demir: Değiller.

Eren: Emin misin?

Demir: Evet.

Eren: Bence öyleler.

Demir: Eren.

Eren: Ne?

Demir: Odana git.

Eren: Niye?

Demir: Çünkü insanları izlemek ayıp.

Eren: Sen de bakıyorsun.

Demir birkaç saniye sustu.

Eren haklıydı.

Demir: Ben babayım.

Eren: Bununla ne alakası var?

Demir cevap bulamadı.

Arkasından Nesrin’in sesi geldi.

Nesrin: Hiçbir alakası yok.

Demir döndü.

Nesrin elinde çamaşır sepetiyle duruyordu.

Demir: Sen ne zamandır buradasın?

Nesrin: Yeterince.

Eren annesine baktı.

Eren: Anne, sence sevgililer mi?

Demir: Eren.

Nesrin gülümsemesini saklamaya çalıştı.

Nesrin: Bilmiyorum.

Eren: Bence öyleler.

Nesrin: Olabilir.

Demir hemen ona baktı.

Demir: Nesrin.

Nesrin: Ne?

Demir: Olabilir ne?

Nesrin: İki yetişkin insan.

Demir: Melis benim kızım.

Nesrin: Onu biliyorum.

Demir: Aras da...

Cümlesini bitirmedi.

Nesrin bekledi.

Demir: Aras.

Nesrin: Çok açıklayıcı.

Eren güldü.

Demir oğluna baktı.

Eren: Ben gidiyorum.

Bu kez kendi isteğiyle uzaklaştı.

Nesrin Demir’in yanına geldi.

Nesrin: Karışmayacaksın.

Demir: Karışmıyorum.

Nesrin: Daha hiçbir şey yokken yüzünle ilişkiyi bitirdin.

Demir: Abartıyorsun.

Nesrin dışarı baktı.

Melis’in Aras’a gülüşünü gördü.

Sonra Demir’e döndü.

Nesrin: Ayrıca Aras’ı seviyorsun.

Demir: Seviyorum.

Nesrin: Güveniyorsun.

Demir: Güveniyorum.

Nesrin: Sorun?

Demir birkaç saniye düşündü.

Demir: Melis.

Nesrin gülmeye başladı.

Demir: Ne?

Nesrin: Sorun Melis değil.

Demir: Ne o zaman?

Nesrin: Sensin.

Demir kaşlarını çattı.

Nesrin: Baba olduğun için.

Demir derin bir nefes verdi.

Demir: Çok komik.

Nesrin: Biraz.

Yanından geçerken Demir’in koluna dokundu.

Nesrin: Bırak.

Demir dışarıya baktı.

Aras o sırada bir şey söylemiş, Melis yeniden gülmüştü.

Demir’in yüzünde isteksizce küçük bir gülümseme oluştu.

Nesrin bunu gördü.

Nesrin: Bak, ölmedin.

Demir: Henüz.

Nesrin gülerek içeri geçti.

—

Akşam yemeği uzun zamandır ilk kez herkesin aynı anda masaya oturduğu bir yemekti.

Nesrin sofrayı hazırlarken Demir tabakları taşıdı.

Melis bunu görünce kapının önünde durdu.

Melis: Ne yapıyorsun?

Demir: Tabak taşıyorum.

Melis: Onu görüyorum.

Demir: O zaman?

Melis: Garip.

Demir: Nesi garip?

Melis: Ev işi yapıyorsun.

Demir tabaklardan birini masaya bıraktı.

Demir: Daha önce de yaptım.

Melis: Ne zaman?

Demir düşündü.

Melis bekledi.

Demir: Tarih vermek zorunda mıyım?

Melis gülmeye başladı.

Nesrin mutfaktan seslendi.

Nesrin: Melis, baban mutfağı keşfetti. Korkutma.

Demir başını mutfağa çevirdi.

Demir: Çok komiksiniz.

Nesrin: Biliyorum.

Eren masaya oturdu.

Eren: Aras abi geliyor mu?

Demir hemen ona baktı.

Eren: Ne?

Melis: Çağırmadım.

Eren: Çağırsaydın.

Demir sandalyesini çekti.

Demir: Aras’ın kendi evi var.

Melis: Bizde kalıyor zaten çoğu gün.

Demir: Geçici.

Eren: Bence burada yaşasın.

Demir: Neden?

Eren: Eğlenceli.

Demir: Ben eğlenceli değil miyim?

Masada sessizlik oldu.

Melis ve Eren birbirlerine baktılar.

Nesrin mutfaktan çıkıp Demir’e baktı.

Demir: Cevap vermeyin.

Melis gülmeye başladı.

Eren de.

Nesrin tabağı masaya koydu.

Nesrin: Kendin istedin.

Demir: Çok kötü bir ailesiniz.

Kapı zili çaldı.

Melis ayağa kalktı.

Demir: Kim?

Melis: Bilmiyorum.

Kapıya gitti.

Birkaç saniye sonra Aras’ın sesi duyuldu.

Aras: Rahatsız etmiyorum umarım.

Demir gözlerini kapattı.

Eren: Geldi.

Demir: Fark ettim.

Aras salona girdiğinde elinde bir tatlı kutusu vardı.

Aras: Annem gönderdi.

Nesrin hemen aldı.

Nesrin: Zahmet etmiş.

Aras: Beni gönderirken özellikle verdi.

Melis: Otur.

Aras Demir’e baktı.

Demir de ona.

Aras: Uygun mu?

Demir birkaç saniye bekledi.

Demir: Otur.

Aras: Bu kadar kolay olacağını düşünmemiştim.

Demir: Fikrimi değiştirebilirim.

Aras hemen sandalyeyi çekti.

Aras: Çok uygun.

Melis gülmemek için yüzünü çevirdi.

Yemek başladığında ilk birkaç dakika herkes günlük şeylerden konuştu.

Eren’in okuldan bir arkadaşının yaptığı saçma bir hareket.

Melis’in birkaç gün sonra yapacağı bir görüşme.

Aras’ın annesinin Urla’ya gelmeyi düşünüp düşünmediği.

Nesrin’in iş yerindeki küçük bir sorun.

Demir uzun süre dinledi.

Bir ara telefonu titredi.

Herkes fark etmedi.

Nesrin etti.

Demir ekrana baktı.

Tayfun.

Telefonu masaya ters çevirdi.

Nesrin hiçbir şey söylemedi.

Birkaç dakika sonra tekrar titredi.

Demir yine açmadı.

Aras bunu fark etti.

Aras: Açabilirsiniz.

Demir: Acil olsa tekrar arar.

Tam o sırada üçüncü kez titredi.

Masada kısa bir sessizlik oldu.

