4. bölüm · Yazdan Kalan

Son Yaz - 3. Bölüm

Can Karabalin

Aras uyuyamıyordu. Yatağın içinde üçüncü kez döndüğünde telefonuna uzandı.

Saat 02.47'ydi.

Kerem'den yeni bir mesaj yoktu.

Son konuşmalarının üzerinden birkaç saat geçmişti. Aras iki kez mesaj atmış, bir kez de aramıştı. Kerem yalnızca kısa bir cevap vermişti.

İyiyim. Yarın konuşuruz.

Normal şartlarda yeterli olurdu.

Bu gece olmadı.

Aras telefonu yatağın üzerine bıraktı.

Gözlerini kapattığında birkaç saniye sonra aynı görüntü karşısına çıkıyordu.

Kırmızı ışık.

Motosiklet.

Patlayan cam.

Silah sesi.

Gözlerini açtı.

Tavana baktı.

Odanın sessizliği bile rahatsız ediyordu.

İstanbul'dayken geceleri dışarıdan mutlaka bir ses gelirdi. Araba, korna, insan sesi. Burada ise açık pencereden yalnızca rüzgârın sesi giriyordu.

Aras yataktan kalktı.

Üzerine bir tişört geçirip odadan çıktı.

Koridorda ilerlerken mümkün olduğunca sessiz olmaya çalıştı. Merdivenlerden aşağı indiğinde salonun ışıklarının kapalı olduğunu gördü.

Mutfağa yöneldi.

Tam su almak için dolabı açacağı sırada bahçeden gelen ışığı fark etti.

Perdenin arasından baktı.

Demir dışarıdaydı.

Masada tek başına oturuyordu.

Önünde açık bir dosya, yanında yarısı içilmiş bir kahve vardı.

Aras birkaç saniye durdu.

Sonra kapıyı açıp bahçeye çıktı.

Demir başını kaldırdı.

Demir: Uyandırdım mı?

Aras: Uyuyamıyordum zaten.

Demir saate baktı.

Demir: Ağrın mı var?

Aras istemsizce koluna baktı.

Aras: Yok.

Demir: Emin misin?

Aras: İlk sorunuz hep bu mu olacak?

Demir: Bir süre.

Aras masanın diğer tarafındaki sandalyeyi çekti.

Demir önündeki dosyayı kapattı.

Aras bunu fark etti.

Aras: Benden mi saklıyorsunuz?

Demir: Evet.

Aras kaşlarını kaldırdı.

Aras: En azından dürüstsünüz.

Demir: Dosyada görmemen gereken bilgiler var.

Aras: Benimle ilgili mi?

Demir: Bir kısmı.

Aras: O zaman görmem gereken bilgiler de var.

Demir: Onları zamanı gelince söylüyorum.

Aras: Sizin zamanınız biraz geç geliyor.

Demir ona baktı.

Aras'ın sesinde önceki günlerdeki meydan okuma yoktu.

Daha çok yorgunluk vardı.

Demir: Kerem'i mi düşünüyorsun?

Aras: Biraz.

Demir: Aradın mı?

Aras: Açmadı.

Demir: Mesaj atmış.

Aras ona baktı.

Demir: Telefona baktığından tahmin ettim.

Aras: İnsanları gözlemlemek meslek hastalığı mı?

Demir: Bir noktadan sonra alışkanlık oluyor.

Aras sandalyeye yaslandı.

Aras: İstanbul'a dönmem gerekebilir.

Demir: Hayır.

Aras hafifçe güldü.

Aras: Cümleyi bitirmemi bekleyebilirdiniz.

Demir: Sonucu değiştirmeyecekti.

Aras: Kerem'in başına bir şey gelirse?

Demir: Kerem çocuk değil.

Aras: Ben de değilim.

Demir birkaç saniye sustu.

Aras haklı olduğunu anlamış gibi ona baktı.

Aras: Güzel.

Demir: Aynı şey değil.

Aras: Nasıl değil?

Demir: Dün Kerem'e ateş edilmedi.

Aras'ın yüzündeki hafif gülümseme kayboldu.

Demir bunu fark etti.

Demir: Onu merak etmen normal. Ama İstanbul'a dönmen hiçbir şeyi çözmez.

Aras: En azından yanında olurum.

Demir: Sonra?

Aras cevap vermedi.

Demir: Sancaktarların kapısına mı gideceksin?

Aras: Gerekirse.

Demir: Mahir Selim'in karşısına çıkıp babanla aralarında ne olduğunu mu soracaksın?

Aras: Evet.

Demir: Cevap vereceğini mi düşünüyorsun?

Aras: Vermezse başka türlü öğrenirim.

Demir başını hafifçe salladı.

Aras: Yine ne oldu?

Demir: Hiç.

Aras: O bakışı biliyorum artık.

Demir: İki günde mi öğrendin?

Aras: Yeterliydi.

Demir kendi sözünün kendisine dönmesine karşılık vermedi.

Aras birkaç saniye sessiz kaldı.

Sonra bahçe kapısına baktı.

Aras: Ben burada kalmasam daha iyi olabilir.

Demir'in bakışları ona döndü.

Demir: Neden?

Aras: Bir otele geçerim.

Demir: Hayır.

Aras: Yine başladık.

Demir: Buraya geleli birkaç saat oldu. Şimdiden kaçmaya çalışma.

Aras: Kaçmıyorum.

Demir: O zaman?

Aras eve baktı.

Üst kattaki pencereler karanlıktı.

Aras: Evinizde çocuklarınız var.

Demir'in yüzü ciddileşti.

Aras: Eren var. Melis var. Eşiniz var.

Demir: Biliyorum.

Aras: Benim yüzümden bir şey olursa?

Demir: Olmayacak.

Aras: Bundan emin olamazsınız.

Demir cevap vermedi.

Aras: İstanbul'da yanımda iki koruma vardı. Ne olduğunu gördünüz.

Demir: Gördüm.

Aras: Buraya geldiğimi de biliyorlar.

Demir: Urla'ya geldiğini biliyorlar. Bu evde olduğunu bildiklerine dair elimizde bir şey yok.

Aras: Öğrenmeleri ne kadar sürer?

Demir: Bununla ben ilgilenirim.

Aras: Her şeyle siz ilgilenemezsiniz.

Demir: İşim bu.

Aras: Ben işiniz değilim.

Demir'in bakışları birkaç saniye Aras'ın üzerinde kaldı.

Aras söylediğinin sert çıktığını fark etti.

Aras: Öyle demek istemedim.

Demir: Nasıl demek istedin?

Aras: Bilmiyorum.

Bir süre ikisi de konuşmadı.

Aras parmaklarını masanın üzerinde gezdirdi.

Aras: Benim yüzümden ailenizin başına bir şey gelsin istemiyorum.

Demir'in yüzündeki sertlik azaldı.

Demir: Bunun kararını sen vermeyeceksin.

Aras: Kimin vereceği karar?

Demir: Benim.

Aras: Neden?

Demir: Çünkü seni buraya ben getirdim.

Aras: Ben de gitmek istiyorum.

Demir: İzin vermiyorum.

Aras başını kaldırdı.

Aras: Yirmi dört yaşındayım.

Demir: Dün de yirmi dört yaşındaydın. Arabana ateş edilmesini engellemedi.

Aras sustu.

Demir biraz öne eğildi.

Demir: Dinle. Burada olman ailemi tehlikeye atıyorsa bunun sorumluluğu bana ait. Gereken önlemleri ben alırım.

Aras: Ya yetmezse?

