3. bölüm / 4
Yaz GülüBölüm 3: Deniz
Bölümler 4Şu an: Bölüm 3: Deniz
- 1 Bölüm 1: Bir Yaz Daha1.389 kelime
- 2 Bölüm 2: Yan Komşu2.015 kelime
- 3 Bölüm 3: Deniz2.668 kelime · Okuduğun bölüm
- 4 Bölüm 4: Gül Kokusu2.930 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Sabah telefonumun alarmıyla değil, bahçeden gelen seslerle uyandım. Önce ne olduğunu anlamaya çalışarak gözlerimi araladım. Birkaç saniye sonra dışarıdan gelen konuşmalar, kapı sesleri ve bir şeylerin yere bırakılırken çıkardığı gürültüler dikkatimi çekti. Yatağımda doğrulup pencereye doğru baktım. Karşıdaki boş villanın önünde bir nakliye aracı duruyordu.
Demek yeni komşularımız sonunda taşınıyordu.
Perdeyi biraz araladım. Bahçeye birkaç büyük koli bırakılmıştı. İki adam mobilyaları indiriyor, bir başkası da aracın arkasında bir şeylerle uğraşıyordu. Evin bahçesindeki çiçekler bile hareketlilikten nasibini almıştı. Bir süre onları izledikten sonra telefonumu elime aldım. Saat dokuzu biraz geçiyordu.
Eylül’den mesaj gelmişti.
Eylül: Günaydın, uyandın mı?
Ben: Sayılır.
Eylül: Bugün deniz planı var, unutmadın umarım.
Ben: Unutmadım. Birazdan hazırlanırım.
Eylül: Ben de hazırlanıyorum. Yarım saate sende olurum.
Telefonu yatağa bıraktım. Dün gece eve döndüğümde Karan’la tanıştığımızı anneme bile anlatmamıştım. Zaten anlatılacak çok büyük bir şey de yaşanmamıştı. Selin’in ağabeyiyle tanışmış, arkadaşlarla yemek yemiş, ardından eve dönmüştüm. Hepsi buydu.
Yataktan kalkıp üzerime ince bir sabahlık geçirdim. Saçlarımı gelişigüzel topladıktan sonra aşağı indim. Mutfaktan kahve kokusu geliyordu. Annem kahvaltı hazırlıyor, babam bahçeye açılan kapının önünde telefonla konuşuyordu. Bora ise mutfak tezgâhına yaslanmış, elindeki elmayı yiyordu.
“Bu saatte mi uyandın?” diye sordu beni görünce.
“Hayır, gece boyunca ayaktaydım. Sabah biraz dinleneyim dedim.”
Bora elindeki elmayı ısırdı. “Dilin de uykudan uyanmamış anlaşılan.”
Annem gülerek önüme bir tabak koydu. “Önce kahvaltını yap. Sonra yine Eylül’le kaçarsınız.”
Sandalyeye oturup çayımı aldım. Dışarıdan gelen sesler mutfağa kadar ulaşıyordu. Babam telefon görüşmesini bitirip masaya oturduğunda karşı villayı işaret ettim.
“Yeni komşular taşınıyor galiba.”
“Öyle görünüyor,” dedi babam. “Dün akşam başlamışlar sanırım. Sabah erkenden de devam ettiler.”
“Kimmiş?”
“Henüz tanışmadık. Birkaç gündür evin önünde hareketlilik vardı zaten.”
Bora hemen konuşmaya katıldı. “Ben dün akşam birini gördüm. Uzun boylu, esmer bir adam. Eşyaları kontrol ediyordu.”
“Belki evin sahibidir.”
“Belki de.”
Annem çayından bir yudum aldı. “Bir ara hoş geldine gideriz. Kim olduklarını öğreniriz.”
Başımı sallayıp kahvaltıma devam ettim. O sırada dışarıdan bir erkek sesi duyuldu. Ardından bir kahkaha yükseldi. Ses bana tanıdık gelmişti ama üzerinde durmadım. Kahvaltımı bitirip kahvemi aldım ve bahçeye çıktım.
