3. bölüm · YASAK YEMİN
3.BÖLÜM - Gölgenin Ardındaki Gerçek
geceden sonra içimdeki huzursuzluk daha da büyüdü.
Artık sadece hissetmiyordum… görüyordum.
Prens Adrian’ın her hareketi fazla kusursuzdu. Söylediği her söz ölçülüydü, attığı her adım hesaplı. İnsanlar onun zarafetinden etkileniyordu ama ben o zarafetin altında saklanan sertliği fark ediyordum.
Ve en kötüsü…
Bana baktığında sanki beni değil, sahip olacağı bir şeyi görüyordu.
Ertesi gün saray her zamankinden daha hareketliydi. Düğün hazırlıkları başlamıştı bile. Hizmetçiler koşuşturuyor, kumaşlar taşınıyor, davet listeleri hazırlanıyordu.
Ben ise kendi düğünümün misafiri gibiydim.
Annem saçlarımı tararken aynadaki yansımama baktım.
“Hiç mutlu görünmüyorsun,” dedi.
“Mutlu olmam mı gerekiyor?”
“Alışacaksın.”
Bu kelime içimde yankılandı.
Alışacaksın.
Sanki bu bir teselliymiş gibi.
Annem odadan çıktıktan sonra derin bir nefes aldım ve karar verdim.
Artık sadece korkmayacaktım.
Öğrenecektim.
O gün boyunca Adrian’ı gözlemledim. Kimlerle konuşuyor, ne söylüyor, neyi saklıyor… Küçük detaylara dikkat etmeye başladım.
Ve sonunda bir şey fark ettim.
Akşam üzeri, herkes büyük salonda toplanmışken o ortadan kayboldu.
Kimse fark etmedi.
Ama ben ettim.
Hiç düşünmeden peşinden gittim.
Sarayın daha az kullanılan, karanlık koridorlarına yönelmişti. Adımlarımı sessizleştirmeye çalışarak onu takip ettim. Kalbim o kadar hızlı atıyordu ki sesinin yankılanacağından korkuyordum.
Bir köşede durdu.
Ben duvarın arkasına saklandım.
Yalnız değildi.
Yanında siyah pelerinli bir adam vardı. Yüzünü göremiyordum ama sesi sertti.
“Her şey plana uygun ilerliyor mu?”
Adrian’ın sesi daha soğuktu.
“Prenses şüpheleniyor.”
Kalbim sıkıştı.
Biliyordu.
“Bu bir sorun mu?” diye sordu adam.
“Hayır,” dedi Adrian. “Zaten yakında hiçbir şeyin önemi kalmayacak.”
Nefesimi tuttum.
“Düğünden sonra kapılar açılacak. İçeriden. Bu krallık savunmasız kalacak.”
Dünya başıma yıkıldı.
Bu bir evlilik değildi.
Bu bir istilaydı.
“Peki ya prenses?” diye sordu adam.
Kısa bir sessizlik oldu.
Sonra Adrian hafifçe güldü.
“Onu kullanacağım. Gerekirse… ortadan kaldırırım.”
Gözlerim doldu ama ses çıkarmadım.
Artık emindim.
Bu adam sadece tehlikeli değildi.
Acımasızdı..
Adam gittikten sonra Adrian da uzaklaştı. Bir süre bekledim. Bacaklarım titriyordu.
Sonra arkamdan bir el kolumu tuttu.
Çığlık atacakken ağzımı kapattı.
“Benim.”
Kael.
Gözlerim ona döndü. İçimde tuttuğum her şey bir anda dışarı çıkmak istedi.
Elini çekti.
“Beni korkuttun.”
“Özür dilerim,” dedi ama sesi ciddi kaldı. “Onu takip ettiğinizi gördüm.”
Bir adım geri çekildim.
“Her şeyi duydum.”
Kael’in yüzü anında değişti.
“Ne duydunuz?”
Sesim titriyordu ama durmadım.
“Bu bir evlilik değil. Bu bir plan. Düğünden sonra kapıları açacaklar. İçeriden saldıracaklar.”
Sözlerim havada asılı kaldı.
Kael bir an gözlerimin içine baktı.
“Emin misiniz?”
“Evet,” dedim. “Ve… ve benim için de planları var.”
Bunu söylemek bile zor gelmişti.
Kael’in çenesi sıkıldı.
“Size zarar veremez.”
“Verir,” dedim fısıltıyla. “Hiç tereddüt etmeden.”
Sessizlik.
Sonra Kael bana doğru bir adım attı.
“Bunu durduracağız.”
İlk kez sesinde tereddüt yoktu.
Sadece kararlılık.
“Nasıl?” dedim.
“Kanıt bulacağız. Kralı ikna edeceğiz.”
Başımı salladım.
“Babam beni bile dinlemezken buna inanır mı?”
Bu soru havada asılı kaldı.
Kael cevap vermedi.
Çünkü ikimiz de gerçeği biliyorduk.
Bu savaşı tek başımıza vermek zorundaydık.
Yavaşça ona yaklaştım.
“Eğer başaramazsak…”
Sözlerim boğazımda düğümlendi.
Kael gözlerimi bırakmadı.
“Başaracağız.”
Bu bir umut değildi.
Bir karardı.
Ve o an anladım…
Artık geri dönüş yoktu.
Ya bu krallığı kurtaracaktık.
Ya da onunla birlikte yok olacaktık.