Demir telefona baktı.

Demir: Bu konuda kötü örnek oldum.

Nesrin: Aç.

Demir telefonu aldı.

Masadan kalktı.

Demir: İki dakika.

Nesrin başını salladı.

Demir bahçeye çıktı.

Aras birkaç saniye ardından baktı.

Melis: Ne?

Aras: Hiç.

Melis: Bir şey diyecektin.

Aras: Gerçekten değişmiş.

Nesrin bunu duydu.

Yüzünde küçük bir gülümseme oluştu.

Nesrin: Çalışıyor.

Aras: Belli.

Demir gerçekten iki dakika sonra geri döndü.

Telefonunu masaya koydu.

Nesrin: Bir şey var mı?

Demir: Vedat’ın iki şirketiyle ilgili yeni bilgi çıkmış.

Masadaki hava hafifçe değişti.

Demir bunu fark etti.

Demir: Ama yarın bakacağım.

Nesrin ona baktı.

Demir yemeğine devam etti.

Birkaç saniye sonra Eren sessizliği bozdu.

Eren: Hafta sonu bir yere gidelim mi?

Demir başını kaldırdı.

Eren: Ne?

Demir: Hiç.

Eren: Ben ciddi söylüyorum.

Melis: Nereye?

Eren: Fark etmez.

Aras: Çok iyi plan.

Eren: Sen karışma.

Aras: Tamam.

Eren: Deniz kenarı olabilir.

Melis: Zaten Urla’dayız.

Eren: Daha deniz kenarı.

Melis: Nasıl?

Eren: Bilmiyorum.

Nesrin güldü.

Sonra bir an düşündü.

Nesrin: Piknik yapalım.

Eren hemen doğruldu.

Eren: Olur.

Melis: Bana da olur.

Aras sessizce yemeğine devam etti.

Nesrin ona baktı.

Nesrin: Sen de gel.

Aras başını kaldırdı.

Aras: Ben mi?

Nesrin: Başka Aras var mı?

Aras’ın bakışları istemsizce Demir’e kaydı.

Demir bunu fark etti.

Demir: Bana niye bakıyorsun?

Aras: Bilmiyorum.

Melis: İzin istiyor.

Aras hemen ona döndü.

Aras: İzin istemiyorum.

Melis: Yüzün söyledi.

Aras: Siz bu cümleyi ailece yasaklayın.

Nesrin gülümsedi.

Demir birkaç saniye Aras’a baktı.

Aras: İsterseniz gelmeyebilirim.

Demir: Onu söylemedim.

Aras: Ama yüzünüz...

Demir: Tamamlama.

Aras sustu.

Demir: Gel.

Aras: Gerçekten mi?

Demir: Fikrimi değiştirmeden kabul et.

Aras: Kabul.

Melis masanın altında ayağıyla Aras’ın ayağına hafifçe vurdu.

Aras ona baktı.

Melis gülümsüyordu.

Demir ikisinin hareketini fark etmedi.

Nesrin fark etti.

Bir şey söylemedi.

Sadece suyundan içti.

Eren: Pazar mı?

Nesrin: Pazar.

Eren: Sabah erken çıkalım.

Demir: Sen sabah erken kalkabilir misin?

Eren: Kalkarım.

Melis: Yalan.

Eren: Kalkarım.

Aras: Ben uyandırırım.

Eren: Sen burada mı kalacaksın?

Aras: Bilmiyorum.

Demir hemen konuştu.

Demir: Kalmayacak.

Masada kahkaha koptu.

Demir de birkaç saniye sonra gülümsemek zorunda kaldı.

Uzun zamandır ilk kez masada kimse yirmi yıl önceki bir geceden konuşmuyordu.

Kimse Cemal’in adını anmıyordu.

Vedat yalnızca birkaç saniyeliğine konuşmaya girmiş, sonra yeniden dışarıda kalmıştı.

Sanki hayat, sonunda onların başına gelenlerden daha büyük olduğunu hatırlatıyordu.

---

Yemekten sonra Eren ve Aras salonda oyun açtı.

Melis yanlarında oturmuş ikisine karışıyordu.

Demir verandadaki koltuğa geçti.

Nesrin birkaç dakika sonra elinde iki bardakla yanına geldi.

Demir: Yine çay mı?

Nesrin: Evet.

Demir bardağı aldı.

Nesrin yanına oturdu.

İçeriden Eren’in sesi geliyordu.

Eren: Aras abi hile yapıyorsun.

Aras: Ne hilesi?

Melis: Bayağı hile yapıyorsun.

Aras: İkiniz de kaybedince bahane buluyorsunuz.

Demir istemeden gülümsedi.

Nesrin onu izledi.

Nesrin: Seviyorsun.

Demir: Kimi?

Nesrin: Hepsini.

Demir içeridekilere baktı.

Demir: Evet.

Nesrin başını koltuğun arkasına yasladı.

Nesrin: Uzun zamandır ev böyle değildi.

Demir: Nasıl?

Nesrin: Canlı.

Demir birkaç saniye düşündü.

Haklıydı.

Yıllarca evlerinde düzen olmuştu.

Sessizlik olmuştu.

Güven olmuştu belki.

Ama bir şey eksilmişti.

Demir: Benim yüzümden mi?

Nesrin hemen ona baktı.

Nesrin: Her şeyi kendine bağlama.

Demir: Soruyorum.

Nesrin: Bir kısmı.

Demir başını salladı.

Nesrin: Bir kısmı hayat.

Demir: Güzel kurtardın.

Nesrin: Seni rahatlatmak için söylemedim.

Demir gülümsedi.

Bir süre sonra Nesrin başını omzuna yasladı.

Demir elindeki bardağı sehpaya bıraktı.

Nesrin: Pazar gerçekten gelecek misin?

Demir: Nereye?

Nesrin başını kaldırdı.

Nesrin: Pikniğe.

Demir: Tabii.

Nesrin: Telefonunla birlikte mi?

Demir: Telefon olmadan nasıl çıkayım?

Nesrin: Anladın ne dediğimi.

Demir düşündü.

Demir: Sessize alırım.

Nesrin: Gerçekten?

Demir: Acil bir şey olursa bakarım.

Nesrin kaşlarını kaldırdı.

Demir: Pazarlık yapıyoruz.

Nesrin: Ben kazandım.

Demir: Daha başlamadık.

Nesrin yeniden omzuna yaslandı.

Nesrin: Pazar günü Demir Arıkan yok.

Demir: Ben nereye gidiyorum?

Nesrin: Savcı Demir Arıkan yok.

Demir’in yüzü yumuşadı.

Nesrin: Sadece Demir.

Demir birkaç saniye sessiz kaldı.