Güneş henüz tam tepemize yükselmemişti. Bahçedeki begonvillerin arasından hafif bir rüzgâr geçiyor, masanın üzerindeki peçeteleri uçuruyordu. Kahvemi elime alıp verandadaki sandalyelerden birine oturdum. Birkaç dakika telefonuma baktım, sonra gözlerim istemsizce karşı villaya kaydı.
Bahçe kapısının önünde koyu renkli bir araç duruyordu. Bagajı açıktı. Bir adam büyük bir koli taşırken diğeri ona yardım ediyordu. Tam yeniden kahveme dönecektim ki evin kapısından biri çıktı.
Koyu renkli tişört, açık renkli şort ve ayağında terlik vardı. Saçları dağınıktı. Elindeki telefonla konuşarak merdivenlerden indi. Önce bahçedeki adamlara bir şey söyledi, ardından başını kaldırıp bizim tarafa baktı.
Kahvemi dudaklarıma götürürken olduğum yerde kaldım.
Karan.
Bir an göz göze geldik. Yüzünde önce şaşkın bir ifade belirdi, sonra dudaklarının kenarı hafifçe kıvrıldı. Telefonunu kapatıp bahçe kapısından çıktı. Ben de elimdeki fincana baktım. Dün akşam tanıştığım adamın sabah sabah karşı villada ne işi vardı?
Birkaç saniye sonra sesini duydum.
“Günaydın, komşu.”
Başımı kaldırdım. Bahçe duvarının diğer tarafında durmuş, bana bakıyordu.
“Günaydın,” dedim. “Siz mi taşınıyorsunuz?”
“Evet. Biraz geç kaldık ama sonunda geldik.”
Gözlerimi villaya çevirdim. “Burası sizin miydi?”
“Artık öyle.”
Kahvemden bir yudum aldım. “Demek dün akşamdan sonra bir de komşu olduk.”
Karan hafifçe güldü. “Bundan rahatsız olmuş gibi görünüyorsun.”
“Hayır, sadece şaşırdım.”
“İyi. Çünkü ben şimdiden memnun oldum.”
Ne diyeceğimi bilemediğim için fincanımı masaya bıraktım. Karan’ın bakışları bahçeye kaydı. Ardından yeniden bana döndü.
“Sen burada mı kalıyorsun?”
“Evet. Her yaz.”
“Ben de artık her yaz burada olacağım gibi görünüyor.”
“Restoran yüzünden mi?”
Başını salladı. “Biraz da ev meselesi. Ailem buraya taşınmaya karar verdi.”
“Selin de mi?”
“Tabii. Benden kurtulabileceğini sanıyordu ama pek mümkün olmadı.”
Güldüm. “Bence o da bundan çok memnun değildir.”
“Kesinlikle değildir.”
Tam o sırada arkamızdan Bora’nın sesi geldi.
“Defne, kahvaltıdan sonra dışarı çıkacaksan kapıyı kilitle.”
Başımı çevirdim. Bora verandanın kapısında durmuş, elinde kahve fincanıyla bizi izliyordu. Bakışları önce bana, sonra Karan’a kaydı.
“Yeni komşular mı?” diye sordu.
Karan başını salladı. “Merhaba. Karan ben.”
Bora elini uzattı. “Bora. Hoş geldiniz.”
“Teşekkür ederim.”
İkisi tokalaştı. Bora karşı villaya bakıp gülümsedi. “Taşınma işi kolay gelsin. Bir şeye ihtiyacınız olursa haber verin.”
“Sağ ol. Biraz kalabalık olacak ama hallederiz.”
Bora başını salladıktan sonra bana döndü. “Eylül gelince haber ver. Ben dışarı çıkıyorum.”
“Tamam.”
Bora içeri girdiğinde Karan da arkasından bahçesine doğru yürüdü. Gitmeden önce bir kez daha dönüp bana baktı.
“Akşam görüşürüz, komşu.”
“Belki.”
“Belki mi?”
“Duruma bağlı.”
Gülerek başını iki yana salladı. “Peki, Defne.”
Adımı söyleyişinde hafif bir alay vardı. Ardından bahçesine geçti. Ben de kahvemi alıp içeri girdim. Annem mutfaktan bana bakıyordu.