Demir: Yetmesini sağlarım.

Aras: Çok eminsiniz.

Demir: Olmak zorundayım.

Aras gözlerini masaya indirdi.

Demir bir süre onu izledi.

Demir: Senin yapacağın tek şey burada kalmak.

Aras: Kolaymış.

Demir: Senin için zor olduğunu fark ettim.

Aras istemeden gülümsedi.

Aras: İnsanlara emir vermeden konuşamıyor musunuz?

Demir: Şu an konuşuyorum.

Aras: Bu da emir gibiydi.

Demir: Alışkanlık.

Kısa bir sessizlik oldu.

Bu kez sessizlik rahatsız edici değildi.

Aras başını kaldırıp bahçeye baktı.

Aras: Babam da böyle yapardı.

Demir: Nasıl?

Aras: Bir şeye karar verirdi. Sonra herkes için en doğrusu oymuş gibi davranırdı.

Demir: Belki bazen doğru karar veriyordu.

Aras: Bazen.

Demir: Bazen de vermiyordu.

Aras ona baktı.

Demir: Rauf'u savunduğumu düşünme.

Aras: Zaten sizden bunu beklemiyordum.

Demir: Babanla aranız hep böyle miydi?

Aras cevap vermeden önce düşündü.

Aras: Eskiden değildi.

Demir bekledi.

Aras devam etmek zorunda hissetmedi.

Belki de bu yüzden devam etti.

Aras: Küçükken babamın her şeyi çözebildiğini düşünürdüm.

Demir sessizce dinliyordu.

Aras: Bir sorun olduğunda onu arardım. Bir şeyden korktuğumda da.

Kısa bir süre sustu.

Aras: Sonra büyüdüm.

Demir: İnsan büyüyünce babasının her şeyi çözemediğini anlıyor.

Aras: Ben başka şeyler de anladım.

Demir ne olduğunu sormadı.

Aras yüzünü ona çevirdi.

Aras: Sormayacak mısınız?

Demir: Anlatmak istersen anlatırsın.

Aras bu cevabı beklememişti.

Demir önündeki soğumuş kahveden bir yudum aldı.

Aras: Savcı olduğunuzdan emin misiniz?

Demir: Maalesef.

Aras güldü.

Demir de belli belirsiz gülümsedi.

Aras'ın yüzündeki gülümseme birkaç saniye sonra kayboldu.

Aras: Babamın konuşmak istediği şey ne kadar kötü?

Demir: Bilmiyorum.

Aras: Tahmininiz?

Demir: Kötü.

Aras: Güzel.

Demir: Bunu niye sordun?

Aras omuz silkti.

Aras: Dün bana ateş edildi. Bugün hiç tanımadığım bir ailenin evinde uyuyorum. Babam cezaevinde sizinle pazarlık yapıyor. En azından neyin ortasında olduğumu bilmek istiyorum.

Demir: Öğreneceğiz.

Aras: Birlikte mi?

Demir cevap vermeden önce durdu.

Demir: Şimdilik.

Aras başını salladı.

Ayağa kalktı.

Demir: Nereye?

Aras: Odaya.

Demir: Uyuyabilecek misin?

Aras: Denerim.

Demir Aras'ın koluna baktı.

Demir: Yaranı sabah tekrar temizleyelim.

Aras: Hastanede temizlediler.

Demir: Sabah tekrar bakacağım.

Aras: Siz gerçekten bırakmayacaksınız değil mi?

Demir: Neyi?

Aras: Beni kontrol etmeyi.

Demir birkaç saniye düşündü.

Demir: Hayır.

Aras başını iki yana salladı.

Aras: İyi geceler.

Demir: İyi geceler.

Aras kapıya kadar yürüdü.

Tam içeri girecekken durdu.

Arkasını döndü.

Aras: Demir Bey.

Demir: Efendim?

Aras: Dün geldiğinizde...

Cümlesini tamamlamadı.

Demir bekledi.

Aras: Boş verin.

Demir: Tamam.

Aras içeri girdi.

Demir arkasından baktı.

Aras'ın ne söyleyeceğini tahmin edebiliyordu.

Belki teşekkür edecekti.

Belki de dün olay yerine geldiğinde neden bu kadar endişelendiğini soracaktı.

Demir ikisinin de cevabını vermeye hazır değildi.

Sabah evin sessizliği Eren'in sesiyle bozuldu.

Eren: Anne, ekmek nerede?

Mutfaktan Nesrin'in sesi geldi.

Nesrin: Masada.

Eren: Yok.

Nesrin: Önünde.

Eren: Bu mu?

Nesrin: Eren, başka ekmek görüyor musun?

Aras merdivenlerden inerken istemeden gülümsedi.

Saat ona yaklaşıyordu.

Mutfağa girdiğinde herkes masadaydı.

Nesrin onu gördü.

Nesrin: Günaydın.

Aras: Günaydın.

Eren: Günaydın.

Demir saate baktı.

Aras bunu fark etti.

Aras: Söylemeyin.

Demir: Bir şey söylemedim.

Aras: Yanlış anlamışım.

Eren güldü.

Aras masadaki boş sandalyeye oturdu.

Nesrin önüne tabak koydu.

Aras: Zahmet etmeyin. Ben alırım.

Nesrin: Otur.

Aras bir an Demir'e baktı.

Aras: Bu evde herkes emir mi veriyor?

Nesrin: Demir'den bulaşmıştır.

Eren: Babam herkese emir verir.

Demir gazetesinden başını kaldırdı.

Demir: Kahvaltınızı yapın.

Eren: Bak.

Aras güldü.

Demir gazeteyi masaya bıraktı.

Demir: Gece uyudun mu?

Aras: Biraz.

Nesrin hemen ona baktı.

Nesrin: Rahat edemedin mi?

Aras: Yok, oda gayet iyi. Ben geç uyurum zaten.

Demir: Üçe kadar ayaktaydı.

Aras ona döndü.

Aras: Bunu söylemeniz şart mıydı?

Nesrin: Üçe kadar ne yaptınız?

Aras: Konuştuk.

Eren: Babamla mı?

Aras: Maalesef.

Demir: İstersen bir dahaki sefere tek başına oturursun.

Aras: Yok, o kadar da demedim.

Eren yeniden güldü.

Nesrin'in yüzündeki temkinli ifade de biraz yumuşadı.

Tam o sırada Melis mutfağa girdi.

Saçlarını aceleyle toplamıştı. Telefonu elindeydi.

Melis: Günaydın.

Nesrin: Günaydın.

Eren: Öğlen oldu.

Melis: Sana sormadım.

Eren: Bilgilendirdim.

Melis masaya otururken Aras'a baktı.

Melis: Sen erkenciymişsin.

Aras: Ben yaklaşık on dakika önce geç kaldığım için yargılandım.

Melis Demir'e baktı.

Melis: Şaşırmadım.

Demir: Kimseyi yargılamadım.

Aras: Saate baktınız.

Melis: Büyük hata yapmışsın. Bir kere dikkatini çekersen artık her şeyi takip eder.

Demir: Melis.

Melis: Ne?

Aras'ın önündeki bardağa uzanırken kolundaki bandajı fark etti.

Melis: Hâlâ mı duruyor o?

Aras: Bir gecede iyileşemedim.

Demir: Akşam değiştirdiler. Kahvaltıdan sonra tekrar bakacağım.

Aras gözlerini kapattı.

Aras: Unutmuş olmanızı umuyordum.

Demir: Unutmadım.

Melis babasına baktı.

Sonra Aras'a.

Ardından yeniden Demir'e.