Demir: Onu uzun zamandır tanımıyorum.

Nesrin: Ben tanıyorum.

Demir başını ona doğru çevirdi.

Nesrin gözlerini kapatmıştı.

Demir: Hâlâ mı?

Nesrin: Hâlâ.

Demir’in yüzünde belli belirsiz bir gülümseme oluştu.

İçeriden bir anda büyük bir gürültü geldi.

Demir doğruldu.

Demir: Ne oldu?

Eren: Bir şey yok.

Aras: Kumanda düştü.

Melis: Aras düşürdü.

Aras: Bana niye atıyorsun?

Demir tekrar arkasına yaslandı.

Nesrin güldü.

Demir: Çok huzurlu bir aile olduk.

Nesrin: Daha iyi.

Demir ona baktı.

Nesrin: Sessizliğimizden iyidir.

Demir cevap vermedi.

Çünkü bu konuda haklı olduğunu ikisi de biliyordu.

—

Gece herkes odasına çekildikten sonra Demir çalışma odasına uğradı.

Işığı açtı.

Masadaki dosyalara baktı.

Vedat’ın şirket kayıtları en üstteydi.

Tayfun’un gönderdiği yeni bilgiler telefonundaydı.

Demir sandalyeye oturdu.

Dosyanın kapağını açtı.

İlk sayfayı çevirdi.

Sonra durdu.

Koridordan Nesrin’in ayak sesi geldi.

Demir saate baktı.

Dosyaya yeniden baktı.

Kapağını kapattı.

Işığı söndürdü.

Yatak odasına girdiğinde Nesrin yatağın kendi tarafındaydı.

Elinde kitap vardı.

Demir’in geldiğini görünce saate baktı.

Nesrin: Bu kadar mı?

Demir: Ne?

Nesrin: Çalışma odası.

Demir ceketini çıkardı.

Demir: Yarın.

Nesrin’in yüzünde küçük bir şaşkınlık oluştu.

Demir bunu fark etti.

Demir: Fazla belli etme.

Nesrin: Neyi?

Demir: Şaşırdığını.

Nesrin: Biraz gururlandım.

Demir ona baktı.

Nesrin kitabını kapattı.

Nesrin: Çok az.

Demir: Yeter.

Yatağın diğer tarafına geçti.

Nesrin bir süre kitabın kapağıyla oynadı.

Demir: Ne okuyorsun?

Nesrin kitabı ona gösterdi.

Demir: Bunu bitirmemiş miydin?

Nesrin: Yıllar önce.

Demir: Neden tekrar?

Nesrin: Bazı şeyleri ikinci kez okuyunca başka geliyor.

Demir birkaç saniye ona baktı.

Nesrin de söylediği cümlenin başka bir yere gittiğini fark etmişti.

Ama geri almadı.

Demir: Bazı insanlar da öyle galiba.

Nesrin’in gözleri ona döndü.

Nesrin: Belki.

Demir yatağa uzandı.

Nesrin ışığı kapatmadan önce ona baktı.

Nesrin: Pazar günü güzel geçsin istiyorum.

Demir: Geçecek.

Nesrin: Söz verme.

Demir sustu.

Sonra düzeltti.

Demir: Güzel geçmesi için uğraşırım.

Nesrin gülümsedi.

Nesrin: Öğreniyorsun.

Işığı kapattı.

Oda karanlığa gömüldü.

Demir birkaç saniye tavana baktı.

İlk kez ertesi günü düşünürken aklına yalnızca dosyalar gelmiyordu.

Pazar.

Nesrin.

Melis.

Eren.

Aras.

Bir masa.

Belki deniz kenarı.

Belki birkaç saat boyunca hiçbirinin geçmiş hakkında konuşmadığı sıradan bir gün.

Demir uzun zamandır sıradanlığın bu kadar değerli olabileceğini unutmuştu.

Nesrin yanında sessizce nefes alıyordu.

Demir gözlerini kapattı.

Birkaç günlüğüne de olsa hayatlarının normale döndüğünü düşünmek istedi.

Ve o gece, uzun zamandır ilk kez buna gerçekten inandı.

—

Ertesi sabah Demir çalışma odasına herkesten önce indi.

Geceden kapalı bıraktığı dosyalar hâlâ masanın üzerindeydi.

Vedat’ın şirket kayıtları.

Liman hareketleri.

Banka dekontları.

Sahte ortaklıklar.

İsim değiştirerek devam eden firmalar.

Demir sandalyeye oturdu.

Bir süre hiçbir şeye dokunmadı.

Sonra telefonu eline aldı.

Tayfun’un gönderdiği belgeleri tekrar açtı.

Bu kez öfkeyle değil.

Daha sakin.

Daha sistemli.

Vedat’ın yirmi yıldır kurduğu düzenin en büyük gücü karmaşık görünmesiydi.

Her şirket başka birine aitti.

Her para transferi başka bir hesaptan geçiyordu.

Her isim bir başkasının arkasına saklanmıştı.

Ama bütün yollar aynı yere çıkıyordu.

Vedat Keskin.

Demir dosyanın ilk sayfasını açtı.

Kalemi eline aldı.

Bir şirketin adını daire içine aldı.

Altına başka bir şirket yazdı.

Sonra bir banka hesabı.

Bir liman deposu.

Bir isim.

Tek tek.

Yıllardır birbirinden bağımsız görünen parçalar yavaş yavaş aynı çizginin üzerine oturmaya başladı.

Demir sabahın ilk iki saatinde kimseyi aramadı.

Sadece çalıştı.

Saat sekize yaklaşırken kapı hafifçe çalındı.

Nesrin içeri girdi.

Elinde kahve vardı.

Masadaki dosya yığınını görünce durdu.

Nesrin: Dün yarın demiştin.

Demir başını kaldırdı.

Demir: Bugün yarın oldu.

Nesrin kısa bir nefes verdi.

Nesrin: Teknik olarak haklısın.

Demir: Teşekkür ederim.

Nesrin fincanı masasına bıraktı.

Nesrin: Ne buldun?

Demir birkaç saniye sustu.

Sonra önündeki kâğıtlardan birini ona çevirdi.

Demir: Vedat’ın sistemi sandığımızdan büyük.

Nesrin: Ne kadar?

Demir: Şimdilik on iki şirket.

Nesrin’in yüzü değişti.

Demir: Altısı aktif. Üçü farklı isimlerle yeniden kurulmuş. İkisi yurt dışına para aktarıyor.

Nesrin: Bunu tek başına mı yaptın?

Demir: Hayır.

Nesrin bakışını kaldırdı.

Demir: Tayfun yardım ediyor.

Nesrin: Güzel.

