Bölümler 4Şu an: Bölüm 1: Bir Yaz Daha
- 1 Bölüm 1: Bir Yaz Daha1.389 kelime · Okuduğun bölüm
- 2 Bölüm 2: Yan Komşu2.015 kelime
- 3 Bölüm 3: Deniz2.668 kelime
- 4 Bölüm 4: Gül Kokusu2.930 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Haziran ayının son günleriydi. İzmir, her zamanki gibi güneşli ve sıcaktı. Açık penceremden içeri giren hafif rüzgâr, beyaz perdeleri usulca hareket ettiriyordu. Yatağımda yüzüstü uzanmış, telefonumdan çalan şarkıyı dinliyordum. Üç ay boyunca yapacağım tek şeyin tatilin tadını çıkarmak olduğunu düşünüyordum.
“Defne! Hâlâ kalkmadın mı?”
Annemin mutfaktan gelen sesiyle gözlerimi kapattım. İşte, tatilin ilk günü ve ben şimdiden azar işitiyordum. Yastığı yüzüme kapatıp cevap verdim. “Anne, beş dakika daha!” Annem bu cevabıma alışık olduğu için bir şey söylemedi. Onun yerine biraz daha yüksek sesle, “Kahvaltı sofrası seni beklemeyecek!” diye bağırdı.
Yavaşça yataktan kalkıp banyoya geçtim. Aynadaki görüntüme bakıp dağılmış saçlarımı toplamaya çalıştım. Üzerime beyaz bir tişört ve şort giydikten sonra telefonumu alıp odadan çıktım. Merdivenlerden inerken bahçeden gelen kahve kokusunu aldım. Babam yine erkenden kalkmış, kahvaltı masasındaki yerini almıştı.
“Günaydın, uyuyan güzel.” Babamın sesini duyunca gülümsedim. Yanına gidip yanağından öptüm. “Günaydın babacığım.” Annem masaya peynir tabağını bırakırken bana döndü. “Bugün Eylül gelecekmiş, haberin var mı?” Bir anda heyecanlandım.
“Ne zaman geliyor?”
“Öğleden sonra uğrayacakmış. Seni de denize çağırıyormuş.”
Eylül’le çocukluğumuzdan beri arkadaştık. Aynı sokakta büyümüş, aynı okullarda okumuş, birbirimizin bütün saçmalıklarına şahit olmuştuk. Onunla geçirdiğim zamanlarda ne kadar güldüğümü bazen ben bile anlamazdım. Üstelik konuşmaya başladığında susturmak neredeyse imkânsızdı. Bu yaz da yine başımın etini yiyeceği kesindi.
Kahvaltımı bitirdikten sonra kahvemi alıp bahçeye çıktım. Yazlığımızın bahçesini saran pembe begonviller yine her zamanki gibi açmıştı. Beyaz duvarların önünde uzanan çiçekler, evi olduğundan çok daha güzel gösteriyordu. Deniz birkaç sokak aşağıdaydı ve sabahları uzaktan gelen dalga seslerini duyabiliyorduk. Çocukluğumdan beri en sevdiğim yerlerden biriydi burası.
Telefonumun ekranı aydınlandı. Eylül’den mesaj gelmişti.
Eylül: UYANDIN MI YAZ GÜZELİ?
Ben: Hayır, mesajlarına uykumda cevap veriyorum.
Eylül: Çok komiksin. Hazırlan, geliyorum.
Ben: Nereye?
Eylül: Denize tabii ki. Bu yazı evde pinekleyerek geçirmene izin vermeyeceğim.
Gülümseyerek telefonu masaya bıraktım. Eylül’ün planları şimdiden başlamıştı. Henüz tatilin ilk günüydü ve beni nelerin beklediği hakkında en ufak bir fikrim yoktu. Bildiğim tek şey, bu yazın geçen yazlardan biraz daha farklı olacağıydı.
Öğleden sonra odama çıkıp plaj çantamı hazırladım. İçine güneş kremimi, güneş gözlüğümü, kitabımı ve kulaklığımı koydum. Aynanın karşısında saçlarımı tararken kapım çalındı. İçeri Bora girdi. Her zamanki gibi yüzünde o sinir bozucu gülümsemesi vardı.
“Vay, bizim hanımefendi dışarı mı çıkıyor?”
“Hayır, denize gideceğim. Balık tutacağım.”
Bora kahkaha attı. “Dilini biraz tutsan ölür müsün?” Ona gözlerimi devirdim. “Sen önce kendi işine bak.” Abim yatağıma oturup telefonunu karıştırmaya başladı. “Akşam evde ol, birlikte yemek yiyeceğiz.” Başımı sallayıp çantamı omzuma taktım. “Tamam, anneciğim.”
Tam kapıdan çıkacakken arkamdan seslendi. “Bir de Defne!” Dönüp ona baktım. “Efendim?” Gözlerini kısıp gülümsedi. “Bu yaz başımıza bir damat adayı çıkarsa önce bana haber ver.” Elimdeki yastığı ona fırlatıp odadan çıktım. Bora’nın kahkahası koridorda yankılanırken merdivenlerden hızla indim.