“Yeni komşumuzla tanıştın mı?”
“Tanıştım.”
“Kimlermiş?”
“Selin’in ailesi.”
Annem şaşkınlıkla kaşlarını kaldırdı. “Selin’in ailesi mi? Aylin Hanım’ı tanıyorum ben. Geçen yıl bir davette karşılaşmıştık. Çok zarif bir kadındı.”
“Demek tanışıyorsunuz.”
“Çok yakın değiliz ama birkaç kez karşılaştık. Akşam belki uğrarlar.”
Ben de omuz silktim. “Olabilir.”
Annem yüzüme bakarak gülümsedi. “Sen de hemen hazırlan. Eylül birazdan gelir.”
Eylül tam söylediği saatte kapıdaydı. Elinde plaj çantası, omzunda hasır bir şapka vardı. Kapıyı açar açmaz içeri girdi.
“Çabuk ol, bugün çok sıcak olacak.”
“İki dakika bekle.”
“Senin iki dakikanı biliyorum.”
Ayakkabılarımı giyerken Eylül bahçeye çıktı. Birkaç saniye sonra sesi yükseldi.
“Defne!”
“Ne oldu?”
“Karşıya kim taşınıyor?”
Kapının önüne geldiğimde Eylül’ün gözleri kocaman açılmıştı. Bakışları doğrudan karşı villadaydı. Karan, bir koli taşımak için eğilmişti. Ardından doğrulup bir şey söyledi. Yanındaki adam gülerek cevap verdi.
Eylül bana döndü.
“Şaka yapıyorsun.”
“Ne var?”
“Karan taşınıyor.”
“Fark ettim.”
“Ne zamandır biliyorsun?”
“Sabah öğrendim. Bahçede karşılaştık.”
Eylül’ün yüzünde kocaman bir gülümseme belirdi. “Yani artık komşunuz mu?”
“Öyle görünüyor.”
“Defne, bu yaz çok eğleneceğiz.”
“Sen şimdiden eğlenmeye başladın.”
Koluma girip beni kapıya doğru çekti. “Hadi, anlat bakalım. Sabah ne konuştunuz?”
“Hiçbir şey. Günaydın dedik, taşındıklarını öğrendim. Sonra Bora geldi, tanıştılar. Bu kadar.”
“Başka?”
“Başka ne olsun?”
Eylül dudaklarını büzdü. “Bence bu yaz seninle çok işimiz var.”
“Benim seninle işim var asıl.”
Gülerek arabaya bindik. Sahile doğru ilerlerken Eylül konuşmaya devam etti. Karan’ın komşumuz olmasına benden daha çok sevinmişti. Bir ara Selin’i arayıp taşınma işini sordu. Selin, ailesinin eşyalarının çoğunun geldiğini, gün içinde yerleşmeye çalışacaklarını söyledi.
“Akşam uğrayalım mı?” diye sordu Eylül.
“Ne için?”
“Hoş geldine.”
“Annem zaten tanışıyormuş. İstersen sen uğrarsın.”
“Ben tek başıma gitmem.”
“Niye?”
“Çünkü sen de geleceksin.”
“Benim yerime de selam söylersin.”
Eylül cevap vermek yerine kahkaha attı.
Sahile vardığımızda Mert çoktan gelmişti. Şezlonglardan birine uzanmış, telefonuyla uğraşıyordu. Bizi görünce gözlüğünü çıkardı.
“Sonunda.”
Eylül çantasını yere bıraktı. “Senin başka kelimen yok mu?”
“Var. Ama sizi görünce aklıma hep bu geliyor.”
“Ne kadar sevimsizsin.”
“Ben de seni özledim.”
Ben gülerek havlumu serdim. Mert ayağa kalkıp yanıma geldi.
“Yeni komşularınız hayırlı olsun.”
Bir an ona baktım. “Sen de mi biliyorsun?”
“Tabii. Karan dün akşam söyledi.”
Eylül hemen konuştu. “Bana neden söylemedi?”
Mert omuz silkti. “Belki söylemek istememiştir.”
“Seninle konuşmak istemediği kesin.”