Demir kaşlarını hafifçe çattı.

Nesrin: Ne?

Demir: Eskiden olsa “yine tek başına yaptın” derdin.

Nesrin: Çünkü eskiden öyle yapardın.

Demir başını salladı.

Nesrin ona baktı.

Nesrin: Ne yapacaksın?

Demir: Hepsini aynı anda vuracağız.

Nesrin: Vuracağız?

Demir hemen düzeltti.

Demir: Hukuken.

Nesrin: İyi ki ekledin.

Demir’in yüzünde küçük bir gülümseme oluştu.

Sonra tekrar ciddileşti.

Demir: Eğer şirketlerden birini kapatırsak diğerlerini boşaltır.

Nesrin: O yüzden hepsi aynı anda.

Demir: Evet.

Nesrin birkaç saniye dosyalara baktı.

Nesrin: Tehlikeli mi?

Demir bu kez hemen “hayır” demedi.

Nesrin bunu fark etti.

Demir: Olabilir.

Nesrin: Vedat açısından mı?

Demir: Her açıdan.

Nesrin gözlerini ona çevirdi.

Demir: Ama bu sefer hazırlıksız değiliz.

Nesrin başını salladı.

Nesrin: Pazar hâlâ geçerli mi?

Demir bir an şaşırdı.

Demir: Piknik mi?

Nesrin: Evet.

Demir: Geçerli.

Nesrin: Dosyaları bahane etmeyeceksin?

Demir: Etmeyeceğim.

Nesrin: Emin misin?

Demir: Nesrin.

Nesrin: Sadece kontrol ediyorum.

Demir gülümsedi.

Demir: Pazar günü savcı Demir yok.

Nesrin’in yüzü yumuşadı.

Nesrin: Güzel.

Kapıya yöneldi.

Demir arkasından baktı.

Nesrin çıkmadan önce döndü.

Nesrin: Kahveni iç.

Demir fincana baktı.

Demir: Emredersiniz.

Nesrin: Çok komiksin.

Demir: Biliyorum.

Nesrin odadan çıktı.

Demir birkaç saniye kapıya baktı.

Sonra dosyaya geri döndü.

Bu kez önünde yalnızca Vedat’ın suçları yoktu.

Koruması gereken bir pazar günü de vardı.

—

Saat dokuzda Tayfun geldi.

Kerem de kısa süre sonra eve uğradı.

Aras ise kahvaltıdan sonra çalışma odasının kapısında belirdi.

Demir onu görünce kaşlarını kaldırdı.

Demir: Sen niye buradasın?

Aras: Günaydın.

Demir: Günaydın. Niye buradasın?

Aras: Çok sıcak karşıladınız.

Kerem başını bilgisayarından kaldırmadan konuştu.

Kerem: Melis.

Aras ona baktı.

Aras: Sana sormadım.

Kerem: Tahmin ettim.

Demir Aras’a baktı.

Aras: Ayrıca merak ediyorum.

Demir: Neyi?

Aras masadaki dosyaları işaret etti.

Aras: Vedat’ı.

Demir birkaç saniye düşündü.

Sonra boş sandalyeyi gösterdi.

Demir: Otur.

Aras: Bu kadar kolay mı?

Demir: Fikrimi değiştirebilirim.

Aras hemen oturdu.

Tayfun elindeki dosyayı açtı.

Tayfun: Mali suçlardan ilk cevap geldi.

Demir: Ne var?

Tayfun: İki hesabın dondurulması için yeterli bağlantı bulundu.

Demir: Sadece iki mi?

Tayfun: Şimdilik.

Demir: Yetmez.

Tayfun: Biliyorum.

Kerem bilgisayarı çevirdi.

Kerem: Üçüncü hesapla ilgili zinciri tamamladım.

Demir ekrana yaklaştı.

Kerem: Para buradan çıkıyor.

Bir şirketi işaret etti.

Kerem: Sonra Hollanda merkezli bir paravan şirkete gidiyor. Oradan geri dönüyor.

Aras: Niye geri döndürüyorlar?

Kerem: Kaynağı temiz göstermek için.

Aras: Para aklamak yani.

Demir başını salladı.

Aras: Bunu açıkça söyleyebilirdin.

Kerem: Söyledim zaten.

Aras: Hayır, ekonomi dersi verdin.

Kerem: Senin için sadeleştirdim.

Aras: Sağ ol.

Demir: İkiniz sonra devam edin.

Tayfun başka bir belge çıkardı.

Tayfun: Depolar.

Demir: Kaç tane?

Tayfun: Dört.

Demir: Limandaki?

Tayfun: İkisi.

Demir’in yüzü sertleşti.

Tayfun: Eski depo da bunlardan biri.

Oda kısa süre sessizleşti.

Aras’ın bakışları Demir’e kaydı.

Demir: Kullanılıyor mu?

Tayfun: Resmî kayıtta hayır.

Kerem: Ama elektrik tüketimi var.

Demir ona baktı.

Kerem: Son üç ayda düzenli.

Demir: Güzel.

Tayfun: Güzel mi?

Demir: Arama kararı için bir parça daha.

Tayfun başını salladı.

Demir: Savcılığa hepsini birlikte sunacağız.

Tayfun: Hepsini aynı gün mü?

Demir: Aynı saat mümkünse.

Aras: Vedat kaçamasın diye.

Demir ona baktı.

Aras: Öğreniyorum.

Demir: Belli.

Kerem: Bir de şirketlerdeki yönetici isimlerine bakın.

Demir ekrana döndü.

Üç isim vardı.

Demir: Bunları tanımıyorum.

Kerem: Tanımamanız normal.

Tayfun: Neden?

Kerem: Üçü de Vedat’ın eski çalışanlarının ailelerinden.

Aras: Yani şirketleri doğrudan kendi adına tutmuyor.

Kerem: Hiçbirini.

Demir: Bir tanesi bile Vedat’a doğrudan bağlanıyor mu?

Kerem başka bir belge açtı.

Kerem: Bu.

Eski tarihli bir imza sirküsü.

Vedat Keskin’in adı vardı.

Demir belgeyi eline aldı.

Bir süre baktı.

Demir: Tamam.

Tayfun onun yüzünü görünce anladı.

Tayfun: Bugün mü?

Demir: Bugün.

—

Öğleye doğru işlemler başladı.

İlk karar geldiğinde Demir salondaydı.

Telefonuna düşen mesajı açtı.

Keskin Lojistik’in hesaplarına tedbir konuldu.

Beş dakika sonra ikinci mesaj.

Arama kararı onaylandı.

Ardından üçüncü.

Liman deposu için ekipler yola çıktı.

Demir telefonu masaya bıraktı.