Melis: İlginç.

Demir: Ne?

Melis: Hiç.

Eren: Söyle.

Melis: Babam seni iki günde evlat edinmiş.

Aras elindeki çatalı bıraktı.

Aras: Benim haberim yok.

Demir hiç istifini bozmadı.

Demir: Benim de yok.

Eren kahkahayı bastı.

Nesrin gülmemek için çayından içti.

Melis: Davranışların pek öyle söylemiyor.

Demir: Yaralı olduğu için kontrol ediyorum.

Melis: Tabii.

Aras: Ben de kendimi savunabilir miyim?

Melis: Savun.

Aras: Bu konuda Demir Bey'in tarafındayım.

Demir ilk kez memnun görünerek başını salladı.

Demir: Güzel.

Aras: Sadece tartışma uzamasın diye.

Demir'in ifadesi yeniden değişti.

Eren: Beş saniye sürdü.

Aras: Ne?

Eren: Babamın sevinmesi.

Masada ilk kez herkes güldü.

Aras da.

Bir an için dün yaşananların hiçbiri yokmuş gibiydi.

Ne kurşunlar vardı.

Ne Rauf.

Ne Sancaktarlar.

Sadece birbirini tam olarak tanımayan insanların oturduğu kalabalık bir kahvaltı masası vardı.

Aras bunun kendisine ne kadar yabancı geldiğini düşündü.

Sonra daha garip bir şey fark etti.

Yabancı gelmesine rağmen rahatsız etmiyordu.

Nesrin tabağına biraz daha peynir koydu.

Aras: Gerçekten gerek yok.

Nesrin: Çok az yedin.

Aras: Doydum.

Nesrin: Biraz daha ye.

Aras Demir'e baktı.

Demir: Bana bakma.

Aras: Yardım istedim.

Demir: Bu evde o konuda benim sözüm geçmiyor.

Nesrin: En azından bir şeyi öğrenmişsin.

Demir cevap vermedi.

Melis güldü.

Aras'ın telefonu masanın üzerinde titredi.

Gülümsemesi anında kayboldu.

Kerem.

Telefonu eline aldı.

Mesaj değildi.

Arıyordu.

Aras ayağa kalktı.

Aras: Bir dakika.

Bahçeye çıktı.

Demir gözleriyle onu takip etti.

Melis bunu fark etti.

Melis: Baba.

Demir: Ne?

Melis: Gerçekten ne oluyor?

Demir bakışlarını kapıdan ayırmadı.

Demir: Şimdilik bilmen gereken kadarını biliyorsun.

Melis'in yüzü düştü.

Melis: Hâlâ aynı cümle.

Demir ona döndü.

Melis sandalyesini geriye itti.

Melis: Yıllardır.

Ayağa kalkıp mutfaktan çıktı.

Demir arkasından bakarken yüzündeki ifade değişti.

Nesrin hiçbir şey söylemedi.

Söylemesine gerek de yoktu.

Eren önündeki tabağa baktı.

Az önceki neşeli hava bir anda kaybolmuştu.

Demir derin bir nefes aldı.

Bahçede Aras telefonda konuşuyordu.

Demir'in kendi evine getirdiği yabancı, birkaç saat içinde ona babalık duygusunu hatırlatmıştı.

Ama aynı evde yıllardır kendisini bekleyen çocuklarına karşı nerede eksik kaldığını da.

Ve Demir hangisinin daha zor olduğunu henüz bilmiyordu.

Aras bahçenin diğer ucuna geçip telefonu açtı.

Aras: Sonunda.

Kerem: Günaydın sana da.

Aras: Dün gece arayacağını söyledin.

Kerem: Arayamadım.

Aras: Onu fark ettim.

Kerem birkaç saniye sustu.

Aras'ın sesi sertleşti.

Aras: Bir şey mi oldu?

Kerem: Hayır.

Aras: Emin misin?

Kerem: Eminim. Mahir Selim'in yanından geç çıktım. Sonra Cenk'le konuştum.

Aras hemen eve baktı.

Demir mutfaktaydı.

Aras biraz daha uzaklaştı.

Aras: Ne söyledi?

Kerem: Telefonda anlatmayacağım.

Aras: Kerem, bunu dün de söyledin.

Kerem: Çünkü hâlâ aynı fikirdeyim.

Aras: İstanbul'dan Urla'ya gelip kulağıma mı söyleyeceksin?

Kerem: Gerekirse.

Aras: Çok yardımcı oluyorsun.

Kerem: Aras, dinle. Şimdilik orada kal.

Aras: Sen de mi başladın?

Kerem: Neye?

Aras: Herkes nerede kalacağıma karar veriyor.

Kerem: Çünkü sen karar verince sonuçlarını gördük.

Aras sustu.

Kerem de söylediği şeyin sert olduğunu fark etmişti.

Kerem: Öyle demek istemedim.

Aras: Sorun yok.

Kerem: Var.

Aras: Kerem.

Kerem: İyi misin?

Aras bahçe masasındaki sandalyeye oturdu.

Aras: İyiyim.

Kerem: Gerçekten?

Aras: Evet.

Kerem: Gece uyudun mu?

Aras: Biraz.

Kerem: Dün...

Aras: İyiyim dedim.

Kerem sustu.

Aras gözlerini kapatıp alnını ovuşturdu.

Aras: Özür dilerim.

Kerem: Benden özür dileme.

Aras: Sana patladım.

Kerem: Alışığım.

Aras: Ne güzel arkadaşlığımız var.

Kerem: Ben de onu düşünüyordum.

Aras hafifçe güldü.

Kerem: Demir nasıl?

Aras: Evlat edinmeye hazırlanıyormuş.

Kerem: Ne?

Aras: Uzun hikâye.

Kerem: Daha bir gün oldu.

Aras: Ben de aynısını söyledim.

Kerem'in güldüğü duyuldu.

Aras bir süre sonra ciddileşti.

Aras: Kerem.

Kerem: Efendim?

Aras: Dikkat et.

Kerem: Ediyorum.

Aras: Ciddiyim.

Kerem: Biliyorum.

Aras: Bir şey olursa beni ara.

Kerem: Seni ararım.

Aras: Önce beni.

Kerem: Tamam.

Aras telefonu kapattı.

Bir süre bahçede kaldı.

Kerem'in bir şey sakladığını biliyordu.

Bunun kendisini korumak için mi yoksa gerçekten telefonda konuşulmaması gereken bir şey olduğu için mi olduğunu anlayamıyordu.

İkisi de hoşuna gitmiyordu.

Arkasından kapı açıldı.

Melis dışarı çıktı.

Aras başını çevirdi.

Melis'in elinde araba anahtarı vardı.

Aras: Kaçıyor musun?

Melis: Kendi evimden mi?

Aras: Olabilir.

Melis: Herkes sen değil.

Aras: Ben kaçmıyorum.

Melis: Dün İstanbul'dan buraya geldin.

Aras: Kaçırıldım sayılır.

Melis: Babam tarafından mı?

Aras: Yasal sınırlar içerisinde.

Melis'in yüzünde istemsiz bir gülümseme oluştu.

Melis: Babamla bir gün geçirip hâlâ şaka yapabiliyorsan iyisin.

Aras: Babanız o kadar kötü değil.

Melis'in gülümsemesi biraz azaldı.

Melis: Sana karşı.

Aras bunu fark etti.

Aras: Bir yere mi gidiyorsun?

Melis: Merkeze.

Aras: Ne yapacaksın?

Melis: Birkaç işim var.

Aras başını salladı.