Bahçe kapısına yaklaştığımda Eylül’ü gördüm. Üzerinde açık mavi bir elbise, ayağında terlikleri ve elinde kocaman bir plaj çantası vardı. Beni görünce iki kolunu açtı. “Sonunda! Seni görmek için kaç gündür bekliyorum.” Ona sarılıp yanağından öptüm. “Daha dün telefonda konuştuk.” Eylül omuz silkti. “O sayılmaz, yüz yüze dedikodu yapmamız gerekiyor.”
Birlikte sahile doğru yürümeye başladık. Yol boyunca Eylül bana son birkaç haftada yaşadığı her şeyi anlattı. Araya girmeye çalıştığımda elini kaldırıp susturdu. “Dur, daha en güzel kısmına gelmedim.” Kahkaha attım. “Senin hayatında güzel kısım bitmiyor zaten.” Eylül bana dönüp göz kırptı. “Bu yaz daha da güzel olacak, hissediyorum.”
Sahile vardığımızda güneş tam tepemizdeydi. Şemsiyelerin altındaki kalabalık, denizden gelen çocuk sesleri ve kıyıya vuran dalgalar yazın başladığını herkese ilan ediyordu. Boş bir yere havlularımızı serdik. Eylül güneş gözlüğünü takıp yanıma uzandı. “Bu akşam bir planımız var.” Başımı ona çevirdim. “Ne planı?” Gülümseyerek yüzüme baktı. “Akşam hep birlikte buluşuyoruz.”
“Kimler?”
“Bizim ekip işte. Mert, Selin, Bora… Birkaç kişi daha.”
Gülümsedim. Yazın en sevdiğim tarafı buydu. Herkesin yeniden bir araya gelmesi, uzun zamandır görüşmediğin insanlarla aynı sofraya oturmak ve gece bitmesin diye bahaneler bulmak. Bir süre daha denizde vakit geçirdik. Sonra sahil kenarındaki küçük kafeden soğuk kahvelerimizi alıp eve dönmek üzere yola çıktık.
O sırada bu yazın bana neler getireceğini bilmiyordum. Henüz tanımadığım birinin hayatımın en güzel anılarından biri olabileceği aklımın ucundan bile geçmiyordu. Benim için sıradan bir yaz tatili başlamıştı. Meğer bazı hikâyeler, insan daha ilk sayfadayken başlamış oluyormuş.
Eve döndüğümüzde güneş yavaş yavaş alçalmaya başlamıştı. Çeşme’nin akşamüstü havasını seviyordum; gündüzün kavurucu sıcağı yerini hafif bir esintiye bırakıyor, sokaklardan yemek kokuları yükseliyordu. Eylül’le bahçe kapısından içeri girerken annemin çiçekleri suladığını gördük. Bizi fark edince hortumu kenara bıraktı. “Kızlar, geldiniz mi? Defne, birazdan sofrayı kuracağız. Akşam yemeğine evde olacaksın, değil mi?” Başımı salladım. “Olacağım anne, merak etme.”
Eylül hemen araya girdi. “Teyzeciğim, bu akşam Defne’yi kaçırıyorum, haberiniz olsun.” Annem gülerek ona döndü. “Nereye kaçırıyorsun bakalım?” Eylül omuzlarını kaldırdı. “Biraz gezeceğiz, belki Alaçatı’ya geçeriz.” Annem bana bakıp kaşlarını kaldırdı. “Çok geç kalmayın.” Eylül elini kalbine götürerek ciddi bir ifadeyle konuştu. “Söz veriyorum, gözüm gibi bakacağım.” İkimiz de gülmeye başladık.
Eylül odama çıktığında kendini yatağın üzerine bıraktı. Ben de çantamı dolabın yanına koyup üzerimdeki plaj elbisesini çıkardım. “Akşam ne giyeceksin?” diye sordu. Dolabımın kapağını açıp askılara göz gezdirdim. “Daha karar vermedim.” Eylül hemen ayağa kalktı. “O zaman bugün sana ben kombin yapıyorum.” Ona dönüp şüpheyle baktım. “En son yaptığın kombinde beni düğüne gönderiyordun.” Kahkaha attı. “Çünkü senin biraz süslenmeye ihtiyacın var.”
“Ben gayet güzelim.”
“Özgüvenini sevdim ama biraz da kıyafetlerini sevelim.”
Bir süre dolabımın önünde tartıştıktan sonra beyaz, ince askılı elbisemde karar kıldık. Saçlarımı açık bırakıp uçlarına hafif dalga verdim. Eylül ise mavi kısa bir elbise giymiş, saçlarını yarım toplamıştı. Aynanın karşısında yan yana durup fotoğraf çekildik. Fotoğrafı hikâyeme koyduğumda birkaç dakika içinde arkadaşlarımdan mesajlar gelmeye başladı. Bora’nın gönderdiği mesajı görünce istemsizce güldüm.