Aras karşısında oturuyordu.

Aras: Başladı mı?

Demir: Başladı.

Aras: Vedat biliyor mudur?

Demir: Birkaç dakika içinde öğrenir.

Aras arkasına yaslandı.

Aras: Ne hissediyorsunuz?

Demir ona baktı.

Demir: Ne hissetmem gerekiyor?

Aras: Bilmiyorum. Yirmi yıldır hayatınızı karıştıran adamın düzenini bozuyorsunuz.

Demir: Mutlu olmamı mı bekliyorsun?

Aras: Biraz.

Demir başını iki yana salladı.

Demir: Bu iş bittiğinde mutlu olacağım.

Aras: Bitiyor mu?

Demir cevap vermedi.

Çünkü kendi içinde aynı soruyu soruyordu.

Vedat’ın şirketleri.

Parası.

Adamları.

Bunların hepsi yıkılabilirdi.

Ama Orhan hâlâ dışarıdaydı.

Cemal’i öldürme emrini veren kişi hâlâ bilinmiyordu.

Demir: Daha değil.

Aras başını salladı.

Telefon yeniden çaldı.

Tayfun.

Demir açtı.

Demir: Söyle.

Tayfun: İlk depodayız.

Demir: Ne var?

Tayfun: Beklediğimizden fazla.

Demir ayağa kalktı.

Demir: Ne demek fazla?

Tayfun: Kaçak sevkiyat kayıtları. Sahte faturalar. Bazı silahlar.

Demir’in yüzü sertleşti.

Tayfun: Bir de eski evraklar var.

Demir: Dokunmayın.

Tayfun: Ekip inceliyor zaten.

Demir: Ben geliyorum.

Telefonu kapattı.

Aras da ayağa kalktı.

Demir: Sen kal.

Aras: Niye?

Demir: Çünkü operasyon alanı.

Aras: Benim de bu olayla...

Demir: Aras.

Aras kısa bir nefes verdi.

Aras: Tamam.

Demir şaşırdı.

Aras: Ne?

Demir: Bir şey yok.

Aras: Beklemiyordunuz.

Demir: Biraz.

Aras: Gelişiyorum.

Demir: Yavaş.

Aras: Aynı cümleleri kullanmaya başladınız.

Demir ceketini aldı.

Tam çıkacakken Aras seslendi.

Aras: Demir Bey.

Demir döndü.

Aras: Dikkatli olun.

Demir birkaç saniye ona baktı.

Demir: Olurum.

—

Liman deposunun önü polis araçlarıyla doluydu.

Demir indiğinde Tayfun onu kapıda karşıladı.

Tayfun: İçerisi temiz.

Demir: Vedat?

Tayfun: Yok.

Demir: Beklemiyordum zaten.

İçeri girdiler.

Depo yıllar önceki fotoğraflardaki hâlinden çok farklıydı.

Raflar yenilenmişti.

Bazı bölümler kapatılmıştı.

Ama duvarlar aynıydı.

Demir yürürken bir an yirmi yıl önceki gece zihnine geldi.

Kan.

Silah sesleri.

Cemal.

Bu kez görüntünün peşinden gitmedi.

Önüne baktı.

Tayfun: Burada.

Arka odalardan birine geçtiler.

Masanın üzerinde belgeler vardı.

Bir memur fotoğraf çekiyordu.

Tayfun dosyalardan birini gösterdi.

Tayfun: Son üç yılın sevkiyatları.

Demir sayfaları çevirdi.

Her şey kodlarla yazılmıştı.

Demir: Çözebilir miyiz?

Tayfun: Mali ekip uğraşıyor.

Başka bir memur yanlarına geldi.

Memur: Savcım.

Demir: Efendim?

Memur: Arka tarafta gizli bir oda bulduk.

Demir Tayfun’a baktı.

Birlikte ilerlediler.

Rafın arkasında küçük bir metal kapı vardı.

İçeri girdiklerinde Demir’in yüzü değişti.

Duvarlarda fotoğraflar vardı.

İnsanlar.

Araçlar.

Evler.

Bazılarının altına tarih yazılmıştı.

Demir yavaşça ilerledi.

Sonra durdu.

Kendi fotoğrafı.

Nesrin.

Melis.

Eren.

Aras.

Hepsinin ayrı ayrı çekilmiş görüntüleri vardı.

Demir’in çenesi gerildi.

Tayfun: Demir.

Demir, Nesrin’in fotoğrafını duvardan indirdi.

Fotoğraf birkaç hafta önce çekilmişti.

Ofisten çıkarken.

Demir’in yüzündeki ifade bir anda değişti.

Demir: Bunlar ne zamandır burada?

Memur: Henüz bilmiyoruz.

Demir diğer fotoğraflara baktı.

Aras’ın vurulduğu günden önce çekilmiş görüntüler de vardı.

Demir: Vedat bizi izliyordu.

Tayfun: Öyle görünüyor.

Demir fotoğrafları tek tek inceledi.

Eren’in okuldan çıkışı.

Melis’in arabası.

Nesrin’in ofisi.

Kendi evleri.

Aras’ın kullandığı araç.

Demir: Hepsini delile alın.

Memur: Tabii.

Demir Nesrin’in fotoğrafını bırakırken eli birkaç saniye üzerinde kaldı.

Tayfun bunu fark etti.

Tayfun: Ailene koruma verelim.

Demir: Zaten var.

Tayfun: Artıralım.

Demir hemen başını salladı.

Demir: Bugün.

Tayfun: Tamam.

Demir telefonunu çıkardı.

Nesrin’i aradı.

İkinci çalışta açtı.

Nesrin: Efendim?

Demir’in sesi normal çıkmaya çalıştı.

Demir: Neredesin?

Nesrin: Ofiste.

Demir: Tek misin?

Nesrin bir an sustu.

Nesrin: Neden?

Demir: Sadece soruyorum.

Nesrin: Demir.

Demir gözlerini fotoğraflardan ayırmadı.

Demir: Vedat’ın depolarından birindeyim.

Nesrin: Tamam.

Demir: Burada fotoğraflarımız var.

Karşı tarafta sessizlik oldu.

Nesrin: Ne fotoğrafı?

Demir: Takip edilmişiz.

Nesrin’in sesi ciddileşti.

Nesrin: Çocuklar?

Demir: Onların da.

Nesrin: Ne zamandır?

Demir: Bilmiyorum.

Nesrin: Demir...

Demir: Sakin ol.

Nesrin: Bana sakin ol deme.

Demir gözlerini kapattı.

Demir: Haklısın.

Nesrin kısa bir nefes verdi.

Demir: Koruma artırılıyor.

