5. bölüm · YAZ BİTİMİ

5. Bölüm

R S

Kuzenim Taner’le kızları eve bırakmış, dönüyorduk. Yağmurlarla otururken kendi arabamı arkadaşım Can’a bırakmıştım. Yolda giderken bir anda telefonum çaldı; arayan Can’dı. Umarım düşündüğüm şeyi yapmamıştır diye geçirdim içimden. Can, benden yaşça küçük olduğu için bana "abi" diye hitap ederdi. Telefonu açıp ne olduğunu sordum.
— Alo, abi?
— Ne oldu Can?
— Abi kızma ama araba çalışmıyor.
Tam da korktuğum şey başıma gelmişti.
— Nasıl çalışmıyor?
— Bildiğin çalışmıyor abi.
Bir sinirle sordum:
— Neredesin sen?
— Abi biraz turladım, tam park edecekken durdu. Bir daha da çalıştıramadım.
— Can uzatma, neredesin?
— Cumhuriyet Meydanı’nın oradayım.
— Tamam, geliyorum. Bekle orada.
Taner’e dönüp, "Meydana sür," dedim. "Can arabayı bozmuş. Vallahi tam 'günüm güzel geçti' derken illa bir şey çıkmasa olmaz."
Taner sinirimi anlayarak, "Sakin ol kuzen, bir şey yoktur. Büyütülecek bir durum değildir," dedi.
"Umarım yoktur Taner."
Bir kaç dakika içinde canın olduğu yere ulaştık
Can’ın yanına vardığımızda, arabanın önünde boynu bükük bizi beklediğini gördüm. "Bir daha sana araba verirsem ne olayım Can!" dedim.
"Abi vallahi istemeden oldu."
Taner araya girdi: "Ne olmuş kuzen, anlayabildin mi?"
"Zor güç de olsa arabayı çalıştırdım. Şimdi sanayiye, bizim ustanın dükkanının önüne bırakacağım. Sabah erkenden baksınlar. Siz eve geçin isterseniz."
Taner, "İyi olur, Ece’ye 'eve geçince ararım' demiştim. Kız beni bekliyor, daha fazla bekletmeyeyim," dedi.
"Ayy, sen de iyice hanımcı oldun!" diye takıldım.
Taner gülerek, "Seni de göreceğiz kuzen," dedi.
"Konuşacağız daha, şimdilik gidiyorum."
Tanerin yüzüne İmalı bir şekilde bakarak, "Aynen, konuşuruz," dedim
"Hadi geçin siz eve." Eceni daha fazla bekletme sen
Taner erene dönerek bekletmeyim aşkımı
Bir şey olursa ara bak
Tamam ararım
Taner Can’ı da alarak eve gitti. Kendi kendime, "Allah’ım, ne günah işledim de tam doğum günümde böyle bir şeyle uğraşıyorum?" diye söylendim.
Gecenin ilerleyen saatlerinde ancak eve varabilmiştim. Saate baktığımda gece bire geliyordu. Hızlıca üstümü değiştirip kendimi yatağa attım artik rahat bir şekil de uyuyabilirdim tabi ondan önce Instagram’a girip gelen bildirim varmı diye kontrol ettim; hiç istek yoktu. "Galiba konuşmak istemiyor," diye düşündüm. "Konuşmak istese istek atardı zaten, kendi bilir." Diye düşünürken Yorgunluktan uykuya dalmıştım bile.
Sabahın köründe kapımın yumruklanmasıyla fırladım. Taner dışarıdan bağırıyordu:
— Eren! Kalk, işe geç kaldık! Herkes bizi bekliyor, uyansana!
"Geldim geldim, bağırıp durma!" diye seslendim.
Evden hızlıca çıkıp Taner’in arabasına bindim. Sırıtarak bana bakıyordu.
— Ne oldu oğlum sabah sabah? Ne sırıtıp duruyorsun?
— Yağmur’a istek attın mı?
— Hayır, neden atayım?
— Niye, beğenmedin mi kızı?
— Gayet güzel ve tatlı kız da, sabah sabah ne bu sorgu?
