12. bölüm · YASAK YEMİN
Bölüm 12 – Siyah Kurt
O gece uyuyamadım.
Elimdeki mektup hâlâ masamın üzerindeydi.
Siyah kurt.
İkinci varis.
Taht.
Bu üç kelime zihnimde dönüp duruyordu.
Adrian'ın öldüğünü biliyordum. Kendi gözlerimle görmüştüm. Ama ölümüyle birlikte planının da sona erdiğini düşünmüştüm.
Yanılmıştım.
Hem de fazlasıyla.
Pencerenin önüne geçtim.
Sarayın ışıkları birer birer sönüyordu. Herkes savaşın ardından dinlenmeye çalışıyordu.
Ama benim için savaş hâlâ devam ediyordu.
Kapım hafifçe çaldı.
"Kim?"
"Benim."
Kael.
Kapıyı açtığımda elinde birkaç parşömen vardı.
"Uyumadın," dedi.
"Sen de."
Kısa bir gülümseme belirdi yüzünde.
"Uyuyamadım."
İçeri girdi ve parşömenleri masanın üzerine bıraktı.
"Adrian'ın odasından başka şeyler de bulduk."
Kaşlarımı kaldırdım.
"Neler?"
Kael haritalardan birini açtı.
Üzerinde bizim krallığımız vardı.
Fakat haritanın kuzey kısmı kırmızı mürekkeple işaretlenmişti.
"Buraya bak."
Eğildim.
"Kuzey geçidi."
"Evet."
"Orası yıllardır kullanılmıyor."
"Tam olarak."
Kael başka bir harita çıkardı.
Bu kez başka bir krallık vardı.
Sınırlarımızın ötesinde, dağların arasında küçük ama güçlü bir krallık.
Haritanın üzerinde aynı sembol vardı.
Siyah kurt.
Kalbim hızlandı.
"Bu krallık..."
"Varelia."
İsmi duyduğum anda içimde tuhaf bir his oluştu.
Varelia.
Yıllardır bizimle barış içinde olan bir krallıktı.
En azından öyle biliyorduk.
"Adrian'ın Varelia ile bağlantısı mı vardı?"
"Sanırım daha fazlası var."
Kael haritanın arkasını çevirdi.
Orada küçük bir not vardı.
"İlk kapı kuzeyde açılacak."
Parmaklarım buz gibi oldu.
"Kael..."
"Evet."
"Bu savaş sırasında kuzey sınırımız neden saldırıya uğramadı?"
Kael cevap vermedi.
Çünkü ikimiz de aynı şeyi düşünüyorduk.
Belki de saldırmamalarının bir nedeni vardı.
Belki de...
Bizim kazanmamızı bekliyorlardı.
Saatlerce odada kaldık.
Haritaları tek tek inceledik.
Mektupları sıraladık.
Ama bir şey bulamadık.
Ta ki Kael eski sandığın dibine tekrar bakana kadar.
"Elrya."
Sesindeki değişikliği hemen fark ettim.
Yanına gittim.
Sandığın tabanında küçük bir bölme vardı.
Kael parmaklarını kenarına geçirdi ve kapağı kaldırdı.
İçinden tek bir mektup çıktı.
Diğerlerinden farklıydı.
Üzerinde mühür yoktu.
Sadece adım yazıyordu.
Elrya.
Nefesim kesildi.
"Bu nasıl mümkün olabilir?"
Kael mektuba baktı.
"Adını biliyorlardı."
Titreyen parmaklarımla mektubu açtım.
İçinde yalnızca birkaç satır vardı.
"Adrian başarısız oldu."
Bir sonraki satıra geçtim.
"Beklediğimiz gibi krallığı içeriden ele geçiremedi."
Kalbim hızlandı.
Son satıra geldiğimde elim durdu.
Kağıdı okumak istemiyordum.
Ama okudum.
"Şimdi sıra kız kardeşinde."
Oda bir anda sessizleşti.
Başımı kaldırdım.
"Adrian'ın..."
Sesim çıkmadı.
Kael bana baktı.
"Ne?"
Yutkundum.
"Adrian'ın bir kız kardeşi olduğunu hiç duymadım."
Kael'in yüzündeki ifade değişti.
"Ben de."
İkimiz de mektuba bakıyorduk.
Sonra Kael yavaşça konuştu.
"Belki de kimsenin duymasını istemedikleri biriydi."
Ayağa kalktım.
"Babam biliyor olabilir."
"Elrya..."
"Hayır."
Mektubu elimde sıktım.
"Eğer babam biliyorsa neden bana hiç söylemedi?"
Kael cevap vermedi.
Çünkü bu sorunun cevabını ikimiz de bilmiyorduk.
Tam kapıya yönelmiştim ki koridordan ayak sesleri duyuldu.
İkimiz de sustuk.
Ayak sesleri kapının önünde durdu.
Bir an sonra kapının altından küçük bir şey içeri doğru itildi.
Sonra ayak sesleri uzaklaştı.
Kael hemen kapıyı açtı.
Koridor bomboştu.
Yerde ise küçük, siyah bir zarf duruyordu.
Üzerinde yalnızca bir sembol vardı.
Uluyan kurt.
Kael zarfı aldı.
Bana baktı.
"Bu artık bir tesadüf değil."
Zarfı açtım.
İçinden tek bir cümle çıktı.
"Beni aramanıza gerek yok, Prenses."
Altında ise:
"Ben zaten sizi buldum."
Mektup parmaklarımın arasından kaydı.
Ve o an...
Sarayın en yüksek kulesinden bir çan sesi yükseldi.
Bir kez.
İki kez.
Üç kez.
Kael pencereye koştu.
Ben de arkasından baktım.
Uzakta, sarayın dışında...
Bir atlı duruyordu.
Üzerinde siyah bir pelerin vardı.
Ve pelerinin üzerinde...
Siyah kurt sembolü.
Atlı başını kaldırdı.
Sanki bizi görebiliyormuş gibi doğrudan saraya baktı.
Sonra atını çevirdi ve karanlığın içinde kayboldu.
Kael bana döndü.
"Elrya..."
Gözlerimi pencereden ayıramıyordum.
"Ne?"
"Sanırım bizi buldular."
İçimde tek bir düşünce vardı.
Adrian sadece başlangıçtı.