Nesrin: Pazar?

Demir bir an sustu.

Nesrin bunu fark etti.

Nesrin: İptal mi?

Demir odadaki fotoğraflara baktı.

Vedat’ın onları izlediğini biliyordu.

Ama hayatlarını tamamen onun korkusuna göre yaşamalarını da istemiyordu.

Demir: Hayır.

Tayfun hemen ona baktı.

Nesrin: Emin misin?

Demir: Evet.

Nesrin: Güvenli olacak mı?

Demir: Olması için gerekeni yapacağım.

Nesrin sustu.

Demir: Söz vermiyorum.

Nesrin’in sesi biraz yumuşadı.

Nesrin: Öğreniyorsun.

Demir’in yüzünde çok kısa bir gülümseme oluştu.

Demir: Eve geçince konuşuruz.

Nesrin: Tamam.

Telefon kapandı.

Tayfun: Pikniğe mi gidiyorsunuz?

Demir: Evet.

Tayfun: İyi fikir mi?

Demir ona baktı.

Demir: Çocuklar haftalardır bu işin içinde.

Tayfun: Biliyorum.

Demir: Bir gün normal yaşamak istiyorlar.

Tayfun: Vedat dışarıda.

Demir: O yüzden koruma olacak.

Tayfun başını salladı.

Demir: Vedat benim ailemi evin içine kapatamayacak.

Tayfun: İnat yapma.

Demir: İnat değil.

Bir an durdu.

Demir: Hayat.

Tayfun cevap vermedi.

—

Aynı saatlerde Vedat Keskin bir otel odasında televizyonun karşısında oturuyordu.

Ekranın altından son dakika haberi geçiyordu.

Liman operasyonunda çok sayıda belge ele geçirildi.

Vedat’ın önündeki telefon aralıksız çalıyordu.

Açmıyordu.

Odada yanında iki adam vardı.

Biri pencerenin önünde duruyordu.

Diğeri telefonuna bakıyordu.

Adam: Keskin Lojistik’in bütün hesapları bloke edildi.

Vedat televizyona bakmaya devam etti.

Adam: Limandaki iki depo gitti.

Vedat cevap vermedi.

Adam: Rotterdam hesabı da bloke edilmiş.

Vedat: Ne kadar?

Adam: Tamamı.

Vedat’ın yüzünde hiçbir değişiklik olmadı.

Adam: Vedat Bey...

Vedat kumandayı eline aldı.

Televizyonun sesini kapattı.

Vedat: Devam et.

Adam: Üç kişi gözaltında.

Vedat: İsim?

Adam söyledi.

Vedat başını hafifçe salladı.

Adam: Biri konuşabilir.

Vedat: Konuşsun.

Adam şaşırdı.

Adam: Ne?

Vedat ona baktı.

Vedat: Demir zaten yeterince şey biliyor.

Adam: O zaman ne yapacağız?

Vedat arkasına yaslandı.

Masadaki dosyayı açtı.

İçinden birkaç fotoğraf çıkardı.

Demir’in evi.

Nesrin’in ofisi.

Melis.

Eren.

Aras.

Adam fotoğraflara baktı.

Adam: Demir bunları bulmuş olabilir.

Vedat: Buldu.

Adam: Nereden biliyorsunuz?

Vedat: Çünkü o odayı bulmasını istedim.

Adamın yüzü değişti.

Vedat fotoğraflardan birini eline aldı.

Demir’in görüntüsü.

Vedat: Demir’in bir sorunu var.

Adam: Nedir?

Vedat: Her şeyi kontrol edebileceğini düşünüyor.

Adam cevap vermedi.

Vedat Demir’in fotoğrafını masaya bıraktı.

Nesrin’in fotoğrafını aldı.

Uzun süre baktı.

Adam: Demir’i mi hedefliyoruz?

Vedat: Hayır.

Adam: O zaman?

Vedat’ın bakışları Nesrin’in fotoğrafından ayrılmadı.

Vedat: Demir beni parasız bırakabilir.

Bir an durdu.

Vedat: Adamlarımı alabilir.

Fotoğrafı başparmağıyla tuttu.

Vedat: Şirketlerimi kapatabilir.

Adam sessizce bekledi.

Vedat: Ama bir şeyi hâlâ anlamadı.

Adam: Neyi?

Vedat fotoğrafı masaya bıraktı.

Vedat: Benim kaybedecek hiçbir şeyim kalmadı.

Odanın içinde sessizlik oldu.

Vedat ayağa kalktı.

Pencereye yürüdü.

Aşağıdaki trafiğe baktı.

Vedat: Onunsa var.

Adamın bakışları masadaki fotoğraflara indi.

Adam: Ailesi.

Vedat: Evet.

Adam: Ne yapacağız?

Vedat cevap vermeden önce telefonunu çıkardı.

Bir mesaj açtı.

Ekranda bir konum vardı.

Altında pazar günü için oluşturulmuş bir güzergâh.

Adam bunu görünce yüzü ciddileşti.

Adam: Ne zaman hazırladınız bunu?

Vedat: Bir süre önce.

Adam: Operasyondan önce mi?

Vedat: Evet.

Adam: Yani Demir’in bugün yaptıkları...

Vedat arkasını döndü.

Vedat: Hiçbir şeyi değiştirmedi.

Adam: Plan ne?

Vedat birkaç saniye sustu.

Sonra masaya geldi.

Nesrin’in fotoğrafını diğerlerinden ayırdı.

Vedat: Demir’i öldürmeyeceğiz.

Adam kaşlarını çattı.

Adam: Neden?

Vedat’ın sesi sakindi.

Bu sakinlik, öfkesinden daha kötüydü.

Vedat: Ölmek kolay.

Fotoğrafı masanın ortasına bıraktı.

Vedat: Ben onun yaşamasını istiyorum.

Adam cevap vermedi.

Vedat: Her sabah uyandığında bir şeyi hatırlamasını.

Adam: Neyi?

Vedat’ın gözleri Nesrin’in fotoğrafında kaldı.

Vedat: Benim elimden aldığı her şeyin bir bedeli olduğunu.

Telefonunu tekrar eline aldı.

Tek bir mesaj gönderdi.

Pazar planı değişmedi.

Mesaj iletildi.

Vedat telefonu masaya bıraktı.

—

Demir eve geldiğinde herkes salondaydı.

Eren yerde oturmuş televizyon izliyordu.

Melis telefonuyla uğraşıyor, Aras da koltuğun diğer ucunda bir şeyler okuyordu.

Nesrin Demir’i görür görmez yüzüne baktı.

Demir’in aklında hâlâ depodaki fotoğraflar vardı.

Nesrin.

Melis.

Eren.

