Yazdan Kalan kitap kapağı

7. bölüm / 10

Yazdan Kalan

Son Yaz - 6. Bölüm

Vaveyla Yazarı: Can Karabalin

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 10Şu an: Son Yaz - 6. Bölüm

Sabah olduğunda evde gece yaşananlardan geriye görünürde hiçbir şey kalmamıştı.

Elektrikler çalışıyordu.

Bahçe lambaları sönmüştü.

Sokaktan geçen arabaların sesi duyuluyor, mutfaktan kahve kokusu geliyordu.

Her şey normal görünüyordu.

Demir dışında.

Gece neredeyse hiç uyumamıştı.

Çalışma odasında, masasının karşısındaki koltukta oturuyordu. Önünde şeffaf bir dosyanın içine yerleştirdiği fotoğraf vardı.

Rauf Vardar.

Mahir Selim Sancaktar.

Ve kendisi.

Üçüne baktıkça zihnindeki boşluk daha da rahatsız edici hâle geliyordu.

Fotoğrafın çekildiği anı hatırlamıyordu.

O binayı hatırlamıyordu.

Rauf'la neden aynı yerde olduğunu hatırlamıyordu.

Mahir Selim'le ne konuştuğunu da.

Ama fotoğrafa her baktığında içinde garip bir tanıdıklık hissi oluşuyordu.

Sanki zihni unutmamıştı.

Sadece anlatmayı reddediyordu.

Demir fotoğrafı biraz daha yaklaştırdı.

Arka plandaki binaya baktı.

Tuğla duvar.

Paslanmış metal kapı.

Duvarın hemen yanında yarısı görünen eski bir tabela.

Yazının yalnızca son kısmı seçiliyordu.

...LİMAN

Demir'in kaşları çatıldı.

Bilgisayarını açtı.

Eski dosyalarda arama yapmaya başladı.

Birkaç dakika sonra kapı çalındı.

Demir: Gel.

Aras içeri girdi.

Saçları dağınıktı.

Üzerinde dün geceden kalan tişört vardı.

Demir saate baktı.

Demir: Erkencisin.

Aras: Uyuyamadım.

Demir: Ben de.

Aras masaya yaklaştı.

Fotoğrafa baktı.

Aras: Bir şey buldunuz mu?

Demir: Henüz değil.

Aras sandalyeyi çekip oturdu.

Aras: O zaman niye altıda kalktınız?

Demir: Sen niye kalktın?

Aras: Soruyu soruyla cevaplamayın.

Demir: Sen de.

Aras kısa bir nefes verdi.

Aras: Fotoğrafı düşündüm.

Demir: Ben de.

Aras: Babamı aramak istedim.

Demir başını kaldırdı.

Demir: Aradın mı?

Aras: Hayır.

Demir: Güzel.

Aras: Güzel değil. Kendimi zor tuttum.

Demir: Bugün birlikte konuşacağız.

Aras: Biliyorum.

Demir tekrar bilgisayara döndü.

Aras birkaç saniye onu izledi.

Aras: Gerçekten hiçbir şey hatırlamıyor musunuz?

Demir'in eli farenin üzerinde durdu.

Demir: Dün gece söylediğim şey değişmedi.

Aras: Size inanmadığımdan sormuyorum.

Demir ona baktı.

Aras: Garip geliyor.

Demir: Bana da.

Aras: İnsan böyle bir şeyi nasıl tamamen unutur?

Demir: Bilmiyorum.

Aras: O gece kaç yaşındaydınız?

Demir düşündü.

Demir: Yirmi sekiz.

Aras: Mesleğin başları.

Demir: Evet.

Aras: Babamla tanışıyor muydunuz?

Demir: Tanışıklığımız vardı. Yakın değildik.

Aras: Mahir Selim?

Demir: Dosyalardan biliyordum.

Aras: Ama fotoğrafta üçünüz yan yanasınız.

Demir: Görüyorum Aras.

Aras sustu.

Demir'in sesindeki sertliği fark etmişti.

Aras: Tamam.

Demir gözlerini kapatıp kısa bir nefes verdi.

Demir: Özür dilerim.

Aras: Sorun değil.

Demir: Sorun sende değil.

Aras: Biliyorum.

Demir fotoğrafa yeniden baktı.

Aras: Hatırlamamak sizi sinirlendiriyor.

Demir: Fazlasıyla.

Aras: Korkutuyor mu?

Demir cevap vermedi.

Aras bunu yeterli bir cevap olarak gördü.

Kapı yeniden çalındı.

Kerem içeri girdi.

Kerem: İkiniz gerçekten burada mısınız?

Aras: Günaydın sana da.

Kerem: Saat yedi.

Demir: Farkındayız.

Kerem elindeki bilgisayarı masaya bıraktı.

Kerem: Ben de uyuyamadım.

Aras: Çok sağlıklı bir ev olduk.

Kerem: Dün gece kapıya tehdit bırakıldı. Biraz normal.

Demir: Bir şey buldun mu?

Kerem bilgisayarı açtı.

Kerem: Belki.

Ekranı onlara çevirdi.

Fotoğrafın büyütülmüş hâli vardı.

Kerem: Dün fotoğrafın arkasındaki binaya baktım.

Demir: Tabelayı gördün.

Kerem: Evet.

Aras ekrana yaklaştı.

Kerem: Yazının tamamı görünmüyor ama bina yapısından birkaç eski liman deposunu karşılaştırdım.

Demir: Nerede?

Kerem başka bir görüntü açtı.

Eski bir gazete fotoğrafıydı.

Arka planda uzun, tuğladan yapılmış bir depo görünüyordu.

Aras: Aynı yer mi?

Kerem: Büyük ihtimalle.

Demir ekrana yaklaştı.

Kerem: Aliağa tarafında eski bir yükleme alanı.

Demir'in yüzü bir anda değişti.

Aras bunu fark etti.

Aras: Ne oldu?

Demir cevap vermedi.

Ekrandaki binaya bakıyordu.

Kerem: Demir Bey?

Demir'in zihninde bir görüntü belirdi.

Yağmur.

Önce yalnızca sesini duydu.

Metal bir çatının üzerine düşen sert yağmur damlaları.

Sonra karanlık bir koridor.

Demir gözlerini kıstı.

Aras: İyi misiniz?

Demir elini kaldırdı.

Demir: Bir dakika.

Görüntü devam etti.

Koşan ayaklar.

Birinin uzaktan bağırışı.

Sonra mavi ışıklar.

Siren.

Demir gözlerini kapattı.

Bir depo kapısı açılıyordu.

İçerisi karanlıktı.

Elinde silah olan biri vardı.

Yüzünü göremedi.

Sonra yerde bir şey.

Demir'in nefesi değişti.

Kan.

Beton zeminin üzerinde koyu bir iz.

Ve bir ses.

Savcı Bey.

Demir gözlerini açtı.

Aras ayağa kalkmıştı.

Aras: Demir Bey.

Demir birkaç saniye nerede olduğunu anlamaya çalıştı.

Kerem: Ne oldu?

Demir: Hatırladım.

Aras: Neyi?

Demir ekrandaki depoya baktı.

Demir: Buraya gittim.

Odanın içinde sessizlik oldu.

Kerem: Emin misiniz?

Demir: Evet.

Aras: Babam da orada mıydı?

Demir başını iki yana salladı.

Demir: O kısmı hatırlamıyorum.

Aras: Mahir Selim?

Demir: Hayır.

Kerem: Ne hatırlıyorsunuz?

Demir gözlerini yeniden ekrana çevirdi.

Demir: Yağmur yağıyordu.

Bir süre sustu.

Demir: Geceydi.

Aras dikkatle dinliyordu.

Demir: Polis vardı. Çok fazla.

Kerem: Operasyon.

Demir: Büyük ihtimalle.

Aras: Başka?

Demir'in bakışları sabitlendi.

Demir: Kan.

Aras'ın yüzü değişti.

Kerem: Kimin?

Demir: Bilmiyorum.

Aras: Birisi ölmüş müydü?

Demir: Hatırlamıyorum.

Aras: Levent Karaca olabilir mi?

Demir ona baktı.

Bu ihtimali düşünmemişti.

Demir: Olabilir.

Kerem: Rauf, Levent'i boşuna söylemedi.

Demir: Rauf hiçbir şeyi boşuna söylemez.

Aras: Keşke bir kere doğrudan söylese.

Demir sandalyesinden kalktı.

Pencereye yürüdü.

Başının içinde aynı görüntü dönüyordu.

Yağmur.

Siren.

Kan.

Bir de ses.

Savcı Bey.

Arkasından başka bir şey geliyordu.

Bir cümle.

Demir gözlerini kapattı.

Zorladı.

Hiçbir şey.

Aras: Zorlamayın.

Demir ona baktı.

Aras: Hatırlamaya çalıştıkça daha kötü oluyorsunuz.

Demir: Hatırlamam gerekiyor.

Aras: Gerekiyor ama şu an olmak zorunda değil.

Demir cevap vermedi.

Kerem bilgisayarını kapattı.

Kerem: Depo hâlâ duruyor olabilir.

Demir: Kontrol et.

Kerem: Ederim.

Demir: Bugün gitmiyoruz.

Aras: Neden?

Demir: Önce Rauf'la konuşacağız.

Aras: İkisini aynı gün yapabiliriz.

Demir: Yapmayacağız.

Aras itiraz edecek gibi oldu.

Sonra vazgeçti.

Aras: Tamam.

Demir ona şaşkınlıkla baktı.

Aras: Ne?

Demir: İtiraz bekliyordum.

Aras: Ben de bazen gelişiyorum.

Kerem: Çok bazen.

Aras: Sana sormadım.

Kerem gülümsedi.

Demir'in yüzünde de belli belirsiz bir ifade oluştu.

Ama birkaç saniye sürdü.

Gözü tekrar fotoğrafa kaydı.

Masadaki üç adam hâlâ ona bakıyordu.

—

Nesrin kapının önünde bir süredir durmuştu.

Konuşmaların tamamını duymamıştı.

Sadece Demir'in sesini.

Sonra sessizliği.

Elindeki kahve fincanıyla içeri girdi.

Nesrin: Kahvaltı hazır.

Aras: Geliyoruz.

Kerem: Ben hazırım.

Aras: Sen her şeye hazırsın.

Kerem: Açım.

İkisi odadan çıktı.

Nesrin gitmedi.

Demir masanın üzerindeki fotoğrafı dosyaya koyuyordu.

Nesrin: Sen gelmiyor musun?

Demir: Birazdan.

Nesrin: Demir.

Demir başını kaldırdı.

Nesrin ona baktı.

Yorgundu.

Gözlerinin altı çökmüştü.

Nesrin: Uyudun mu?

Demir: Biraz.

