20. bölüm · YAZ BİTİMİ

20.Bölüm

R S

Eren’le ilk tanıştığımız gün geldi aklıma... Onu ilk gördüğümde içimden "Bundan ne güzel baba olurmuş," demiştim. Sonra Ece ile Taner bizi bırakıp gitmişti de öyle tanışmıştık. Evet, belki çok uzun bir zaman geçmemişti, belki Ece ve Taner gibi bir yılı devirmemiştik ama biz de az şey yaşamamıştık hani. Her gün görüntülü konuşarak uyuyakalmamızdan tut, yan yana el ele olmaya kadar bu kısacık sürede her şeye çok alışmıştım.
Ama aklımda tek bir soru vardı: Ben Ankara’ya dönünce ne olacaktı?
Bu gruptan çok uzak, bambaşka bir hayatta olacaktım. Evet, Sevda’yı ve Şerife’yi de çok özlemiştim ama Sivas’taki bu grubu, Eren’i, Ece’yi nasıl bırakıp gidecektim? Tek bildiğim Eren’in uzak mesafe ilişkisi yapamayacağıydı. Çünkü adam her gün yanıma gelip en azından beş dakika da olsa beni görmek istiyordu. Mesafe girince ne yapacaktık?
Ben bunları düşünürken Eren, Taner’e cevap olarak "Tamam, kapatalım bu konuyu," dedi. Sonra Ece’ye döndü, "Tebrik ederim yenge," diye seslendi. O an Eren’le göz göze geldik. Benim aklımdan geçen bu düşüncelerin Eren’in de aklından geçtiğine o kadar emindim ki... Bakışları her şeyi anlatıyordu aslında.
Taner lafı değiştirmek için Serdar’a döndü. "Ee Serdarcım, nişana gitmeyi düşünüyor musun?"
Serdar imalı imalı, "Ne nişanı Tanercim? Ben diyorum ki direkt nikah şahidi, hatta sağdıcı falan olayım!" deyince istemsizce güldüm. Sonra Serdar bastıra bastıra ekledi: "Tabii ki gitmeyeceğim! Ne işim var benim o nişanda?"
Eren gülerek, "Git Serdarım, yakışır sana sadıç olmak. Hatta şey olursun... Nedime!" dedi.
Taner kahkahayı bastı: "Elinde kına tepsisiyle falan düşünsene Serdar’ı!"
Serdar sinirlendi haliyle. "Yeter artık dalga geçmeyin! Sizi de göreceğiz. Hayat size güzel tabii manitalar yanınızda..."
Ben araya girdim hemen: "Harbi yeter, uğraşmayın Serdar’la."
Serdar bana bakıp, "Yenge gibi yenge ya!" dedi.
O sırada Ece’den bir fikir geldi. "Bakın ne diyeceğim; hem benim üniversiteyi kutlamak hem de yazın son zamanlarını değerlendirmek için bir piknik mi yapsak? Beşli tayfa!"
Taner, "Aslında güzel fikir aşkım," dedi. Ben de atladım hemen: "Evet, hem çok da eğleniriz."
Serdar yine isyanlarda: "Kendi adınıza konuşun! Sevgililerinizle 'Ayy aşkım muah muah' diye öpücük atıp cilve yaparsınız ancak."
Serdar’ın o cilveli takliti beni benden almıştı zaten. "Ya Serdar, ne yapsın bu çocuklar? Atsınlar mı kendilerini?" dedim.
Eren, "Abartma oğlum, biz neciyiz burada?" deyince Serdar yapıştırdı cevabı: "Eren, senin gözün Yağmur’dan başkasını görüyor mu ki?" Sonra ellerini yanaklarına koyup dudaklarını büktü. "Herkesin manitası var, benimse bebek gibi bir suratım!"
Ece ile gülmekten öldük. Serdar’ın bu sap kalma isyanları beni bitiriyordu resmen.
Taner lafı toparladı: "Tamam Serdar abartma. Şu yakınlardaki piknik alanına gidelim mi?"
Ece, "Bugün mü yapalım?" diye sordu.
Benim işim yoktu, "Ben kalabilirim birkaç saat daha," dedim.
Serdar, Taner’e dönüp, "Belki benim işim var? Bana niye sormuyorsun?" dedi. Eren ve Taner ona öyle bir "Hayırdır?" bakışı attı ki... Ben lafı attım hemen: "Galiba nişana gidecek arkadaş!"
Serdar "Tamam kapatın konuyu, bakmayın öyle! Geliyorum," dedi.
Erkekler et almaya gitti, biz Ece'yle bekledik. Çok geçmeden Eren’in arabası göründü. Yanlarında bir de top almışlardı oynamak için. Eren, "Çok bekletmedik değil mi?" diye sordu.
"Yok aşkım, iyiyiz."
"İyi bari, gel yanıma güzelim."
Eren şoför koltuğuna, ben yanına, arkaya da Ece, Taner ve Serdar geçti. Ece direkt Taner’in göğsüne yattı. Serdar ise arabayı kurcalıyordu.
