6. bölüm · YASAK YEMİN

6.BÖLÜM - MASKELERİN ARDINDA

Onlyybookss

Sarayda her şey her zamanki gibi görünüyordu.
Müzikler çalıyor, hizmetkârlar koşuşturuyor, düğün hazırlıkları son hız devam ediyordu. Altın kumaşlar, çiçekler, davetli listeleri…
Ama ben artık hiçbir şeye aldanmıyordum.
Bu bir kutlama değildi.
Bu, fırtına öncesi son sessizlikti.

Planımız basitti.
Ben, Prens Adrian’la yalnız kalacaktım.
Onu konuşturacaktım.
Ve Kael…
Bizi dinleyecekti.
Sarayın eski salonlarından biri seçildi. Taş duvarlı, yüksek tavanlı, nadiren kullanılan bir yer. Sesler yankılanırdı.
Kael perde arkasında olacaktı.
Her şeyi duyacaktı.
Ve eğer bir şey ters giderse…
Orada olacaktı.

Akşam olduğunda aynanın karşısında duruyordum.
Üzerimde koyu renkli, sade ama zarif bir elbise vardı. Ne fazla gösterişli ne de fazla sıradan.
Tam olması gerektiği gibi.
Ama yüzüm…
Kendime baktım.
Korku yoktu.
Sadece kararlılık.
“Hazır mısınız?”
Kael’in sesi arkamdan geldi.
Aynadan göz göze geldik.
“Hayır,” dedim dürüstçe. “Ama gitmek zorundayım.”
Kael birkaç adım yaklaştı.
Bir an… sadece bir an, her şeyi bırakıp kaçmak istedim.
Onunla birlikte.
Ama bu bir masal değildi.
Bu gerçekti.
Ve gerçekler kaçılarak değişmezdi.
“Dikkatli olun,” dedi.
Sadece bu.
Ama bu iki kelime her şeydi.

Salona girdiğimde Adrian çoktan oradaydı.
Her zamanki gibi kusursuz.
Her zamanki gibi tehlikeli.
“Prenses,” dedi gülümseyerek. “Beni görmek istediğinizi söylediler.”
Kapıyı arkamdan kapattım.
Kalbim hızlı atıyordu ama belli etmedim.
“Evet,” dedim. “Konuşmamız gerekiyor.”
Yavaşça ona doğru yürüdüm.
“Düğün yaklaşıyor.”
“Evet,” dedi. “Sabırsızlıkla bekliyorum.”
Gözlerinin içine baktım.
“Ben beklemiyorum.”
Gülümsemesi hafifçe değişti.
“Bunu değiştirebiliriz.”
“Hayır,” dedim. “Ama gerçeği öğrenebilirim.”
Bir adım daha yaklaştım.
“Neden ben?”
Kısa bir sessizlik oldu.
Sonra Adrian başını hafifçe eğdi.
“Çünkü sen… en uygun kişisin.”
“Ne için?”
Gözleri karardı.
“Bir krallığı içeriden yıkmak için.”
Nefesim kesildi.
Devam etti.
“Seninle evlenince, kapılar açılacak. Muhafızlar şüphelenmeyecek. Halk kararsız kalacak. Ve o anda…”
Sesi alçaldı.
“Her şey bitecek.”
İşte buydu.
İtiraf.
Gerçek.
“Peki ya ben?” dedim fısıltıyla.
“Sen mi?”
Bir an düşündü.
Sonra omuz silkti.
“Gerekirse yaşarsın. Gerekirse… yaşamazsın.”
İçimde bir şey koptu.
Ama yüzümde hiçbir şey göstermedim.
“Bunu yapmana izin vermeyeceğim.”
Adrian hafifçe güldü.
“İzin?” dedi. “Hâlâ bunu bir seçim sanıyorsun.”
Bir adım attı.
Çok yakındı artık.
“Sen zaten benim oyunumun içindesin, Elrya.”
Adımı onun ağzından duymak midemi bulandırdı.
Tam o anda perde arkasından hafif bir hareket sesi geldi.
Kael.
Duyuyordu.
Her şeyi.
Adrian bir an başını o yöne çevirdi.
Kalbim duracak gibi oldu.
Fark etti mi?
Ama sonra tekrar bana döndü.
“Artık çok geç,” dedi.
“Hayır,” dedim.
Gözlerinin içine bakarak.
“Daha yeni başlıyor.”
Kapı bir anda açıldı.
Kael ortaya çıktı.
Gözleri karanlıktı.
“Yeterince duydum.”
Adrian geri çekildi.
Yüzündeki o sahte zarafet tamamen yok olmuştu.
“Demek muhafız da işin içinde.”
Kael kılıcının kabzasına dokundu.
“Bu krallığa ihanet ediyorsun.”
Adrian gülümsedi.
“Hayır,” dedi. “Ben sadece alıyorum.”
Bir an herkes dondu.
Sessizlik.
Sonra
Adrian bir anda hareket etti.
Elini hızla kılıcına attı.
Kael de.
Çelik sesi salonda yankılandı.
İlk darbe Kael’den geldi.
Adrian savurdu.
Geri çekildim.
Kalbim deli gibi atıyordu.
Her şey bir anda kontrolden çıkmıştı.
Bu bir plan değildi artık.
Bu…
Savaştı.
Ve ben tam ortasındaydım.