Nesrin: Yalan.

Demir cevap vermedi.

Nesrin fincanı masaya bıraktı.

Nesrin: Daha iki gün oldu.

Demir kaşlarını çattı.

Demir: Neye?

Nesrin: Bana burada olacağını hissettirmene.

Demir'in yüzü değişti.

Nesrin: Bir fotoğraf geldi. Sen yine bu odaya kapandın.

Demir: Nesrin, bu fotoğraf...

Nesrin: Önemli.

Demir sustu.

Nesrin: Biliyorum.

Demir: O zaman?

Nesrin: Mesele dosyanın önemli olması değil.

Demir: Peki ne?

Nesrin: Senin önemli bir şey olduğunda dünyadaki diğer her şeyi kapatman.

Demir sandalyesinden kalktı.

Demir: Dün gece evimizin kapısına birisi fotoğraf bıraktı.

Nesrin: Oradaydım.

Demir: Çocuklarımız bu işin içine girdi.

Nesrin: Biliyorum.

Demir: Aras'a ateş edildi.

Nesrin: Onu da biliyorum.

Demir'in sesi yükselmek üzereydi.

Nesrin'in sesi ise aynı kaldı.

Nesrin: Bunların hiçbirini küçümsemiyorum.

Demir sustu.

Nesrin: Ama sen yine aynısını yapıyorsun.

Demir: Neyi?

Nesrin: Her şeyi tek başına taşımaya çalışıyorsun.

Bu kez Demir cevap vermedi.

Nesrin: Sonra bizi koruduğunu düşünüyorsun.

Demir bakışlarını masaya çevirdi.

Nesrin: Dün gece korkmadığımı mı sanıyorsun?

Demir ona baktı.

Nesrin: Elektrikler kesildiğinde çocukların yüzünü gördüm.

Sesi ilk kez biraz kırıldı.

Nesrin: Seni silahla o kapıdan çıkarken gördüm.

Demir: Mecburdum.

Nesrin: Biliyorum.

Nesrin birkaç saniye sustu.

Nesrin: Ama ben de oradaydım.

Demir'in yüzündeki sertlik azaldı.

Nesrin: Bana hiçbir şey söylemedin. Ne düşündüğünü, ne hissettiğini, ne hatırladığını...

Demir: Seni daha fazla...

Cümlesini yarıda kesti.

Nesrin bekledi.

Demir başını eğdi.

Demir: Koruyacaktım.

Nesrin acı bir şekilde gülümsedi.

Nesrin: İşte.

Demir gözlerini kapattı.

Aynı kelime.

Yıllardır arkasına saklandığı aynı gerekçe.

Koruyorum.

Nesrin: Ben senden her şeyi çözmeni istemiyorum Demir.

Demir: Biliyorum.

Nesrin: Gerçekten biliyor musun?

Demir cevap vermedi.

Nesrin'in gözleri masadaki bilgisayara kaydı.

Sonra fotoğrafa.

Demir birkaç saniye hiçbir şey söylemeden durdu.

Ardından bilgisayarın kapağını kapattı.

Nesrin ona baktı.

Demir fotoğrafı da dosyanın içine koydu.

Masadan uzaklaştı.

Demir: Korkuyorum.

Nesrin'in yüzü değişti.

Bu kelimeyi Demir'den duymaya alışık değildi.

Nesrin: Neden?

Demir: Hatırlayamıyorum.

Sesi sakindi.

Ama Nesrin onu yıllardır tanıyordu.

Bu sakinliğin ne kadar zor kurulduğunu anlayabiliyordu.

Demir: Fotoğraftaki adam benim. O gece oradayım. Rauf orada. Mahir Selim orada.

Nesrin sessizce dinledi.

Demir: Ama zihnimde hiçbir şey yok.

Bir an durdu.

Demir: Birkaç dakika önce bir şeyler geldi.

Nesrin: Ne?

Demir: Yağmur.

Demir gözlerini masaya çevirdi.

Demir: Sirenler.

Nesrin bekledi.

Demir: Kan.

Nesrin'in yüzü gerildi.

Demir: Kimin olduğunu bilmiyorum.

Nesrin: Başka?

Demir: Hiçbir şey.

Demir başını kaldırdı.

Demir: Hayatımın bir gecesi sanki birisi tarafından kesilip çıkarılmış gibi.

Nesrin'in bakışları yumuşadı.

Demir: Ve en kötü tarafı ne biliyor musun?

Nesrin: Ne?

Demir: Hatırladığımda neyle karşılaşacağımı bilmiyorum.

Nesrin'in eli istemsizce hareket etti.

Demir'e uzanmak istedi.

Durdu.

Aralarındaki kırgınlık hâlâ oradaydı.

Demir bunu gördü.

Ama ondan bir şey istemedi.

Nesrin birkaç saniye sonra elini kaldırdı.

Demir'in omzuna dokundu.

Sadece birkaç saniye.

Demir gözlerini kapatmadı.

Elini onun elinin üzerine koymadı.

O küçük teması olduğu gibi kabul etti.

Nesrin elini çekti.

Nesrin: Kahvaltı soğuyor.

Demir başını salladı.

Demir: Geliyorum.

Nesrin kapıya yöneldi.

Demir: Nesrin.

Nesrin durdu.

Demir: Teşekkür ederim.

Nesrin ona baktı.

Nesrin: Bana teşekkür etme.

Demir: Neden?

Nesrin: Ben hâlâ karınım.

Demir'in yüzünde bir şey kırıldı.

Nesrin bunu gördü.

Ardından daha sessiz konuştu.

Nesrin: Ama bunun tek başına yetmediğini ikimiz de biliyoruz.

Demir'in yüzündeki umut hemen yerini gerçekliğe bıraktı.

Demir: Biliyorum.

Nesrin odadan çıktı.

Demir birkaç saniye arkasından baktı.

Sonra masaya döndü.

Bilgisayarı açmadı.

Fotoğrafa da dokunmadı.

İlk kez bir dosyayı yarım bırakıp ailesinin yanına gitti.

—

Aynı saatlerde şehrin başka bir tarafında başka bir ev güne çok daha sıradan başlamıştı.

Yamanların evinde kahvaltı masası hazırlanmıştı.

Televizyon açıktı ama kimse izlemiyordu.

Mutfaktan tabak sesleri geliyor, masanın üzerinde yarım bırakılmış çaylar duruyordu.

Evin içinde herhangi bir telaş yoktu.

Geçmişten kalan fotoğraflar da görünürde değildi.

Sıradan bir sabahtı.

En azından öyle görünüyordu.

Masadaki telefon titredi.

Yaman ailesinin büyüklerinden biri ekrana baktı.

Bir haber bildirimi.

Başlığın içinde tanıdık bir isim vardı.

Rauf Vardar.

Parmağı ekranın üzerinde durdu.

Yüzündeki ifade birkaç saniyeliğine değişti.

Karşısında oturan kişi bunu fark etti.

Yaman: Ne oldu?

Telefon hemen ters çevrildi.

Yaman: Hiçbir şey.

Masadaki konuşma devam etti.

Çaylar içildi.

Günlük planlardan söz edildi.

Kimse Rauf Vardar'ın adını bir daha anmadı.

Ama telefon masanın üzerinde ters durmaya devam etti.

Ve onu ters çeviren kişi o sabah bir daha ekrana bakmadı.

—

Rauf Vardar görüşme odasına getirildiğinde Aras ayağa kalkmadı.

Demir de.

İkisi yan yana oturuyordu.

Masada hiçbir dosya yoktu. Demir özellikle getirmemişti. Yalnızca şeffaf bir poşetin içine yerleştirilmiş eski fotoğraf vardı.

Rauf içeri girdiğinde önce Demir'e baktı.

Sonra oğluna.

Aras'ın yüzündeki ifadeyi görünce birkaç saniye durdu.

Rauf: İkinizi birlikte görmek hayra alamet değil.

Aras: Senin için olmayabilir.

Rauf sandalyesini çekti.

Oturdu.

Rauf: Ne oldu?

Demir cevap vermedi.

Fotoğrafı masanın üzerinde ona doğru itti.

Rauf'un gözleri fotoğrafa indi.

Bir anda sustu.

Demir bu değişimi kaçırmadı.

Aras da.

Rauf fotoğrafa dokunmadı.

Sadece baktı.

Aras: Tanıdın.

Rauf başını kaldırmadı.

Demir: Nerede çekildi?

Rauf birkaç saniye daha fotoğrafı inceledi.

Rauf: Bunu nereden buldunuz?

Aras: Soruyu cevapla.

Rauf oğluna baktı.

Aras: Nerede çekildi?

Rauf: Kim verdi bunu size?

Demir: Dün gece evimin kapısına bırakıldı.

Rauf'un yüzü değişti.

İlk kez gerçek bir tepki vermişti.

Rauf: Eve mi?

Demir: Evet.

Rauf: Ne zaman?

Demir: Gece.

Rauf: Kim bıraktı?

Demir: Bilmiyoruz.

Rauf arkasına yaslandı.

Bakışları yeniden fotoğrafa döndü.

Aras babasını izliyordu.

Çocukluğundan beri Rauf'un yüzündeki küçük değişimleri okumayı öğrenmişti. Sinirlendiğinde çenesini sıktığını, bir şey sakladığında gereğinden fazla sakinleştiğini, korktuğunda ise gözlerini kaçırmadığını biliyordu.

Tam tersine.

Korktuğunda baktığı şeyden gözlerini ayırmazdı.

Şimdi de fotoğrafa bakıyordu.

Aras: Korktun.

Rauf: Saçmalama.

Aras: Korktun.

Rauf: Aras.

Aras: Seni tanıyorum.

Rauf sonunda fotoğraftan gözlerini çekti.

Rauf: Buraya benim yüz ifadelerimi konuşmaya gelmediyseniz konuya geçelim.

Demir: Konumuz bu fotoğraf.

Rauf: Belli.

Demir: Nerede çekildi?

Rauf sustu.

Demir: Aliağa'daki eski liman deposu mu?

Rauf'un bakışları Demir'e döndü.

Demir aradığı cevabı aldı.

Demir: Demek doğru.

Rauf: Hatırladın mı?

Demir'in yüzü sertleşti.

Demir: Bir kısmını.

Bu kez Rauf'un ifadesi değişti.

Rauf: Ne kadarını?

Demir: Neden bu kadar merak ediyorsun?

Rauf: Çünkü oradaydım.

Demir: Ben de.

Rauf: Biliyorum.

Demir: Sorun da bu zaten.

Demir fotoğrafı işaret etti.

Demir: Bu adam benim. Ama o geceyi hatırlamıyorum.

Rauf sustu.

Demir: Yağmuru hatırlıyorum.

Rauf'un eli masanın üzerinde durdu.