— He, beğendin yani?
— Taner uzatma istersen.
— Oğlum beğendiysen istek atsana, niye atmıyorsun?
— Konuşmak istese Yağmur zaten istek atardı.
— İyi, ne diyeyim, sen bilirsin. Biz bugün de Ece’yle buluşacağız, gel istersen. Hem Yağmur da olur.
— Siz de her gün berabersiniz, bir gün de ayrı kalın.
— Sana ne oğlum! Gelirsen gel, senin için diyorum.
— Bilmiyorum, başım ağrıyor zaten. Akşama iyi olursam gelirim.
— Tamam, ben Ece’ye haber veririm ona göre.
Yarım saatin sonunda inşaata varabilmiştik.
Kapıdan girer girmez o bildik toz ve beton kokusu yüzüme çarptı. Vinçlerin gürültüsü, demir kesme makinelerinin o kulak tırmalayan sesi ve ustaların birbirine bağırışları... Normalde bu kaos benim evim gibiydi ama bugün kafamın içindeki sesler, sahadaki gürültüden daha baskındı.
Üzerime tozlanmış iş yeleğimi geçirip baretimi taktım. Taner çoktan projeleri eline almış, kalıpçılarla tartışmaya başlamıştı bile. Ben ise bir süre öylece durup yükselen kolonlara baktım. Cebimden telefonumu çıkarıp gizlice Instagram'a bakmamak için kendimle büyük bir savaş veriyordum.
"Eren! Şu dördüncü bloktaki demir bağlamalarına bir baksana, usta bir yerde hata yapmış sanki," diye seslendi Taner.
Derin bir nefes alıp demir yığınlarının arasına daldım. Eldivenlerimi takıp demirleri kontrol etmeye başladım; parmaklarımın arasındaki o soğuk ve sert metal hissi bile beni kendime getiremiyordu. Yağmur'un o dün akşamki neşeli hali geldi aklıma. O kadar hayat doluydu ki... Şimdi şu tozlu, gri inşaatın ortasında onun o renkli enerjisini düşünmek çok saçma geliyordu ama elimde değildi.
Usta bir şeyler anlatıyordu, kafamı sallıyordum ama aklımda tek bir soru vardı: Gerçekten mi istek atmayacaktı? Sıcağın altında ter damlaları alnımdan süzülürken kendi kendime söylendim: "Oğlum Eren, kendine gel. Alt tarafı birkaç saat oturdun kızla. Ne bu halin?" Ama o gülüşü... Olayları anlatırken gözlerinin içinin parlaması...
Beton mikseri büyük bir gürültüyle sahaya yanaşırken Taner yanıma gelip omzuma vurdu.
"Hadi yine iyisin, akşam Ecelerle sözleştik. Geliyorsun değil mi?"
Demir tozuna bulanmış ellerime baktım. "Bakalım kuzen," dedim sesimi gürültünün üzerinden duyurmaya çalışarak. "İşler bitsin de..."
İskelenin ikinci katına çıkmış, kaynak yapılan yerleri kontrol ediyordum. Kafam hala akşamki buluşmadaydı. "Yağmur gelirse ne konuşsak, ne yapsak?" diye düşünürken, bir anlık dalgınlıkla bastığım iskele tahtasının yerinden oynadığını fark etmedim.
"Eren, dikkat et!" diye bağırdı aşağıdan taner
Dengemi kurmaya çalıştım ama ayağım boşluğa gitti. Birkaç metreden zemindeki kum ve moloz yığınının üzerine sertçe düştüm. Düşerken kolumu korumak için siper etmiştim ama o keskin acıdan anladım ki pek başarılı olamamıştım. Sırtımda ve kolumda hissettiğim o zonklamayla gözlerim karardı.
Taner’in Ağzından:
"Eren! İyi misin oğlum, ses ver!"