Aras.

Hepsinin günlerce izlendiğini gösteren görüntüler.

Ama yüzüne hiçbir şey yansıtmadı.

Ceketini çıkarıp koltuğun arkasına bıraktı.

Nesrin: Nasıl geçti?

Demir: Yoğundu.

Nesrin: Operasyon?

Demir: Beklediğimizden iyi.

Aras başını kaldırdı.

Aras: Vedat?

Demir: Yoktu.

Aras: Kaçmış mı?

Demir: Muhtemelen.

Aras’ın yüzü gerildi.

Aras: Şaşırmadım.

Demir: Adamlarını bulduk. Belgeler de var.

Melis: Yani iyi haber mi?

Demir birkaç saniye durdu.

Demir: Şimdilik evet.

Bu cümleyi söylerken gözleri istemsizce ailesinin üzerinde dolaştı.

Melis.

Eren.

Nesrin.

Sonra Aras.

Hepsi güvendeydi.

Şimdilik.

Nesrin: Sen iyi misin?

Demir ona döndü.

Demir: İyiyim.

Nesrin birkaç saniye yüzüne baktı.

Demir gözlerini kaçırmadı.

Bu kez yalanını belli etmemek zorundaydı.

Nesrin sonunda başını salladı.

Eren: Pazar gidiyoruz değil mi?

Demir: Nereye?

Eren şaşkınlıkla baktı.

Eren: Pikniğe.

Demir: Unutmadım.

Eren: Bir an unuttun sandım.

Melis: Babam artık dosyadan başka şeyler de hatırlıyor.

Demir: Çok komik.

Nesrin gülümsedi.

Nesrin: Gidiyoruz yani.

Demir birkaç saniye cevap vermedi.

Depodaki duvar gözünün önüne geldi.

Fotoğraflar.

Ailesinin haberi bile olmadan izlenen hayatları.

Pikniği iptal etmek en kolay seçenekti.

Ama nedenini açıklaması gerekirdi.

Bunu yapmak istemiyordu.

Henüz değil.

Demir: Gidiyoruz.

Eren: Güzel.

Nesrin: Gerçekten mi?

Demir ona baktı.

Demir: Gerçekten.

Nesrin: Son dakika iş çıkarmak yok.

Demir: Yok.

Nesrin: Telefon?

Demir: Sessizde.

Melis: Bu tarihi bir gün olacak.

Aras: Ben fotoğrafını çekerim.

Demir ona baktı.

Aras: Şaka yaptım.

Masada kısa bir gülüşme oldu.

Demir de gülümsedi.

Ama yüzündeki gülümseme birkaç saniyeden fazla kalmadı.

Çünkü onlar konuşurken zihninin bir tarafında çoktan başka bir plan kuruluyordu.

Güzergâh değişecekti.

Araç sabah yeniden kontrol edilecekti.

Koruma araçları daha uzaktan takip edecekti.

Kimse piknik yerini son ana kadar bilmeyecekti.

Bunların hiçbirini ailesine söylemeyecekti.

Onların o günü gerçekten sıradan bir gün sanmasını istiyordu.

Nesrin yanından geçerken koluna dokundu.

Nesrin: Bir şey mi düşünüyorsun?

Demir hemen ona baktı.

Demir: Pazar ne götüreceğimizi.

Nesrin kaşlarını kaldırdı.

Nesrin: Sen mi?

Demir: Yardım edebilirim.

Nesrin: Tamam, kesin bir şey var.

Demir gülümsedi.

Demir: Abartma.

Nesrin: Seni tanıyorum.

Bu cümle Demir’in içinde bir yere dokundu.

Ama belli etmedi.

Nesrin mutfağa geçti.

Demir arkasından baktı.

Sonra çocuklarına.

Aras bir şey söylemiş, Melis ona gülüyordu.

Eren hâlâ televizyonla uğraşıyordu.

Demir o an kararını verdi.

Vedat’ın onları izlediğini hiçbiri bilmeyecekti.

Korkmalarını istemiyordu.

Hayatlarını bir kez daha Vedat’ın belirlemesini istemiyordu.

Ve en önemlisi, yaklaşan tehlikenin ne kadar yakın olduğunu kendisi de henüz bilmiyordu.

—

Aras, Eren’i birkaç metre geride tutuyordu.

Eren annesini yerde gördüğü anda ne olduğunu anlamıştı.

Demir dizlerinin üzerindeydi.

Melis annesinin elini tutuyordu.

Sağlık görevlilerinin yüzündeki ifade bile yeterliydi.

Eren bir süre hiç hareket etmedi.

Aras kolunu omzuna koydu.

Eren: Çek elini.

Aras: Eren...

Eren: Çek.

Aras elini indirdi.

Eren yavaşça yürümeye başladı.

Koşmadı.

Bağırmadı.

Sanki hızlı giderse gördüğü şey daha gerçek olacakmış gibi ağır ağır yaklaştı.

Demir başını kaldırdığında oğlunu gördü.

Eren’in gözleri annesindeydi.

Eren: Anne.

Nesrin cevap vermedi.

Eren yanına çöktü.

Melis ağlıyordu.

Eren annesinin yüzüne baktı.

Uzun uzun.

Sonra elini tuttu.

Parmakları titremeye başladı.

Eren: Ne zaman?

Demir’in boğazı düğümlendi.

Demir: Daha...

Cümlesini tamamlayamadı.

Eren başını eğdi.

Eren: Tamam.

Sadece bunu söyledi.

Ama sesi kendisine ait değilmiş gibiydi.

Melis: Eren...

Eren: İyiyim.

Melis ağlayarak başını iki yana salladı.

Melis: Değilsin.

Eren cevap vermedi.

Annesinin elini bırakmadan oturdu.

Bir süre sonra sağlık görevlilerinden biri yaklaştı.

Sağlık görevlisi: Onu almamız gerekiyor.

Eren başını kaldırdı.

Eren: Bir dakika.

Görevli durdu.

Eren yeniden annesine baktı.

Demir yüzünü çevirdi.

Eren annesinin elini iki eli arasına aldı.

Eren: Sabah sana doğru düzgün sarılmadım.

Sesi ilk kez titredi.

Eren yutkundu.

Eren: Acelemiz varmış gibi çıktık evden.

Nefesini toparlamaya çalıştı.

Eren: Meğer hiçbir yere yetişmemiz gerekmiyormuş.

Melis ağzını kapattı.

Eren’in gözlerinden yaşlar akmaya başladı ama sesini yükseltmedi.

Eren: Bunu bilseydim...

Durdu.

Başını eğdi.

Eren: Bilseydim sana daha uzun sarılırdım.

Demir artık oğluna bakamıyordu.