Demir: Sirenleri.

Rauf hâlâ konuşmuyordu.

Demir: Depoyu.

Aras babasına baktı.

Rauf'un yüzündeki bütün rahatlık kaybolmuştu.

Demir: Bir de kanı.

Rauf gözlerini Demir'e çevirdi.

Uzun süre konuşmadı.

Demir: Kimin kanıydı?

Rauf: Hatırlamıyorsan zorlamanı önermem.

Demir'in yüzü sertleşti.

Demir: Ben senden tavsiye istemedim.

Rauf: Demir.

Demir: Kimin kanıydı?

Rauf: Bazı şeyleri parça parça hatırlamak insanı yanıltır.

Demir: O zaman doğrusunu sen anlat.

Rauf sustu.

Aras acı bir şekilde güldü.

Aras: İşte bu.

Rauf ona baktı.

Aras: Hep aynı şey.

Rauf: Ne?

Aras: Bir şey soruyoruz. Sen bize neden bilmememiz gerektiğini anlatıyorsun.

Rauf: Seni ilgilendirmeyen şeyler var.

Aras: Arabama ateş edildi.

Rauf sustu.

Aras: Demir Bey'in evinin önüne fotoğraf bırakıldı.

Rauf: Biliyorum.

Aras: Hayır. Az önce öğrendin.

Rauf'un yüzü gerildi.

Aras: Benim nerede kaldığımı biliyorlar. Babamın adını biliyorlar. Benim adımı biliyorlar. Beni öldürmeye çalışıyorlar.

Sesi yükselmedi.

Bu, Rauf'u daha fazla rahatsız etti.

Aras: Hâlâ beni ilgilendirmiyor mu?

Rauf: Seni tam da bu yüzden uzak tutmaya çalışıyorum.

Aras: Neden?

Rauf: Çünkü sen benim oğlumsun.

Aras: Bu cevap değil.

Rauf: Benim için yeterli.

Aras başını iki yana salladı.

Aras: Senin için hep yeterliydi zaten.

Rauf: Ne demek istiyorsun?

Aras: Benim adıma karar vermek için baba olman sana yetiyordu.

Rauf'un yüzü değişti.

Demir ikisinin arasına girmedi.

Bu konuşmanın yapılması gerekiyordu.

Aras: Neyi bilip bilmeyeceğime sen karar verdin. Kimden uzak duracağıma sen karar verdin. Ne zaman korunacağıma sen karar verdin.

Rauf: Hayatta kalman için.

Aras: Bak yine yaptın.

Rauf sustu.

Aras: Bana nedenini anlatmak yerine sonucunu söylüyorsun.

Rauf: Çünkü bazı nedenler sonucu değiştirmez.

Aras: Benim için değiştirir.

Rauf: Aras...

Aras öne doğru eğildi.

Aras: Beni korumak istiyorsan bana yalan söylemeyi bırak.

Odanın içi sessizleşti.

Rauf'un bakışları oğlunun üzerinde kaldı.

Aras ilk kez gözlerini kaçırmadı.

Rauf: Sana yalan söylemedim.

Aras: Gerçeğin yarısını söylemek ne oluyor?

Rauf cevap vermedi.

Aras: Babam olmanı sorgulamıyorum.

Sesi bu kez biraz daha alçaktı.

Aras: Ama sana güvenip güvenemeyeceğimi sorgulamaya başladım.

Rauf'un yüzünde belli belirsiz bir kırılma oldu.

Aras bunu gördü.

Geri çekilmedi.

Rauf ellerini masanın üzerinde birleştirdi.

Rauf: O gece bir operasyon vardı.

Demir'in bakışları hemen ona döndü.

Aras sustu.

Rauf: Resmî olarak kaçakçılık operasyonu.

Demir: Resmî olarak?

Rauf: Evet.

Demir: Gerçekte?

Rauf: Daha büyüktü.

Demir: Ne kadar?

Rauf fotoğrafa baktı.

Rauf: O dönem limandan yalnızca mal geçirilmiyordu. Para, bilgi, insanlar... Ne gerekiyorsa.

Demir: Sancaktarlar mı?

Rauf cevap vermedi.

Demir: Mahir Selim orada.

Rauf: Fotoğrafta olması suçlu olduğu anlamına gelmez.

Aras: Onu savunuyor musun?

Rauf: Kimseyi savunmuyorum.

Demir: O zaman neden oradaydı?

Rauf: Çünkü o gece herkes aynı şeyi istemiyordu.

Demir: Ne demek bu?

Rauf: Sancaktarların içinde de anlaşmazlık vardı.

Demir: Mahir Selim hangi taraftaydı?

Rauf: O gece mi, sonrasında mı?

Demir'in kaşları çatıldı.

Demir: Fark mı var?

Rauf: Büyük.

Demir birkaç saniye sustu.

Demir: Devam et.

Rauf: Operasyon başladıktan sonra işler planlandığı gibi gitmedi.

Demir: Ne oldu?

Rauf: Birisi bilgi sızdırdı.

Aras: Kim?

Rauf: Bilmiyorum.

Demir: Buna inanmıyorum.

Rauf: İnanıp inanmaman gerçeği değiştirmiyor.

Demir: Sonra?

Rauf: Depoda çatışma çıktı.

Demir'in zihninde bir görüntü parladı.

Metal bir kapı.

Silah sesi.

Bir adamın yere düşüşü.

Demir'in nefesi bir an durdu.

Rauf bunu fark etti.

Rauf: Ne oldu?

Demir cevap vermedi.

Gözlerini kapattı.

Görüntü kayboldu.

Demir: Devam et.

Rauf: Operasyon dağıldı.

Demir: Polis kaydı nerede?

Rauf: Var.

Demir: Kerem'in bulduğu belgeler eksik.

Rauf: Çünkü kayıt değiştirildi.

Demir: Kim tarafından?

Rauf sustu.

Demir: Kim tarafından?

Rauf: Tek bir kişi değildi.

Aras: Sen de içlerinde miydin?

Rauf oğluna baktı.

Aras cevabı bekledi.

Rauf: Hayır.

Aras: Emin misin?

Rauf'un çenesi gerildi.

Rauf: Bana güvenmiyor olabilirsin ama beni aptal yerine koyma.

Aras: İkisi farklı şeyler.

Demir: Aras.

Aras sustu.

Demir yeniden Rauf'a döndü.

Demir: Ben savcıydım.

Rauf: Evet.

Demir: Böyle bir operasyonun kayıtlarının değiştirilmesine nasıl izin verdim?

Rauf'un cevabı gelmedi.

Demir: Rauf.

Rauf: İzin vermedin.

Demir'in yüzü değişti.

Demir: Ne?

Rauf: Sen izin vermedin.

Demir: O zaman nasıl değiştirildi?

Rauf: Çünkü sen dosyadan alındın.

Demir birkaç saniye hareket etmedi.

Demir: Neden?

Rauf: Resmî gerekçe yetki aşımıydı.

Demir: Gerçek gerekçe?

Rauf: Fazla yaklaşmıştın.

Demir'in bakışları fotoğrafa indi.

Demir: Neye?

Rauf: Yanlış insanlara.

Demir: Kimlere?

Rauf sustu.

Demir: Mahir Selim'e mi?

Rauf: Sadece ona değil.

Aras: Kime?

Rauf: O dönemin bazı isimleri bugün yok.

Demir: Bazıları da var.

Rauf: Evet.

Demir: Sen mesela.

Rauf hafifçe gülümsedi.

Rauf: Ben mesela.

Demir: Mahir Selim.

Rauf: Evet.

Demir: Başka?

Rauf'un yüzündeki ifade yeniden kapandı.

Demir bunu fark etti.

Demir: Yamanlar?

Rauf'un gözlerinde küçücük bir değişim oldu.

Sadece bir saniye.

Ama Demir gördü.

Aras da.

Aras: Kim onlar?

Rauf hemen Demir'e döndü.

Rauf: Nereden çıktı o isim?

Demir: Demek tanıyorsun.

Rauf: Soruma cevap ver.

Demir: Önce sen.

Rauf: Yamanları nereden duydun?

Demir arkasına yaslandı.

Demir: Duymadım.

Rauf'un yüzü gerildi.

Demir: Şimdi duydum.

Aras babasına baktı.

Aras: Çok iyi sakladın.

Rauf: Demir.

Demir: Demek o gece Yamanlar da vardı.

Rauf: Ben öyle bir şey söylemedim.

Demir: Söylemene gerek kalmadı.

Rauf birkaç saniye Demir'e baktı.

Sonra başını çevirdi.

Demir artık bastırmadı.

Bu ismi not etmişti.

Şimdilik yeterliydi.

Demir: Kan kime aitti?

Rauf'un bakışları yeniden fotoğrafa döndü.

Rauf: Bilmiyorum.

Demir: Yalan.

Rauf: Bildiğimi söylemedim.

Demir: Levent Karaca.

Bu kez Rauf tamamen sustu.

Aras babasına baktı.

Demir: Kan onun muydu?

Rauf: Levent'i bulun.

Demir: Nerede?

Rauf: Bilmiyorum.

Aras: Yine başladık.

Rauf: Gerçekten bilmiyorum.

Demir: Yaşıyor mu?

Rauf cevap vermedi.

Demir: Rauf.

Rauf: O gece ölmedi.

Demir'in yüzü değişti.

Aras: Sonra ne oldu?

Rauf: Kayboldu.

Demir: Kendisi mi kayboldu?

Rauf: Bilmiyorum.

Aras: Kim bu adam?

Rauf birkaç saniye oğluna baktı.

Rauf: O gecenin gerçekte neden yaşandığını bilen birkaç kişiden biri.

Demir: Sen de biliyorsun.

Rauf: Bir kısmını.

Demir: Mahir Selim?

Rauf: Bir kısmını.

Aras: Senin şu dünyanda herkes gerçeğin bir kısmını biliyor zaten.

Rauf ona baktı.

Aras: Tamamını bilen kim?

Rauf'un cevabı gecikti.

Rauf: Belki Levent.

Demir: O yüzden mi onu bulmamızı istiyorsun?

Rauf: Ben size onu bulmanızı söylemedim.

Aras: Daha beş dakika önce söyledin.

Rauf: Onu bulmadan hiçbir hikâyeye inanmayın dedim.

Aras: Aynı şey.

Rauf: Değil.

Demir fotoğrafı önünden aldı.

Poşetin içine yeniden yerleştirdi.

Demir: Şimdilik yeter.

Rauf: Demir.

Demir ayağa kalktı.

Rauf: Yamanlara gitme.

Demir durdu.

Aras da.

Rauf söylediği anda hata yaptığını anlamıştı.

Demir yavaşça ona döndü.

Demir: Neden?