Eren, "Oğlum ne arıyorsun? Altın falan yok, rahat dur," dedi.
"Ne yapayım oğlum, sıkıldım! Cama yaslandım dışarıyı izliyorum işte. Bir de şunlara bak, yanımda sarmaş dolaşlar!"
O sırada Serdar ön tarafta duran ojemı bulup kaldırdı. "Ooo Eren Bey! Bizden gizli makyaj falan mı yapıyorsun yoksa?"
Eren hiç bozmadı: "Aynen Serdar, her gün farklı renk oje sürüyorum!"
Ben gülmekten konuşamıyordum. "Serdar, benim ojem o, arabada kalmış."
"Hee, günahını aldık desene Eren'in!"
Piknik alanına vardığımızda Ece’yle yer tuttuk. Bizimkiler de malzemelerle geldi.
Taner sordu: "Mangalı kim yakıyor?"
Serdar atladı hemen: "Aman ben yakarım, siz durun!"
On dakika Serdar’ın ateşi yakmasını bekledik. Sonunda, "Bakın işte, yaktım!" diye bağırdı.
Taner, "Akşam oldu ya, yakmasaydın hiç!" deyince Serdar bozuldu. "Geçin dalganızı! Ben lavaboya gidiyorum," deyip kayboldu.
Taner ve Eren mangalı yaparken biz de Ece ile salata yapıp bir yandan da dedikodu yapıyorduk. Yarım saat geçti, mangallar pişti ama Serdar hala yoktu.
Eren, "Serdar nerede kaldı? Tek yaptığı ateşi yakmak oldu, mangal bitti çocuk yok," dedi.
Tam o sırada elinde bir kangal yavrusuyla Serdar geldi! Kucağına almış, bize doğru geliyor.
"Hey gençler! Bakın ne getirdim!"
Ece köpekten korktuğu için direkt masanın üstüne çıktı. "Serdar götür şunu!"
Taner, "Bu ne oğlum? Niye getirdin bunu?" diye sordu.
Serdar çok bilmiş bir şekilde, "Kangal yavrusu! İleride buldum, çok tatlı değil mi?" dedi.
Eren uyardı: "Sakat mısın Serdar? Annesi aramaya çıkarsa görürsün tatlıyı!"
Ece bağırıyordu: "Götür şunu Serdar ya!"
Serdar, "Öyle demeyin çok tatlı..." demesiyle köpeğin Serdar’ı ısırmaya çalışması bir oldu. Serdar köpeği kucağından nasıl düşürdü anlatamam!
Taner söylendi: "Al işte! Bir kere de gittiğimiz bir yerden olaysız dönelim be Serdar!"
Serdar elini tutarak, "Allah’tan yavruydu ha, parçalardı beni. Bırakıp geliyorum hemen," dedi.
Sonunda karnımızı doyurduk. Eren benim için çok güzel bir dürüm hazırlamıştı. "Al canım, ye sen bunu," dedi. Güzelce yedik, bir saat kadar da oyun oynadık. Hava kararmaya başlarken Eren yanıma geldi.
"Biraz baş başa kalsak mı? Çok sıkıldım ben."
"Olur," dedim gülümseyerek. Ecegile, "Biz biraz yürüyeceğiz," deyip el ele dolaşmaya başladık.
"Ah be güzelim... Ben nasıl bırakacağım seni? Daha yeni bulmuşken..." dedi Eren.
"Yeni dediğin bir ayı geçti, iki aya gidiyoruz aşkım."
"Olsun... Şurada bir ay sonra Ankara’ya gideceksin demek bu."
"Evet..." dedim hüzünle. "Sen doğum gününde de burada olmayacaksın değil mi?"
"Yok aşkım, Ankara’da olacağım maalesef."
"Vay be... Benim doğum günümde tanışmıştık."
Gülerek, "Benden güzel doğum günü hediyesi mi olur? İşte bak!" dedim.
"Öyle mi diyorsun sen?"
"Evet aşkım, beğenmedin mi yoksa?"
"Beğenmez olur muyum hiç..."
Geçtiğimiz yolda papatyalar vardı. Bir tane kopardı, nazikçe kulağımın arkasına koydu. "Çok yakıştı..."
Eren’in boynuna sarıldım. "Sana da en çok ben yakışıyorum bence!"
"Öyle mi küçük hanım? Abartma istersen, çok da küçük değilim alt tarafı üç yaş var aramızda!"
Bunu dememle Eren beni belimden tutup kendine doğru çekti. Biraz eğildi, dudaklarıma çok yakındı. "Demek küçük değilsin ha?" dedi fısıldayarak.
Kalbim o an o kadar hızlanmıştı ki... Eren’in gözleri dudaklarımdaydı. Tam gözlerimi kapatmış olacakları bekliyordum ki...
"Bölmüyorum değil mi?"
Serdar’ın o sesiyle irkilerek ayrıldık. Adam resmen zamanlama uzmanıydı!

Aşklarım yeni bölüm geldiiii🤍🤍