Melis kapıya yöneldi.

Aras birkaç saniye arkasından baktı.

Sonra ayağa kalktı.

Aras: Melis.

Melis döndü.

Aras: Ben de geleyim.

Melis: Neden?

Aras: Çünkü yaklaşık on sekiz saattir bu evdeyim ve şimdiden duvarların yerini ezberledim.

Melis: Ne güzel. Birkaç güne dekorasyona da alışırsın.

Aras: Bu bir hayır mı?

Melis: Evet.

Aras: Neden?

Melis: Seni tanımıyorum.

Aras: Dün tanıştık.

Melis: Adını bilmek tanımak sayılmıyor.

Aras: Birlikte gidersek tanırsın.

Melis ona baktı.

Aras yüzünde oldukça ciddi bir ifadeyle bekliyordu.

Melis: Babama sor.

Aras'ın yüzü değişti.

Aras: Neden babana soruyorum?

Melis: Çünkü benimle gelmene benim açımdan bir sorun yok. Ama sen koruma altında olan kişisin.

Aras: Ben çocuk değilim.

Melis: Bunu babama anlat.

Aras: Anlattım.

Melis: Demekki işe yaramamış.

Aras: Hiç.

Melis: O zaman kolay gelsin.

Melis yürümeye devam etti.

Aras arkasından baktı.

Sonra eve döndü.

Demir salonda telefonla konuşuyordu.

Aras kapının yanında bekledi.

Demir görüşmesini bitirip telefonu indirdi.

Demir: Ne oldu?

Aras: Bir şey isteyeceğim.

Demir'in yüzündeki ifade anında değişti.

Demir: Hayır.

Aras: Daha söylemedim.

Demir: Söyle.

Aras: Melis'le merkeze gideceğim.

Demir: Hayır.

Aras birkaç saniye ona baktı.

Aras: Bu nasıl bir iletişim şekli?

Demir: Gayet açık.

Aras: Neden gidemiyorum?

Demir: Dün sana ateş edildi.

Aras: Bu cümleyi hayatım boyunca kullanacak mısınız?

Demir: Gerekirse.

Aras: Evden hiç çıkmayacak mıyım?

Demir: Birkaç gün çıkmasan ölmezsin.

Aras: Emin değilim.

Demir: Ben eminim.

Aras koltuğun arkasına ellerini koydu.

Aras: Buraya güvenli diye geldik.

Demir: Evet.

Aras: O zaman Urla'da dışarı çıkmam neden sorun?

Demir: Çünkü güvenli olmakla görünmez olmak aynı şey değil.

Aras: Yanımda Melis olacak.

Demir: Bu beni daha çok endişelendiriyor.

Aras: Neden?

Demir: Çünkü kızımı da işin içine sokmuş oluyorsun.

Bu cümle Aras'ı susturdu.

Demir de söylediği anda tonunun sertliğini fark etti.

Aras ellerini koltuktan çekti.

Aras: Haklısınız.

Demir başını kaldırdı.

Aras: Boş verin.

Kapıya yöneldi.

Demir: Aras.

Aras durdu.

Demir: Öyle demek istemedim.

Aras: Doğru söylediniz.

Demir: Senin suçun olduğunu söylemedim.

Aras: Ama benim yüzümden.

Demir: Arasında fark var.

Aras: Sonuçta tehlike benim peşimde.

Demir birkaç saniye ona baktı.

Bir gece önce Aras'ın aynı nedenle otelde kalmayı teklif ettiğini hatırladı.

Demir: İki dakika bekle.

Aras: Gerek yok.

Demir telefonunu aldı.

Aras: Kimi arıyorsunuz?

Demir cevap vermedi.

Kısa bir görüşme yaptı.

Aras bekledi.

Demir telefonu kapattı.

Demir: Gidebilirsin.

Aras kaşlarını çattı.

Aras: Ne değişti?

Demir: Hiçbir şey.

Aras: Az önce hayır dediniz.

Demir: Şimdi evet diyorum.

Aras: Bu kadar kolay mı?

Demir: Arkadan iki kişi sizi takip edecek.

Aras'ın yüzü düştü.

Aras: Demir Bey.

Demir: Başka türlü olmaz.

Aras: Bütün gün peşimizde mi olacaklar?

Demir: Uzaktan.

Aras: Ne kadar uzaktan?

Demir: Onları görmeyeceğin kadar.

Aras: Ama orada olacaklar.

Demir: Evet.

Aras kısa bir nefes verdi.

Demir: Beğenmediysen evde kalabilirsin.

Aras: Hayır, kabul.

Demir: Güzel.

Aras kapıya yöneldi.

Sonra durdu.

Aras: Saat kaçta evde olayım?

Demir başını kaldırdı.

Aras ciddi görünüyordu.

Demir: Dalga geçme.

Aras: Ciddi sordum.

Demir: Aras.

Aras: Baba gibi konuşuyorsunuz da ondan sordum.

Demir'in yüzündeki ifade değişti.

Aras söylediğinin etkisini fark edince gülümsemeye başladı.

Demir: Akşam yemeğinde burada olun.

Aras: Yedi?

Demir: Yedi.

Aras: Tamam baba.

Demir: Aras Ege.

Aras çoktan kapıya yönelmişti.

Aras: İki ismimi söylemeyin.

Kapıyı açtı.

Melis dışarıda bekliyordu.

Melis: İzin alabildin mi?

Aras: Zorlu bir süreçti ama velim onayladı.

Demir içeriden seslendi.

Demir: Duyuyorum.

Melis güldü.

Aras: Gerçekten iyi duyuyor.

Demir: Yedide buradasınız.

Melis babasına baktı.

Melis: Ben de mi?

Demir: Sen de.

Melis: Ben burada yaşıyorum.

Demir: O zaman eve dönmen daha kolay.

Melis başını iki yana salladı.

Aras: Tartışma. Kazanamazsın.

Melis: Sen çok kazanmış gibisin.

Aras: Deneyim konuşuyor.

Birlikte bahçe kapısından çıktılar.

Demir kapının önünde durup arkalarından baktı.

Aras yürürken dönüp onu gördü.

Demir hâlâ oradaydı.

Aras: Gerçekten baba gibi.

Melis'in yüzündeki gülümseme kayboldu.

Melis: Keşke hep öyle olsa.

Aras ona baktı.

Melis arabaya doğru yürümeye devam etti.

Aras bir şey sormadı.

Ama cümleyi unutmadı.

Urla merkez Aras'ın beklediğinden daha kalabalıktı.

Melis arabayı park ettikten sonra sahile doğru yürüdüler.

Aras etrafına bakıyordu.

Melis: İlk kez mi geliyorsun?

Aras: Hayır. Ama uzun zaman oldu.

Melis: Beğenmedin mi?

Aras: Tam tersi.

Melis: Şaşırdım.

Aras: Neden?

Melis: İstanbul insanı gibi duruyorsun.

Aras: İstanbul insanı nasıl duruyor?

Melis: Sürekli bir yere yetişecekmiş gibi.

Aras: Ben hiçbir yere yetişmem.

Melis: O zaman geç kalıyorsundur.

Aras: Genellikle.

Melis: Belli.

Aras ona baktı.

Aras: Sen hep böyle misin?

Melis: Nasıl?

Aras: İlk tanıştığın insanlara karşı biraz saldırgan.

Melis: Sana saldırmadım.

Aras: Henüz.

Melis: Dün sana ateş edilmiş. Benim yapacağım şeyler seni korkutmaz.

Aras'ın adımları bir an yavaşladı.