Rauf: Çünkü bu dosyayla ilgileri yok.

Demir: Az önce kim olduklarını bile söylemiyordun.

Rauf cevap vermedi.

Demir: Şimdi de uzak durmamı söylüyorsun.

Rauf: Tavsiye olarak kabul et.

Demir: Tavsiyelerini pek dinlemiyorum.

Rauf: Biliyorum.

Demir kapıya yöneldi.

Aras yerinden kalkmadı.

Rauf oğluna baktı.

Rauf: Sen kal.

Aras: Neden?

Rauf: Konuşalım.

Aras: Konuştuk.

Rauf: Aras.

Aras ayağa kalktı.

Rauf: Bana kızabilirsin.

Aras: Kızgınım zaten.

Rauf: Ama yaptığım şeylerin hepsini seni korumak için yaptım.

Aras birkaç saniye babasına baktı.

Aras: Biliyorum.

Rauf'un yüzündeki sertlik biraz azaldı.

Aras: Sorun da bu.

Rauf anlamadı.

Aras: Sen beni korumakla bana güvenmek arasındaki farkı hiç öğrenemedin.

Rauf sustu.

Aras: Ben artık çocuk değilim.

Rauf: Benim için olacaksın.

Aras'ın gözlerinde kısa bir kırgınlık belirdi.

Aras: O zaman bari yetişkin oğluna gerçeği söyle.

Rauf cevap veremedi.

Aras kapıya yürüdü.

Tam çıkacakken durdu.

Arkasını dönmedi.

Aras: Seni hayatımdan çıkarmaya çalışmıyorum baba.

Rauf'un bakışları oğlunun sırtındaydı.

Aras: Ama böyle devam edersen bir gün sen kendin çıkacaksın.

Kapıyı açtı.

Demir dışarıda bekliyordu.

Aras yanına geldi.

Birlikte yürüdüler.

Rauf odada tek başına kaldı.

Önündeki boş masaya baktı.

Yıllardır birçok şeyi kaybetmişti.

Parasını.

Özgürlüğünü.

İnsanlarını.

Hiçbiri onu oğlunun söylediği son cümle kadar korkutmamıştı.

—

Demir arabayı kullanıyordu.

Aras yol boyunca konuşmadı.

Şehir geride kalırken Demir birkaç kez ona baktı.

Aras fark etti.

Aras: İyiyim.

Demir: Sormadım.

Aras: Soracaktınız.

Demir: Belki.

Aras camdan dışarı baktı.

Aras: Ona böyle konuşmak istemiyordum.

Demir: Biliyorum.

Aras: Ama başka türlü anlamıyor.

Demir: Bazen insan en çok sevdiği kişiye karşı en kötü savunmasını kuruyor.

Aras ona baktı.

Demir gözlerini yoldan ayırmadı.

Aras: Nesrin Hanım'la mı ilgili?

Demir: Her şeyi Nesrin'e bağlama.

Aras: Doğru bildim.

Demir: Aras.

Aras hafifçe gülümsedi.

Sonra tekrar ciddileşti.

Aras: Yaman kim?

Demir: Bilmiyorum.

Aras: Babam biliyor.

Demir: Kesinlikle.

Aras: Araştıracak mıyız?

Demir: Evet.

Aras: Rauf uzak dur dedi.

Demir: O yüzden araştıracağız.

Aras ilk kez o gün gerçekten güldü.

Aras: Siz de çok sağlıklı değilsiniz.

Demir: Senin aileni araştırıyoruz. Sağlıklı bir şey bekleme.

Aras'ın gülümsemesi birkaç saniye daha sürdü.

Sonra telefonuna baktı.

Kerem'den mesaj gelmişti.

Depo hâlâ ayakta.

Altında bir fotoğraf vardı.

Eski bina.

Paslı kapılar.

Kırık camlar.

Aras telefonu Demir'e gösterdi.

Demir kırmızı ışıkta durduğunda görüntüye baktı.

Aynı yerdi.

İçinde hiçbir şüphe kalmamıştı.

Demir: Orası.

Aras: Emin misiniz?

Demir: Eminim.

Işık yeşile döndü.

Demir yeniden hareket etti.

Aras: Ne zaman gidiyoruz?

Demir: Önce Levent'i bulacağız.

Aras: Sonra?

Demir: Sonra o depoya gideceğim.

Aras: Gideceğiz.

Demir ona baktı.

Aras: Bu sefer başlamayın.

Demir kısa bir nefes verdi.

Demir: Konuşuruz.

Aras: Bu sizin hayır demenin kibar hâli.

Demir: Öğreniyorsun.

—

Yamanların evinde öğleden sonra sessiz geçmişti.

Sabah kahvaltısındaki konuşmalar çoktan dağılmıştı.

Salonda yalnızca iki kişi kalmıştı.

Televizyon açıktı.

Ses kısıktı.

Yaman ailesinin büyüklerinden biri gazetesini katlayıp masaya bıraktı.

Karşısındaki kişi telefonuyla ilgileniyordu.

Bir süre sonra sessizliği bozdu.

Yaman: Sabah ne gördün?

Telefon tutan el durdu.

Yaman: Ne?

Yaman: Telefonda.

Yaman: Bir şey görmedim.

Yaman: Yalan söyleme.

Kısa bir sessizlik oldu.

Telefon masaya bırakıldı.

Yaman: Rauf Vardar.

Gazetenin üzerindeki el hareketsiz kaldı.

Yaman: Ne olmuş ona?

Yaman: Haber çıkmış.

Yaman: Haberler her gün bir şey yazıyor.

Yaman: Arıkan adı da geçiyor.

Bu kez karşısındaki kişinin yüzü tamamen değişti.

Yaman: Nerede?

Yaman: Haberde değil.

Yaman: Nerede o zaman?

Yaman: Birinden duydum.

Yaman gazetesini tamamen kapattı.

Yaman: Kimden?

Cevap gelmedi.

Yaman: Arıkanlar meselesini yeniden açmayacağız.

Sesi yüksek değildi.

Ama tartışmaya kapalıydı.

Karşısındaki kişi başını kaldırdı.

Yaman: Biz açmadık.

Kısa bir sessizlik oldu.

Yaman: Birileri yeniden açıyor.

Gazetenin üzerindeki parmaklar yavaşça sıkıldı.

Yaman: Kim?

Yaman: Bilmiyorum.

Yaman: Öğren.

Yaman: Neden?

Yaman'ın bakışları sertleşti.

Yaman: Çünkü o geceyi kurcalayan biri varsa sonunda buraya gelir.

Yaman: Belki gelmesi gerekiyordur.

Bu cümle odanın havasını değiştirdi.

Yaman: Ne demek istiyorsun?

Yaman: Yirmi yıldır susuyoruz.

Yaman: Susmamız gerekti.

Yaman: Kimin için?

Cevap gelmedi.

Yaman: Kendimiz için mi?

Bir adım yaklaştı.

Yaman: Yoksa onları korumak için mi?

Yaman ayağa kalktı.

Yaman: Bu konu burada bitti.

Yaman: Bitmediğini ikimiz de biliyoruz.

Yaman durdu.

Arkasını dönmedi.

Yaman: Bir daha Arıkan adını bu evde duymak istemiyorum.

Yaman: O zaman geç kaldın.

Yaman yavaşça ona döndü.

Karşısındaki kişinin yüzünde artık sabahki rahatlık yoktu.

Yaman: Demir Arıkan fotoğrafı bulmuş.

Sessizlik.

Bu kez uzun sürdü.

Yaman'ın yüzündeki renk yavaşça çekildi.

Yaman: Hangi fotoğrafı?

Cevap hemen gelmedi.

Yaman: Depodakini.

Yaman gözlerini kapattı.

Yıllardır söylenmeyen bir yer adı, odaya girmeden ikisinin de zihninde belirmişti.

Liman.

Yağmur.

O gece.

Yaman gözlerini açtı.

Yaman: Bunu sana kim söyledi?

Karşısındaki kişi cevap vermedi.

Yaman bir adım yaklaştı.

Yaman: Kim söyledi?

Yaman: Bunun önemi yok.

Yaman: Ben karar veririm.

Yaman: İşte sorun da bu.

İkisi göz göze geldi.

Yaman: Yirmi yıl önce de herkes başkası adına karar verdi.

Yaman'ın yüzü sertleşti.

Yaman: Ve sonunda bir adam kayboldu.

İlk kez ikisi de sustu.

Levent Karaca'nın adı söylenmedi.

Ama ikisi de aynı kişiyi düşünüyordu.

Yaman pencereye doğru döndü.

Dışarıda sıradan bir öğleden sonra vardı.

İnsanlar sokaktan geçiyor, arabalar ilerliyor, hayat hiçbir şey olmamış gibi devam ediyordu.

Yirmi yıldır olduğu gibi.

Yaman: Kimseye bir şey söylemeyeceksin.

Yaman: Ya Demir buraya gelirse?

Yaman cevap vermeden önce uzun süre düşündü.

Yaman: Gelmeyecek.

Karşısındaki kişinin cevabı kısa oldu.

Yaman: Rauf Vardar onu durduramazsa gelir.

Yaman'ın yüzündeki ifade değişti.

Çünkü ikisi de Rauf'u yeterince iyi tanıyordu.

Ve Demir Arıkan'ı da.

Bazı insanlar geçmişten kaçardı.

Bazıları geçmişi gömerdi.

Demir ise önüne bir dosya konduğunda son sayfasına ulaşmadan bırakmazdı.

Yirmi yıl önce de bırakmamıştı.

Belki bütün sorun zaten buydu.

—

Urla'ya döndüklerinde hava çoktan yumuşamıştı.

Güneş alçalmış, bahçenin üzerine ince bir turunculuk bırakmıştı. Evin içinden tabak sesleri geliyor, mutfakta Nesrin bir şeylerle uğraşıyordu.

Aras arabadan indiğinde Demir hemen arkasından seslendi.

Demir: Koluna dikkat et.

Aras durup ona baktı.

Aras: Daha arabadan yeni indim.

Demir: O yüzden söylüyorum.

Aras: Bu cümleyi artık refleks olarak mı kuruyorsunuz?

Demir: Evet.

Aras başını iki yana salladı.

Kapıya doğru yürüdü.

Demir de peşinden geldi.

Nesrin mutfaktan çıkınca önce Demir'e, sonra Aras'a baktı.

Nesrin: Nasıl geçti?

Demir: Uzun.

Aras: Verimsiz.

Demir: O kadar da değil.

Aras: Babam yine yarım konuştu.

Nesrin bunu duyunca yüzü ciddileşti.

Nesrin: Bir şey öğrendiniz mi?

Demir: Birkaç şey.

Aras: Ama yeterince değil.

Demir: Aras.

Aras: Ne?

