8. bölüm · YASAK YEMİN
8.BÖLÜM : TAHTIN KADERİ
Adrian’ın yere yığıldığı o an…
her şey değişti.
Nefesim hâlâ düzensizdi. Ellerim titriyordu ama gözlerim artık kaçmıyordu. Kael diz çökmüş, Adrian’ın nabzını kontrol ediyordu.
“Yaşıyor,” dedi.
Başımı salladım.
“Yaşamalı.”
Çünkü bu hikâye artık sadece hayatta kalmak değildi.
Gerçeği ortaya çıkarmaktı.
O gece Adrian gizlice zindana götürüldü.
Sarayın en alt katına.
Kimsenin bilmediği, sadece krala ve en güvendiği adamlara ait olan yere.
Ama bu sefer…
Ben de oradaydım.
Babamın karşısında duruyordum.
Bu kez yalnız değildim.
Kael yanımdaydı. Ve zincirlenmiş halde Adrian dizlerinin üzerindeydi.
Babamın yüzü karanlıktı.
“Bu ne demek?” diye sordu.
Sesi sakindi.
Ama fırtına öncesi sessizlik gibiydi.
Bir adım öne çıktım.
“Gerçek.”
Elimi kaldırdım.
“Konuş.”
Adrian başını kaldırdı.
Gözleri hâlâ aynıydı.
Soğuk.
Ama bu kez… köşeye sıkışmış.
“Konuşmayacağım,” dedi.
Kael bir adım attı.
Ama ben onu durdurdum.
“Konuşacaksın.”
Adrian hafifçe güldü.
“Ve neden?”
Derin bir nefes aldım.
“Çünkü artık saklanacak hiçbir şeyin yok.”
Göz göze geldik.
Ve bu kez…
Korkmadım.
Babam sabırsızlanıyordu.
“Yeter,” dedi. “Eğer bu bir oyun ise—”
“Bu bir oyun değil!” dedim.
Sesim salonda yankılandı.
İlk kez…
Ona karşı çıktım.
“Bu bir ihanet. Ve kanıtımız var.”
Kael cebinden haritayı çıkardı.
Babama uzattı.
Babam aldı.
İnceledi.
Kaşları çatıldı.
“Bu ne?”
“Plan,” dedim. “Kapıları içeriden açmak için. Düğün gecesi.”
Sessizlik.
Ağır.
Boğucu.
Babamın bakışları yavaşça Adrian’a döndü.
“Bu doğru mu?”
Adrian sustu.
Ama bu kez sessizliği… bir cevap gibiydi.
“Konuş!” diye bağırdı babam.
Adrian başını kaldırdı.
Gözleri bana kaydı.
Sonra…
Gülümsedi.
“Evet.”
Salonda hava değişti.
“Her şey planlandığı gibiydi,” dedi. “Evlilik, güven, kapılar… ve sonra savaş.”
Babam bir adım geri çekildi.
İlk kez…
Onu sarsılmış gördüm.
“Ve kızım?” diye sordu.
Adrian omuz silkti.
“Bir araç.”
Bu kelime…
Her şeyi bitirdi.
Babam yavaşça bana döndü.
Gözlerinde bir şey vardı.
Pişmanlık mı?
Belki.
Ama artık önemli değildi.
“Bunu… neden daha önce söylemedin?” dedi.
Gülümsedim.
Acı bir gülümseme.
“Söyledim.”
Sessizlik.
Bu kez farklıydı.
Bu kez…
Ben kazanmıştım.
Adrian zindana götürüldü.
Bu sefer gerçekten.
Savaş kaçınılmazdı artık.
Ama bu kez…
Hazırlıklıydık.
Gece…
Saray sessizdi.
Ama içimde fırtına vardı.
Balkona çıktım.
Soğuk hava yüzüme vurdu.
Ama içimdeki ateşi söndüremedi.
“İyi misiniz?”
Kael’in sesi.
Her zamanki gibi.
Döndüm.
“Bilmiyorum,” dedim dürüstçe.
“Her şey çok hızlı oldu.”
Kael yanıma geldi.
“Güçlüydünüz.”
Başımı salladım.
“Hayır… sadece mecburdum.”
Sessizlik.
Sonra ona baktım.
“Kael… ya savaş başlarsa?”
“Başlayacak.”
Cevabı netti.
“Ve ben…”
Sözlerim boğazımda kaldı.
“Ben ne olacağım?”
Kael gözlerimin içine baktı.
“Sen zaten ne olman gerektiğini biliyorsun.”
Kalbim hızlandı.
“Ne?”
Bir adım yaklaştı.
Bu kez geri çekilmedi.
“Kraliçe.”
Bu kelime…
İçimde yankılandı.
Korkutucu.
Ama doğru.
O gece yıldızlara baktım.
Ve ilk kez…
Korkmadım.
Çünkü artık biliyordum—
Ben sadece bir prenses değildim.
Ben…
Tahtın kaderiydim.