“Bak, yine kalbimi kırdın.”
Mert havlusuna uzanırken gülmeye devam etti. Ben de çantamdan güneş kremini çıkardım. Bir süre sonra Selin geldi. Saçlarını tepeden toplamış, üzerinde açık mavi bir gömlek ve beyaz şort vardı.
“Merhaba kızlar!”
Eylül hemen ayağa kalkıp ona sarıldı. “Hoş geldin!”
Selin yanımıza oturdu. “Sabah taşınma yüzünden evde küçük bir savaş çıktı.”
“Ne oldu?” diye sordum.
“Annem her şeyi yerleştirmek istiyor, babam önce eşyalar insin diyor. Karan da bütün gün telefonda konuşup duruyor. Ben de arada kalıyorum.”
Mert başını kaldırdı. “Karan’ın çalışmadığı bir gün var mı?”
“Yok. Dün gece de geç geldi. Sabah da erkenden kalktı.”
Eylül gözlerini kıstı. “Peki, ev nasıl?”
Selin gülümsedi. “Güzel. Bahçesi çok geniş. Annem özellikle sevdi. Bir de denize yakın olması hoşuna gitti.”
Ben denize doğru baktım. “Buraya alışmanız kolay olur.”
“Umarım. Zaten sizinle daha sık görüşürüz artık.”
Eylül bu cümleyi bekliyormuş gibi hemen atıldı. “Kesinlikle! Yarın da hep birlikte bir şey yapalım.”
Mert iç çekti. “Yine mi plan?”
“Sen gelmek zorunda değilsin.”
“Ben de onu söylüyorum.”
Selin gülerek ikisini izledi. Ardından bana döndü.
“Bu arada Karan seni sabah görmüş.”
“Bahçede karşılaştık.”
“Ne dedi?”
“Hoş geldin dedi.”
Selin kahkaha attı. “Kendi evine taşındı, sana hoş geldin mi dedi?”
“Komşu olduğumuz için.”
“Anladım.”
Selin’in gülümsemesi biraz genişledi. Ben de ona bakıp gözlerimi devirdim. Daha ilk günden herkesin ağzında aynı konu vardı. Oysa benim için değişen tek şey karşı villanın artık boş olmayacak olmasıydı.
Öğleye doğru hepimiz denize girdik. Mert, Eylül’ün üzerine su sıçratınca sahilde küçük bir kovalamaca başladı. Eylül onu yakalamaya çalışırken ben de kahkahalarla onları izliyordum. Selin yanımda durup başını iki yana salladı.
“Bu ikisi hiç değişmeyecek.”
“Sanırım değişmelerini de istemiyoruz.”
“Doğru.”
Bir süre sonra kıyıya çıktık. Eylül telefonunu alıp fotoğraf çekmeye başladı. Önce Selin’le beni yan yana çekti, ardından Mert’i kadraja sokmaya çalıştı. Mert her seferinde yüzünü saklayınca Eylül sonunda pes etti.
“Bir tane düzgün fotoğrafın yok mu senin?”
“Ben doğal hâlimle güzelim.”
“Senin doğal hâlin bile fotoğrafı bozuyor.”
Mert elini göğsüne koydu. “Böyle konuşmaya devam edersen bir daha seni çekmem.”
“Çekme zaten.”
Günün geri kalanını sahilde geçirdik. Arada dondurma aldık, biraz yürüdük ve bol bol fotoğraf çektik. Ben de kitabımı açtım ama sayfaların arasında pek ilerleyemedim. Eylül sürekli bir şey anlatıyor, Mert de her konuşmaya mutlaka dahil oluyordu.
Saat dört gibi eve dönmek üzere hazırlandık. Eylül arabaya binerken telefonuna baktı.
“Selin akşam bize gelmemizi istiyor.”
“Bugün mü?”
“Evet. Annesi bizi yemeğe çağırdı.”
“Annenle konuşmam lazım.”
“Konuşursun. Zaten annen de onları tanıyormuş.”
Haklıydı. Eve vardığımızda annemle karşılaştım. Akşam için plan yapılıp yapılmadığını sordum. Annem gülümseyerek saçlarımı düzeltti.