Demir: Şu an bunun kavgasını yapmayacağız.

Aras kısa bir nefes verdi.

Aras: Zaten halim yok.

Nesrin onun yüzüne biraz daha dikkatli baktı.

Aras'ın gözlerinin altı çökmüştü. Sabahki gerginliğin yerini daha ağır bir yorgunluk almıştı.

Nesrin: Bir şey ye.

Aras: Aç değilim.

Nesrin: Yine de.

Aras: Gerçekten aç değilim.

Nesrin ona baktı.

Aras birkaç saniye direndi.

Sonra vazgeçti.

Aras: Tamam.

Demir bunu görünce belli belirsiz gülümsedi.

Aras hemen fark etti.

Aras: Niye gülüyorsunuz?

Demir: Bana hayır diyorsun, Nesrin'e diyemiyorsun.

Nesrin: Çünkü ben daha ikna ediciyim.

Aras: Siz ikiniz takım olmayın yalnız.

Nesrin'in yüzünde ilk kez küçük bir gülümseme belirdi.

Demir de karşılık verdi.

An kısa sürdü.

Ama Aras fark etti.

Belki onların kendileri de.

---

Melis üst kattan indiğinde Aras salonda tek başına oturuyordu.

Telefonu elindeydi ama ekrana bakmıyordu.

Bir noktaya dalmıştı.

Melis merdivenlerin son basamağında durdu.

Melis: Geldiniz.

Aras başını kaldırdı.

Aras: Geldik.

Melis: Nasıl geçti?

Aras: Herkes bugün bunu soruyor.

Melis: Demek kötü geçti.

Aras: Nereden çıkardın?

Melis yanındaki koltuğa oturdu.

Melis: İyi geçseydi "iyi" derdin.

Aras başını hafifçe salladı.

Aras: Siz ailecek insanları fazla okuyorsunuz.

Melis: Baban da aynı şeyi söylüyor mu?

Aras: Babam insan okumuyor. İnsanlara ne yapacaklarını söylüyor.

Melis ona baktı.

Aras söylediğinin sert olduğunu fark etti.

Melis: Bir şey oldu.

Aras cevap vermedi.

Melis birkaç saniye bekledi.

Melis: Anlatmak zorunda değilsin.

Aras yüzünü ona çevirdi.

Aynı cümleyi son günlerde birkaç kişiden duymuştu.

Ama Melis söyleyince başka geldi.

Aras: Babam yine bazı şeyleri saklıyor.

Melis: Şaşırdın mı?

Aras: Hayır.

Melis: O zaman neden bu kadar canın sıkıldı?

Aras bir süre düşündü.

Aras: Çünkü artık sakladığı şeyler yüzünden insanlar bana ateş ediyor.

Melis'in yüzü ciddileşti.

Aras devam etti.

Aras: Çocukken bazı şeyleri anlamazsın. Sana bir şey söylemiyorsa "büyüyünce anlatır" dersin.

Kısa bir nefes verdi.

Aras: Sonra büyüyorsun.

Melis sessizce dinliyordu.

Aras: Ama kimse anlatmıyor.

Melis: Belki de nasıl anlatacağını bilmiyordur.

Aras: Rauf Vardar mı?

Melis: Baban.

Aras ona baktı.

Melis: İkisi aynı kişi.

Aras: Bazen unutuyorum.

Melis: O da unutuyor olabilir.

Aras: Neyi?

Melis: Senin sadece Vardar soyadını taşıyan biri olmadığını.

Aras'ın yüzü değişti.

Melis: Oğlu olduğunu.

Aras başını geriye yasladı.

Bir süre tavana baktı.

Aras: Onu seviyorum.

Melis: Biliyorum.

Aras: Bazen keşke sevmesem diyorum.

Melis cevap vermedi.

Aras: Daha kolay olurdu.

Melis: Olmazdı.

Aras: Neden?

Melis gözlerini önündeki sehpanın üzerine indirdi.

Melis: Çünkü sevmemek kızgınlığı bitirmiyor.

Aras onu dikkatle izledi.

Melis: Babama çok kızdığım zamanlar oldu.

Aras: Hâlâ oluyor.

Melis: Oluyor.

Kısa bir gülümseme belirdi.

Sonra kayboldu.

Melis: Ama ona kızmam onu sevmeyi bıraktığım anlamına gelmiyor.

Aras'ın yüzündeki ifade yumuşadı.

Melis: Babana kızman da onu sevmeyi bıraktığın anlamına gelmiyor.

Aras: Güvenmek başka.

Melis: Evet.

Aras: İşte sorun orada.

Melis başını salladı.

Melis: Güven geri gelir mi?

Aras: Bana mı soruyorsun?

Melis: Kendime de.

Aras ne demek istediğini anladı.

Demir ve Nesrin.

Melis'in de zihni oradaydı.

Aras: Bilmiyorum.

Melis: Çok yardımcı oldun.

Aras: Gerçekçi cevap.

Melis istemeden gülümsedi.

Aras da.

Bir süre sonra Aras kolunu hareket ettirirken yüzünü buruşturdu.

Melis bunu gördü.

Melis: Ne oldu?

Aras: Bir şey yok.

Melis: Göster.

Aras: Gerçekten bir şey yok.

Melis: Aras.

Aras kolunu kendine doğru çekti.

Melis: Bandajın kenarı kan olmuş.

Aras aşağı baktı.

Gömleğinin kolunun altında küçük bir leke vardı.

Aras: Açılmış herhalde.

Melis: Herhalde mi?

Aras: Doktor değilim.

Melis ayağa kalktı.

Melis: Ben de değilim ama en azından bandaj değiştirebilirim.

Aras: Gerek yok.

Melis ona baktı.

Aras: Neden herkes aynı bakışı atıyor?

Melis: Çünkü herkes sana aynı şeyi söylemek zorunda kalıyor.

Aras kısa bir nefes verdi.

Aras: Tamam.

Melis banyodan ilk yardım çantasını getirdi.

Aras koltuğun kenarına oturdu.

Melis yanına geçti.

Bandajın ucunu dikkatlice kaldırdı.

Aras hafifçe irkildi.

Melis: Acıdı mı?

Aras: Hayır.

Melis: Yalan.

Aras: Biraz.

Melis: Demek dürüst olabiliyorsun.

Aras: Seçici.

Melis bandajı yavaşça çıkardı.

Kesik kapanmaya başlamıştı ama bir kısmı yeniden açılmıştı.

Melis: Kolunu çok mu kullandın?

Aras: Normal kullandım.

Melis: Senin normalin biraz şüpheli.

Aras: Hakaret gibi geldi.

Melis: Tespit.

Aras ona baktı.

Melis'in yüzü ciddiydi.

Yaraya odaklanmıştı.

Aras ilk kez onu bu kadar yakından inceliyordu.

Saçlarının birkaç teli yüzüne düşmüştü.

Melis antiseptiği pamuğa döktü.

Melis: Biraz yakacak.

Aras: Hazırım.

Melis pamuğu yaraya dokundurdu.

Aras'ın yüzü anında değişti.

Aras: Biraz mı?

Melis gülümsememek için dudaklarını birbirine bastırdı.

Aras: Gülüyorsun.

Melis: Gülmüyorum.

Aras: Bayağı gülüyorsun.

Melis: Abartma.

Aras: İşkence yapıyorsun.

Melis: Dün kurşunlardan kaçtın. Buna mı dayanamadın?

Aras sustu.

Melis de.

Söylediği cümlenin yanlış yere dokunduğunu ikisi de anladı.

Melis: Özür dilerim.

Aras: Sorun değil.

Melis: Ben...

Aras: Gerçekten.

Melis yeniden yaraya odaklandı.

Bu kez daha dikkatliydi.

Aras bir süre onu izledi.

Melis yeni bandajı açarken elleri birbirine değdi.

İkisi de aynı anda durdu.

Çok küçük bir temas.

Ama ikisi de elini hemen çekmedi.

Melis başını kaldırdı.

Aras zaten ona bakıyordu.

Bir an uzadı.

Sanki evin içindeki sesler uzaklaşmıştı.

Mutfağın gürültüsü.

Bahçeden gelen rüzgâr.

Her şey birkaç saniyeliğine geri çekildi.

Melis bakışlarını ilk kaçıran oldu.

Melis: Bandaj.

Aras: Evet.

Melis: Değiştiriyorum.

Aras: Fark ettim.

Melis yeniden koluna döndü.

Ama ikisinin de hareketleri birkaç saniye öncesine göre daha dikkatliydi.

Melis bandajı sardı.

Son düğümü attı.

Melis: Tamam.

Aras koluna baktı.

Aras: Güzel olmuş.

Melis: Estetik kaygıyla yapmadım.

Aras: Yine de.

Melis çantayı kapattı.

Tam kalkacakken Aras konuştu.

Aras: Melis.

Melis ona döndü.

Aras: Teşekkür ederim.

Melis'in yüzü yumuşadı.

Melis: Rica ederim.

Aras: Sadece bandaj için değil.

Melis birkaç saniye ona baktı.

Ne demek istediğini anlamıştı.

Melis: Tamam.

Bu kez başka bir şey söylemediler.

—

Demir salona girdiğinde ilk gördüğü şey Melis'in hâlâ Aras'ın yanında oturması oldu.

Sonra Aras'ın kolundaki yeni bandajı fark etti.

Demir: Ne oldu?

Aras gözlerini kapattı.

Aras: Başladık.

Melis: Yarası biraz açılmış.

Demir hemen yanlarına geldi.

Demir: Nasıl açıldı?

Aras: Kolum olduğu için kullandım.

Demir: Çok mu kanadı?

Melis: Hayır.

Demir Aras'ın koluna baktı.

Aras: Melis halletti.

Demir: Göster.

Aras: Yeni kapattı.

Demir: Aras.

Aras istemeden kolunu uzattı.

Demir bandajın kenarını kontrol etti.

Melis babasını izliyordu.

Demir: Çok sıkı değil mi?

Melis: Değil.

Demir: Emin misin?

Melis kaşlarını kaldırdı.

Melis: Psikoloji okuyorum diye ilk yardım bilmiyorum sanma.

Demir: Onu demedim.

Melis: Dediklerin kadar bakışların da var baba.

Aras gülümsemeye başladı.

Demir ona baktı.

Aras hemen yüzünü toparladı.

Demir: Bir şey komik mi?

Aras: Hayır.

Demir yeniden Melis'e döndü.

Aras'la Melis arasında çok kısa bir bakışma oldu.

Demir bunu gördü.

Yüzündeki ifade değişti.

Aras da gördü.

Aras: Ne oldu?

Demir: Hiç.

Aras: Hayır, bir şey oldu.

Demir: Bir şey olmadı.

Melis babasına baktı.

Sonra Aras'a.

