6. bölüm · YAZ BİTİMİ
6. Bölüm
Gözlerimi yavaş yavaş açmaya çalışıyordum ama tepemdeki beyaz, loş ışık gözlerimi kamaştırıyordu. Bir anda kuzenim Taner’in sesini duydum: "Eren uyandı! Çabuk doktora haber verin!" diye bağırıyordu.
Nasıl oldu da buraya düştüm? Son olanları hatırlamaya çalışıyordum. En son inşaatta kaynak yapılan yerleri kontrol ediyordum... Sonrası karanlık. Galiba gerçekten düşmüştüm.
İçeri doktorla Taner girdi, hemen arkalarından da babam gözüktü. Kapının eşiğindeki endişeli bakışları üzerimdeydi. Doktorun sesiyle bakışlarımı o tarafa yönelttim.
— Nasıl hissediyorsunuz kendinizi? Ağrınız var mı?
Kolumu göstererek fısıldadım: "Kolum ağrıyor, onun haricinde sadece yorgunluk var."
— Kolunuzun üstüne düşmüşsünüz. Şanslısınız ki yumuşak kumun üstüne gelmişsiniz. Bir süre kolunuzu hareket ettirmeyin. Tekrar geçmiş olsun.
— Teşekkürler.
Babam yanıma yaklaşıp sordu: "Oğlum, bir şeye ihtiyacın var mı?"
"Yok baba, iyiyim."
"Tamam o zaman, doktor taburcu olabileceğini söyledi. Çıkış işlemlerini halledip gelirim. Taner yanındayken bir şey lazım olursa ona söyle."
"Tamam baba."
Babamın odadan çıkmasıyla Taner’in kendini bırakıp gülmesi bir oldu. "Bir an öleceksin diye çok korktum! Yağmur’a bunu nasıl açıklardım sonra?"
İçimden söylenmeden edemedim: Derde bak; koyun can derdinde, kasap et!
"Söyledin mi bari sevgiline olanları?" diye sordum.
"Anaaa! Ben tamamen unuttum, senin derdine düştüm kızlara haber vermedim! Telefonum nerede benim?"
Ona sorgular gibi bir bakış attım. "Ceketinin cebinde salak. Aşk gözünü kör etmiş senin."
"Ne aşkı Eren? Harbi bir şey oldu sandım sana, akıl mı kaldı bende?"
Telefonuna baktığında gözleri fal taşı gibi açıldı. "Oha! Ece’den 33 cevapsız arama! Kız beni çiğ çiğ yiyecek. Senin yüzünden kızı habersiz bıraktım."
"He Taner, onun da suçlusu benim..."
Biz Taner’le tartışırken koridorun ortasından bir ses yükseldi: "Erennn! Kardeşim neredesin?!"
Bu ses Serdar’ındı. Taner, ben ve Serdar... Aynı mahallede beraber büyümüştü çocukluk arkadaşımızdı.
"Sen mi haber verdin Serdar’a?" dedim Taner’e dönerek.
"Evet, o an can havliyle aramıştım. Anca işten çıkıp gelebilmiş, aklımdan çıktı tamamen."
O sırada Serdar odaya daldı. "Eren’im! Ne yapmışlar benim kardeşime? İyi misin, ölmedin değil mi?"
"Yok Serdar, öldüm de sizinle vedalaşmak için geri geldim. Birazdan döneceğim," diye dalga geçtim.
"Şaka mı yapıyorsun oğlum? Taner bana 'Eren düştü' deyince aklım çıktı!"
Taner araya girdi: "Olay gene bana patladı ya! Ben Ece’yi aramaya kaçar, siz tartışın."
"Aman, koş sevgiline!" dedim arkasından.
Gülerek çıktı odadan: "Kıskanma kuzen, sana da yaparız bir tane!"
O sırada Serdar’ın karşı çekmecedeki ilaçları karıştırdığını fark ettim. "Serdar, ne yapıyorsun kardeşim?"
İlaç kutularını gösterdi: "Sence şunlardan birini içsem, bir anda kötüleşip birkaç gün işten yırtabilir miyim?"
Elimle yüzümü kapattım. Allah’ım, benim neden normal bir arkadaşım yok? Çocuk kasiyerlik yapıyordu ama kafası hep firardaydı. "Biz bunu bu kafayla evlendiremeyiz de..." diye mırıldandım.
"Eren, ne söylenip duruyorsun? Taktik ver işte!"
Derin bir nefes alıp camı gösterdim. "Serdar, karşıdaki camı görüyor musun?"
"Evet, ne oldu ki? İçerisi çok mu havasız?"
"Aç camı şimdi. Bak bakalım oradan aşağı düşersen işe gidebilir misin?"
"Hııı, çok komik! Anca dalga geç sen. Biz de burada sana bir şey oldu diye korkalım..."
"Tamam Serdar, iyi ki varsın, iyi ki geldin. Merak etme, gerçekten iyiyim."
"Kardeşler bugünler içindir be oğlum!"
Babamın sesiyle toparlandık: "Çıkış işlemlerini hallettim, gidebiliriz."
"Murat abi, nasılsın?" diye atıldı Serdar.
"İyidir Serdar, ne ara geldin? Taner nereye kayboldu birde?"
"Sevgilisiyle konuşuyor baba, habersiz bırakmış da..."
Serdar bir anda kahkahayı patlattı. Tam o sırada Taner odaya girdi. "Ne gülüyorsunuz oğlum, komik bir şey mi var?"
"Bir şey yok, çıkalım artık. Daraldım ben burada."
Taner, Serdar ve babamla beraber yola koyulduk. Yoldayken aklımdan geçen tek şey Yağmur’un bunu duyup duymadığıydı. O günden sonra bir daha görmemiştim onu. Duysa yazardı bence... Eren, ne diyorsun oğlum? Ucuz atlattın bugün, hala Yağmur diyorsun!Babam beni kendi evime bıraktı. "Bir şey olursa ara beni direkt."
"Tamam baba, ararım."
Eve girer girmez üzerimdeki ağırlık daha da çöktü. Babamın arabasının sesi sokaktan uzaklaşırken, ev yine her zamanki sessizliğine büründü. Kolumdaki sızıya aldırmadan kanepeye oturdum. Telefonumu elime aldım, ekrana baktım; ne bir mesaj vardı ne de kaçırılmış bir arama. İçimde garip bir boşlukla odama geçip yatağa uzandım. Uykuya dalmadan önce aklımdan geçen son şey; sabah Taner'den Ece ile olan konuşmaları öğrenmekti. Bakalım bizim "prenses" cephesinde neler olmuştu?
Bu hikâyeyi yazarken çok keyif alıyorum, umarım siz de buraya kadar okurken keyif almışsınızdır. Yorumlarınızı okumayı çok isterim 🤍