“Aylin Hanım aradı. Bu akşam bize uğrayacaklarmış. Ben de yemeğe kalmalarını söyledim.”
“Yani misafirlerimiz var.”
“Evet. Sen de odanı toparla.”
“Anne, odam zaten temiz.”
Annem bana baktı. “Defne.”
“Peki, tamam.”
Merdivenleri çıkarken Bora’yla karşılaştım. Elinde telefonuyla aşağı iniyordu.
“Bu akşam misafir mi var?”
“Var.”
“Kim?”
“Yeni komşular.”
Bora başını salladı. “Karan da mı?”
“Galiba.”
“İyi. Biraz tanışmış oluruz.”
Odasına yönelirken arkasından seslendim. “Sen neden bu kadar merak ettin?”
Bora durup bana döndü. “Merak etmiyorum. Komşumuz sonuçta.”
“Tabii.”
“Sen de çok konuşma, hazırlan.”
Kapıyı kapatıp odama geçtim. Duş aldıktan sonra rahat bir elbise giydim. Saçlarımı açık bıraktım, hafifçe taradım. Aynanın karşısında küpelerimi takarken telefonum çaldı.
Eylül arıyordu.
“Efendim?”
“Akşam ne giyiyorsun?”
“Elbise.”
“Ne renk?”
“Eylül, ne fark eder?”
“Çünkü ben de ona göre giyeceğim.”
“Sen ne giyersen giy. Ben seni gölgede bırakmam.”
“Çok komiksin.”
Bir süre daha konuştuktan sonra telefonu kapattık. Aşağı indiğimde annem sofrayı hazırlıyordu. Babam da eve gelmişti. Bora mutfakta anneme yardım ediyormuş gibi yapıyor, aslında masadan zeytin yiyordu.
“Yardım ediyorsun sanmıştım,” dedim.
Bora elindeki zeytini gösterdi. “Kalite kontrol yapıyorum.”
“Senin kontrol ettiğin her şey bitiyor.”
Babam gülerek araya girdi. “Bırakın çocuğu. Bir zeytin de o yesin.”
“Teşekkür ederim baba,” dedi Bora.
Annem ikimize de bakıp başını salladı. “İkiniz de masayı kurun.”
Bora’yla birbirimize baktık. Sonra aynı anda masaya yöneldik.
Akşam saat sekize doğru kapı çaldı. Annem ellerini kurulayıp kapıya yöneldi. Ben de salonun ortasında durup misafirleri bekledim. İlk önce Aylin Hanım’ı gördüm. Üzerinde açık renkli bir elbise vardı, saçlarını zarif bir şekilde toplamıştı. Annemle birbirlerine sarıldılar.
“Zeynep, seni yeniden görmek ne güzel!”
“Hoş geldin Aylin. Buyurun, geçin.”
Ardından Cemal Bey içeri girdi. Babamla tokalaştı. Selin de annesinin arkasından gelerek bana sarıldı.
“Merhaba!”
“Hoş geldin.”
“Annem seni görünce çok sevindi.”
“Biz de sizi bekliyorduk.”
Selin’in ardından Bora’yla selamlaştı. Sonra gözleri kapıya kaydı.
“Karan nerede?” diye sordu annesi.
Tam o sırada kapının önünden bir ses geldi.
“Buradayım.”
Başımı çevirdiğimde Karan’ı gördüm. Üzerinde açık renkli bir gömlek, koyu pantolon vardı. Saçları sabahkine göre daha düzgün görünüyordu. İçeri girerken babamla selamlaştı, ardından annemle tokalaştı.
“İyi akşamlar.”
“Hoş geldin Karan,” dedi annem. “Nasılsın?”
“İyiyim, teşekkür ederim.”
Bakışları bana döndü. Yüzünde yine o hafif gülümseme vardı.
“İyi akşamlar, komşu.”
“İyi akşamlar.”
Bora yanımıza geldi. “Hoş geldin. Sabah yarım kalan tanışmayı tamamlayalım.”
Karan gülerek elini uzattı. “Memnun oldum.”
“Ben de.”