Bir an ne olduğunu anladı.

Melis: Baba.

Demir: Ne?

Melis: Öyle bakmayı bırak.

Demir: Nasıl bakıyorum?

Arkasından Nesrin'in sesi geldi.

Nesrin: Savcı gibi.

Demir arkasını döndü.

Nesrin kapının yanında duruyordu.

Demir: Savcı olarak bakmıyorum.

Nesrin Aras'a baktı.

Sonra Melis'e.

Tekrar Demir'e döndü.

Nesrin: Fark ettim.

Demir: Ne fark ettin?

Nesrin'in dudaklarının kenarı hafifçe kıvrıldı.

Nesrin: Daha kötü.

Melis başını öne eğip güldü.

Aras da tutamadı.

Demir birkaç saniye hepsine baktı.

Demir: Ne olduğunu anlamadım.

Nesrin: Anlama zaten.

Demir: Nesrin.

Nesrin'in gülümsemesi biraz daha belirginleşti.

Demir de sonunda neyi kastettiğini anladı.

Bakışları yeniden Aras'a döndü.

Bu kez daha dikkatli.

Aras: Şimdi gerçekten korkmaya başladım.

Melis: Hak ettin.

Aras: Ben ne yaptım?

Demir: Hiçbir şey.

Aras: Bu "hiçbir şey" hiç güven vermedi.

Nesrin güldü.

Demir de istemeden güldü.

Bir anda.

Düşünmeden.

Nesrin'in gülüşünü duyunca yüzündeki ifade yumuşadı.

Nesrin de onun güldüğünü fark etti.

Bakışları buluştu.

Gülüşleri yavaşça sustu.

Ama ikisi de hemen gözlerini kaçırmadı.

Uzun zamandır ilk kez aynı anda aynı şeye gülmüşlerdi.

Melis bunu fark etti.

Aras da.

İkisi de bir şey söylemedi.

Nesrin sonunda bakışlarını çekti.

Nesrin: Ben mutfağa geçiyorum.

Demir başını salladı.

Demir: Tamam.

Nesrin birkaç adım attı.

Demir arkasından baktı.

Aras: Demir Bey.

Demir: Ne?

Aras: Çok belli ediyorsunuz.

Demir hemen ona döndü.

Aras masum bir ifadeyle baktı.

Demir: Neyi?

Aras: Hiç.

Melis bu kez açıkça güldü.

Demir: Siz ikiniz fazla anlaşmaya başladınız.

Aras: Ben de onu düşünüyordum.

Melis: Kötü mü?

Demir'in cevabı birkaç saniye gecikti.

Demir: Henüz karar vermedim.

Aras: Savcı cevabı.

Melis: Kesin.

Demir başını iki yana salladı.

Ama yüzündeki küçük gülümsemeyi gizleyemedi.

—

Aynı saatlerde Yamanların evinde İdil odasının ortasında duran açık valize bakıyordu.

Bahar kapının kenarına yaslanmıştı.

Bahar: Üç günlük yere bütün dolabı götürmen gerekiyor mu?

İdil: Bütün dolap değil.

Bahar yatağın üzerindeki kıyafetlere baktı.

Bahar: Dolabın yarısı.

İdil: Hava değişiyor.

Bahar: Yazın ortasındayız.

İdil: Akşamları serin oluyor.

Bahar: Üç ceket niye?

İdil annesine baktı.

İdil: Anne.

Bahar: Karışmıyorum.

İdil: Bayağı karışıyorsun.

Bahar gülümsedi.

İdil kıyafetlerden birini valize koydu.

Bahar: Melis'e haber verdin mi?

İdil: Daha değil.

Bahar'ın yüzü çok kısa bir an değişti.

İdil bunu fark etmedi.

İdil: Sürpriz yaparım diye düşündüm.

Bahar: Belki önce ara.

İdil başını kaldırdı.

İdil: Neden?

Bahar: Evlerinde misafir varmış.

İdil: Kim?

Bahar bir an durdu.

Bahar: Bilmiyorum.

İdil: Nereden biliyorsun o zaman?

Bahar: Nesrin söyledi.

Bu doğru değildi.

Ama İdil bunu anlayamadı.

İdil: Olsun. Ben Melis'i görürüm.

Bahar başını salladı.

İdil: Sen niye garipsin bugün?

Bahar: Değilim.

İdil: Sabah babam da garipti.

Bahar'ın yüzü yeniden değişti.

İdil: Bir şey mi oldu?

Bahar: İşle ilgili.

İdil annesinin yüzüne baktı.

Bahar: Ne?

İdil: İkiniz de çok kötü yalan söylüyorsunuz.

Bahar gülmeye çalıştı.

Bahar: Hukuk okumaya başladığından beri herkesi sorguluyorsun.

İdil: Mesleki gelişim.

Bahar: Daha mezun olmadın.

İdil: Hazırlık yapıyorum.

Bahar kızının saçını düzeltti.

Bahar: Sen hazırlan.

İdil: Tamam.

Bahar kapıdan çıkarken arkasına baktı.

İdil yeniden valiziyle uğraşıyordu.

Bahar koridora çıktığında yüzündeki gülümseme kayboldu.

Metin çalışma odasının kapısında bekliyordu.

Bahar ona yaklaştı.

Metin: Ne kadar biliyor?

Bahar: Hiçbir şey.

Metin: Öyle kalsın.

Bahar: Ne zamana kadar?

Metin cevap vermedi.

Bahar sesini alçalttı.

Bahar: İdil, Melis'i görmeye gitmek istiyor.

Metin'in yüzü gerildi.

Metin: Şimdi olmaz.

Bahar: Neden?

Metin: Çünkü Aras Ege Vardar o evde.

Bahar'ın bakışları sertleşti.

Bahar: Onun ne suçu var?

Metin: Suçtan bahsetmiyorum.

Bahar: O zaman?

Metin birkaç saniye sustu.

Metin: Rauf'un oğlu olması yeter.

Bahar bu cevaptan hoşlanmadı.

Bahar: Bir çocuğu babasının yaptıklarıyla yargılama.

Metin: Çocuk değil.

Bahar: Ne demek istediğimi biliyorsun.

Metin başını çevirdi.

Bahar: Hem Demir yanındaysa...

Metin hemen ona baktı.

Metin: Tam da o yüzden.

Bahar sustu.

Metin'in sesindeki endişeyi fark etmişti.

Metin: Bu dört kişinin yeniden aynı hikâyenin içine girmesini istemiyorum.

Bahar: Dört?

Metin söylediği anda durdu.

Bahar kaşlarını çattı.

Metin: Üç.

Bahar: Dört dedin.

Metin: Dilim sürçtü.

Bahar: Metin.

Metin çalışma odasına döndü.

Bahar arkasından baktı.

Metin: İdil'i birkaç gün burada tut.

Bahar: Ona yalan söylemeyeceğim.

Metin: Gerçeği de söyleme.

Bahar'ın yüzü sertleşti.

Bahar: Arada büyük fark yok.

Metin cevap vermedi.

Kapıyı kapattı.

Bahar koridorda yalnız kaldı.

Üst katta İdil'in müziği duyuluyordu.

Sıradan bir genç kadın gibi valiz hazırlıyor, arkadaşını görmek için plan yapıyordu.

Kendi ailesinin yıllardır sakladığı hikâyenin içine doğru yürüdüğünden haberi yoktu.

Ve Bahar ilk kez onu durdurmanın mı, yoksa gerçeği söylemenin mi daha tehlikeli olduğuna karar veremiyordu.

—

Akşamüstü Aras bahçede tek başına oturuyordu.

Melis içerideydi.

Demir telefonla konuşuyordu.

Nesrin mutfakta.

Aras kolundaki yeni bandaja baktı.

Parmaklarını üzerinde gezdirdi.

Melis'in söylediği cümle hâlâ aklındaydı.

Babana kızman, onu sevmeyi bıraktığın anlamına gelmiyor.

Aras yıllardır Rauf'a kızıyordu.

Bazen öfkeleniyordu.

Bazen ondan uzak kalmak istiyordu.

Ama hiçbirinde onu sevmeyi bırakmamıştı.

Belki de en yorucu tarafı buydu.

Telefonu titredi.

Ekranda bir mesaj vardı.

Rauf'tan değildi.

Kerem.

Levent'le ilgili bir şey buldum.

Aras hemen doğruldu.

Mesajın devamı geldi.

Bu sefer gerçekten büyük. Demir'i çağır.

Aras'ın yüzündeki bütün sakinlik kayboldu.

Evin içine döndü.

Aras: Demir Bey.

Demir salondan başını uzattı.

Demir: Ne oldu?

Aras telefonu kaldırdı.

Aras: Kerem bulmuş.

Demir'in yüzü ciddileşti.

Demir: Neyi?

Aras ekrana bir kez daha baktı.

Sonra Demir'e döndü.

Aras: Levent Karaca'yı.

—

Kerem bilgisayarını açtığında odadaki herkes ekrana yaklaştı.

Demir masanın başındaydı.

Aras hemen yanında duruyordu.

Kerem birkaç dosyayı kapattıktan sonra bir güvenlik kamerası görüntüsünü açtı.

Görüntü net değildi.

Bir otogarın girişini gösteriyordu.

Aras: Bu mu?

Kerem: Bekle.

Görüntüyü birkaç saniye ileri aldı.

İnsanlar kapının önünden geçiyordu. Ellerinde valizler, çantalar vardı. Kimi telefonda konuşuyor, kimi taksi bekliyordu.

Sonra Kerem görüntüyü durdurdu.

Kerem: Şuraya bakın.

Ekranın sağ tarafındaki adamı büyüttü.

Demir biraz daha yaklaştı.

Ellili yaşlarının sonunda görünüyordu. Saçlarının büyük kısmı beyazlamıştı. Üzerinde koyu renk bir gömlek vardı.

Aras: Bu Levent mi?

Kerem: Büyük ihtimalle.

Demir: Büyük ihtimalle yetmez.

Kerem önündeki başka bir dosyayı açtı.

Eski bir vesikalık fotoğraf çıktı.

Yanına güvenlik kamerasındaki görüntüyü getirdi.

Kerem: Burun yapısı aynı. Kulak çizgileri de. Yaş farkını hesaba kattığında büyük ölçüde eşleşiyor.

Demir iki görüntüyü dikkatlice inceledi.

Demir: Ne zaman çekilmiş?

Kerem: Altı gün önce.

Aras başını çevirdi.

Aras: Altı gün mü?

Kerem: Evet.

Aras: Yani adam yirmi yıldır kayıp ama geçen hafta otogarda geziyor.

Demir: Kayıp olması saklanmadığı anlamına gelmiyor.

Aras: Kendi isteğiyle mi?

