3. bölüm · YAZ BİTİMİ

3. Bölüm beklenmedik sürpriz

R S

Ece ve Taner...
Eren’i arkadaşım Yağmur'un yanına atıp hemen sevgilimin arabasına bindim. Yağmur gelmeyince Eren’i de yanımızda istemedim açıkçası.
Müziği son ses açmış, Taner’le birlikte Sivas’ı turluyorduk. Aklım yine de Yağmur’da kalmıştı. "Umarım bana çok kızmaz," diye düşüncelere dalmışken Taner, dalgınlığımı fark etmiş olacak ki, sordu:
"Aşkım, iyi misin? Daldın gittin."
Birden irkilerek, "İyiyim aşkım. Aklım Yağmur’da kaldı da onu düşünüyordum," dedim.
"Canım, çok merak ettiysen yaz Yağmur’a, merakın kalmasın."
"Doğru söylüyorsun, dur ben bir yazayım."
Hemen telefonumu çıkarıp Yağmur’a mesaj attım:
Kankacım, seni biraz satmış gibi oldum. Özür dilerim. Ben bir iki saate gelirim. Eve gitme, beni bekle. Beraber geçeriz.
Mesajı gönderdikten sonra telefonu bir kenara bırakıp sevgilimle müzik eşliğinde şarkılar söylemeye başladık. Tam o sırada, tam da o anki ruh halime cuk oturan bir şarkı, Kaan Boşnak'ın "Seni Buldum Ya" adlı parçası çalmaya başladı.
Müziğin sesini iyice açtı. Göz ucuyla Taner'e baktım. O da bana dönmüştü. Göz göze geldiğimiz o kısacık anda, ikimiz de aynı şeyi hissettik. Birden bağırarak şarkıya eşlik etmeye başladık:
"Seni buldum ya başka ne isterim
Dursun dünya, tozu ben temizlerim..."
Şarkının o tutkulu nakaratını söylerken, Taner'in eli direksiyondan ayrılıp benim sağ elimi yakaladı ve avucumun içine hızla bir öpücük kondurup tekrar direksiyona döndü. Başımı cama yaslayıp onu izledim. Yüzünde, sadece bana ait olduğunu bildiğim, o rahat ve sevgi dolu gülümseme vardı. O an cidden dünyanın durmasını istedim. Sevdiğim adamın yanında, gözlerinin içine bakarak beraber şarkı söylemek, zamanın durmasını isteyebileceğim en değerli anlardan biriydi.
Taner'i tanıyalı bir yıla yaklaşmıştı. "Zaman ne kadar hızlı geçiyor," diye düşüncelere dalmıştım ki, arabanın bir kafenin önünde durmasıyla irkildim.
"Aşkım, gel hadi biraz oturalım," dedi.
Arabadan inip kafeye doğru ilerledik, boş bir masaya geçip oturduk.
"Ne içmek istersin, güzelim?"
"Bilmem ki, karar veremedim ya. Tatlı bir şey olsun ama."
"Dur, ben hallederim."
(Garsona seslenerek)
"Bir bakar mısınız? Bir tane latte, bir de iced Americano alabilir miyiz? Bir de lattenin yanına çikolatalı pasta."
Garson gülümseyerek, "Tabii ki, hemen getiriyorum," dedi.
"Canımın çikolatalı pasta çektiğini nereden anladın?"
"Benim güzelim tatlıya ne zaman hayır dedi ki?"
"Yaaa! Kendine de söyleseydin keşke."
Göz kırparak, "Herkes kendi tatlısını yesin," dedi.
Yanaklarımın kızardığını hissettim. Konuyu hemen değiştirerek, "Eren’le Yağmur ne yaptı acaba? Hâlâ beraberler midir?" diye sordum.
"Bilmiyorum ki, ortam sarmadıysa kuzenim çok durmamıştır."
"Yağmur çok kızmasa bana bari..."
"Aaaa, mesaj atmıştım. Dur bakayım ne demiş?"
Telefonu çıkarıp hemen Yağmur’un ne yazdığına baktım:
Seninle sonra görüşeceğiz kanka, beklerim merak etme.
Hemen cevap olarak, "Görüşelim kanka, ben bir saate gelirim, çok bekletmem seni," diye yazdım ve gönderdim.
Taner meraklı gözlerle, "Ne yazmış Yağmur?" diye sordu.
"Beklerim demiş."
"Eren’le beraberler mi hâlâ?"
"Bilmiyorum. Sorup daha fazla sinirlendirmeyeyim kızı diye sormadım. Öğrenirim gidince."
O sırada kahvelerimiz geldi. Taner tam kahvesinden bir yudum alıyordu ki, durdurdum.
"Ne oldu, güzelim?"
"Story atmamız lazım, fotoğraf çekilelim!"
Alaycı bir şekilde, "He, başladık gene. Çek bakalım," dedi.
Beraber bol bol fotoğraf çekildik. Bilmem kaçıncı fotoğrafı çekiyordum ki, bana dönerek, "Bitmedi mi fotoğraf çekmen, güzelim? Kahvemi içebilir miyim artık?" dedi.
Gülerek, "Tamam, içebilirsin. İzin veriyorum," dedim.
"Sağ ol aşkım yaa, çok iyisin."
Alaycı bir şekilde, "Tuzlu kahve de içiyor olabilirdin," dedim.
"Senin elinden her türlü kahveyi içerim ben, aşkım," diyerek yanağıma bir öpücük kondurdu.