Bora’nın tavırları her zamanki gibiydi. Birkaç dakika içinde Karan’la sohbet etmeye başlamışlardı bile. Ben ise Selin’le annemlerin yanına geçtim. Aylin Hanım, annemle evden ve taşınma işlerinden bahsediyordu. Cemal Bey de babamla iş konularına girmişti.
Bir süre sonra hepimiz yemek masasına geçtik. Annem özellikle özenmişti. Masanın ortasına büyük bir salata koymuş, yanına birkaç çeşit meze hazırlamıştı. Aylin Hanım da tatlı getirmişti. Herkes yerine otururken Karan, Bora’nın yanındaki sandalyeye geçti. Ben de Selin’in karşısına oturdum.
Yemek boyunca büyükler daha çok kendi aralarında konuştu. Babam, Cemal Bey’e yazlıkların olduğu bölgeden bahsetti. Annem de Aylin Hanım’a çevredeki marketleri, fırınları ve güzel kahvaltı yerlerini anlattı.
“Buraya alışmanız çok kolay olacak,” dedi annem.
Aylin Hanım gülümsedi. “Umarım. Ben zaten uzun zamandır böyle bir yere taşınmak istiyordum. İstanbul’un kalabalığından biraz uzaklaşmak iyi gelecek.”
“İnsanın yazın burada olması bile yetiyor,” dedim.
Aylin Hanım bana döndü. “Sen de her yaz burada mısın?”
“Evet. Okul döneminde İstanbul’dayım ama yazları mutlaka geliyorum.”
“Ne okuyordun?”
“Çocuk gelişimi.”
“Ne güzel. Çocukları sever misin?”
Gülümsedim. “Sevmesem bu bölümü seçmezdim sanırım.”
Selin araya girdi. “Defne’nin çocuklarla çok iyi anlaştığını düşünüyorum.”
“Henüz mesleğe başlamadım ama umarım öyle olur.”
Karan masanın diğer ucundan konuşmaya katıldı. “Bence sabırlı olmak gerekir. Çocuklarla uğraşmak kolay değildir.”
Ona baktım. “Sen çocuklarla uğraştın mı?”
“Biraz. Restorana gelen ailelerin çocuklarıyla.”
“Ve?”
“Benimle iyi anlaşıyorlar.”
Mert’in masada olmamasına rağmen sanki onun sesini duymuş gibi gülümsedim. “Kendine fazla güveniyorsun.”
Karan kaşını kaldırdı. “Neden?”
“Çocukların seni sevmesiyle iyi anlaştığını düşünmen aynı şey değil.”
Bora kahkaha attı. “Bu konuda kardeşime katılıyorum.”
Karan başını iki yana salladı. “Daha ilk günden herkes bana karşı.”
“Alışman gerekecek,” dedim.
“Sanırım öyle.”
Yemekten sonra annemle Aylin Hanım mutfağa geçip kahve hazırlamaya başladı. Selin de onlara yardım etmek için kalktı. Babam ve Cemal Bey bahçeye çıkıp oturmak istediler. Bora da onlara katıldı.
Salonda bir süre Karan’la baş başa kaldık. Ben telefonumla ilgilenirken o koltuğun diğer ucuna oturdu. Birkaç saniye sessizlik oldu. Sonra konuştu.
“Sabahki kahveni bitirebildin mi?”
Başımı kaldırdım. “Evet. Neden?”
“Çünkü konuşurken sürekli soğuyordu.”
Gülmemek için dudaklarımı birbirine bastırdım. “Sen de sabahın köründe insanlarla konuşmaya alışkınsın galiba.”
“Genelde erken kalkarım.”
“Restoran yüzünden?”
“Biraz. Bir de taşınma işi var.”
“Zor olmuştur.”
“Beklediğimden uzun sürdü. Annem her şeyi kendi yerleştirmek istiyor.”
“Benim annem de öyle. Bir şeyin yerini değiştirince bütün gün arıyor.”
Karan güldü. “Demek anneler aynı.”
Bir süre sonra kahveler geldi. Selin tepsiyi getirirken bize baktı.
“Siz ne konuşuyorsunuz?”