Melis bunu fark etti.

Melis: Özür dilerim.

Aras: Neden?

Melis: Düşünmeden söyledim.

Aras: Sorun değil.

Melis: Öyle görünmedi.

Aras yürümeye devam etti.

Melis birkaç adım sonra yanına yetişti.

Melis: Gerçekten iyi misin?

Aras: Herkes bugün bunu soruyor.

Melis: Cevabın ne?

Aras: İyiyim.

Melis: Standart cevap mı?

Aras ona baktı.

Melis'in yüzünde alay yoktu.

Aras: Evet.

Melis: Tamam.

Aras: Bu kadar mı?

Melis: Ne yapayım?

Aras: İnsanlar genelde "gerçekten söyle" diye ısrar ediyor.

Melis: İstersen söylersin.

Aras birkaç saniye sessiz kaldı.

Bu cümleyi gece Demir'den de duymuştu.

Aras: Baban da aynısını söyledi.

Melis: Şaşırdım.

Aras: Neden?

Melis omuz silkti.

Melis: Babam insanların konuşmasını beklemek konusunda pek iyi değildir.

Aras: Benimle bekledi.

Melis: İşte ona şaşırdım.

Aras yüzünü ona çevirdi.

Melis konuşmaya devam etmedi.

Bir kafeye girdiler.

Melis pencere kenarındaki masaya oturdu.

Aras karşısına geçti.

Garson siparişlerini aldıktan sonra Aras dışarı baktı.

Aras: Babanla aranız kötü mü?

Melis: Direkt girdin.

Aras: Dolandırmayı pek sevmiyorum.

Melis: Fark ettim.

Aras: Cevap vermek zorunda değilsin.

Melis birkaç saniye düşündü.

Melis: Kötü değil.

Aras: İyi de değil.

Melis: Babamı seviyorum.

Aras: Ama?

Melis: Neden mutlaka bir ama olması gerekiyor?

Aras: Sesinde vardı.

Melis ona baktı.

Aras: İnsanları gözlemlemek bana da bulaştı galiba.

Melis istemeden gülümsedi.

Melis: Babamın işi her zaman vardı.

Aras sessiz kaldı.

Melis: Küçükken anlamıyorsun. "Babam çalışıyor" diyorsun. Sonra büyüyorsun. Doğum günlerinde neden geç geldiğini, hafta sonu neden telefonla konuştuğunu, verdiği sözleri neden unuttuğunu daha fazla fark etmeye başlıyorsun.

Aras: Unutuyor mu?

Melis: Unutmuyor aslında.

Aras: Daha kötü.

Melis: Evet.

Aras ne demek istediğini anlamıştı.

Melis: Hatırlıyor ama yine de başka bir şeyi seçmek zorunda kalıyor.

Aras: İşini.

Melis: Çoğu zaman.

Aras: Dün sizin için buraya geldi.

Melis: Evet.

Aras: Bence gelmemek için de yeterince bahanesi vardı.

Melis'in bakışları Aras'ın koluna kaydı.

Melis: Sen mesela.

Aras: Ben de onunla geldim.

Melis: Onu diyorum.

Aras birkaç saniye sustu.

Melis: Sana karşı neden böyle davranıyor?

Aras: Nasıl?

Melis: Sürekli seni kontrol ediyor.

Aras: Savcı olduğu için.

Melis: Hayır.

Aras: Neden?

Melis: Bilmiyorum. O yüzden soruyorum.

Aras bardağını eline aldı.

Aras: Babam istedi.

Melis: Neyi?

Aras: Beni korumasını.

Melis'in yüzündeki ifade değişti.

Melis: Babalarınız arkadaş mı?

Aras kısa bir kahkaha attı.

Aras: Pek sayılmaz.

Melis: Düşman mı?

Aras: O daha yakın.

Melis: Daha da garip oldu.

Aras: Babam yıllar önce hapse girdiğinde dosyayı yürüten insanlardan biri Demir'di.

Melis birkaç saniye hiçbir şey söylemedi.

Melis: Babam mı?

Aras: Evet.

Melis: Ve şimdi sen bizim evde kalıyorsun.

Aras: Benim de kafam karışık.

Melis arkasına yaslandı.

Melis: Babam bunu bize anlatmadı.

Aras: Anlatmamasına şaşırmadım.

Melis'in bakışları sertleşti.

Aras bunu hemen fark etti.

Aras: Kötü anlamda söylemedim.

Melis: Doğru söyledin.

Garson içecekleri getirdi.

Konuşma birkaç saniyeliğine kesildi.

Aras kahvesinden bir yudum aldı.

Melis: Peki sen?

Aras: Ben ne?

Melis: Babanla aran nasıl?

Aras: Direkt girdin.

Melis: Senden öğrendim.

Aras gülümsedi.

Sonra önündeki bardağa baktı.

Aras: Karışık.

Melis: Bu cevap sayılmıyor.

Aras: Seninki de sayılmıyordu.

Melis: Sonra anlattım.

Aras: Ben henüz o aşamada değilim.

Melis başını salladı.

Melis: Tamam.

Aras ona baktı.

Melis gerçekten üstelememişti.

Aras: Cezaevine girmeden önce daha iyiydik.

Melis sessizce bekledi.

Aras: Sonrasında bazı şeyler öğrendim.

Melis: Ne gibi?

Aras: Henüz o aşamada değiliz demiştim.

Melis: Haklısın.

Aras ilk kez rahatça gülümsedi.

Melis de karşılık verdi.

Bir süre sonra masadan kalktılar.

Sahilde yürürlerken konuşma daha sıradan şeylere dönmüştü.

Melis'in telefonu çaldı.

Ekrana baktı.

Melis: Babam.

Aras: Açmazsan eve polis yollar.

Melis telefonu açtı.

Melis: Efendim baba.

Kısa süre dinledi.

Melis: İyiyiz.

Aras başını ona doğru yaklaştırdı.

Aras: Ona çok iyi olduğumu söyle.

Melis eliyle uzaklaşmasını işaret etti.

Melis: Aras da iyi.

Yine dinledi.

Melis: Evet, yanımda.

Aras: Kaybolmadım.

Melis gülmemek için yüzünü çevirdi.

Melis: Tamam. Yedide geliriz.

Telefonu kapattı.

Aras: Kontrol mü?

Melis: Kontrol.

Aras: Benim için aradı.

Melis: Kendini önemli hissetme.

Aras: Kıskandın mı?

Melis durup ona baktı.

Melis: Neyi?

Aras: Babanın yeni gözdesi olmamı.

Melis: İstersen tamamen senin olsun.

Aras güldü.

Melis yürümeye devam etti.

Aras yanına yetişti.

Aras: Şaka bir yana.

Melis: Ne?

Aras: Babanın seni sevmediğini düşünmüyorsun, değil mi?

Melis'in yüzündeki ifade değişti.

Aras: Çünkü öyle konuşuyorsun bazen.

Melis bir süre cevap vermedi.

Melis: Sevdiğini biliyorum.

Aras: O zaman?

Melis: Bazen sevmek yetmiyor.

Aras sustu.

Melis: Orada olmak da gerekiyor.

Bu kez Aras'ın verecek bir cevabı yoktu.

Çünkü aynı cümleyi kendi babası için de kurabilirdi.

Yan yana yürümeye devam ettiler.

Aralarında birkaç saat önce olmayan bir rahatlık vardı.

Ne arkadaş olduklarını söyleyecek kadar yakındılar ne de birbirlerine tamamen yabancıydılar.

Sadece birbirlerinin hayatındaki bazı çatlakları görmüşlerdi.

