7. bölüm · YAZ BİTİMİ

7.Bölüm

R S

Yağmur...
Gözlerimi açtığımda odanın içindeki o huzurlu ama ağır sessizlikle karşılaştım. Başımı yastıktan hafifçe kaldırıp yandaki yatağa baktım; Naz hala uykunun en derin yerindeydi, dünyadan habersiz mışıl mışıl uyuyordu. Annemle babam çoktan işe gitmiş olmalıydı, evden hiç ses gelmiyordu.
Tavanı izlerken dün gece yaşadıklarım bir film şeridi gibi gözümün önünden geçti. Göğsümde tarif edemediğim bir ağırlıkla derin bir nefes alıp telefonuma uzandım. Ekran karanlıktı... Tek bir bildirim, tek bir işaret yoktu. Kendi kendime, "Bugün Ece’yle konuşmam lazım," diye fısıldadım. Eren’in hayatında biri olup olmadığını öğrenmeden içim rahat etmeyecekti. Ama sonra bir anlık umutsuzlukla dudak büzdüm: "Gerçi çok istese zaten bir şekilde ulaşırdı, değil mi?"
"Abla, sabah sabah kendi kendine ne söyleniyorsun? Gizli gizli birileriyle mi konuşuyorsun yoksa?"
Naz’ın uykulu ama muzip sesini duymamla irkildim. Yorganın altından tek gözünü açmış, bana bakıyordu. Yakaladığım ilk yastığı doğrudan yan yatağa, yüzüne fırlattım.
"Kalk artık Naz! Söylenip durma, bir sürü işimiz var."
Naz yastığı havada yakalayıp kafasına bastırdı. "Abla sabah sabah ne işi Allah aşkına? Uyusana biraz daha."
"Saat on bir oldu Naz, ne sabahı? Hadi, benim halletmem gereken bir sürü şey var."
Gözlerini devirip yatakta doğruldu. "Aman iyi be... Sanki dünyayı kurtaracaksın."
Aramızda dört yaş olsa da Naz benim sadece kardeşim değil, her sırrımı bilen en yakın dostumdu. Yataktan sarkıp onun yatağının kenarına oturdum. Sesimi biraz alçalttım: "Naz, sana bir şey anlatmam lazım."
O an uykusu anında dağıldı. Gözleri parlayarak bana döndü. "Ne oldu? Çabuk anlat!"
"Bakıyorum da lafı duyunca hemen uyandın," dedim gülerek.
"Kalktım işte abla, hadi çatlatma insanı."
"Dün... bir çocukla tanıştım. Ece’nin sevgilisinin kuzeni. Hatta akşam bizi eve onlar bıraktı."
Naz şaşkınlıkla ağzını açtı. "Nasıl ya? Hani sen sadece Ece ablayla olacaktın?"
"Öyleydi zaten," dedim ellerimle oynayarak. "Sonra Taner geldi, yanında da bu kuzeni vardı. Ben onlarla gitmek istemeyince Taner oyun yaptı, kuzenini yanıma bırakıp kaçar gibi gittiler. Mecbur kaldık."
"Eee? Aldın mı numarasını falan?"
"Yok, hayır. Sadece oturup biraz konuştuk o kadar."
Naz, "Anladım..." derken bakışlarındaki o "devamı gelecek" imasını yakalayabiliyordum. Ama üzerine gitmedi. "Hadi madem, uykun kaçtı kalkalım bari," diyerek yorganını üzerinden attı.
Nazla beraber mutfağa geçip güzel bir kahvaltı hazırladık. Aslında aklımda yaz tatilini boş geçirmemek, bir yerlerden başlayıp kurslara gitmek vardı. Kahvaltı boyunca bir yandan zeytin çekirdekleriyle oynuyor, bir yandan da hangi kursun bana daha iyi geleceğini düşünüyordum.
Ancak kafam o kadar dalgındı, düşüncelerim o kadar Eren’e kayıyordu ki; kendimi bir anda tüm evi temizlerken buldum. Naz’la masayı topladıktan sonra hızımı alamamış, mutfağı tabiri caizse pırıl pırıl yapmıştım. En son kendimi mutfak dolabındaki bütün tabakları indirmiş, tek tek tozlarını alırken bulduğumda zamanın nasıl geçtiğini bile fark etmemiştim. Sanki evi ne kadar çok temizlersem, kafamın içindeki o karmaşık düşünceler de o kadar temizlenecekmiş gibi hissediyordum.
"Abla yeter artık! Sal şu tabakları, canlarını çıkardın!"
Naz’ın arkadan gelen sesiyle irkildim. Elindeki bardağı yerine bırakırken bana "iyi misin sen?" der gibi bakıyordu. O an anladım ki, dalgınlıktan biraz fazla detaya inmişim. Elimdeki bezi bir kenara fırlatıp kendimi yorgunlukla oturma odasındaki koltuğa attım.
Dinlenirken bir yandan da parmaklarım telefonun üzerinde gidip geliyordu. Artık kaçış yoktu, Ece’ye yazmalıydım. Rehbere girip Ece’nin sohbetini açtım:
"Kanka ne yapıyorsun? Bugün dışarı çıkar mıyız?"
Mesajı attıktan sonra ekranın başında beklemek saniyeleri dakikalar gibi hissettirdi. Çok geçmeden telefon titredi:
"Kanka köydeyim ya... Anneannem biraz rahatsızlandı, birkaç gün burada kalacağız."
Okuyunca içim cız etti, kendi derdimi bir an unuttum. "Çok geçmiş olsun kanka, gelince haber veririsin mutlaka," diye cevap yazdım. Ece de "Teşekkürler kanka, ben haber veririm sana. Görüşürüz," diyerek konuşmayı sonlandırdı.
Telefonu yanıma bıraktım ve tavanı izlemeye başladım. Şimdi Ece’nin anneannesi hastayken, ona "Ee, Taner’le konuştun mu? Eren ne dedi? Beni sordu mu?" diye nasıl sorabilirdim ki? Hiç sırası değildi. Mecburdum... Her ne kadar içim içimi yese de, Ece şehre dönene kadar bu belirsizlikle yaşamaya devam edecektim.