Eren annesinin elini alnına götürdü.

Gözlerini kapattı.

Eren: Bir şey söylemeyeceğim.

Nefesi titredi.

Eren: Çünkü söylersem gerçekten vedalaşıyormuşum gibi olacak.

Melis kardeşinin omzuna dokundu.

Bu kez sesi dayanmadı.

Eren başını annesinin omzuna yasladı.

Omuzları titremeye başladı.

Eren: Çok erken anne.

Melis de yanlarına çöktü.

Eren: Daha on altı yaşındayım.

Sesi kırıldı.

Eren: Sana ihtiyacım kalmadığını sanacak kadar bile büyümedim.

Demir gözlerini kapattı.

Eren artık ağlamasını tutamıyordu.

Ama çocukça bir panik değildi.

Gerçeği tamamen anlamanın getirdiği çaresizlikti.

Eren: Mezuniyetimde olacaktın.

Nefes aldı.

Eren: Üniversiteyi kazandığımda ilk seni arayacaktım.

Melis ağlamaya başladı.

Eren: Bir gün evden gidersem odamı olduğu gibi bırakacağını söylüyordun.

Dudakları titredi.

Eren: Ben daha evden bile gitmedim.

Demir’in yüzü dağıldı.

Eren annesinin elini yeniden tuttu.

Eren: Sen benden önce gittin.

O cümleden sonra sustu.

Söyleyecek başka bir şeyi kalmamış gibiydi.

Görevliler Nesrin’i sedyeye almak için yaklaştı.

Eren ayağa kalktı.

İki adım geri gitti.

Aras yanına geldi ama ona dokunmadı.

Eren annesinden gözünü ayırmadan konuştu.

Eren: Aras abi.

Aras: Buradayım.

Eren’in çenesi titredi.

Eren: Eve dönünce annem olmayacak.

İşte o cümleyi söylediği anda bütün direnci kırıldı.

Başını eğdi.

Aras hiçbir şey söylemeden ona sarıldı.

Eren önce karşılık vermedi.

Sonra iki eliyle Aras’ın montunu tuttu.

Sıkıca.

Ve on altı yaşında olmanın, insanı annesini kaybetmeye hazırlayacak kadar büyük olmadığını o an anladı.

—

Gece çöktüğünde Arıkan ailesinin hayatı ikiye ayrılmıştı.

Nesrin’den önce ve Nesrin’den sonra.

Demir, yıllardır hayatını paylaştığı kadını birkaç dakika içinde kaybetmenin ağırlığıyla baş başa kalacaktı. Aralarındaki kırgınlıkları yeni yeni geride bırakmışlardı. Söylenmemiş sözler, ertelenmiş konuşmalar ve birlikte yapacaklarını düşündükleri şeyler artık Demir’in zihninde yarım kalmış anılara dönüşecekti.

Melis, annesinin son anlarında yanında olmanın izini uzun süre taşıyacaktı. Nesrin’in elinin kendi elinde yavaşça gevşediği o an, ne kadar zaman geçerse geçsin zihninden silinmeyecekti. Kendi acısını yaşarken Eren’in dağılmasına da seyirci kalamayacak, farkında olmadan evde annesinden kalan boşluğu doldurmaya çalışacaktı.

Eren içinse eve dönmek her şeyden daha ağır gelecekti. On altı yıldır annesinin olduğu bir eve ilk kez annesiz girecekti. Nesrin’in odalardaki eşyaları, mutfaktaki kupası, koltuğun üzerindeki hırkası, telefonundaki mesajları ve sesi bir süre olduğu yerde kalacaktı.

Kimse onları kaldırmaya cesaret edemeyecekti.

Kapının yanındaki saksının altında ise Nesrin’in sabah bıraktığı anahtar duracaktı.

Dönüşte kullanmak için bıraktığı anahtar.

Ama o gece o kapıdan yalnızca Demir, Melis ve Eren girecekti.

Aras da yaşananlardan sonra onların hayatından çekilmeyecekti. Özellikle Eren’in yanında kalacak, Melis’in yasını yaşarken kendisini yalnız hissetmemesi için elinden geleni yapacaktı.

O evde hayat devam edecekti.

Sabah yine olacaktı.

Telefonların alarmları yine çalacak, güneş yine mutfak penceresinden içeri girecekti.

Ama evin içinde bir ses eksik olacaktı.

Bir sandalye boş kalacaktı ve Arıkan ailesi, bundan sonra hayatlarına devam etmeyi değil, Nesrin olmadan hayatlarına nasıl devam edeceklerini öğrenmek zorunda kalacaktı.

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

20okunma 3beğeni 0yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.

Kategoriler ve Temalar

Okumak istediğin dünyayı bul.

Kitap Kategorileri 36

Kitap Temaları 144

abiabilerabilerimabimin arkadaşıabiminarkadasiacıAileajanAkademi / OkulaksiyonAnlaşmalı Evlilikanonimarkadaş grubuArkadaşlıkArkadaştan Aşkaaskeraskerîaskeri kurguaskerikurguaşiretAşkAşk/ Romantikaşk üçgeniAvukatayrılıkbabaBerdelBilim KurgubilimkurguBiyografiblBüyübüyücücadıCinayetçocukluk arkadaşıÇocukluk Aşkıdark romancedarkromanceDistopyadoğaüstüdoktorDostluk#DramdüşmanDüşmandan Aşkaeğlenceenemies to loversFantastikGeçmişgenckurguGenç edebiyatgenç kurgugençlikgerçek ailegerçek ailemgerçekailemgerilimgizemGizli KimlikgüchayatHayran KurguhukukHuysuz x NeşeliHüzünihanetİkinci Şansİlk görüşte aşkimkansızintikamİsFadİş Yeri AşkıkaderKaradenizKardeşlikkatilKehanetkomediKomşudan AşkakorkuKraliyetkrallıkkurtadamKüçük KasabaLanetliseLise aşkılise kurgusumaceraMafyamahalleMahalle KurgusuMardinmektupmitolojimizahmutluluknefretNefretten AşkaOkulölümörgüt#özlemPatron x ÇalışanpolisPolisiyePolitik EntrikapsikolojiPsikolojikPsikolojik GerilimromantikRomantik komediromantizmSahte SevgililikSaraysavaşSeçilmiş KişiSenkul Hobi Yazar:MaviduslersokagimSenKul:Maviduslersokagimsevda#sevgisırSırlarslowburnSporsuç#Şiir#takıntıteodenTers KöşetextingtravmaTutkuüniversiteVampirwattpadyalnızlıkYasak AşkyetimhaneZıt KutuplarzorbalıkZorunlu Yakınlık+18