Demir: Onu henüz bilmiyoruz.

Kerem: Asıl mesele bu değil.

Aras ona baktı.

Kerem görüntüyü birkaç saniye daha ilerletti.

Levent olduğu düşünülen adam kapının yanında bekliyordu.

Bir süre sonra başka biri kadraja girdi.

Aras'ın yüzündeki ifade anında değişti.

Aras: Dur.

Kerem görüntüyü durdurdu.

Aras ekrana yaklaştı.

Demir: Tanıyor musun?

Aras birkaç saniye cevap vermedi.

Aras: Evet.

Kerem: Kim?

Aras eliyle ekrandaki ikinci kişiyi işaret etti.

Aras: Babamın avukatı.

Demir hemen ona döndü.

Demir: Emin misin?

Aras: Yıllardır görüyorum. Eminim.

Kerem ikinci kişiyi büyüttü.

Aras: Vedat Keskin.

Demir ismi zihninde tarttı.

Demir: Rauf'un avukatı.

Aras: Evet.

Kerem: Ne zamandır?

Aras: Ben çocukken de vardı.

Demir yeniden görüntüye baktı.

İki adam birkaç saniye konuşuyor, ardından birlikte kadrajdan çıkıyordu.

Aras'ın çenesi gerildi.

Aras: Biliyordu.

Demir: Henüz bilmiyoruz.

Aras: Babamın avukatı yirmi yıldır kayıp olan adamla görüşüyor.

Demir: Vedat'ın Rauf'un talimatıyla hareket ettiğini kanıtlamıyor.

Aras kısa bir kahkaha attı.

Aras: Siz benim babamı gerçekten benden daha iyi tanımaya başladığınızı düşünüyorsunuz.

Demir: Öyle bir şey söylemedim.

Aras: Vedat babamdan habersiz nefes almaz.

Demir: Aras.

Aras: Ciddiyim.

Demir onun yüzündeki öfkeyi fark etti.

Aras: Rauf bana Levent'i bulmamızı söylüyor. Sonra kendi avukatının adamla görüştüğünü öğreniyoruz.

Kerem: Belki de bizi Levent'e götürmeye çalışıyordur.

Aras: O zaman adres versin.

Kerem: Rauf hiçbir şeyi o kadar kolay yapmıyor.

Aras: Fark ettim.

Demir birkaç saniye sessiz kaldı.

Sonra Kerem'e döndü.

Demir: Vedat'ın hareketlerini çıkarabilir misin?

Kerem: Resmî kayıtlara benim erişimim yok.

Demir: Tayfun'a veririm.

Aras hemen başını kaldırdı.

Demir durdu.

Son günlerde kendi ağzından çıkan her ismi ikinci kez düşünmeye başlamıştı.

Kerem de bunu fark etti.

Kerem: Tayfun'a hâlâ güveniyor musunuz?

Demir: Güveniyorum.

Aras: Ama?

Demir gözlerini ekrandan ayırmadı.

Demir: Şimdilik bu görüntüyü ona vermeyeceğiz.

Kerem: Neden?

Demir: Çünkü Levent'in gerçekten hayatta olduğunu bilen kişi sayısını artırmak istemiyorum.

Aras: Mantıklı.

Demir ona baktı.

Aras: Ne?

Demir: Bana bu kadar hızlı katılmana alışık değilim.

Aras: Arada doğru şeyler söylüyorsunuz.

Demir: Sağ ol.

Aras: Rica ederim.

Kerem görüntüyü yeniden oynattı.

Levent ile Vedat birkaç saniye sonra taksi durağına yöneliyordu.

Kerem: Taksi plakasını da çıkardım.

Demir: Güzel.

Kerem: Aracın gittiği yeri takip etmeye çalışıyorum.

Aras: Bulursak ne yapacağız?

Demir: Önce ben konuşacağım.

Aras: Biz.

Demir: Ben.

Aras yüzünü ona çevirdi.

Demir: Aras, adam yirmi yıldır saklanıyor. Kapısına Rauf Vardar'ın oğluyla gidersek konuşmama ihtimali yüksek.

Aras: Belki beni görünce konuşur.

Demir: Belki de kaçar.

Aras sustu.

Demir: Önce ne bildiğini öğrenmem gerekiyor.

Aras: Sonra benimle konuşacak.

Demir birkaç saniye düşündü.

Demir: Eğer güvenliyse.

Aras: Bu sizin evet deme şekliniz mi?

Demir: Şimdilik.

Aras: Kabul.

Demir başını salladı.

Kerem onlara baktı.

Kerem: İkiniz anlaşmaya mı başladınız?

Aras: Hayır.

Demir: Hayır.

İkisi aynı anda söyleyince Kerem gülümsedi.

Kerem: Tabii.

—

Akşam ilerledikçe ev yeniden kendi ritmine dönmeye çalıştı.

Eren odasındaydı.

Melis salonda dizüstü bilgisayarının başına geçmişti.

Kerem hâlâ görüntüleri inceliyordu.

Aras ise bahçede telefonda bir şeyler araştırıyordu.

Nesrin üst kata çıktığında yatak odasının kapısını arkasından kapattı.

Oda sessizdi.

Bir süre ayakta kaldı.

Sonra komodinin alt çekmecesine baktı.

Elini uzatması birkaç saniye sürdü.

Çekmeceyi açtı.

Dosya yine aynı yerdeydi.

Nesrin çıkardı.

Yatağın kenarına oturdu.

Kapağını açtığında artık ezbere bildiği sayfalar karşısındaydı.

Maddi hükümler.

Paylaşılacak mallar.

Ortak sorumluluklar.

Sonra son sayfa.

Anlaşmalı Boşanma Protokolü Taslağı.

Nesrin uzun süre baktı.

Birkaç gün önce bu kâğıt ona bir çıkış gibi gelmişti.

Şimdi aynı kesinliği hissetmiyordu.

Bu, kırgınlığının geçtiği anlamına gelmiyordu.

Geçmemişti.

Demir'in bir haftalık çabası yılları silemezdi.

Melis'le geçirdiği bir öğleden sonra geçmişte kaçırdığı günlerin yerini tutamazdı.

Bir kez açık konuşması, yıllarca kapalı kalmış bütün kapıları açamazdı.

Ama Nesrin başka bir şeyi de inkâr edemiyordu.

Demir ilk kez gerçekten dinliyordu.

Üstelik yalnızca kendisini değil.

Çocuklarını da.

Aras'ı da.

Kendi korkularını bile.

Nesrin dosyanın üzerine elini koydu.

Sabah çalışma odasındaki hâlini düşündü.

Hatırlayamıyorum.

Demir'in o kelimeyi söylerken yüzünde gördüğü korkuyu hatırladı.

Yıllardır yanında olduğu adamın korktuğunu kaç kez duymuştu?

Belki bir elin parmaklarını geçmezdi.

Demir eve her zaman cevaplarla gelmişti.

Sorularla geldiğinde ise kendisini odalara kapatmıştı.

Bu kez ona bir soru göstermişti.

Nesrin bunu küçümsemek istemedi.

Ama umut etmekten de korkuyordu.

Çünkü umut, insanı kalmaya ikna edebilirdi.

Kalmak da yeniden kırılmak demek olabilirdi.

Dosyayı kapattı.

Bu kez kaleme uzanmadı.

Aynı zamanda dosyayı yırtmadı da.

Çekmeceye geri koydu.

Yavaşça.

Sanki kararını değil, karar vermek için kendisine biraz daha zaman bıraktığını kabul ediyordu.

Kapı açıldı.

Nesrin hemen arkasına baktı.

Demir içeri girmişti.

Üzerindeki gömleğin kolları sıvalıydı.

Yorgun görünüyordu.

Demir: Rahatsız ettim mi?

Nesrin: Hayır.

Demir kapının yanında birkaç saniye durdu.

Sonra yatağın kendi tarafına geçti.

Nesrin ona baktı.

Demir eskisi gibi çekmecesindeki telefon şarjını kontrol etmedi.

Çantasındaki dosyaları da yatağın kenarına bırakmadı.

Sadece oturdu.

Aralarında yine aynı mesafe vardı.

Ama bu kez sessizlik önceki gecelerden farklıydı.

Nesrin: Melis bugün mutluydu.

Demir başını ona çevirdi.

Demir: Ben de.

Nesrin: Belli oluyordu.

Demir hafifçe gülümsedi.

Demir: Çok konuştuk.

Nesrin: Ne anlattı?

Demir birkaç saniye sustu.

Demir: Ona ait şeyler.

Nesrin'in yüzü yumuşadı.

Demir: Anlatmam doğru olmaz.

Nesrin: Güzel.

Demir: Ne?

Nesrin: Hiç.

Demir ne demek istediğini anlamıştı.

Bir süre sonra sırtını yatağın başlığına yasladı.

Demir: Bugün bir şeyi fark ettim.

Nesrin: Neyi?

Demir: Melis bana hâlâ bir şeyler anlatmak istiyor.

Nesrin sessiz kaldı.

Demir: Ben sadece uzun zamandır sormamışım.

Nesrin'in gözlerinde hafif bir hüzün belirdi.

Nesrin: Evet.

Demir: Canımı acıtıyor.

Nesrin: Acıtmalı.

Demir ona baktı.

Nesrin'in sesi sert değildi.

Sadece dürüsttü.

Demir: Haklısın.

Bir süre sessizlik oldu.

Demir ellerine baktı.

Demir: Geç kaldım.

Nesrin cevap vermedi.

Demir: Bunu artık kabul ediyorum.

Nesrin gözlerini ona çevirdi.

Demir: Ama tamamen kaybetmeden yetişmek istiyorum.

Nesrin'in yüzünde küçük bir değişim oldu.

Demir devam etmedi.

Ne bir söz verdi.

Ne ondan cevap istedi.

Nesrin uzun süre ona baktı.

Sonra daha yumuşak bir sesle konuştu.

Nesrin: O zaman acele etme.

Demir kaşlarını hafifçe çattı.

Nesrin: Bir haftada her şeyi düzeltmeye çalışma.

Demir: Çalışmıyorum.

Nesrin: Çalışıyorsun.

Demir itiraz edecek gibi oldu.

Sonra gülümsedi.

Demir: Biraz.

Nesrin'in dudaklarının kenarı hafifçe kıvrıldı.

Nesrin: Bu kez gerçekten kal.

Demir'in yüzündeki gülümseme kayboldu.

Yerini daha derin bir ifadeye bıraktı.

Demir: Kalacağım.

Nesrin hemen başını salladı.

Demir sustu.

Nesrin: Söz verme.

Demir birkaç saniye ona baktı.

Sonra başını salladı.

Demir: Tamam.

Nesrin ilk kez rahatladı.

Çünkü Demir bu kez onu ikna etmeye çalışmamıştı.