Bora: Akşam nereye gidiyorsunuz?
Ben: Sana ne?
Bora: Ben sadece güvenliğinizi düşünüyorum.
Ben: Sen önce kendi güvenliğini düşün.
Telefonu yatağa bırakıp Eylül’e baktım. “Abim yine başladı.” Eylül kahkaha attı. “Bora’nın seni rahat bırakacağı günü görebilecek miyiz acaba?” Başımı iki yana salladım. “Sanmıyorum. Bence emekli olana kadar benim peşimde dolaşacak.”
Aşağı indiğimizde babam çoktan bahçedeki masaya oturmuştu. Masada annemin hazırladığı zeytinyağlılar, salata ve fırından yeni çıkmış börek vardı. Eylül’ü görünce babam gülümsedi. “Hoş geldin kızım.” Eylül yanına gidip sarıldı. “Hoş buldum Hüseyin amca. Sizi özlemişim.” Babam sandalyesini gösterdi. “Gel, otur bakalım. Defne’yi senden daha iyi tanıyan yok, bu yaz biraz başımıza bela olacak gibi duruyor.” Eylül hiç düşünmeden cevap verdi. “Merak etmeyin, ben onu uslu tutarım.”
Yemek boyunca eski yazlardan konuştuk. Babam, Eylül’ün çocukken bahçedeki havuza düşürdüğü terliğini hatırlatınca hepimiz gülmeye başladık. Eylül ise olayın kendi suçu olmadığını, terliğin kendiliğinden kaydığını iddia ediyordu. “Hâlâ inanamıyorum, yıllardır bunu anlatıyorsunuz,” diye söylendi. Annem gülerek önüne salata koydu. “Çünkü her yaz yeni bir şey yapıyorsun kızım.”
Yemekten sonra annemle babama iyi akşamlar deyip Eylül’le evden çıktık. Sokak lambaları yanmış, yazlık sitenin içindeki evlerin bahçelerinden müzik sesleri yükselmeye başlamıştı. Eylül koluma girip yürürken telefonundan bir adres açtı. “Önce çocukların yanına gideceğiz, sonra hep birlikte Alaçatı’ya geçeriz.” Başımı salladım. “Mert de geliyor mu?” Eylül gözlerini devirdi. “O zaten her yerde var. Çocuk sanki yazlık sitenin tapusunu üzerine almış.”
Birkaç dakika sonra arkadaşlarımızın buluştuğu kafeye vardık. Mert bizi kapıda karşıladı. Üzerinde siyah bir tişört, elinde de soğuk kahvesi vardı. Beni görünce kollarını açtı. “Bizim kayıp kızımız gelmiş!” Ona sarıldım. “Özlemişim seni.” Mert saçlarımı karıştırdı. “Ben de seni özledim küçük cadı.” Eylül hemen koluna vurdu. “Saçını bozma kızın!” Mert gülerek geri çekildi. “Tamam anne, dokunmuyoruz.”
Masaya geçtiğimizde Selin’in de orada olduğunu gördüm. Beni görünce ayağa kalkıp sarıldı. Onunla geçen yaz tanışmıştık ve kısa sürede iyi arkadaş olmuştuk. Selin, elindeki menüyü masaya bırakıp heyecanla konuşmaya başladı. “Bu yaz çok güzel geçecek, hissediyorum.” Eylül hemen parmağını kaldırdı. “Ben de aynısını söyledim!” Mert kahvesinden bir yudum aldı. “Siz ikiniz aynı anda aynı şeyi düşünüyorsanız kesin başımıza bir iş gelecek.”
Hepimiz gülmeye başladık. Bir süre sonra sohbet koyulaştı, siparişlerimiz geldi. Ben kahvemi içerken Selin telefonundan birkaç fotoğraf gösteriyordu. Arada Bora da mesaj atıp nerede olduğumuzu sordu. Ona konum göndermek yerine bir fotoğraf yolladım. Cevap olarak yalnızca bir göz devirme emojisi geldi. Telefonu masaya bırakıp arkadaşlarıma döndüm.
O gece eve dönerken aklımda yalnızca güzel geçen birkaç saat vardı. Önümüzde koskoca bir yaz, yapılacak onlarca plan ve yaşanacak bir sürü güzel gün bulunuyordu. Henüz hiçbir şeyden haberim yoktu. Ne karşılaşacağım insandan ne de bir gün sırf onunla birkaç dakika daha geçirebilmek için bahaneler uyduracağımdan…
O yaz, benim için sıradan bir tatil olarak başlamıştı. Ama bazı insanların hayatına girmesi için büyük olaylara gerek yoktu. Bazen bir kapı açılır, biri karşına çıkar ve sen daha adını bile doğru düzgün bilmeden her şey değişmeye başlardı. Ben de henüz bilmiyordum; bu yazın en güzel anısı, bir gün yan villanın bahçesinde başlayacaktı.
Bölüm etkileşimi