“Annelerden,” dedim.
Selin başını salladı. “Karan’ın annemle aynı evde yaşaması başlı başına bir sabır testi.”
Karan kahvesini aldı. “Benim hakkımda konuşmayı bırakın.”
“Senin hakkında konuşulacak çok şey var,” dedi Selin.
“Mesela?”
“Sabah taşınma işini yarım bırakıp restorana gitmen.”
“İşim vardı.”
“Her zaman işin var.”
“Sen de her zaman şikâyet ediyorsun.”
Selin bana döndü. “Gördün mü?”
Gülerek kahvemi içtim. Birkaç dakika sonra büyükler de salona döndü. Sohbet yeniden hep birlikte devam etti. Aylin Hanım anneme ertesi gün birlikte alışverişe çıkmayı teklif etti. Annem de memnuniyetle kabul etti.
Misafirlerimiz saat ona doğru kalktı. Kapıya kadar uğurladık. Selin bana sarılıp yarın görüşmek üzere söz verdi. Karan da babamla vedalaştıktan sonra kapının önünde durdu.
“İyi geceler, Defne.”
“İyi geceler.”
“Yarın görüşürüz.”
“Belki.”
Yüzünde tanıdık bir gülümseme belirdi. “Senin şu belkilerin var ya…”
“Ne olmuş?”
“İnsanı merakta bırakıyor.”
Cevap vermeden gülümsedim. O da başını hafifçe sallayıp ailesinin yanına döndü. Kapı kapandığında Bora hemen arkamdan seslendi.
“Komşumuz iyi çocukmuş.”
Ona döndüm. “Daha yeni tanıştın.”
“İlk izlenim.”
“Senin ilk izlenimlerine güvenmiyorum.”
Bora gülerek mutfağa geçti. Annem de misafirlerin çok kibar olduklarını söyleyerek masayı toplamaya başladı. Ben tabakları mutfağa taşımaya yardım ettim. Sonra yukarı çıkıp yatağıma uzandım.
Telefonumda Eylül’den bir mesaj vardı.
Eylül: Akşam nasıl geçti?
Ben: Güzel. Aileler tanıştı.
Eylül: Karan da oradaydı tabii.
Ben: Evet.
Eylül: Ne konuştunuz?
Ben: Eylül, lütfen.
Eylül: Tamam, sustum.
Eylül: Ama yarın hep birlikte bir şey yapıyoruz.
Ben: Bakacağız.
Eylül: Senin şu bakacağız ve belkilerin…
Gülerek telefonu kapattım. Pencereye doğru baktım. Karşı villanın bahçesindeki ışıklar hâlâ yanıyordu. Birileri eşyaları yerleştirmeye devam ediyordu. Bir süre sonra bahçe kapısının açıldığını gördüm. Karan dışarı çıktı, elindeki telefonla konuşarak birkaç adım yürüdü. Ardından başını kaldırıp bizim eve baktı.
Perdenin arkasında olduğum için beni fark etmedi. Birkaç saniye sonra telefonunu cebine koyup eve girdi.
Ben de yatağıma geri döndüm.
Artık karşı villada yabancı insanlar yaşamıyordu. Sabah kahvemi içerken bahçede karşılaşabileceğim, markete giderken kapıda görebileceğim, belki de gün içinde defalarca selamlaşacağım insanlar vardı.
Özellikle de Karan.
Açıkçası bunun hayatımda neyi değiştireceğini düşünmemiştim. Yazın geri kalanında onu sık sık görecektim, hepsi buydu. Belki birkaç kez birlikte denize girecek, arkadaşlarla akşam yemeklerine katılacak, arada birbirimize takılacaktık.
Bana göre bundan fazlası yoktu.
Telefonumu şarja takıp ışığı kapattım. Gözlerimi kapatmadan önce aklımdan son bir düşünce geçti.
Umarım yeni komşum sabahları bu kadar konuşkan olmazdı.
Çünkü ben kahvemi sessizlik içinde içmeyi seviyordum.
Ama Karan Demir’in sessiz kalmak gibi bir alışkanlığı olmadığını henüz bilmiyordum.
Bölüm etkileşimi