Sadece dinlemişti.

Tam o sırada kapı tıklatıldı.

İkisi de baktı.

Kerem'in sesi geldi.

Kerem: Demir Bey?

Demir ayağa kalktı.

Demir: Gel.

Kerem kapıyı araladı.

Yüzündeki ifade ciddiydi.

Kerem: Bir şey buldum.

Demir Nesrin'e baktı.

Bir an için eskiden yaptığı şeyi yapacağını düşündü.

Hiçbir açıklama yapmadan çıkıp gitmek.

Demir bu kez durdu.

Demir: Levent'le ilgili.

Nesrin: Git.

Demir: Emin misin?

Nesrin: Demir.

Demir başını salladı.

Demir: Sonra anlatırım.

Nesrin: Tamam.

Demir Kerem'le birlikte çıktı.

Nesrin arkasından baktı.

Küçük bir farktı.

Belki dışarıdan bakıldığında hiçbir anlamı yoktu.

Ama Demir ilk kez kapıdan çıkmadan önce ona dönmüştü.

Nesrin bunu fark etmişti.

—

Aşağı indiklerinde Aras çoktan bilgisayarın başındaydı.

Kerem görüntüyü açtı.

Aras: Yeni bir şey mi var?

Kerem: Taksi güzergâhını buldum.

Demir: Nereye gitmiş?

Kerem haritayı açtı.

Kerem: Otogardan çıktıktan sonra yaklaşık kırk dakika ilerlemiş. Sonra bu bölgede durmuş.

Demir ekrana baktı.

Şehrin dışındaki küçük bir yerleşim alanıydı.

Aras: Levent orada mı yaşıyor?

Kerem: Bilmiyorum.

Demir: Taksi şoförü?

Kerem: Ulaştım.

Demir ona baktı.

Kerem: İnternette işletme numarası vardı.

Aras: Sen bazen korkutucusun.

Kerem: Teşekkür ederim.

Demir: Ne söyledi?

Kerem: İki adamın da aynı yerde indiğini hatırlıyor.

Aras: Vedat da mı?

Kerem: Evet.

Demir'in bakışları sertleşti.

Kerem: Şoförün anlattığına göre birbirlerini tanıyorlarmış. Yol boyunca da konuşmuşlar.

Aras: Ne konuştuklarını duymuş mu?

Kerem: Hayır.

Demir: Adres?

Kerem ekrana bir koordinat getirdi.

Kerem: Buraya yakın.

Demir birkaç saniye haritaya baktı.

Aras: Ne zaman gidiyoruz?

Demir: Sabah.

Aras: Şimdi gidelim.

Demir: Hayır.

Aras: Adam yeniden kaybolabilir.

Demir: Yirmi yıldır saklanmayı başardıysa birkaç saat daha bekleyebilir.

Aras: Ya beklemezse?

Demir ona baktı.

Demir: Gece bilmediğimiz bir adrese körlemesine gitmeyeceğiz.

Aras: Ben giderim.

Demir: Gitmezsin.

Aras gözlerini kapattı.

Aras: Çok güzel gidiyorduk.

Demir: Hâlâ güzel gidiyoruz.

Kerem: Tartışmayı sabaha bırakabilir miyiz?

Aras: Ben tartışmıyorum.

Demir: Tartışıyorsun.

Aras: Fikir belirtiyorum.

Demir: Fikrin reddedildi.

Aras Kerem'e döndü.

Aras: Görüyor musun?

Kerem: Görüyorum.

Aras: Bir şey söylesene.

Kerem: Sabah gidelim.

Aras birkaç saniye ikisine baktı.

Aras: İkinizden de nefret ediyorum.

Demir: Sabah altıda hazır ol.

Aras: Altı mı?

Demir: Beşte de çıkabiliriz.

Aras: Altı çok güzel bir saat.

Kerem gülümsedi.

Demir bilgisayara yeniden baktı.

Aras ise ekrandaki donmuş görüntüden gözlerini ayıramıyordu.

Levent Karaca.

Vedat Keskin.

Babası.

Birbirine bağlanan parçalar giderek çoğalıyordu.

Ama ortaya çıkan resim hâlâ tamamlanmıyordu.

Ve Aras bir şeyden artık emindi.

Rauf Vardar, Levent'in hayatta olduğunu biliyordu.

Belki de başından beri.

—

Yamanların evinde gece çoktan ilerlemişti.

İdil odasına çekilmişti.

Bahar mutfağı toplamış, ışıkları kapatmıştı.

Metin ise çalışma odasına geçti.

Kapıyı arkasından kilitledi.

Bir süre odanın ortasında hareketsiz durdu.

Sonra kitaplığın önüne gitti.

Alt raftaki birkaç kitabı çıkardı.

Arkasında küçük bir metal kutu vardı.

Kutuyu dışarı aldı.

Masanın üzerine bıraktı.

Anahtar çekmecenin en arkasındaydı.

Açtı.

İçinden eski belgeler çıktı.

Sarı zarflar.

Birkaç kaset.

Fotoğraflar.

Metin en alttaki fotoğrafı aldı.

Parmaklarının arasında tuttu.

Eski liman deposu.

Aynı gece.

Ama bu kez görüntü başka bir açıdan çekilmişti.

Rauf fotoğrafın sol tarafındaydı.

Mahir Selim biraz geride.

Genç Demir kapının önünde duruyordu.

Ve karenin sağ köşesinde dördüncü bir adamın omzu görünüyordu.

Yüzü seçilmiyordu.

Metin fotoğrafı çevirdi.

Arkasında tarih vardı.

Demir'e gönderilen fotoğraftaki tarihin aynısı.

Altında ise yıllar önce yazılmış tek bir cümle.

Bazı yazlar hiç bitmez.

Metin uzun süre yazıya baktı.

Kapının dışından Bahar'ın ayak sesleri geçti.

Metin fotoğrafı saklamadı.

Sadece elinde tuttu.

Telefonu masanın üzerinde titredi.

Ekrandaki ismi gördüğünde bütün vücudu gerildi.

Uzun zamandır görmediği bir isimdi.

Levent Karaca.

Metin telefona dokunmadı.

Çalmaya devam etti.

Sonunda sustu.

Birkaç saniye sonra yeniden başladı.

Metin gözlerini kapattı.

Aramayı açtı.

Metin: Seni bir daha arama demiştim.

Karşı taraftan bir süre ses gelmedi.

Sonra Levent konuştu.

Levent: Mecbur kaldım.

Metin: Ne oldu?

Levent: Beni bulmaya başladılar.

Metin'in parmakları fotoğrafın kenarını sıktı.

Metin: Kim?

Levent: Önce Rauf'un adamı geldi.

Metin: Vedat mı?

Levent: Evet.

Metin'in yüzü gerildi.

Metin: Sana ne söyledi?

Levent: Gitmem gerektiğini.

Metin: Git o zaman.

Levent: Geç kaldık.

Metin ayağa kalktı.

Metin: Ne demek geç kaldık?

Levent sustu.

Metin: Levent.

Levent: Onlar fotoğrafı buldu.

Metin'in bakışları elindeki eski kareye indi.

Metin: Kim?

Karşı tarafta birkaç saniye sessizlik oldu.

Sonra isim geldi.

Levent: Demir Arıkan.

Metin'in yüzündeki renk çekildi.

Elindeki fotoğraf masaya düştü.

Levent: Metin?

Metin cevap vermedi.

Gözleri fotoğraftaki genç Demir'in üzerindeydi.

Yirmi yıl boyunca bir daha açılmayacağını düşündüğü gece yeniden karşısındaydı.

Levent: Demir beni bulursa her şeyi soracak.

Metin'in sesi güçlükle çıktı.

Metin: Ona hiçbir şey söylemeyeceksin.

Levent: Artık söylememek için çok geç olabilir.

Metin: Levent.

Levent: Rauf konuşuyor. Mahir Selim panikte. Demir geçmişi hatırlamaya başladı.

Metin'in nefesi ağırlaştı.

Levent son cümleyi daha sessiz söyledi.

Levent: Bu kez kimse o geceyi yeniden gömemez.

Hat kapandı.

Metin telefonu kulağında tutmaya devam etti.

Odanın içinde hiçbir ses yoktu.

Sonra kapının arkasından Bahar'ın sesi geldi.

Bahar: Metin?

Metin irkildi.

Bahar: Kiminle konuşuyorsun?

Metin masadaki fotoğrafa baktı.

Sonra kapıya.

Cevap vermedi.

Çünkü yirmi yıldır ilk kez sakladığı şeylerin yalnızca geçmişte kalmadığını anlamıştı.

Geçmiş kapılarına kadar gelmiyordu artık.

Çoktan içeri girmişti.

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

21okunma 5beğeni 0yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.

Kategoriler ve Temalar

Okumak istediğin dünyayı bul.

Kitap Kategorileri 36

Kitap Temaları 144

abiabilerabilerimabimin arkadaşıabiminarkadasiacıAileajanAkademi / OkulaksiyonAnlaşmalı Evlilikanonimarkadaş grubuArkadaşlıkArkadaştan Aşkaaskeraskerîaskeri kurguaskerikurguaşiretAşkAşk/ Romantikaşk üçgeniAvukatayrılıkbabaBerdelBilim KurgubilimkurguBiyografiblBüyübüyücücadıCinayetçocukluk arkadaşıÇocukluk Aşkıdark romancedarkromanceDistopyadoğaüstüdoktorDostluk#DramdüşmanDüşmandan Aşkaeğlenceenemies to loversFantastikGeçmişgenckurguGenç edebiyatgenç kurgugençlikgerçek ailegerçek ailemgerçekailemgerilimgizemGizli KimlikgüchayatHayran KurguhukukHuysuz x NeşeliHüzünihanetİkinci Şansİlk görüşte aşkimkansızintikamİsFadİş Yeri AşkıkaderKaradenizKardeşlikkatilKehanetkomediKomşudan AşkakorkuKraliyetkrallıkkurtadamKüçük KasabaLanetliseLise aşkılise kurgusumaceraMafyamahalleMahalle KurgusuMardinmektupmitolojimizahmutluluknefretNefretten AşkaOkulölümörgüt#özlemPatron x ÇalışanpolisPolisiyePolitik EntrikapsikolojiPsikolojikPsikolojik GerilimromantikRomantik komediromantizmSahte SevgililikSaraysavaşSeçilmiş KişiSenkul Hobi Yazar:MaviduslersokagimSenKul:Maviduslersokagimsevda#sevgisırSırlarslowburnSporsuç#Şiir#takıntıteodenTers KöşetextingtravmaTutkuüniversiteVampirwattpadyalnızlıkYasak AşkyetimhaneZıt KutuplarzorbalıkZorunlu Yakınlık+18