Ve şimdilik bu kadarı yeterliydi.

Akşam eve döndüklerinde saat yediyi beş geçiyordu.

Demir bahçedeydi.

Aras saate baktı.

Sonra Demir'e.

Aras: Beş dakika.

Demir: Farkındayım.

Aras: Kızacak mısınız?

Demir: Hayır.

Aras: Hayal kırıklığına uğradım.

Melis: Senin gerçekten problemin var.

Demir ayağa kalktı.

İlk olarak Melis'e baktı.

Sonra Aras'a.

Demir: Bir sorun oldu mu?

Melis: Olmadı.

Aras: Koruma ekibiniz başarılıydı.

Demir: Fark ettin mi?

Aras: Üçüncü kafeden sonra.

Demir: İyi.

Aras: Pek iyi saklanmıyorlar.

Demir: Seni görmeleri önemli. Senin onları görmemen değil.

Aras: O zaman niye uzaktan dediniz?

Demir: Evden çıkman için.

Aras birkaç saniye ona baktı.

Aras: Beni kandırdınız.

Demir: Ama işe yaradı.

Melis: İkinizin ilişkisi gerçekten çok garip.

Aras: Ben normalim.

Demir: Hayır.

Aras ona döndü.

Aras: Bir kere de tarafımı tutun.

Demir: Haklı olduğunda.

Aras: O günü görebilecek miyiz?

Demir: Umarım.

Melis güldü.

Aras ayakkabılarını çıkarırken Demir kolundaki bandaja baktı.

Demir: Kolun?

Aras: Yerinde.

Demir: Ağrıdı mı?

Aras: Hayır.

Demir: Akşam bakacağız.

Aras: Unutursunuz diye umuyordum.

Melis babasına baktı.

Sonra Aras'a.

Melis: Gerçekten evlat edinilmişsin.

Aras: Şaka olmaktan çıkmaya başladı.

Demir: İkiniz de içeri.

Aras ve Melis aynı anda yürümeye başladı.

Melis Aras'a doğru eğildi.

Melis: Bak, emir.

Aras: Alışıyorsun.

Demir: Duyuyorum.

İkisi de güldü.

Demir arkalarından baktı.

Melis'in uzun zamandır onun yanında bu kadar rahat güldüğünü hatırlamıyordu.

Bunun Aras sayesinde olması tuhafına gitmişti.

Belki biraz da canını acıtmıştı.

Çünkü eve daha dün gelen bir yabancı, Demir'in yıllardır nasıl yaklaşacağını unuttuğu kızına birkaç saat içinde ulaşabilmişti.

Aras merdivenlere yönelirken durdu.

Telefonu titremişti.

Ekranda Kerem'in adı vardı.

Mesajı açtı.

Bu gece konuşmamız lazım. Yalnızken ara.

Aras'ın yüzündeki gülümseme yavaşça kayboldu.

Melis birkaç basamak çıktıktan sonra onun gelmediğini fark etti.

Melis: Aras?

Aras telefonu kilitledi.

Başını kaldırdı.

Aras: Geliyorum.

Telefonu cebine koyup merdivenlere yöneldi.

Az önce sahilde hissettiği sakinlik yerini yeniden aynı huzursuzluğa bırakmıştı.

Çünkü İstanbul yüzlerce kilometre geride kalmış olsa da orada başlayan hiçbir şey gerçekten geride kalmamıştı.

Akşam yemeği beklediğinden daha sessiz geçmişti.

Aras bunun nedenini anlamakta zorlanmadı.

Demir ve Melis arasında sabah yaşanan kısa konuşmanın etkisi hâlâ masadaydı. Nesrin bunu belli etmemeye çalışıyor, Eren ise konuşma açıldığında herkesi başka bir konuya çekiyordu.

Aras birkaç kez telefona baktı.

Kerem'den yeni mesaj yoktu.

Demir bunu fark etti.

Demir: Bir şey mi bekliyorsun?

Aras: Hayır.

Melis ona baktı.

Sabah sahilde konuşurken yalan söylediğinde yüzünün nasıl değiştiğini az çok anlamıştı.

Melis: Bayağı bekliyorsun.

Aras: Telefonuma bakmam suç mu?

Demir: Telefonuna bakman değil.

Aras ona döndü.

Demir: Her baktığında yüzünün değişmesi.

Aras kısa bir nefes verdi.

Aras: Hepiniz insanları okumaya mı çalışıyorsunuz?

Nesrin: Aynı evde uzun süre yaşayınca alışıyorsun.

Eren: Ben kimseyi okumuyorum.

Melis: Çünkü kitabı bile zor okuyorsun.

Eren: Çok komiksin.

Melis: Teşekkür ederim.

Eren: Övgü değildi.

Aras istemeden gülümsedi.

Telefonu yeniden titredi.

Bu kez mesaj değil, aramaydı.

Kerem.

Aras hemen ayağa kalktı.

Aras: Bir dakika.

Demir: Aras.

Aras durdu.

Demir: Bahçede konuş.

Aras: Neden?

Demir: Çünkü evin dışında tek başına dolaşmanı istemiyorum.

Aras bir şey söyleyecek gibi oldu.

Sonra vazgeçti.

Aras: Tamam.

Bahçeye çıktı.

Demir birkaç saniye arkasından baktı.

Melis bunu fark etti.

Melis: Onu gerçekten sürekli kontrol edecek misin?

Demir: Şimdilik.

Melis: Babası senden mi istedi?

Demir: Evet.

Melis: Sen de kabul ettin.

Demir: Evet.

Melis başını hafifçe salladı.

Melis: İlginç.

Demir: Nesi?

Melis: Bilmiyorum. Sen genelde kimsenin istediğini yapmazsın.

Nesrin bakışlarını Demir'e çevirdi.

Demir cevap vermedi.

Aras telefonu açtığında Kerem'in sesi beklediğinden daha ciddi geldi.

Aras: Söyle.

Kerem: Yalnız mısın?

Aras bahçenin ucuna doğru yürüdü.

Aras: Evet.

Kerem: Emin misin?

Aras arkasına baktı.

Demir evin içindeydi.

Aras: Eminim.

Kerem birkaç saniye sustu.

Aras: Kerem.

Kerem: Mahir Selim'le tekrar konuştum.

Aras'ın yüzü gerildi.

Aras: Ne söyledi?

Kerem: Doğrudan bir şey söylemedi.

Aras: Şaşırmadım.

Kerem: Ama Cenk söyledi.

Aras: Cenk ne söyledi?

Kerem'in nefesi telefondan duyuldu.

Kerem: Babanın konuşmak istediği şey yalnızca liman dosyası değilmiş.

Aras kaşlarını çattı.

Aras: Ne demek o?

Kerem: Yıllar önce yaşanan başka bir olay var.

Aras: Ne olayı?

Kerem: Tam bilmiyorum.

Aras: Kerem.

Kerem: Gerçekten bilmiyorum.

Aras birkaç adım daha yürüdü.

Aras: Kimler var işin içinde?

Kerem: Vardarlar.

Aras sustu.

Kerem: Sancaktarlar.

Aras: Başka?

Kerem yine sustu.

Aras'ın sesi sertleşti.

Aras: Başka kim?

Kerem: Arıkan soyadı geçti.

Aras olduğu yerde kaldı.

Bir süre hiçbir şey söylemedi.

Kerem: Aras?

Aras başını eve çevirdi.

Camın arkasında Demir görünüyordu.

Nesrin'le konuşuyordu.

Aras: Emin misin?