Kalkma zamanı gelince Taner hesabı ödemek için kasaya gitti. Oradan da arabaya doğru geçtik.
"Aşkım, Yağmur nerede? Gidelim yanına."
"Bilmiyorum, dur sorayım."
"Ya da sen dur, ben bir Eren’e yazayım."
Telefonumu çıkarıp Eren’e yazdım:
Eren, neredesin?
Yağmur’la parka geçiyoruz.
Hâlâ Yağmur’la mısın?
Evet.
Tamam, biz de on dakikaya geliriz.
Tamam.
"Aşkım, ne olmuş? Nerdelermiş?"
"Parka geçiyorlarmış."
"Hâlâ beraberler mi?"
"Ben de şaşkınım ama evet."
Bir süre sonra parka geldik. Eren’le Yağmur yan yana oturmuş, telefondan bir şeylere bakıp gülüyorlardı. Taner’le şaşkın bir şekilde birbirimize bakakaldık. Bu kadar saat beraber kalacaklarını düşünmemiştik.
Geldiğimizi fark etmiş olacaklar ki, aynı anda arkalarına dönüp baktılar. O sırada Taner gülerek, "Bakıyorum da bayağı samimi olunmuş," dedi.
"Aşkım, bir de Yağmur tek kaldı diye üzülüyordun."
"Kuzenim yalnız bırakmamış hiç, sağ olsun."
Eren alaycı bir şekilde, "En azından kuzenin Taner gibi satıp gitmedim," dedi.
Yağmur bir adım öne çıkarak, "Ya da arkadaşım Ece gibi," dedi.
"Kanka, halinden memnun gibisin sanki ama?"
Taner araya girerek, "Tamam arkadaşlar, tartışmaya çok gerek yok. Herkes halinden memnun gibi duruyor, o zaman sorun da yok demek ki," dedi.
Eren karşılık vererek, "Bence de uzatmayalım."
Yağmur araya girerek, "Bir dakika, siz bizim burada olduğumuzu nereden anladınız?" diye sordu.
Eren kafasını kaşıyarak, "Ben söylemiş olabilirim," diye karşılık verdi.
Kaşımı havaya kaldırarak, "Anladım," dedim ve Yağmur'a dönerek, "Ece, kanka, geç oldu. Biz yavaştan gidelim."
Taner hemen cevap vererek, "Gelin, bırakayım sizi eve."
"Gerek yok, teşekkürler."
Yağmur, "Kanka, gidelim işte. Kim o kadar yolu yürüyecek? İnat etme gene."
"Tamam, haklısın."
"He işte, Yağmur şöyle yaa!"
Arabanın olduğu yere doğru ilerledik. Taner ve Ece öne geçti, Eren’le biz de böylelikle arkaya kalmış olduk. Tam kapıyı açacaktım ki Eren benden önce davranıp kapımı açtı. Beklemiyordum, aşırı şaşırmıştım. Ece’yle Taner’in de tepkisi benimle aynıydı.
Teşekkür edip oturdum. O sırada Taner, "Oooo, kapı açmalar falan. Kuzenim bu kadar romantikmiş de bizim haberimiz yokmuş," dedi.
"Taner, boş konuşma da sür arabayı!"
Ece lafa atlayarak, "Bir yıldır sevgiliyiz, bir kere kapımı açtığını görmedim. Kuzeninden bir şeyler öğren bence," dedi.
Eren’le arkada gülmeye başladık.
"Oğlum, ne gülüyorsunuz yaa? Sizin yüzünüzden trip yiyorum ben!"
Taner söylenerek arabayı kullanıyordu. Ece biraz tripli de olsa komikti. Eren yanımda camdan dışarıyı izliyordum. Eren’e çaktırmadan bakarak aklımdan birçok düşünce geçiyordu. Cidden eğlenceli ve komik bir insandı. Acaba bir daha karşılaşır mıydım diye düşünürken araba durdu.
Evimizin iki mahalle aşağısında bizi indirdiler. Ece ve Taner sarılıp vedalaşıyorlardı.
Eren de gülümseyerek, "İyi akşamlar," dedi.
Karşılık vererek, "İyi akşamlar," dedim.
Araba uzaklaşmaya başlamışken biz de eve doğru yürüyorduk. Ece meraklı bir şekilde, "Ne yaptınız Eren’le?" diye sordu.
"Oturduk, konuşup sohbet ettik. Bir şey yapmadık. Siz ne yaptınız?"
"Biz de kafede oturduk biraz."
"Yaa, beni atıp gitmene değdi yani!"
"Knk, gel dedim gelmedin. Otururduk dördümüz de. Ne yapayım, kızma hemen."
"Tamam, tamam, sorun değil."
Konuşmalarımızın ardından eve yaklaşmıştık. Vedalaşıp ayrıldıktan sonra eve varabilmiştim sonunda. Annemle babam salonda oturmuş televizyon izliyorlardı. Kardeşim ise odada ders çalışıyordu. Geldiğimi haber verip kendimi yatağa attım ve düşüncelere daldım:
"Ben ne yaşadım bugün ya? Telefon numarası falan da almadım. Acaba istek atar mı ya da sevgilisi var mıydı sormak aklıma gelmedi. Saçmalama kızım, sevgilisi olsa o kadar saat seninle mi otururdu? Bir daha görebilir miyim ki? Hadi be Yağmur, saçmalama, âşık mı oldun?"
Kendi kendime içsel çatışmaya girdim resmen. Bu yaşadığım olayları hemen kızlara anlatmam lazım! Evet, evet. Hızlıca telefonumu aldım ve yazmaya başladım.