4. bölüm · YASAK YEMİN
4.BÖLÜM - Ateşten Önceki Sessizlik
O geceden sonra hiçbir şey eskisi gibi görünmüyordu.
Saray aynıydı… ama ben değildim.
Artık koridorlarda yürürken sadece taş duvarları görmüyordum. Her köşe, her gölge bana bir sır saklıyormuş gibi geliyordu. İnsanların gülüşleri bile sahteydi. Sanki herkes bir oyunun içindeydi ve ben sonunda gerçeği görmeye başlamıştım.
Ve bu oyunun ortasında ben vardım.
Prenses Elrya.
Ama bu kez sadece bir piyon olmayacaktım.
—
Ertesi sabah Kael ile tekrar buluştuk. Bu sefer tesadüf değildi.
Sarayın en eski kulesinin altındaki küçük odada, kimsenin uğramadığı bir yerdeydik. Burası eskiden muhafızların kullandığı bir nöbet noktasıymış. Şimdi ise bizim saklanma yerimiz olmuştu.
“Dün gece duyduklarınız her şeyi değiştiriyor,” dedi Kael.
Ses tonu her zamanki gibi sakindi ama gözleri çok daha keskin bakıyordu.
“Zaten hiçbir şey aynı değildi,” dedim. “Ben sadece geç fark ettim.”
Bir süre sessiz kaldık.
Sonra ona döndüm.
“Kanıt bulmamız gerekiyor.”
Başını salladı.
“Evet. Ama dikkatli olmalıyız. Eğer şüphelendiğini fark ederse planını hızlandırabilir.”
“Zaten hızlandıracak,” dedim. “Düğün yaklaştıkça zamanı daralıyor.”
Kael birkaç saniye düşündü.
“Onu yalnız yakalamamız lazım.”
İçim gerildi.
“Dün gece yalnız değildi.”
“Bu yüzden daha dikkatli olacağız.”
—
Planımız basitti.
Ama tehlikeliydi.
O gün boyunca Elrya olarak değil, bir gölge gibi hareket ettim. Adrian’ın nerede olduğunu, kimlerle konuştuğunu izledim. Kael de saray muhafızları arasında dikkat çekmeden bilgi topluyordu.
Ve sonunda fırsat geldi.
Akşamüstü, Adrian’ın çalışma odasına yalnız girdiğini gördüm.
Kalbim hızlandı.
Kapının önüne kadar gittim. Bir an durdum.
Ya yakalanırsam?
Ya haklıysam?
Ya her şey düşündüğümden daha kötüyse?
Gözlerimi kapattım.
Ben sadece bir prenses değilim.
Kapıyı yavaşça araladım.
Oda boştu.
Ama masanın üzerinde açık bırakılmış bir harita vardı.
Yaklaştım.
Bu bizim krallığımızdı.
Ama işaretlenmişti.
Kapılar.
Geçitler.
Ve… zayıf noktalar.
Ellerim titredi.
Bu bir plan değil.
Bu bir saldırıydı.
Masadaki kağıtlardan birini aldım. Tam o sırada koridordan ayak sesleri geldi.
Donakaldım.
Adrian.
Hızla etrafa baktım. Saklanacak yer yoktu.
Kalbim göğsümü parçalayacak gibiydi.
Kapı açıldı.
“Prenses…”
Sesinin tonu değişmişti.
Artık o nazik, sahte zarafet yoktu.
Yavaşça arkamı döndüm.
Gözleri direkt elimdeki kağıda kaydı.
Ve sonra bana.
Gülümsedi.
Ama bu kez o gülümseme soğuktu.
“Demek merak ediyorsunuz.”
Bir adım attı.
Geri çekildim.
“Bu gördüğünüz şeyler… sizi ilgilendirmez.”
“Bu benim krallığım,” dedim. “Beni ilgilendirir.”
Bir an durdu.
Sonra başını hafifçe eğdi.
“Artık benim de krallığım olacak.”
İşte o an her şey netleşti.
Korku yerini öfkeye bıraktı.
“Buna asla izin vermeyeceğim.”
Gözleri karardı.
“İzin mi?” diye fısıldadı. “Siz gerçekten hâlâ seçimleriniz olduğunu mu sanıyorsunuz?”
Kapıya doğru bir adım attı.
Çıkış yolumu kapatıyordu.
Tam o sırada kapı bir anda açıldı.
Kael.
Gözleri Adrian’dan bana kaydı.
Durumu anladı.
“Prensesi arıyorlardı,” dedi soğuk bir sesle. “Majesteleri sizi görmek istiyor.”
Adrian birkaç saniye onu süzdü.
Sonra bana baktı.
“Bu konuşma bitmedi.”
Yavaşça geri çekildi.
Kael hemen yanıma geldi.
Hiçbir şey söylemeden elimden kağıdı aldı ve cebine sakladı.
Sonra bana baktı.
“Gitmeliyiz.”
—
Koridora çıktığımızda hâlâ nefes alamıyordum.
“Gördün mü?” dedim fısıltıyla. “Her şey gerçek.”
Kael başını salladı.
“Evet.”
“Artık kanıtımız var.”
“Evet.”
Durdu.
Gözlerimin içine baktı.
“Ama artık o da şüpheleniyor.”
Sessizlik çöktü.
Bu sefer durum daha tehlikeliydi.
Çünkü artık sadece biz bilmiyorduk.
O da biliyordu.
Ve bu savaş…
Başlamak üzereydi