Kerem: Cenk söyledi.

Aras: Ne dedi tam olarak?

Kerem: "Demir Arıkan geçmişi kurcalarsa herkes için kötü olur" dedi.

Aras'ın yüzü sertleşti.

Aras: Bunu Mahir Selim'in yanında mı söyledi?

Kerem: Evet.

Aras: Mahir Selim ne yaptı?

Kerem: Susturdu.

Aras: Nasıl?

Kerem: Konuyu kapattı.

Aras: Sonra?

Kerem: Sonra beni dışarı gönderdi.

Aras kısa bir nefes verdi.

Aras: Güzel.

Kerem: Güzel değil.

Aras: Farkındayım.

Kerem: Bir şey daha var.

Aras gözlerini kapattı.

Aras: Söyle.

Kerem: Cenk senin Urla'da olduğunu biliyor.

Aras: Onu zaten biliyoruz.

Kerem: Hayır. Bunu nereden bildiğini sordum.

Aras: Ne dedi?

Kerem: "Bana soracağına babana sor" dedi.

Aras'ın eli telefonun etrafında sıkılaştı.

Aras: Babama mı?

Kerem: Evet.

Aras: Rauf mu söyledi yani?

Kerem: Bilmiyorum.

Aras: Başka kim biliyor?

Kerem: Onu da bilmiyorum.

Aras birkaç saniye konuşmadı.

Kerem: İstanbul'a dönme.

Aras kısa bir kahkaha attı.

Aras: Tam tersine dönmem gerekiyor.

Kerem: Hayır.

Aras: Kerem.

Kerem: Buraya gelirsen doğrudan onların istediğini yaparsın.

Aras: Ne istediklerini bilmiyoruz.

Kerem: O yüzden gelme.

Aras: Sen orada tek başınasın.

Kerem: Ben tek başıma değilim.

Aras: Kimin yanındasın?

Kerem cevap vermedi.

Aras: Mahir Selim'in mi?

Kerem: Şimdilik.

Aras: Bu beni hiç rahatlatmadı.

Kerem: Rahatlamanı istemiyorum. Sadece hareket etmeden önce düşünmeni istiyorum.

Aras: Ben düşünmüyor muyum?

Kerem: Sinirlendiğinde hayır.

Aras sustu.

Kerem: Şu an da sinirlisin.

Aras: Babam benim nerede olduğumu Cenk'e söylediyse sinirlenmek için sebebim var.

Kerem: Belki söylemedi.

Aras: Belki söyledi.

Kerem: Bunu öğrenmeden İstanbul'a gelme.

Aras cevap vermedi.

Kerem: Aras.

Aras: Ne?

Kerem: Söz ver.

Aras: Veremem.

Kerem: Tahmin ettim.

Aras telefonu kapatmadan önce Kerem yeniden konuştu.

Kerem: Bir şey olursa beni ara.

Aras: Sen de.

Telefon kapandı.

Aras birkaç saniye bahçede kaldı.

Arıkan.

Kerem'in söylediği tek kelime zihninin içinde dönüp duruyordu.

Rauf'un Demir'i özellikle seçmesi.

Demir'in yıllar önce babasının dosyasında olması.

Sancaktarların Demir'in ailesi hakkında bilgi sahibi olması.

Bunların hepsinin birbiriyle ilgisi olabilir miydi?

Aras bir anda kapıya yöneldi.

Demir salonda Eren'in bilgisayarına bakıyordu.

Eren ekranı ona çevirmişti.

Eren: Bak, burada hata veriyor.

Demir: Ben nereden bileyim?

Eren: Savcısın.

Demir: Bilgisayarcı değilim.

Eren: Bence bağlantılı.

Melis koltukta oturmuş onları izliyordu.

Melis: Nasıl bağlantılı?

Eren: İkisi de ciddi meslek.

Demir: Mantığın çok güçlü.

Eren: Teşekkür ederim.

Aras içeri girdi.

Demir yüzündeki ifadeyi gördüğü anda ayağa kalktı.

Demir: Ne oldu?

Aras: Konuşmamız lazım.

Demir: Ne hakkında?

Aras: Yalnız.

Melis başını kaldırdı.

Demir: Çalışma odasına geçelim.

Aras: Hayır.

Demir durdu.

Aras: Ben İstanbul'a dönüyorum.

Odadaki hava değişti.

Demir'in yüzü sertleşti.

Demir: Dönmüyorsun.

Aras: Dönüyorum.

Demir: Aras.

Aras: Kerem bir şey öğrendi.

Demir: Ne öğrendi?

Aras birkaç saniye sustu.

Melis ve Eren'in orada olduğunu fark etti.

Demir bunu anladı.

Demir: Çalışma odası.

Bu kez Aras itiraz etmedi.

İkisi koridordaki küçük odaya geçti.

Demir kapıyı kapattı.

Demir: Anlat.

Aras: Sancaktarlar babamın konuşacağı şeyi biliyor.

Demir: Bunu tahmin ediyorduk.

Aras: Sadece kendi taraflarını değil.

Demir: Ne demek o?

Aras: Arıkan soyadı geçmiş.

Demir'in yüzü değişti.

Aras bunu gördü.

Aras: Demek bir şey biliyorsunuz.

Demir: Ben bir şey bilmiyorum.

Aras: Yüzünüz öyle söylemiyor.

Demir: Kerem tam olarak ne dedi?

Aras olanları anlattı.

Cenk'in söylediği cümleyi de.

Demir bir süre sessiz kaldı.

Aras: Ne demek istediğini biliyor musunuz?

Demir: Hayır.

Aras: Peki babam neden sizi seçti?

Demir: Bunu ona sordum.

Aras: Ne dedi?

Demir: Bana güvendiğini.

Aras kısa bir kahkaha attı.

Aras: Babam size güveniyorsa bunun altında mutlaka başka bir şey vardır.

Demir: Bunu ben de düşündüm.

Aras: O zaman İstanbul'a dönelim.

Demir: Hayır.

Aras: Kerem orada.

Demir: Kerem yetişkin bir adam.

Aras: Ben de yetişkinim.

Demir: Konuyu yine buraya getirme.

Aras: Çünkü işinize gelince yirmi dört yaşındayım, işinize gelmeyince odadan çıkmam için izin almam gerekiyor.

Demir: Sana izin al demiyorum. Hayatını tehlikeye atma diyorum.

Aras: Kerem'in hayatı tehlikedeyse burada oturmamı mı bekliyorsunuz?

Demir: Evet.

Aras: Yapamam.

Demir: Yapacaksın.

Aras'ın çenesi gerildi.

Aras: Bunu siz anlamıyorsunuz.

Demir: Neyi anlamıyorum?

Aras: Kerem'i.

Demir: Onun için endişelendiğini anlıyorum.

Aras: Hayır. Kerem benim arkadaşım değil sadece.

Demir sessiz kaldı.

Aras: O benim kardeşim.

Demir'in yüzündeki sertlik biraz azaldı.

Aras: Babamın çevresinde büyürken herkes bir noktada gitti. Birileri hapse girdi, birileri kayboldu, birileri taraf değiştirdi. Kerem gitmedi.

Demir onu dinliyordu.

Aras: Şimdi ben burada oturup onun Sancaktarların ortasında ne yaptığını mı bekleyeceğim?

Demir: Evet.

Aras: Yapamam dedim.

Demir: Çünkü geri dönersen ikiniz de tehlikede olacaksınız.

Aras: Benim için fark etmez.

Demir'in bakışları sertleşti.

Demir: Benim için eder.

Aras sustu.

Demir de bu cümlenin ağzından ne kadar hızlı çıktığını fark etmişti.

Aras: Neden?

Demir cevap vermedi.

Aras birkaç saniye onu izledi.

Aras: Ben sizin sorumluluğunuzum diye mi?

Demir: Evet.

Aras: Sadece o yüzden mi?

Demir'in susması Aras'ı daha da öfkelendirdi.

Aras: Demir Bey, ben sizin oğlunuz değilim.

Cümle odada kaldı.

Aras söylediği anda pişman oldu.

Demir'in yüzündeki değişim çok küçüktü.

Başka biri fark etmeyebilirdi.

Aras fark etti.

Demir birkaç saniye hiçbir şey söylemedi.

Sonra başını hafifçe salladı.

Demir: Biliyorum.

Aras bakışlarını kaçırdı.

Demir masasının kenarına yaslandı.

Demir: Ama birini korumak için babası olmak gerekmiyor.

Aras başını kaldırdı.

Demir'in sesi sakindi.

Demir: Dün sana ateş edildiğinde olay yerine geldiğimde ilk düşündüğüm şey dosya değildi.

Aras sustu.

Demir: Rauf da değildi.

Kısa bir sessizlik oldu.

Demir: Senin iyi olup olmadığındı.

Aras'ın yüzündeki öfke yavaşça kayboldu.

Demir: Bunun sana garip gelmesi benim sorunum değil.

Aras cevap vermedi.

Demir: İstanbul'a dönmüyorsun.

Aras bu kez hemen karşı çıkmadı.

Demir: Kerem'in başına bir şey geldiğine dair elimizde bilgi yok. Tayfun'u ararım. İstanbul'da ne olduğunu o takip eder.

Aras: Kerem savcılıkla konuşmaz.

Demir: Sen konuşmasını sağlarsın.

Aras birkaç saniye düşündü.

Demir: Olur mu?

Aras ona baktı.

Bu kez emir vermiyordu.

Gerçekten soruyordu.

Aras: Olur.

Demir başını salladı.

Aras kapıya yöneldi.

Demir: Aras.

Aras durdu.

Demir: Bir daha söylediğin şeyi düşünmeden söyle.

Aras ona baktı.

Demir'in sesi kırgın değildi.

Ama Aras hangi cümleden bahsettiğini biliyordu.

Aras: Özür dilerim.

Demir birkaç saniye sustu.

Demir: Tamam.

Aras odadan çıktı.

Gece ilerlediğinde ev tamamen sessizleşmişti.

Demir çalışma odasında yalnız oturuyordu.

Önündeki bilgisayar açıktı ama uzun süredir ekrana bakmıyordu.

Aras'ın söyledikleri zihnindeydi.

Arıkan soyadı geçmiş.

Demir çekmeceden telefonunu çıkardı.

Rauf'un cezaevinden yaptığı görüşmeler için kayıtlı numarayı buldu.

Doğrudan arayamayacağını biliyordu.

Tayfun'u aradı.

Tayfun üçüncü çalışta açtı.

Tayfun: Saat kaç?

Demir: Rauf'la görüşmem gerekiyor.

Tayfun'un sesi değişti.

Tayfun: Şimdi mi?

Demir: Mümkün olan en kısa sürede.

Tayfun: Ne oldu?

Demir: Sancaktarlar benim soyadımı konuşuyor.

Kısa bir sessizlik oldu.

Tayfun: Nereden biliyorsun?

Demir: Aras öğrendi.

Tayfun: Ne söylenmiş?

Demir olanları anlattı.

Tayfun bir süre sessiz kaldı.

Tayfun: Yarın sabah görüşme ayarlayabilirim.

Demir: Ayarla.

Tayfun: Demir.

Demir: Ne?

Tayfun: Ailenle ilgili bir şey çıkarsa?

Demir'in bakışları kapıya kaydı.

Evin içi sessizdi.

Nesrin.

Melis.

Eren.

Ve üst kattaki misafir odasında uyumaya çalışan Aras.

Demir: O zaman önce ben öğreneceğim.

Telefonu kapattı.

Ertesi sabah görüşme bağlantısı kurulduğunda Rauf ekranda belirdi.

Demir masanın karşısında tek başına oturuyordu.

Rauf onu görür görmez yüzündeki ifadeyi anladı.

Rauf: Urla nasıl?

Demir: Ailemi konuşmayacağız.

Rauf başını hafifçe salladı.

Rauf: Güzel. Eski düzene döndük.

Demir: Sancaktarlarla aranızda ne oldu?

Rauf'un yüzündeki rahatlık kayboldu.

Demir bunu gördü.

Demir: Cevap ver.

Rauf birkaç saniye sessiz kaldı.

Rauf: Aras bir şey mi öğrendi?

Demir: Soruyu ben soruyorum.

Rauf arkasına yaslandı.

Demir: Cenk Sancaktar benim soyadımı neden konuşuyor?

Rauf'un gözleri Demir'in üzerinde kaldı.

Demir: Rauf.

Rauf: Ne söyledi?

Demir: Önemli değil.

Rauf: Benim için önemli.

Demir: Arıkan ailesinin bununla ne ilgisi var?

Rauf cevap vermedi.

Demir'in sabrı tükeniyordu.

Demir: Oğlunu bana emanet ederken ailem hakkında ne bildiğini sordum.

Rauf: Hatırlıyorum.

Demir: Yalan söyledin mi?

Rauf: Hayır.

Demir: Eksik mi söyledin?

Rauf'un dudaklarında çok hafif bir gülümseme oluştu.

Demir bunu gördüğünde öne eğildi.

Demir: Nesrin'in, Melis'in ya da Eren'in bu işte adı geçiyorsa şimdi söyle.

Rauf: Onların adı geçmiyor.

Demir: Benimki geçiyor.

Rauf: Evet.

Demir sustu.

Bu cevabı beklemiyordu.

Rauf da artık kaçmıyordu.

Demir: Neden?

Rauf bir süre ona baktı.

Sonra başını hafifçe yana çevirdi.

Rauf: Yıllar önce beni neden bu kadar kolay yakaladığını hiç düşündün mü?

Demir'in kaşları çatıldı.

Demir: Soruşturmayı yürüttüğüm için.

Rauf: Hayır.

Demir: Ne demek istiyorsun?

Rauf: O dosyada sana bırakılmış bir yol vardı.

Demir: Kim bıraktı?

Rauf cevap vermedi.

Demir: Mahir Selim mi?

Rauf'un yüzündeki ifade değişmedi.

Demir: Rauf.

Rauf gözlerini tekrar ona çevirdi.

Rauf: O gece üç aile vardı.

Demir sustu.

Rauf: Vardarlar.

Kısa bir ara verdi.

Rauf: Sancaktarlar.

Demir'in bakışları sertleşti.

Rauf: Ve Arıkanlar.

Demir'in yüzündeki bütün ifade silindi.

Demir: Benim ailem bu insanların içinde değildi.

Rauf: Sen öyle biliyorsun.

Demir masaya doğru eğildi.

Demir: Ne biliyorsan şimdi anlat.

Rauf'un sesi sakinleşti.

Rauf: Sonunda doğru soruyu sordun.

Görüntü birkaç saniyeliğine dondu.

Demir ekrana bakarken tek bir düşünce zihnine yerleşti.

Rauf Vardar, oğlunu Urla'ya yalnızca korunsun diye göndermemişti.

Aras'ı özellikle onun yanına göndermişti.

Ve Demir, bunun nedenini öğrenmek üzereydi.